+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve İnanç ve Kültür Forumunda Düğüne hazırlık Konusunu Okuyorsunuz..
  1. sen_AY
    Devamlı Üye

    Düğüne hazırlık








    Yüzyılların Geleneği Çeyiz



    Yüzyılların Geleneği Çeyiz Hakkında Bilgi


    Hayal gücünün, umudun, tatlı bir heyecanın, en önemlisi de emeğin ortaya çıkardığı bir sanat eseridir çeyiz Bin bir çiçeğin, desenin, rengin buluştuğu bir cennet bahçesi gibidir eski çeyizler. Orada çiçekler, meyveler, kuşlar, arılar, kelebekler ve tüm renkler ölümsüzleşir. Doğaya ve o­nun yaratıcı gücüne, gizemine tutkundur Anadolu kadını. El sanatlarında sanki doğa ile yarışır. O nedenle en güzel el işlemeleri, oyaları ‘çeyiz sergisi’nde görülürdü.
    KIZ BEŞİKTE ÇEYİZ SANDIKTA
    Eski geleneksel yaşamda sandık çeyizi, kız bebesinin doğmasıyla başlar ve genç kızın evlenmesine dek sürerdi. Bunun için de “Kız beşikte, çeyiz sandıkta” denirdi.

    Sandığa önce bir don konurdu; kız ‘donansın’ diye. Bu inancın nedeni; çeyizi az olan kıza “Sen bize donsuz geldin” denmesidir. Bu sözleri hiçbir kadın duymak istemez. Kız bebesi doğar doğmaz sandığa don konmasının nedeni budur.

    Ayak bileklerine kadar inen donun paçaları, nakışla bezenir. Donun lastik yerine geçen uçkurunun da iki ucu aynı şekilde bezenik olur. Don giyildiğinde, uçkurun işli iki ucu karın üzerine düşer. İşte bu uçkurlar üzerine sembolize edilerek nakışla resmedilen desenler; doğurganlığı, bereketi, aşkı, gücü, sağlıklı olma isteğini dile getirir. Anadolu’nun bereket tanrıçası Kibele gibi Resimlerin bir kısmında görüldüğü gibi; renkler, bitkiler, çiçekler, dallar, budaklar, yapraklar, hayat ağacını temsil eden örnekler, bazı meyveler, arılar, kuşlar, yılanlar, akan sular, Osmanlıca yazılı dualar yaşamla ilgili birçok konuyu dile getirir.

    EL İŞİ GÖZ NURU

    İşte geleneksel çeyizler; çeşitli inanışlarla, ev içi üretimiyle ve kadın el sanatlarının yaratıcı gücüyle oluşturulurdu Böyle bir çeyiz hazırlanırken; dokuma tezgâhları, çıkrıklar, mekikler, gergefler, tığlar, şişler çalışır; iplikler, teller, pullar iğne ucundan geçer, göz nuru dökülürdü.

    Geleneksel olan bu işleme türlerinden ‘hesap işi’, ‘tel kırma’, ‘sarma’ ; gümüş, altın simle veya ipekle yapılır; ‘ciğerdelen’, ‘ajur’, ‘sıyırtma’, ‘zincir işi’, ‘dolgu’, hepsi gergefte işlenirdı. ‘Hesap işi’nde bez, gergefe veya kasnağa gerilir. Renk renk ipekten çekilmiş iplikler iğneye geçirilir. Bezin telleri sayılarak belirlenen örnek, ilmek ilmek işler
    ‘Tel kırma’ işi ise renkli, ince bez gergefe gerilir. Metal, gümüş rengi tel, kumaşa üstten ve alttan kırılarak geçer, yüzü tersi eşit olarak şekil alır ve işlenen telin kumaşa yerleşmesi için üzerine taşla vurulur. Tel kırma, pırıltılı ve gösterişli olduğu için daha çok gelin duvaklarında kullanılırdı.
    ‘Ciğerdelen’; kasnağa gerilen beze bir noktadan geçen iğne, çevresinde renkli bir daire oluşturur. İğne ve iplik aynı noktadan geçtiği için ortada gözle görülen bir delik oluşur. Kadının hayal gücü, güzeli arayıp bulma isteği, gizemli iç dünyası, inanılmaz fanteziler yaratırdı Sanki kadının gönül bahçesinin mutluluk çiçekleri, renk renk çeyiz eşyası üzerinde açardı.
    Donuna, uçkuruna, iç ve dış giyimine, yazmasına, gelin duvağına, peşkirlere, yağlıklara, desen desen nakşedilen ve işte böyle yıllar içinde hazırlanan ‘el emeği göz nuru’ çeyiz, sonunda görkemli bir sergiyle topluma sunulurdu.

    40 GÜNLÜK SERGİ
    Bugün de önem verilen bu toplumsal ve sosyal gelenek; kadına el sanatlarının tüm dallarını 5-6 yaşındayken öğretmeye başlardı. Eğitmenleri, anneleri ve çevreleriydi. Böylece el becerileri geliştikçe, yaşları büyüdükçe kızlar arasında örnek, desen, renk, çeşitli oya türleri üretme yarışı başlardı. Böylece gençler, çeyiz sergilerinde yeni buluşlarını topluma sunarlardı. Bu buluşlar, işlemelerde sonsuz bir desen zenginliğine neden olurdu. Ve bu çeyiz, 40 gün gezmeye açık tutulurdu. Böylece kadınlarla kızlar arasında kültür alışverişi sağlanırdı. Aynen bugünün sanat galerileri gibi, çeyizler aracılığıyla topluma hizmet verilirdi. Bazı çeyizler toplum üzerinde öyle iz bırakırdı ki, yıllarca unutulmaz ve oradan kopya edilen işlemeler sürer giderdi.
    BAHŞİŞSİZ ÇEYİZ VERİLMEZ
    Özenle hazırlanan çeyiz, özel bir törenle alınırdı. Eskiden at arabaları, atlar, develer yörelere göre hazırlanır ve hepsine çanlar bağlanırdı. Bu özel müzikal sesi duyanlar “çeyiz gidiyor” derdi. Şimdi motorlu vasıtalar süsleniyor; çan yerine korna çalınıyor. Çeyizi almak için erkek tarafı, kadınlı erkekli sabah kuşluk vakti kız evine gelir ve çeyizi getirdikleri vasıtaya yüklerler. O sırada çeyiz sandığının üzerinde oturan gelinin kardeşi bahşiş almadan sandığı vermez. Sonunda her şey tatlıya bağlanır. Sandıkla birlikte kızın yakın akraba kadınları da çeyiz sermeye, oğlan evine kâfileyle birlikte giderler. Çeyizi, kız evinden gelen kadınlar sererler. Gelin odasının duvarları silmece el işlemeleri giysiler, oyalı yazmalarla süslenir.
    Çeyiz sermek de ayrıca büyük bir ustalık işidir. Çevrede her zaman iyi çeyiz seren, bilgili, usta kadınlar bulunur. Sergileme bitince ‘çeyiz altı’ eğlencesi başlar. Yenilir, içilir, oyunlar oynanır. Bu tören, yeni kurulan yuvanın bolluk içinde mutlu bir yaşam sürmesi dileğiyle son bulur.
    Bir hafta sonra gelin gelince doğruca çeyiz odasına alınır. Damatla gelinin beraberlikleri, bu odada başlar. Sonraki günlerde isteyen gelir, çeyizi gezer.
    Geleneksel bir çeyiz sergisini gezerken, kadının dünyasının ne kadar ince, sanatkâr, renkli, pırıltılı, zarif, yaratıcı, süsleyici, güneş gibi, ay gibi, yıldızlar gibi ruhları aydınlatıcı olduğunu düşünürsünüz. Bu duygular içindeki kadın; el becerisiyle, gönül zenginliğiyle nasıl bir cennet yaratmıştır gerdeğe gireceği odasında ve yatağında.








