+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve İnanç ve Kültür Forumunda Tarih yazıcılığı hangi alanlarda gelişme göstermiştir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Leyla
    Devamlı Üye

    Tarih yazıcılığı hangi alanlarda gelişme göstermiştir








    Tarih yazıcılığı hangi alanlarda gelişme göstermiştir

    Tarih yazıcılığı hangi alanlarda gelişme gösterdiği hakkında bilgi

    Tarih yazıcılığı hangi alanlarda gelişme göstermiştir1.jpg.

    Bu tarz ilk olarak eski Yunan'da ortaya ,
    çıkmıştır. Başlangıçta ağızdan ağıza dolaşan hatıralar şairler tarafından nazım tarzında söylenmekte ve bunlara "epos" adı verilmekteyken, Logograflar tarafından hikayeleştirilerek nesre çevrilmişler ve arşivlerdeki malzemenin de ilavesiyle içlerine birtakım gerçekler de karışmıştır. Fakat yine de, Strabon'un ifadesiyle bunlar "epos" olmaktan kurtulamamışlardır. Logografların eserleri ne edebi, ne de tarihi eserlerdir. Sadece ilmi araştırma yolunu açan "basit kronikler"dir.

    "Tarihin Babası" adıyla bilinen Heredotos her ne kadar Logografların yolundan gitmişse de, insanı merkez haline getirmiş olması ve kavrayış üstünlüğüyle onlardan ayrılır. Herodotos da hikayeci tarih tarzını kullanmıştır. Fakat olayları peş peşe sıralamakla kalmamış, onları bir düzen içinde nakletmiş ve bir kompozisyon örneği vermiştir. Eserinde az da olsa siyasi görüşler vardır. Tenkit düşüncesine sahip olmamakla birlikte, gördükleri ile duydukları arasında bir ayrım yapmıştır.



    2. Öğretici (Pragmatik) Tarih
    Geçmiş olaylardan ders almak, gelecekteki yolu doğru çizebilmek, okuyucuya ahlaki ve milli duygular aşılayabilmek maksadıyla yazılan bu tarz eserler, öğretici bir mahiyet arz ettiklerinden "öğretici" veya "pragmatik" denilen tarihçilik akımı içinde yer alırlar. Bu tarzın önderliğini yapan kişi Thukydides'tir. Gerçek anlamda tarihçilik, onun "Pelopennesoslular ile Atinalıların Savaşı" adlı eseriyle başlamıştır. Bu eser sadece edebi bakımdan değil, metod ve zihniyet bakımından da daha önceki eserlerden çok farklıdır. Bu fark, eserin gerek konu, gerekse muhtevasında kendini göstermektedir. Eser zaman ve mekan bakımından sınırlandırıldıktan başka, sadece müellifin yaşadığı devrin olaylarına tahsis edilmiş; devlet, tarihi realitenin merkezi olarak görülerek, esas yerine getirilmiştir. Devlet düşüncesinin esasını siyaset teşkil etmesi dolayısıyla da Thukydides bir siyasi tarih yazıcısı olmuştur. Thukydides yetişme tarzı sebebiyle de, araştırmaya yeni bir anlam getirmiştir. Bu da "siyasi öğretim de faydalı olmak"tır. Böylece ilk defa olarak tarih biliminin sosyal bilimler içindeki yeri de tayin edilmiştir.
    Burada amaç, faydalı olmak, tarih yoluyla tecrübeyi arttırıp bilgiyi çoğaltarak geliştirmek ve insanı başarılı kılmaktır. Bunun şartları ise: 1) gerçeğe tamamen sadık kalmak, 2) olay ve durumları anlatırken, aralarındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Geçmişi öğrenerek, bu bilgilere dayanarak şu anki durum ve gelecek hakkında hüküm vermek anca bu şekilde mümkündür. Tarih yazıcılığında bu tür, Thukydides'den sonra diğer eski Yunan ve Roma tarihçilerince de benimsenmiş; Polybios, Plutarkhos, Tacitius, Machiavelli gibi yazarlar onun izinden gitmişlerdir. Pragmatik tarih yazıcılığının en belirgin özelliği, tarihte ün yapmış şahsiyetlere geniş yer verilmesi, bu kişilerin idealleştirilmesi, hatta adeta insan üstü varlıklar haline getirilmesidir. İslam tarihçiliğindeki "Siyer" kitapları bu tarza örnek olarak gösterilebilir. Thukydides'in açtığı çığır, tarihi gerçekleri ortaya koymak hedefini güttüğü halde, örnek olmak prensibiyle de hareket ettiğinden, bunu benimseyen müelliflerin eserlerinde hep zaferler ve parlak olayların işlenmesine özen gösterilmiş, başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları karşısında sessizlik tercih edilmiştir. Bu da öğretici tarzın en büyük zaafını teşkil etmiştir.

