+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve İnanç ve Kültür Forumunda Samsunun giyim kültürü nasıldır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Samsunun giyim kültürü nasıldır








    samsunun giyim kültürü nasıldır kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Samsunun giyim kültürü nasıldır

    SAMSUN GİYİM TARZI

    Kültür, üretilen her şey anlamına geldiğine göre; Gürgendağ'ın kültüründen söz edildiğinde, bu küçük kültür ortamında, soyut ve somut olarak üretilen her şey, onun kültürü olarak var sayılabilir. Gürgendağ'da gelenekler, töreler; yaşanan ve uygulanan davranış kalıpları, giyim kuşam, yemek kültürü, eğlence hayatı, düğünler, bayramlar; üretim süreçlerinde yaşanan ritüeller ve insanlar arasında konum ve statüye göre biçimlenmiş ilişkiler; köyün dayandığı kültür kolu hakkında kimi bilgiler vermektedir. Örneğin, giyim kuşam biçimi, hem otantik özellikler göstermekte hem de coğrafya olarak çok uzak olan Türkmen ve Yörük yerleşimlerden serpintileri üzerinde taşımaktadır. Örneğin, modernleşme öncesinde kadınlar, genellikle peştemal ve peştemal altına özel dokuma paçaları olan ve yarı-picama özelliği olan bir giysi giyiyorlardı. El tezgahlarında yapılan ve arasına simli, yünlü, ipekli şeritlerin döşendiği bu paçaların dikimi ve kıvrımları ile; peştemallarının özellikleri bütünüyle Karadeniz'in otantik kültür özelliklerini yansıtıyordu. Zaman içinde değişen toplum yaşantısı, bu giyim tarzını bir yana itti ve Türkiye'nin genelinde görülen değişimle örtüşen bir giyim tarzı ortaya çıktı. Yine erkeklerin üzerlerine giydikleri ve elde yapılma yelekler, yerel özellikler gösteriyordu. Bu karmaşıklık, köyün dayandığı kültür coğrafyasının yörenin otantik özellikleriyle bütünüyle uyum içinde olmadığını ve büyük bir olasılıkla, yüzyıllar ötesine dayanan bir göç sonucunda ve giyim kuşam ve diğer gelenek özelliklerine bakılarak oluşmuştur. Muhtemelen bu kültürün, Batı Anadolu Bölgesi'ne dek uzanan başka kültürlerle ilişkilendirilebilecek bir sürecin sonunda şekillendiği söylenebilir. Ancak, içine geldiği kültür coğrafyası da zaman içinde bu göç eden kültüre kendine özgü özelliklerini yüklemiştir. Bunun yanısıra, yeme içme alışkanlıkları, kırsal yerleşim ve kültürün bütün özelliklerini yansıtmakla birlikte, örneğin, yine Türkmen-Yörük yerleşimi olduğu bilinen Ladik, Vezirköprü, Alaçam ve Bafra gibi yörelere özgü nitelikler de taşımaktadır. Örneğin yakın zamanlara dek köylünün genel üretim biçimi tarım ve tütüncülüktü. Geçim bununla sağlanıyordu. Köy, bağ ve bahçecilik yapmaya pek uygun bir iklim özelliğine sahip olmakla birlikte, köylüler, domates, patates, patlıcan gibi bir tarımsal çevrede çok rahatlıkla yetiştirilebilecek sebzeleri, hatta ilk başta akla gelecek meyveleri yetiştirmekten de uzaktı. Bu ürünler ya tüketilmiyor ya da Samsun merkezden, haftada bir gün, o da büyük olasılıkla cumartesi günü, köyün yakınından geçen Eski Ankara Yolu üzerinde işleyen minübüslerle, çarşıya giden köylüler tarafından getirilirse tüketilebiliyordu. Cumartesi geldiğinde, köyde yaşaşan ailelerin muhtemelen büyüklerinin, kendine özgü bir ritüel içinde çarşıya gitmesi bir gelenek halini almıştı. Köylüler evlerincen çıkıp, yola döküldüğünde, evin gereksinimi olan ihtiyaçlar kendisine tembihlenir, akşam olduğunda, köyün başından geçen yoldan köye doğru, sırtında heybelerle insanlar, bu ihtiyaç malzemelerini taşırlardı. Bunlar, bir aile yaşamı içinde en temel ihtiyaç maddeleriydi: Sabun, şeker, yağ, gazyağı; domates, salatalık, biber v.b. gibi Hatta mevsiminde, haftada bir kez karpuz getirmek bir adet halini almıştı. Yine tütün satıldığında, tütün parasıyla helva alıp, "Tütün Helvası" adıyla, ailece helva yenmesi bir gelenekti. Köylünün, uzun yıllar boyunca, bakkalı ve kasabı olmadığı için, et ürünleri tüketimi de mümkün olmazdı. Ancak yılda bir kez yaşanan Kurban bayramında evlere et girer; ya da bir hayvan hastalanmış ya da yaralanmışsa ve ölmeden kesilmişse, köylüler, kendi imkanlarına göre, hayvanın sahibinden onun etinden alır ve evlerinde tüketebilirlerdi. Buna karşın, her yıl kaz keserek yemek, bir tarihi gelenek biçimini de almıştı. Kazlar, ya ailenin kendisi tarafından özel olarak besiye konulur; ya da köye gelen ve tacirleri tarafından pazarlanan kaz sürülerinden birer tane alınarak, yenirdi. Kazların yenme mevsimi kış aylarıydı. Karın yağdığı, ortalığı buzun kestiği zamanlarda, yaklaşık iki ay boyunca mısır darısıyla beslenmiş kaz kesilir, ortalama bir gün bir iple boyun aşağı asılarak dinlendirilir; ardından da, birkaç çeşit yemek yapılarak yenirdi. Bunların biri, kazın boyun, baş ve ayaklarından ve kaz yağı katılarak yapılan keşkek; ikincisi derisinin kıkırdak haline getirilmesiyle ve yine kaz yağı katılmasıyla yapılan makarnaydı. Ancak asıl kaz yemeği, sabah ezanından sonra yapılan pilav, pilavın üstüne dizilmiş kaz eti ve özel olarak gündüzden açılmış ve dilimlenmiş yufkaların, kaz suyuna batırılmasıyla hazırlanıp yenilen yemekti. Bunun nedeni neydi? Niçin gündüz değil de gecenin sabaha dönmeye başladığı anlarda köylü kaz keserv ey erdi? Bunun iki nedeni olabilir: Birincisi, aşırı kalorili olan bu yiyeceğin, başlayan yeni günle birlikte sindiriminin kolay olacağı düşüncesi; ikincisi de başkaları tarafından rahatsız edilmeden yemeğin ailece yenmesi düşüncesi