  2. sen_AY
    Devamlı Üye





    Bir oda dolusu kahve fincanıyla karşı karşıya kalmamanın ideal çözümü, bir evlilik listesi hazırlamaktır. Böylece hem tüm hediyeler zevkinize uygun olur, hem de dostlarınız hediye seçme sıkıntısından kurtulmuş olur.
    Doğru Yol:
    Evlilik listenizi oluşturmadan önce kendinize doğru soruları sormanız gerekiyor.
    Yeni yuvanızın büyüklüğü ve şekli nasıl olacak?
    Modern ya da klâsik bir dekorasyon mu istiyorsunuz?
    Hangi renkler hâkim olacak?
    İlk önce günlük kullanılacak malzemeleri düşünün; tabaklar, bardaklar, tencereler, örtüler, vazolar Bu konuda size en çok yardımcı olabilecek kişi elbette ki annenizdir. Ya da elinize kağıt kalemi alıp annenizin mutfağındakilerin listesini çıkarmanız da yeterli olacaktır. Böylece rende, masa, tahta kaşık gibi sürekli kullanılan, ancak kolay unutulabilecek küçük ama son derece gerekli parçaları da listenize ekleyebilirsiniz.
    Özel yemek davetleriniz için tabak ve çatal-bıçak takımlarının, bardakların ve tabiî örtünün ve peçetelerin, yemek odanızın stiline uygun olması gerekir. Klâsik bir yemek takımına modern tabaklar ya da modern bir yemek odasına gümüş çatal bıçaklar hiç uygun düşmez. Elbette mağazalarda göreceğiniz birbirinden şık modeller, aklınızı karıştırıp ne alacağınıza karar vermenizi zorlaştırabilir. Ama kendinize hâkim olun ve hem yemek odanızın, hem de evinizin tarzı ile uyum sağlayacak takımları seçmeye çalışın. Alacağınız tüm eşyaların kendi stilinizi de yansıtması gerektiğini unutmayın. Çünkü tarzınıza zıt düşen şeyleri sevemezsiniz veya bunlardan çabuk sıkılırsınız.
    Özel yemekler için alacağınız bu takımlar dışında, gündelik olarak da kullanabileceğiniz, kırılsa bile yerine yenisini koyabileceğiniz ve tek tek de satın alabileceğiniz daha ekonomik tabaklar seçin. Son derece çekici ama bir o kadar da pahalı olan modellerden kaçının. Çünkü her gün elinizin altında olan tabakların ve bardakların kırılma olasılığı çok fazladır.
    Eviniz, mutfak ve yemek odasını donatmakla döşenmiş olmuyor. Yatak odası, banyo ve oturma odanız olduğunu da unutmayın. Evinizin bu bölümlerinde de mutfağınız için önerdiklerimizi uygulayabilirsiniz. Yani elinize kağıt kalem alarak annenizin evinde dolaşmaya devam edin.
    Evlilik listenizi hazırlamanın diğer bir pratik yolu ise, bir dekorasyon mağazası belirleyip tüm alışverişlerinizi oradan yapmanızdır.Alışverişte karışıklık yaşamamak ve ilerde işinize yaramayacak eşyalar satın almamak için listenizi birinci derecede gerekliler ve alınması acil olmayan eşyalar olarak iki gruba ayırın. Böylesi daha kolay olacaktır.
    Eşyanız var ise
    Eğer siz ve nişanlınız, ailelerinizle birlikte yaşamıyorsanız, eşyalarınızı yeni evinizde de kullanabilirsiniz. Örneğin; koltuklarınızı yeni kumaşlarla kaplayabilir, duvarlarınızı farklı bir renge boyayabilir veya aksesuarlarınızı değiştirerek yeni bir ev yaratabilirsiniz. Evlilik listenizi ise değiştirmek istediğiniz veya eksik olan eşyalardan oluşturabilirsiniz.


    MUTFAK ALETLERİ
    Payreks tencere takımı
    Termos
    Makarna süzgeci
    Kettle
    Cezve takımı
    Teflon tava
    Ekmek kızartma makinesi
    Narenciye sıkacağı
    Fritöz
    Tost makinesi
    Ekmek kutusu
    Ekmek tahtası
    Mutfak makası
    Mutfak tartısı
    Çay / Kahve makinesi
    Mikser / Mutfak robotu
    Hamur açma makinesi
    Mikro dalga fırın
    Konserve açacağı
    Tirbuşon çay süzgeci
    Sarımsak ezeceği
    Nihale
    Düdüklü tencere
    Kızartma tenceresi
    Barbekü / mangal
    Çelik tencere takımı
    Blender
    Erzak kavanozları
    Büyük meyve tabağı
    Sebze sepetleri
    Tahta kaşık ve spatula
    Saklama kapları
    Kek kalıpları
    Tepsi
    Yumurta çırpıcı
    Baharat seti
    Sufle kapları
    Güveç kapları
    Çaydanlık

    BARDAKLARKahve fincanları
    Kırmızı şarap bardakları
    Rakı bardakları
    Beyaz şarap bardakları
    Su bardakları
    Viski bardakları
    Likör takımı
    Kokteyl bardakları
    Şampanya bardakları
    Konyak bardakları
    Çay bardakları
    Neskafe fincanları
    Kupa bardakları
    Bira bardakları

    YEMEK TAKIMLARI
    Sosluk
    Çorba tenceresi
    Düz servis tabakları
    Ekmek ve tereyağı tabakları
    Çukur tabaklar
    Salata tabakları
    Tatlı tabakları
    Büyük kayık tabakları
    Küçük kayık tabakları
    Komposto ve çorba kâseleri
    Tuzluk
    Biberlik

    SERVİS PARÇALARI
    Buz kovası ve masası
    Peynir tabağı
    Servis tepsisi
    Şekerlik
    Kremalık
    Peçete halkaları
    Pasta tabağı
    Porselen demlik
    Ekmek sepeti
    Kapaklı kek tabağı
    Tereyağı kabı