    3. Araştırmacı Tarih
    XIX. yüzyılda tarih yazıcılığı tarzında ciddi bir hamle yapılmış, olayların sade anlatım ve geleceğe matuf öğreticisi vasfı yanında, çıkış sebepleri, bunları hazırlayan amiller, çeşitli olayların sebep ve sonuç ilişkilerinin araştırılmasına başlanmıştır ki, böylece tarih bir bilim olma kimliğini kazanmıştır.
    Dünyada cereyan eden olaylar, sadece yeri ve zamanı bakımından değil, cereyan tarzı, rol oynayan kişiler bakımından da farklılıklar gösterir. Şartların müsait olması halinde "benzer" olaylar cereyan edebilirse de "tarih tekerrür etmez". Yani, tarihi olaylar hiçbir zaman, aynı cins ve miktarda malzemelerin kullanıldığı laboratuvar deneyleri gibi değildir. Her birinin özel şartları, değişik mekanları vardır. Bu olaylara karışan kişilerin karakterleri, olay sırasındaki halet-i ruhiyeleri, dış tesirler birbirinden farklıdır. Şu halde, gerçek manada bir tahlil için, bütün bunların derinliklerine inilip ayrı ayrı araştırılması gerekir.
    Olayın oluşuna sebebiyet veren şartların,
    araştırılması da ayrı bir önem taşır. Bir olayı sadece tek bir sebebe bağlamak hatalıdır. Coğrafi, sosyal, siyasi, iktisadi vs. şartların iyi incelenmesi gerekir. Bunların birinin görülüp, diğerlerinin ihmal edilmesi yanlış sonuçlara götürebilir. Yani, tarihin bir bilim sıfatını kazanabilmesi için tarihin diğer sosyal bilimlerle olan ilişkilerinin her zaman göz önünde bulundurulması, yerine ve zamanına göre onlardan yardım istemesi gerekir.

    TARİHİN BÖLÜMLENMESİ
    İnsanlığın tarihini var oluşundan günümüze kadar bir bütün halinde incelemek oldukça güçtür. Bu neden tarih, çeşitli bölümlere ayrılarak incelenir. Fakat bu bölümlemeler bütünü bozucu bir özellik taşırlar. Bu nedenle araştırma ve incelemeyi kolaylaştırma yararından başka mutlak bir değerleri yoktur. Bu bölümlemeler sayesinde elde edilen bilgilerin bütün bir tarih bilinci içinde değerlendirilmesi gerekir.



    1. Zamana Göre Bölümleme
    Bu bölümlemede tarih, kronolojik dilimlere ve çağlara ayrılır: ilkçağ, ortaçağ, yeniçağ vs. Bu tip bölümleme kullanışlı, hatta kaçınılmazdır. Fakat tartışmalıdır. Çünkü bütün dünyanın kabul ettiği zamana göre bölümleme ortaya konulabilmiş değildir. Sözgelimi, bugün tarihte belirlenmiş çağlar, Akdeniz havzası ile Batı Avrupa'nın tarihsel gerçekliğine uygun düşmekte fakat Hint, Japon veya Çin kültürleri için bu bölümleme fazla bir şey ifade etmemektedir.