    Bir önemli özellik de seyirlik oyunlar biçiminde gençlerin, belli zamanlarda kendileri aralarında oynadıkları oyunlardı. Bunlar ya bir hayvanın ya da tanınmış bir kişinin taklidi biçiminde yapılan gülmecelik, seyirlik oyunlardı. Önemli bir kültürel zenginlik de düğünlerde kendini gösteriyordu. Düğünlerde gençlerin, "Dünürcü" adıyla süslenmış atlarla ya da eşeklerle, düğün alayı oluşturmaları en belirgin davranış özelliğiydi. Yine köyün hemen altından geçen Kürtün Çayı'na köylü topluca buğday yıkamaya ya da çamaşır yıkamaya gider; bayramlarda da, çevre köylerle bayram günlerini paylaşarak, bir gün çevre köylerden gelen konuklarını ağırlar, öteki günler de bayram günü hangi köydeyse, oraya gidilir, yemekler yenir ve eğlenti düzenlenirdi.. Samsun fuarı etkinken; köyden fuar döneminde bir kez otobüs kaldırılır ve topluca fuara gidilirdi. Zamanla bu eğlenti biçimi ortadan kalktı. Yine düğünlerde köylülerin, birbirlerine söyledikleri maniler vardı. Bu manilerden biri şöyleydi:

    Ak kayanın yılanı;

    Gel dolanı dolanı;

    Seni öldü demişler,

    O da kimin yalanı

    Köyün, kısmen, kendisi gibi Yörük-Türkmen köylerinde de görülen kendine özgü ölüm ritüelleri de vardı. Örneğin, biri öldüğünde ya da bayramlarda, köyün Alt kısmında, Kürtün Çayı'nın bitişiğindeki mezarlığa topluca gidilir, orada mevlüt okunur, dua edilir ve topluca yemek yenirdi. Bir tür kır gezintisini de andıran bu tören sırasında, köylü kadınların özenle yaptıkları ve son derece sert, yağ, şeker ve undan yapılmış; sıkıştırılmış un helvaları yemek, adet halini almıştı. Yine bayramlarda, köyün ortasındaki camide namaz kılındıktan sonra, köylü topluca bayramlaşır ve her evden getirilen sofralarda, cami avlusunda köylüler topluca yemek yerlerdi.

    Ek

    Gürgendağ'ın kendine has yemek çeşitleri ısırgan, yazıpancarı, mantar kavurması ve börekleri, yağlı yapılmış odun ateşinde çörekleri bulumaktadır. Köyde komşuluk ilişkileri fazla olup yardımsever, misafirperver bir halka sahiptir. Yağmurun az oldugu yıllarda köy içinde çocukların yaptığı yağmur duası vardır. Her kapıya giderek dua için iç içe geçirilmiş elek içinde kurba(göden)ile bas üstüne getirerek dönülür. Ev sahibi bir kova su dökerek hediye verir. Sevda kokar orası. Hasret kokar. Babalarımız yatar tam göbeğinde; belki de hepimizin gitmek isteyipte gidemediği yerler orası.





+ Yorum Gönder


samsunun giyimi,  samsun giyimi,  samsun giyim tarzı,  samsunun giyimi nasildir,  samsun giyim gelenekleri,  samsunun giyim kültürü