    ÇEŞİTLİ ÖRTÜLER
    Özel yemek örtüsü ve peçeteleri
    Günlük yemek örtüsü ve peçeteleri
    Amerikan servisler
    Sehpa örtüleri
    Nevresim takımı
    Battaniye
    Yatak örtüsü
    Yorgan
    Pike
    Yastık
    Klozet takımı
    Bornoz takımı
    Vücut havluları
    El / yüz havluları
    Duş perdesi
    Makine örtüsü
    Lif / Kese ve sabunluk

    ELEKTRONİK EŞYALAR
    Televizyon
    Video
    Radyo
    Video kamera
    Telefon
    Saç kurutma makinesi
    Elektrik süpürgesi
    Saat
    Müzik seti

    BEYAZ EŞYALAR
    Buzdolabı
    Bulaşık makinesi
    Çamaşır makinesi
    Çamaşır kurutma makinesi
    Şofben
    Fırın
    Mikrodalga fırın

    EV GEREÇLERİ
    Ütü ve ütü aletleri
    Alet kutusu
    İlk yardım çantası
    Ecza dolabı
    Çalar saat
    Bavul takımı
    Süpürge
    Faraş
    Paspas

    MOBİLYAOturma grubu
    Kütüphane
    Yemek odası takımı
    Çalışma masası
    Sehpa takımı
    Yatak odası takımı
    Banyo dolabı
    Mutfak dolabı
    Ayakkabı dolabı
    Televizyon sehpası
    Vestiyer
    Mutfak masası ve sandalyesi

    DEKORATİF AKSESUARLAR
    Vazolar
    Lambalar
    Aynalar
    Perdeler
    Abajurlar
    Halılar
    Çiçekler
    ÇATAL VE BIÇAK TAKIMLARI
    Tatlı Bıçağı
    Tatlı Kaşığı
    Tatlı Çatalı
    Yemek Bıçağı
    Yemek Çatalı
    Bıçak Seti
    Servis Kaşığı
    Servis Çatalı
    Servis Bıçağı
    Servis Masası
    Sos Kepçesi
    Çay Kaşıkları