    2. Bölgeye Göre Bölümleme
    Bu tür bölümlemede kıtaların, ülkelerin, kentlerin, hatta köylerin tarihi söz konusudur. Avrupa tarihi, Türkiye tarihi, Ankara tarihi vs. Bu tür bölümlemenin de asıl amacı genel tarihe ulaşmaktır. Çünkü tarihi sadece yerel tarihe indirgemek, parçayı bütünden koparmak olduğundan hiçbir zaman bizi sağlıklı bir sonuca götürmez. Günümüzde bütün devletler milli tarihlerini dünya tarihi çerçevesinde yerleştirerek öğretmektedirler.

    3. Konuya Göre Bölümleme
    Buna analitik (çözümleyici) bölümleme adı da verilir. Bu tür bölümlemede, toplumların değişik yönlerinin incelenmesi söz konusudur. Sözgelimi: sanat tarihi, iktisat tarihi, düşünce tarihi, bilim tarihi vs. Bu tür incelemelerin de büyük yararı olmakla birlikte, incelenen alanın açık ve kesin bir şekilde sınırlandırılamaması bazı sorunlar yaratmaktadır. Sözgelimi dinî,
    tarihi sosyal tarihten ayırmak son derece güçtür.

    TARİHİN FAYDALANDIĞI BİLİMLER
    Tarih biliminin başka ilimlerle ilişkisi olmaksızın gelişmesi düşünülemez. Hangi bilimlerle, ne oranda alakası bulunduğu, onlardan ne gibi hususlarda faydalanacağı hakkında fikir sahibi olan Tarihçi bir problemle karşılaştığında hangi bilim dalının yardımına başvurabileceğini bilmelidir.

    1. Felsefe
    Felsefe, doğru ve bilinçli düşünmeyi, belirtiler arasındaki genel bağları kurmayı öğreten, dünya görüşlerinin kavranmasına imkan hazırlayan bir bilim dalıdır. Tarihî düşünüş ve münasebetleri gösteren kolu ise "Tarih Felsefesi"dir. Olayların doğru tahlili ancak o devrin felsefesinin bilinmesiyle mümkün olur.

    2. Sosyoloji
    Sosyoloji toplumdaki sosyal kanunları ortaya koyar. Tarih ise geçmişteki olayları bu kanunları göz önünde bulundurarak inceler. Tarih araştırmalarında doğru sonuçlara varılabilmesi için sosyoloji kanunlarının bilinmesine ihtiyaç vardır.

    3. İktisat
    Birçok tarihi olayın temelinde iktisadi faktörler vardır. Bu olayların kanunları iktisat bilimi tarafından ortaya konur. Tarih ise onun tasviri ile meşgul olur. Fakat bütün tarihi olayların iktisadi sebeplerden kaynaklandığı görüşüne de saplanmak hatalı bir yoldur.

    4. Antropoloji
    Antropoloji "insanin tabiî tarihidir" şeklinde tarif edilen bu bilim dalı "fizik antropolojisi" ve "kültür antropolojisi" şekline ikiye ayrılır. Fizik antropolojisi, insan ırkının oluşumunu araştırırken; kültür antropolojisi ise, kültürlerin, yazının icadından önceki devirlerden başlayarak bugüne kadarki gelişimini inceler.








  2. Leyla
    Devamlı Üye





    5. Arkeoloji
    Kültür antropolojisinin bir kolu olarak gelişmiş bir bilim dalıdır. Özellikle belgelerin bulunmadığı devirler için, tarihin en önemli yardımcılarındandır. Kalıntılar, özellikle kültür ve medeniyet tarihi açısından büyük kıymet taşırlar. Hatta arkeolojik buluntular yanında yazılı kaynaklar bazen ikinci plana düşebilir.