  3. sen_AY
    Devamlı Üye
    Evlilik, düğün, doğum,sünnet ve diğer özel günler ile ilgili Türk gelenek ve görenekleri
    EVLİLİK TÖRENLERİ
    EVLENME ÇAĞI : Eskiden (hâlâ bazı köylerde) evlenme çağına gelen genç, evlenmek istediğini genellikle örf, âdet ve geleneklerine bağlılığı, anne ve babaya olan hürmeti gibi sebeplerden dolayı ebeveynlerine söyleyemez; ancak bu durumu, çeşitli olaylarla ve hareketlerle anlatırdı. Ağzına kadar dolu su bardağını dökmeden getirmek, ayakkabı, çakmak, pilâva kaşık saplamak ve ayakkabıya su doldurmak gibi hareketler, yörede en meşhur olan âdetlerdi. Baba su istediğinde evlenmek isteyen genç, bardağı silme doldurur ve dökmeden babasına ikram eder ki bu, delikanlının artık evlenebilecek çağa geldiğinin en kibar işareti idi. Babanın ayakkabısını eşiğe çakmak (biraz saf gençlerin yaptığı hareket) , yemekte anne ve babadan birinin veya ikisinin de bulunduğu sofrada, kaşığı pilâva batırıp gitmek ve babanın ayakkabısını su ile doldurmak gibi asî hareketler yapmak, eskiden evlenmek isteyen gençlerin yaptığı geleneksel, ilginç denilebilecek hareketlerdendi.
    DÜNÜRLÜK (Kız istemek) :Tanışarak veya görücü usûlü ile yapılan dünürlüklerde; "Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik.” şeklinde başlayan ilk kız isteme olayı, kız evinin; ”Büyüklerimiz var, o­nlara danışalım.” şeklinde verdikleri cevap ile başlardı. Kız da istekli değilse tatsız kahve, istekliyse tatlı kahve ikram ederek durumunu anlatmaya gayret ederdi. Dünürlüğe gelenlere ev çıkışında misafir ağırlamak için söylenen “Yine gelin, yine buyurun.” gibi deyimler, dünürlere ümit vermek anlamına geldiğinden genellikle söylenmez, dünürler ikinci kez geldiklerinde “evet” denilecekse, güler yüz tatlı dille sohbet edilir, dünürlerin ayakkabıları çevrilir, ”Nasipse olur.” denilerek misafirler uğurlanırdı. Dünürlerin üçüncü defa gelişlerinde, genellikle söz kesilirdi.
    SÖZ KESİMİ : Söz kesiminin diğer adı da “küçük nişan”dır. Söz kesiminde en önemli gaye; iki ailenin birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlamaktır. Yakın akraba ve çok samimî dostların katılımıyla gerçekleşen törende, öncelikle kız evinin istekleri ve damat evinin dilekleri konuşulur. Her ne kadar iki aile birbirleriyle samimiyet kuramamış olsalar da; gelin adayı ve arkadaşları samimiyet ifadesi olarak ilk şakalarını damat adayına yaparlar. Damada tuzlu kahve veya tuzlu çay ikram edilir. Bazı damatlar, işi pişkinliğe vurarak “Tuzu az olmuş, biraz daha tuz katın” diyerek içeceği gönderirler. Bazıları ise ezilir, büzülür, terler, hatta olayı daha önceden bilmedikleri için "Hatayla tuz konmuştur, nişanlımı utandırmayayım” düşüncesiyle tuzlu kahve veya çayı içerler(Söz kesimi gelenekleri, eskiden olduğu gibi bugün de devam etmektedir.).
    NİŞAN : Söz kesilip küçük nişan yapıldıktan sonra, kız evinin (gelin adayı) istekleri öğrenilir. Damadın akrabaları,samimî dostları, köylerde tüm köylü, nişan için ilân edilen günde, kız evine giderler. Köylerde genellikle köy muhtarının da bulunduğu nişan töreninde, damat evi tarafından gelin adayına takılacak takıların muhtar tarafından tespiti yapılır. Damadın akrabaları ve yakın arkadaşları, takılarını takarlar.Köylerde damat tarafından getirilen çay ve kahve; tüm köy erkeklerine ikram edilir. Erkeklerin görevi sona ermiştir. Kız evinden çıkılırken ev çıkışına gelinince, damadın babasının, yakın akrabalarının ve samimî olduğu arkadaşlarından bazılarının ayakkabıları saklanmıştır. Saklanan ayakkabıların bulunması için ayakkabıları saklayan kız evinin çocukları, bahşişlerini alır ve ayakkabılar bulunur. Köy kadınları, kendi aralarında eğlenerek geline hediyelerini takarlar. İlçe merkezinde ve bazı köylerde ise nişan töreni, erkek ve kadınların müştereken katıldığı merasimle yapılır. Nişanlı gençlerin yüzük kurdeleleri, ağzı laf yapan ve iyi mevkide olan kişilerce kesilir. Eskiden olduğu gibi, şimdi de bazı gençler, nişan kurdelelerinden kestikleri parçaları saklayarak nişanlanma sırasının kendilerine gelmesi dileğinde bulunurlar. Gelin ve damadın takıları, davetliler huzurunda anons edilerek takılır.
    GÖRÜMLÜK : Köy dilindeki adı, âdettir. Nişandan sonra, sadece kadınlar tarafından gündüz yapılan, akrabaların ve aile dostlarının takılarını taktıkları eğlencedir. Görümlük bittikten sonra damat ve gelin taraflarının kadınları, özel olarak süslenmiş, içleri yiyecek ve hediye dolu sinileri başlarında taşıyarak birbirlerine götürürler. Görümlük günü, yabandan alınacak gelinlerde, kız tarafı gençleri ile “ayak bastı pazarlığı” yapılır. Ayak bastı, köy gençliğinin temsilcisi olan Delikanlı Başı tarafından, gençlik yararına kullanılmak üzere istenen toprak bastı parasıdır.
    ÇEYİZ ASMA : Düğünden birkaç gün önce damat ve akrabaları, gelin kızın çeyiz eşyalarını almak üzere kız evine giderler. Çeyiz eşyaları arabalara taşınır, ancak çeyiz sandığının üzerine gelinin yengesi oturur ve damadın kendisine bahşiş vermesini bekler. Gelinin yengesi, bahşişi aldıktan sonra sandığı verir. Düğün evine taşınan çeyiz eşyaları, gelinin arkadaşları tarafından, özel bir model ile yerleştirilir. Çeyiz asan kızlara (çeyizcilere) damat, çerez gibi çeşitli yiyecekler alır. Damadın hem el becerisini ölçmek, hem de çeyizin düzenlenebilmesi için, duvarlara çakılması gereken çiviler, damada çaktırılır. Çeyiz düzme işleri bittikten sonra, damada çeyiz gezdirilir. Bu esnada, bir punduna getirilip, bahşiş almak için gelinin arkadaşları tarafından damat, çeyizin asıldığı odaya kilitlenir.
    TEL KESME : Kına gecesinden bir gece evvel çeyizin asıldığı gecede, damadın kadın akrabalarının toplanarak yaptıkları eğlencedir. Bu gece; damadın kadın akrabalarının, kına gecesi düğün işleri ile meşgul olacakları, dolayısıyla ellerine kına yakamayacakları ve eğlenemeyecekleri için, ellerine kınaların yakıldığı ve eğlencelerin yapıldığı gecedir. Bu gecede, eskiden yakın akrabalara davetiye yerine gönderilen ve gelinlere süs olarak takılan gelin telleri kesilerek hazırlanır ve tüm yakın akrabalara dağıtılırdı.
    KINA GECESİ : Kına geceleri, nişan törenlerinde olduğu gibi, köylerde sadece kadınların, ilçe merkezinde ve bazı köylerde ise erkekler ile kadınların topluca eğlenmeleriyle başlar. Takı ve çekiler (gelin ve damada verilen hediyeler), bazı köylerde yüksek bir yere çıkan, sesi gür, ağzı laf yapan bir kadının “Hakının! Bu kocaman tepsi filan yengesininmiş.” gibi abartılı anonslarıyla başlar(hakının=bakınız). Çeki çeken kadın, arada " Fadime teyzesi kendi gibi güzel hediye almış" gibi bazı şakalar yapar. Kadınlar, kendi aralarında “aa bak bak, yengesi ne güzel marhma (baş örtüsü) örttü, bak bak damadın ablasının zıbınlığına” diye fısıldaşırken, damadın ve gelinin yengeleri, pür dikkat kim ne hediye verdi, diye çok iyi izlerler(Yeni düğünlerde bu tespit işi kamerayla yapılıyor.). Takı olayı bittikten sonra kızın arkadaşları, topluca gelin evine giderler ve geceye adını veren kına yakma töreni başlar. Kınada kullanılmak üzere kız tarafından kınalı elleri sarmak için hazırlanan kumaşlar gelir. Gelin abdestini alır ve kıbleye doğru dönerek oturur. Işıklar söner, içinde kına karılmış süslü kına tepsisi, üzerinde yanan mumlarla gelinin oturmakta olduğu yere getirilir. Bazı yörelerimizde ise kaynana gelmeden gelin elini açmaz, ellerine ve ayaklarına kına yaktırmaz. Kınayı yalnızca kızlar yakar. Uğursuzluk getirir düşüncesiyle evli veya dul olan kadınların kına yakması, hoş karşılanmaz. Kına yakmaya önce sağ elden başlanır. Kına yakılırken sesi (avazı) güzel olan herkes. kına türküleri söyler.
    KINA TÜRKÜLERİ
    Anası anası kızın anası, Kızınız bu gece, Misafir size, Yarinki gece, Eller evine.
    Ablası ablası kızın ablası, Kızınız bu gece, Misafir size, Yarinki gece, Eller evine
    Veya;
    Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,
    Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler,
    Annesinin bir tanesini hor görmesinler,
    Uçan da kuşlara malûm olsun, ben annemi özledim,
    Hem annemi hem babamı, ben köyümü özledim.
    Babamın bir atı olsa uçsa da gelse,
    Annemin yelkeni olsa binse de gelse,
    Kardeşlerim yollarını bilse de gelse,
    Uçanda kuşlara malûm olsun, ben annemi özledim,
    Hem annemi hem babamı, ben köyümü özledim.
    Gibi anne, baba ve akraba hasretini anlatan, gelini ve akrabalarını ağlatmak amaçlı türküler söylenerek, kına yakma işleri bitirilir. Gelinin hazırladığı ipek mendillerle veya özel kumaşlarla, eller sarıp sarmalanırken, mendillerin arasına sabahleyin gelinin ellerini çözecek olana bahşiş olarak kaynana tarafından konan para sarılır. Kına yakma işleri bittikten sonra gelinin kız arkadaşları, gelinin yanından ayrılmazlar. O gece sabaha kadar gelini uyutmazlar. Gelinin evindeki son gecesinde onunla beraber kalırlar, damat beyin aldığı çerezleri yerler. Kınalı elleri sarılı olduğu için, geline gece yemeğini çok samimî olduğu bir arkadaşı yedirir.
    DÜĞÜN (Güncel) : Düğün cemiyetleri, daha önceden anlaşma yapılan aşçılar tarafından yemeklerin hazırlanması ile başlar. Davetiyede belirtilen saatte gelmeye başlayan misafirleri, damadın arkadaşları ve akrabaları pür dikkat ağırlarlar. Bu arada damadın akrabaları, bilhassa köylerde gelin arabasını kendi elleriyle süslerler. Bir yanda yemek, bir yanda gelin arabası hazırlanırken camide mevlit okunur ve öğle namazını müteakip, tüm akraba, dost, arkadaş ve köylüler, damadın evinin önünde toplanırlar. Tatlı telâş olan gelin alma hazırlığı başlar. Arabalar sıraya dizilir. Hacı marhması baş örtüleri, altıparmak ve birman denilen basmadan dikilmiş, aynı kıyafetleri giyen damadın çok yakın bayan akrabalarından oluşan dünürşüler, acele bir şekilde gelin arabasına binerler ve tekbir sesleriyle yola çıkılır.
    Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber, Allahu ekber, velillâhil hamd.
    Tekbir sesleriyle kız evine varılır. Gelinin babası veya o­nun temsilcisi olan yakın akrabaları, misafirleri dışarıda karşılarlar. Gelin alma konvoyu ile getirilen Türk bayrağı, o köyün veya mahallenin gençlerinden birine teslim edilir. “Hoş geldiniz töreni” de bittikten sonra gelinin hazır olduğu haberi gelir. O anda dışarıda olan gelinin akrabaları, içeriye girerler. Herkes gelinle helâlleşir, genellikle geline para verilir. O sırada gelin, yanında olan yengeye paraları verir. Helâlleşme bittikten sonra gelinin babası veya dedesi, gittiği evde gayretli ve çalışkan olması için, kızlarına kırmızı gayret kuşağını bağlar, dinine bağlı olması için Kuran'ı Kerim; bereketli olması için ise geline ekmek verir. Baba veya dede, kızını gelin arabasına kadar eliyle götürür ve arabaya bindirir. Bayrak geriye verilir, gelin alayı (konvoy) yola çıkar. Gelinin gelin arabasına bindiği müjdesi, damat evine gitmiştir. Gelin alayının köyden veya mahalleden ayrılışı anında, bazı yerlerde hâlâ uygulanan cılk yumurta atma, yol keserek bahşiş alma gibi bazı an’anelere riayet edilerek konvoy; korna, silâh ve tekbir sesleriyle damat evine kadar gelir. Konvoydakiler ve misafirler toplanır. İmam tarafından vatana ve millete hayırlı evlatların yetiştirilmesi, düğünün hayırlı olması şeklindeki duadan sonra alkışlar, silâh sesleri ve kaynananın davetlilerin üzerine serptiği şeker ve bozuk para sesleri arasında, gelin, arabadan damat tarafından indirilerek çeyiz odasına götürülür. Damat, çeyiz odasına giren geline "hoş geldin" der ve ona elini öptürür. Gelinin el öpmesi, evin reisinin erkek olduğunun kabulü anlamına gelir. Damat ve gelin için örf ve âdetlere göre hazırlanmış özel şerbeti, yenge ikram eder. Şerbeti içen damat, dışarıda kendisini bekleyen davetlilerin yanına çıkar ve "hoş geldiniz" der. Hoca yeniden bir dua yapar. Damat, orada bulunan davetliler tarafından tebrik edilir. Bu arada gelin hanım, kız arkadaşları tarafından çeyiz odasından dışarıya çıkarılır ve bayanlar, kendi aralarında eğlence tertip ederler. Görümlük ve kına gecesinde takılarını takamayan dost ve akrabalar, bu eğlence anında takılarını takarak düğünden ayrılırlar. Düğün telâşı bitmiş, misafirler uğurlanmıştır. Damadın çok yakın akraba ve arkadaşları ile gelin tarafından yalnız gelin hanımın yengesi kalmıştır. Damat yatsı namazına, akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla gider. Namaz kılınır, tekbir sesleriyle düğün evine varılır. İmam tarafından yapılan duadan sonra damat kaçamazsa, yumruklanarak gelinin yanına uğurlanır. Evin reisinin erkek olduğunun ikinci ispatı sayılan içi su dolu tasın damat tarafından devrilmesi âdeti, köylerde ve ilçelerde hâlâ geçerlidir. Konuşmayan, yüzü örtülü olan geline, konuşması ve yüzünü açması için bahşiş (yüz görümlüğü) verilerek gelinin konuşturulması, eski yıllardan beri köylerde ve ilçelerde uygulaması devam eden bir âdettir. Kız evinde hazırlanmış olan tavuk ve börek, gelin ve damat tarafından yendikten sonra iki rekat şükür namazı kılınarak düğün töreni sonlanmış olur.
    DÜĞÜN (Çalgılı):
    DUVAK :