    6. Etnografi ve Etnoloji

    Etnografi ile etnoloji arasındaki fark, antropolojinin kalbi sayılan etnografi tek bir kabile veya topluluğun hayatının ana unsurları olan yaşayış, örf, adet ve geleneklerini konu alarak incelerken; etnoloji ise iki veya daha fazla sayıda kültür arasında mukayeseli çalışmalar yapan bir bilim dalıdır.

    7. Sosyal Antropoloji
    Etnolojinin bir kolu olan sosyal antropoloji bilimi; 1) toplumun dini, siyasi, iktisadi ve sosyal müesseselerini, 2) müzik, dans, halk edebiyatını içine alan folklor araştırmaları, 3) etnoloji ile tarih, etnoloji ile psikoloji arasındaki ilişkileri konu alan mukayeseli çalışmalar yapar.

    8. Filoloji
    Bir toplumun dili bilinmeden tarihinin bilinmesi de mümkün değildir. Bunun içindir ki tarihi araştırmaların ilk şartı o toplumun dilinin öğrenilmesidir. Bu da filoloji denilen dil bilgisi sayesinde olur. Ne var ki, tarihi araştırmalarda basit bir dil bilgisi çok zaman yeterli değildir. Kelimelerin sözlükteki,
    karşılıkları dışında, çeşitli devirlerde ve kullanılış yerlerine göre ifade ettikleri anlamların da bilinmesi gerekir. Aksi halde büyük hatalara düşülebilir.

    9. Sanat Tarihi
    Sanat tarihi kısmen arkeolojinin metodlarını kullanmakla birlikte son zamanlarda gelişme göstermiş bir bilim dalıdır ve özellikle kültür tarihi açısından ihmal edilemez.

    10. Coğrafya
    Bütün tarihi olaylar coğrafi bir mekan içinde geçer. Mekanın tasviri, olayların değerlendirilmesi açısından önemlidir ki bunu da coğrafya yapar. Coğrafi şartlar tarihe şekil verir ve gelişmesine yardım eder. Deniz kıyıları, nehir ve göllerin çevreleri, vahahar gibi topraklar insanların yerleşmeleri için en elverişli sahalar olmuş, büyük medeniyetler burada doğmuştur. Beşerî coğrafya, tarih bilimine, fizikî coğrafyadan daha çok yakındır. Çünkü beşerî coğrafya kanunlar teklif etmek yerine, toprağın iskan edilişinin şartları ve sonuçları hakkında bilgi verir. Beşerî coğrafyanın, tarih bilimine en çok yardımcı olduğu sahası, iktisadi ve sosyal tarihtir.

    11. Paleografya
    Bir toplumun dilini bilmek, tarihî araştırma için yeterli değildir. Dille birlikte kullanılan yazının da bilinmesi gerekir. Mısır tarihini araştırmak için hiyeroglif yazısını, Mezopotamya tarihini araştırmak için çivi yazısını, Orta Asya Türk tarihini araştırmak için Orhun ve Uygur yazıları ile Çin yazısını, Osmanlı, İran ve Arap tarihi için Arap yazısını, Slav milletlerinin tarihi için Kiril yazısını, Avrupa milletlerinin tarihini araştırmak için de Latin yazısını bilmek gerekmektedir. Ancak çoğu kez mesele bununla da çözümlenemez. Çünkü bu yazıların da birtakım çeşitleri vardır. Bunların her birinin kullanılış yerleri de farklıdır. Gerekli yazıların okunması öğrenilmeden hiçbir zaman ciddi bir tarihi araştırma yapılması mümkün değildir. İşte, yazıların tanınması ve özellikleriyle ilgilenen bilim dalına paleografya adı verilir.