    Duvak silkme: Gerdek gecesi denilen ilk gecenin sabahında yapılan bir âdettir. Bu âdet de bazı âdetler gibi tarihe karışmakla beraber, günümüzde az da olsa devam etmektedir. Gelin hanım, sabahleyin kalkmış ve gelinliğini yeniden giymiştir. Düğün evi tarafından bir tas içerisine hazırlanan pamuk çiğidi ve aşurelik buğday, koyun postunun üzerine oturmuş olan gelinin başından aşağıya doğru dökülür. Bu âdetin amacı; gelinin uslu olması, tüm günahlardan arınması ve gelinin eve bereket getirmesidir. Bu âdete, gelin ve damadın akrabaları ve komşuları çağrılır. Duvak gününe katılanlara örtü gibi çeşitli hediyeler verilir ve ikramlar yapılır. Bir süre eğlenildikten sonra, bu âdet dua yapılarak sona erer.
    GELİN GEZDİRME : Düğünü takip eden kış aylarında (işin az olduğu zaman) akraba, arkadaş ve dostların tanıtılması amacıyla, yeni evlenen gençlerin misafirliğe götürülmelerine denir. Gelin, misafir kaldıkları ev insanlarına akrabalık ve dostluk derecelerine göre çeşitli hediyeler verir.
    DOĞUM
    GÖBEK ADI : Türk ve İslam toplumlarında olduğu gibi ilçede de yeni doğan bebeğe, göbek kordonunun kesilmesi anında bir ad verilir. Göbek kordonu ; anne karnında etene dışındaki organlarla ilişkiyi sağlayan, bebeğin hayatî işlevlerini idame ettirebilmesi görevini yerine getiren bir kordondur. Bu kordonun doğumun akabinde ebe tarafından 5 cm uzunlukta kesilmesi anında, yöre törelerine göre bebeğe verilen isme göbek adı denmektedir.
    GÖBEK BAĞI : Bebeğin ebe tarafından kesilen göbek kordonundan kalan ve kuruyarak düşen göbek bağı, çocuk büyüdüğünde nereye bağlı olması istenirse oraya bırakılır. İslâm’a inanan insanlar, erkek çocuklarının göbek bağlarını; genelde camilere bırakarak dinine ve camiye bağlı olmasını, kız çocuklarının göbek bağlarını ise; evlerin içlerine bırakarak evine bağlı olmasını isterler.
    KULAĞA EZAN OKUMA : Dinî inançlara göre, yeni doğan çocuklara göbek kesilmesi anında verilen göbek isminden sonra, genellikle bir namaz vaktinde çocuğun sağ kulağına Ezan-ı Muhammediyye sol kulağına da Sala okunur ve çocuğun esas adı, kulağına üç kez söylenir. Sülâlenin en yaşlısı tarafından ismi konan kişinin, bir ömür boyu kullanacağı bu ismin genellikle an’anelere, törelere, geleneklere ve kanunlara ters düşmeyen İslâmî bir isim olması arzu edilir..
    BAYRAK DİKMEK : Yeni doğan kız çocuklarının ebeveynlerine, erkek çocuğu olan yakın arkadaşları tarafından uygulanan şakayla karışık gelenektir. Beşik kertme denilen ve nişanlama türüne benzeyen bayrak dikme, "Sizin kızınız var, bizim de oğlumuz; sizin kızınız bizim oğlumuza lâyıktır. Biz bayrağı dikiyoruz." şeklindeki, “kızınızı oğlumuza gelin alacağız” anlamına gelen yarı şaka yarı ciddi bir an’anedir.
    AKİKA KURBANI : Çocuk nimetine karşılık, Allahü tealâya şükretmek niyeti ile hayvan kesmektir. Çocuğa nafaka vermesi vâcip olan kimsenin yedinci günü bebeğin başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş; kız için gümüş sadaka vermesi ve kurban olma özelliklerini taşıyan, akika kurbanı kesmesi şeklindeki Hanefî, Malikî, Hambelî ve Şafiî mezheplerine göre, yörede yapılan uygulamadır.
    KIRKLAMA : İslâmî inançlara göre, loğusa devrinin bitimi olarak kabul edilen kırkıncı günde, bebeğin ve annenin özel bir törenle yıkanmasıdır. Yeni doğan bebeğin kırkıncı gününde, vücudun en çok terleyen ve koku yapan koltuk altı, boyun, parmak araları, ayak kıvrımları gibi yerlerinin tuzlanarak pişirilmesi ve tüm vücudun tuzla ovulması şeklinde uygulanan gelenektir.
    KIRK UÇURMA : Bebek kırklanmış olduğu için akraba, arkadaş ve dost çevresinin bebeği görmesinde, bebeğin dışarıda gezdirilmesinde hiç bir mahsur kalmamıştır. Annenin bebeğini misafirliğe götürdüğü yerlerde, bilhassa akrabalarının evlerinde, bebeğe mendile sarılmış kaynamış yumurta gibi hediyeler verilmesine, kırk uçurma denir.
    SÜNNET TÖRENLERİ
    KINA YAKMA : Kadınlara özgü eğlencelerin yapıldığı gecede, o­nca kadın arasında yalnız, sünnet çocuğu vardır. Işıklar söner ve tepsi içinde, ortasında mumlar yanan kına gelir. Sünnet çocuğunun avuç içine, işaret ve baş parmaklarına kına yakılır. Çocuğun avcuna para konarak annesi, ablası veya teyzesi tarafından hazırlanmış özel mendillerle çocuğun elleri sarılır. Bazı köylerde de daha olgun görünsün diye, sünnet çocuğunun kaşları boyanır.
    ATA BİNME VE TAKI : Evlenme düğünlerinde olduğu gibi sünnet düğünlerinde de yemekler hazırlanır, davetliler yemeğini yedikten sonra camide veya evde mevlid-i şerif okunarak düğüne başlanır. Sünnet çocuğunun en büyük hevesi; ata binmek ve takılardır. Atla gezdirilen çocuk, atın dizginlerini tutan çok yakın akrabasına, (dayı,amca) "Bırak dizginleri ben tutayım" diyerek, büyüdüğünü ispatlamaya çalışır. Arkadaşlarının hayran bakışları arasında, sünnet çocuğunun takıları takılır. Sıra attan inmeye gelmiştir. Sünnet çocuğu "İnmem" der ve direnir. Hatta bazı büyükleri, çocuğa "inme" derler. Çocuğa neden inmediği sorulduğunda ise çocuk, babasının gelmesini ister. Baba, dede, anne oradadırlar. Çocuk; evi, traktörü, taksiyi veya ailece değerli olan herhangi bir şeyi sünnet hediyesi olarak ister ve bu isteği kabul edilir. Annesinin serptiği şeker ve para şıkırtıları ile silâh sesleri arasında sünnet çocuğu, genellikle dayısının kucağında, sünnet olacağı odaya kadar götürülür.
    SÜNNET : Sünnetçi gelir, çocuk soyunur. Sünnet, dikişli yapılacaksa; kan damarlarını bağlama işi biraz uzun süreceğinden, acı duymaması için çocuğa, uyuşturucu iğne vurulur. Dikişsiz sünnetlerde ise; uyuşturucu sprey sıkılarak uyuşturucunun tesir etmesi için gereği kadar beklenir. Sünnet çocuğu hazırlanır. İlçedeki sünnetlerde çocuğu, genellikle amca veya dayı tutar. Bazı yörelerde, bu görevi yapan kişinin adı kirvedir. Hatta çocuk için kirve, ikinci baba gibidir. Bazen teyze, bazen hala veya yaşlı kadınlar, ellerinde (hurafe gelenek) oklava yuvarlar, sünnet çocuğu tekse; eş olsun diye amca veya dayı, müjde sesiyle birlikte horoz kesmek için hazır bekler. Her şey hazırdır, sünnetçi hazırdır ve tekbir başlar. Allahü ekber, Allahü ekber, Lâ ilâhe illallah, Hüvalla hü ekber, Allahü ekber, (müjde, müjde sesleri arasında tekbir devam eder) Velillâ-hil hamd.
    Sünnet olma işi bitmiştir. Anne, baba ve yakın akrabalar, delikanlının başına gelir ve o­na yeni hediyeler verirler. Hatıra resimleri çekilir. Sünnetçi, son pansumanını yapar ve düğün biter.
    ÖZEL GÜNLER
    HIDRELLEZ PİLÂVLARI : Yeşillik günü (Ruz-ı Hızır) anlamına gelen, kasım günlerinin sonu, yılın ortası sayılan Hıdrellezin 1. günü (6 mayıs) ve daha sonraki günlerde verilen pilâvdır. Bu günler, insanların bir araya gelerek muhabbet ve hürmet duyguları içinde sohbet ederek hoşça vakit geçirmelerine; hürmet ve ikramda bulunarak aralarındaki dostluk ve kardeşlik bağlarının kuvvetlendirilmesine vesile olan pilâv ikramlarının, yağmur duasının ve güreşlerin yapıldığı günlerdir. Eski yıllarda ilçe ve tüm köylerinde yapılan ve günün özelliklerine uymayan hareketlerin görülmesi neticesinde, dejenere edildiği kanaatine varılan hıdrellez pilâvları ve yağmur duaları; önce yayla köylerinde daha sonra da ova köylerinde tamamen terk edilmiştir.
    PANAYIR : Her yıl 10-11-12 Eylül tarihlerinde yapılan Hayvan ve Emtia Panayırı' nın, halk dilindeki adı; Panayır' dır. Bu panayırlar, ekonomisi tarıma dayalı olan ilçe insanının bir yıl boyunca ürettiği mahsullerini, yetiştirdiği hayvanlarını değerince satması ve kışlık erzakını tedarik etmesi için kurulmuştur. 1983 yılına kadar ilçe içerisinde yapılan panayır; Dr. Ramis Türkmen' in belediye başkanlığı döneminde, bugün panayırın yapıldığı çayıra taşınmıştır. Hayvancılığın azalması, ulaşımın kolaylaşması gibi sebeplerden panayırın özellikleri değişmiş, çadırlarda dansözlerin oynatıldığı, içki ve kumarın olağan hâle geldiği, davulcuların, halkacıların geçim kaynağı olan günler şekline dönüşmüştür. 2001 yılında, panayırın ilçeye maddî ve manevî yönden zarar verdiği görüşü, belediye meclisi tarafından oy birliği ile benimsenerek panayırın kaldırılmasına karar verilmiştir.
    SOĞAN VE ÜZÜM FESTİVALİ : İlk defa 7 Eylül 1994’te Pamukova'nın ilçe oluşunun yıl dönümü kutlamaları kapsamında yer alan Soğan ve Üzüm Festivali, Kaymakam İbrahim Kapaklıkaya'nın gayretleriyle yapılmıştır. Festival çerçevesinde en iyi soğan ve üzüm yetiştiricilerine, çeşitli ödüller verilmiştir. Çiftçilerin daha iyi ürün yetiştirmesini teşvik mahiyetinde olan festivalin 1995'te yapılması gereken ikincisinin yapılamamasının nedeni; festival tarihine yakın tarihlerde Pamukova'da bulunan mühimmat deposunda meydana gelen elim kaza ve sonuçlarıdır.
    ÇİLEK FESTİVALİ : 26 Haziran 1987 tarihinde Çilekli (Katırözü) köyünde, köyün, köyde üretilen çileklerin tanıtılmasına yönelik ve kaliteli çilek üreticilerini teşvik gayesi ile tertiplenen ilçe tarihindeki ilk festivaldir. Festivalin gerekli desteği görmemesi ve dar çerçeve içerisinde tertiplenmesi, çilek üreticilerine verilen ödüllerin hakkı olanlara verilmediği iddiası ve ekonomik sebeplerden dolayı Çilek Festivali’nin ikincisi düzenlenmemiştir.
    PAMUKOVA GÜREŞLERI : İlk kez 9 Eylül 1989 tarihinde, Pamukova'nın ilçe oluşunun yıl dönümünü kutlamak için yapılmıştır. Geleneksel Pamukova Güreşleri, üç sene üst üste düzenlenmiş, daha sonraları ise halk tarafından fazla ilgi duyulmaması gibi sebeplerden dolayı bu program, bir daha uygulanmamıştır. İlk Geleneksel Pamukova Güreşleri, o yılın kaymakamı olan Mustafa Uysal'ın önderliğinde yapılmıştır. Bundan çok daha önceki yıllarda ise, Pamukova Güreşleri adı altında Pamukova Spor Kulübü yararına, programsız güreş müsabakaları tertip edilmişse de, bu etkinliklere düzenlilik kazandırılamamıştır. Hatta o dönemin ünlü baş pehlivanlarından Mehmet Ali Yağcı gibi tanınmış sporcular da, bu müsabakalara katılmıştır.
    HACI PİLÂVLARI
    Hacı pilâvı: Hacdan dönen hacıların; eş, dost, akraba ve köylülerini davet ederek o­nlara ikram ettiği pilâvdır. Bu pilâvlarda, hacılar tarafından mevlid-i şerif okutulur. Hacca gidenlerin haccının kabul olması, hacca gidemeyenlere de Allahü Tealâ'nın hacca gitmelerini nasip etmesi için dualar yapılır. Davete gelen misafirler, Kâbe'den dönen hacılar tarafından kurulan ve sallananların günahlarının döküldüğüne inanılan salıncaklara bindirilir. Davetlilere, hacdan getirilen hurma ve zemzem suyu ikram edilir.
    AŞURE GÜNLERİ :
    Nuh Aleyhisselâm’ın tufandan kurtulduğu gün, gemide kalan bütün yiyecekleri birbirine karıştırarak yaptığı yemekten ilham alınarak, halk tarafından da en az yedi çeşit nimetin karıştırılıp pişirilerek dağıtıldığı güne; aşure günü denir. Aşure günü: Muharrem ayının o­nuncu gününe rastlayan, Yunus Aleyhisselâm’ın balık karnından çıktığı, İbrahim Peygamber’in Nemrut’un attığı ateşte yanmadığı, Yakup Aleyhisselâm’ın Hz. Yusuf'a kavuşup gözlerinin açıldığı, Eyüp Aleyhisselâm’ın yaralarının iyileştiği, Hz İsa'nın doğduğu ve Yahudilerin elinden kurtularak göğe çıkarıldığı, Musa Aleyhisselâm’ın Kızıldeniz’i yararak geçtiği, Firavun'un Kızıldeniz’de boğulduğu gündür.
    BABAM SULTAN PİLÂVI : İlki, 1991 yılı haziran ayında yapılan “Geleneksel Babam Sultan Hazretlerini Anma Günü” nün halk dilindeki adı; Babam Sultan Pilâvıdır. Babam Sultan Hazretleri’ni anma günü programı; dinî sohbet, vaaz-ı nasihat, ilâhiler ve Kuran’ı Kerim tilâveti ile başlayarak, öğle namazından sonra verilen pilâv ikramı ile sona erer. Muradiye Kültür Vakfı, Pamukova Babam Sultan Şubesi tarafından tertip edilen Babam Sultan Pilâvı; ilçe, il ve komşu illerden gelenlerin güne büyük rağbet göstermeleri neticesinde, her sene tekrarlanarak geleneksel hâle getirilmiştir.
    HÜSEYİNLİ KÖYLÜLER GÜNÜ : Her yıl ağustos ayının ikinci pazar günü, İnönü Yaylası'nda yapılması kararlaştırılan ve ilki 11 Ağustos 1996 tarihinde yapılan özel gündür. Köyü tanıtmak, köyden ayrı olan insanların birbirleriyle kaynaşmasını temin etmek gayesi ile tertiplenen; Kuran-ı Kerim tilâveti, dinî sohbet, pilâv ikramı ve spor müsabakalarının yapıldığı ve tüm yöre halkına açık olan Hüseyinli Köylüler Günü, maddî imkânsızlıklar ve gayesinden sapması sebebiyle terkedilmiştir.
    ÖKÜZCÜ YATAĞI ŞENLİKLERİ : İlki 14 Temmuz 1996 tarihinde, Eski Yayla köyünün kuzeyinde kalan Öküzcü Yatağı adlı çayırda, Eski Yayla köylüleri tarafından düzenlenen ve halka açık olan şenliktir. Tüm yöre insanının davetli olduğu, halkın birbiriyle tanışması ve kaynaşması gayesini güden bu günde; pilâv ikramı, güreş, çeşitli spor müsabakaları ve şenlikler yapılmakta iken, bu şenlikler de Hüseyinli Köylüler Günü gibi maddî imkânsızlıklar ve gayesinden sapması gibi sebeplerden dolayı terkedilmiştir.
    KIRANYURT YAYLA AÇILIŞI : Köyün önemli geçim kaynağı olan hayvanlarını otlatmak için, yaz aylarını serin ormanlarda ve yaylalarda geçiren Mesruriyelilerin kutladıkları ve "Kıranyurt Yaylası Açılış Şenlikleri” adını verdikleri gündür. Gençlerin spor müsabakaları yaptığı, güreşe meraklı olanların güreştikleri, Mesruriyelilerin kendi aralarında düzenledikleri bu günün başka gayesi de, değişik yerlerde oturan Mesruriyeli insanların birbirleriyle tanışmaları ve kaynaşmalarını temin etmektir.