    12. Diplomatik
    Toplumun dili bilinip kullandığı yazı okunsa bile, belgelerin ifade ettikleri anlam bilinmeden değerlendirilmeleri mümkün değildir. Belgelerin cins ve şekil olarak değerlendirmelerini yapan bilim dalı Diplomotik'tir. Belgelerin çeşitleri çıktığı ve ulaştığı yere göre, yazılma gayesine göre pek çok değişik adlar alırlar. Sözgelimi, hükümdar tarafından gönderilen emirler için: "ferman, emir, hüküm" adı verilir; bir şeyin kullanılma hakkı, bir vazifenin tevcihi gibi vesilelerle verilenlere: "berat" adı verilir; sadrazam, beylerbeyi gibi üst kademe görevlilerinin emirlerine "buyruldu" adı verilir; hükümdarın diğer bir devletin tebaasına veya kendi tebaasından bir gruba bahş ettiği hakları göstermek için yazılan belgelere "ahidnâme" adı verilir; iki devlet arasında karşılıklı tekeffülü ihtiva eden belgele "muâhede" adı verilir. Bu belgelerin her birinin özelliği vardır. Bu özellikler bilinince bazen metnin tamamının okunmasına bile gerek kalmadan hangi grup içine gireceği tespit edilebilir.

    13. Epigrafi
    Müstakil kitabeler olsun, bir yapı üzerine monte,
    edilmiş bulunanlar olsun, ihtiva ettikleri bilgilerin doğruluğu dolayısıyla tarihçinin vazgeçemeyeceği kaynaklardan biri de epigrafi malzemesidir. Ancak bunların okunması ayrı bir ihtisas işidir. Bu kitabelerin okunmasıyla uğraşan bilim dalına epigrafi adı verilir. Küçük kitabelere "epigram" denilirken, büyük kitabelere "epigraf" adı verilir.

    14. Nümizmatik
    Nümizmatik, paraların tanınmasıyla uğrayan bir bilim dalıdır. Para ise gerek siyasi, gerekse iktisadi tarihin bazı noktalarının açıklığa kavuşturulması bakımından tarihçinin faydalandığı bir kaynaktır.

    15. Mühürler
    Mühürler ve armalar da bazı meselelerin aydınlatılmasında tarihçiye yardımcı olmasından dolayı tarihin yardımcı bilimlerinden biri olarak sayılmaktadır.

    16. Şecereler
    "Ensab cedveli" ve "geneoloji" şeklinde de bilinen şecereler, tarihçi için gerekli ve faydalı cetveller olmakla birlikte kendisine asil bir soy hazırlama merakında olan, böylece toplum içindeki yerini sağlamlaştıracağını umanlarca uydurma şecereler de tanzim edilmiştir. Günümüzde bu merakın hala devam ettiği görülmektedir. Muhteviyatını dahi bilmediği halde sahaftan bir ferman veya berat alıp aile yadigarı olarak gösterenlere rastlamaktadır. Bu hususlar göz önüne alınarak, her rastlanan şecereyi doğru kabul etmek yanlıştır.

    17. Kronoloji (Takvimler)
    Bir olayın geçtiği zaman çok önemlidir. Zamanı tespit edilemeyen bir olayın diğer pek çok şartları da bilinemeyeceğinden doğru olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Zamanın tayini için çok eski devirlerden itibaren çeşitli takvimler yapılıp kullanılmıştır. Bu takvimlerin birbirlerinden farklı olmaları sebebiyle aynı olaylar için değişik kaynaklarda başka başka şekillerdeki takvimlendirmeleri tek bir tarihe, bugün kullanılan miladi takvime icra edebilmek için, bunların birbirlerine geçişlerinin iyi bilmek lazımdır.

    18. Onomastik
    Tarih bilimi için yer adlarının, sadece belli mevkileri ifade eden birer ad,
    olmaktan öte çok büyük önemi vardır. Eskiden, yeni bir köy veya kasaba kuruluşunda, oraya yeni bir ad aramaya ihtiyaç kalmaksızın, yerleşen topluluğun adı verilmiştir. Anadolu bunun en güzel örnekleriyle doludur. Bu adlar bize, aynı adı taşıyan boy, aşiret, cemaat gibi grupların nasıl bir yayılma gösterdiklerini anlatır. İşte bu yerleşme yerleri ile uğraşan bilim dalına "toponimi"; deniz, nehir, göl gibi su adlarıyla uğraşan bilim dalına "hidronomi"; şahıs adlarıyla uğraşan bilim dalına da "antroponomi" adı verilir





  3. FERAY
    Devamlı Üye
    Tarih yazıcılığı hangi alanlarda gelişme göstermiştir kısa bilgi

    Arih Yazıcılığının Gelişimi ; İnsanlar, çeşitli edindiği tecrübeleri gelecek nesillere aktarma ihtiyacı duymuştur.
    Bundan dolayı kendileri ile ilgili çeşitli konuları yazılı hale getirmişlerdir. Hititlerde anallar (Yıllıklar) , kök türklerde kitabeler , osmanlılarda vakayinameler, ruslarda kronikler tarih yazıcılığına örnek gösterilebilir.İnsanların olayları kaydetme ihtiyacı tarih yazıcılığını ortaya çıkarmıştır. Ancak tarih yazıcılığı insanların ihtiyaçlarına, beklentilerine, dönemin siyasi , sosyal , ekonomik, kültürel özelliklerine göre değişiklik göstermiştir. Bunun sonucunda farklı tarih yazım ve kuramları ortaya çıkmıştır. Bunun temel sebebi , insanların zaman içerisinde düşünce ve ihtiyaçlarında meydana gelen değişikliklerdir.Eski yunanlılarda MÖ V. yüzyılda heredotos ile başlayan tarih yazıcılığı thukydides ile devam etmiştir.İslam tarih yazıcılığı VII yüzyılda olayların hikayeci anlatım tarzıyla nakledilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. IX. yüzyılda yaşamış olan taberi, islam tarih yazıcılığını hikayeci bir anlatımdan kurtarırken eserlerini çeşitli kaynaklardan yararlanarak yazmıştır. XV. yüzyılda ibn haldun konularını tarih felsefesi çerçevesinde ele almıştır. XVII ve XVIII. yüzyıldaki olayları aktarmak amacıyla ansiklopedik tarzda eserler yazılmıştır. XIX. yüzyılda genel tarih , milletler ve ülkeler tarihi, dinler ve medeniyetler tarihi, düşünce ve felsefe tarihleri yazılmıştır.Orta çağ avrupasında ise tarih anlayışı eleştiriden uzak, “kilise tarihi” şeklinde bir gelişim göstermiştir. Orta Çağın sonunda tarih yazıcılığına eleştirel yöntemi kazandıran Rönesans düşünürleridir.XVIII. yüzyılda tarihi yazmak için sadece belgenin derlenmesinin yeterli olmayacağı anlaşılmıştır. Bu dönemde tarihçinin geçmişe daha geniş açıdan bakması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu anlayış Alman tarih okulunun kurulmasında önemli rol oynamıştır. XVIII yüzyılda tarihçiler bir yandan kaynakları araştırmayı sürdürürken bir yandan da çeşitli tarih felsefelerinden ve çeşitli düşünce akımlarından esinlenmişlerdir.XVIII. yüzyılda voltaire (Volter) ozamana kadar din ve siyaseti konu alan tarih anlayışını geliştirerek uygarlığın genel tarihini yazmıştır. XIX. yüzyıl ve sonrasında onun açtığı yoldan devam eden tarihçiler, değişik alanlarda çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar toplum bilimleri yüksek araştırma okulunun ve italyan mikro tarih okulunun açılmasını sağlamıştır.XX. yüzyılda biyografi çalışmaları , gazeteciliğe ve sosyolojiye dayanan yeni tarih anlayışı, ABD ve ingilterede sanayi kuruluşlarına yönelik “İş Dünyası Tarihi” gibi yeni yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.





+ Yorum Gönder