  4. sen_AY
    Devamlı Üye

    Söz Yeri, Kahveyi Nasıl Yapmalı, Söz Çiçeği, Söz Çikolatası
    SÖZ YERİ
    Genel olarak kız isteme merasimi, kızın evinde yapılır. Ailenin erkek tarafından büyüğü veya ailenin değer verdiği kişi, kızı ailesinden "Allah'ın emri, Peygamberin kavliyle ister." Hemen ardından söz kahveleri ikram edilir. Genç çifte yüzükler takılırken, geleneksel bir konuşma yapılıp kurdele kesilir. Hatta bekâr ve evde kalmışlara kurdeleden birer parça kesilerek verilir. Kurdele ne kadar kısa ise evlenme o kadar yakın zamanda gerçekleşir diye de bir rivâyet vardır.
    Bu tip merasimlerde, her iki tarafın da ilk mürüvvetlerinin olması dolayısıyla, birtakım tecrübesizliklerden kaynaklanan yanlış anlamalar ve alınganlıklar olabilir. İşte bu noktada, size çok iş düşüyor. Mümkün mertebe alttan alarak, olayların sakince çözümlenmesini sağlamalısınız. Unutmayın ki düşüncesizce yapılan davranışlar, ömür boyu süren kırgınlıklar ve küskünlükler oluşturur.
    Söz gecenizde kıyafetinizde aşırıya kaçmamanızı öneriyoruz. Gelin adayları, sade bir etek-gömlek veya elbise, sade makyajla tamamlanmış bir saç modeli; damat adayları ise şık bir takım elbise, uyumlu bir kravat seçmeli, saç ve sakal tıraşını yaptırmış olmalılar. Unutmayın, hiç bir anne baba böyle bir gecede, moda dergisinden fırlamış gibi görünen bir gelin ve damat adayı ile karşılaşmak istemezler.
    KAHVEYİ NASIL YAPMALI?
    Sözde ilk puan, her zaman kahveden gelir. Bu sebeple, bir hafta öncesinden köpüklü kahve provasına başlamanızı öneriyoruz. Cezveye kişi sayısı kadar kahve fincanı su doldurun. İçine yaptığınız kişi adedinden 1-2 çay kaşığı fazla kahve ekleyin. Eğer az şekerli isteniyorsa kişi başına çeyrek çay kaşığı, orta şekerli isteniyorsa kişi başına yarım çay kaşığı, şekerli isteniyorsa kişi başına bir çay kaşığı şeker koyun. Cezveyi normal ateşe koyarak köpürene kadar aralıklarla karıştırın. Kaynama sırasında asla karıştırmayın. Köpürdükten sonra fincanlara yarısını koyun ve kısık ateşte tekrar köpürtün. Bu arada o gece için taze kahve almayı da unutmayın.

    SÖZ ÇİÇEĞİ
    Kız evine giderken, erkek tarafının kesinlikle unutmaması gerekenlerden birisi de söz çiçeğidir. Çiçeksiz kız almanız imkansızdır, o­na göre…
    Genel olarak, kırmızı gül buketi yaptırılır(Gül adedinin tek sayı olmasına dikkat ediniz.). Ama tabiî ki müstakbel eşinizin hoşuna giden başka bir çiçeği de tercih edebilirsiniz. Size bir ipucu; bayanlar genelde orkide, zambak ve liliuma bayılırlar. Ama “hayır, benim söz çiçeğim yıllarca dayansın, kalıcı olsun istiyorum” derseniz, o zaman kuru çiçekleri tercih edebilirsiniz. Hazırlatmış olduğunuz şık buketi, eve girerken müstakbel eşinize verebilirsiniz.
    Peki ya, çiçeklerin dili olduğunu biliyor muydunuz? Evet, her bir çiçek sevgiliniz üzerinde bambaşka duygular ifade ediyor Siz siz olun yanlışlıkla açelya alayım demeyin!!! Neden mi?
    Açelya : "Gerçek şu ki her şey bitti!..Seni artık sevemiyorum."
    Çan çiçeği : "Aşkımıza sadakatle bağlıyım!"
    Çingülü : "Zarif ve çok güzelsin!"
    Fulya : "Sevgilim, geri dön!"
    Gardenya : "Beni unutma; gerçek aşkımsın!"
    Gelin el çiçeği: "Seninle çok mutlu olacağız."
    Gül : Sevgiyi ifade eder.
    Gül (pembe) : "Arkadaşımsın."
    Gül (kırmızı ve beyaz) : Birliktelik isteği.
    Gül goncası (kırmızı) : "Genç ve güzelsin."
    Hanımeli: "Sana olan bağlılığım sonsuza dek sürecek."
    Karanfil: Kişinin kendisine olan öz saygısını ve güzelliği ifade eder.
    Karanfil ( koyu kırmızı) : "Kalbimi kırdın."
    Karanfil (pembe) : "Seni unutmayacağım."
    Lale: Aşkı ifade eder.
    Lale (kırmızı) : "Aşkımı itiraf etmek istiyorum."
    Lale ( alacalı) : "Gözlerin çok güzel."
    Lale ( sarı) : Umutsuz aşkı ifade eder.
    Leylak ( mor) : "Sana ilk görüşte aşık oldum."
    Leylak ( beyaz): "Hoş ve namuslu birisin."
    Menekşe : Alçak gönüllülüğü ifade eder.
    Menekşe ( mavi) : "Sana sadık kalacağım"
    Menekşe ( mor) : "Düşüncelerimi zapt ettin."
    Mimoza : " Fazla alıngansın."
    Orkide: "Aşkım, sen çok güzelsin."
    Papatya : Temiz bir kalbin simgesi.
    SÖZ ÇİKOLATASI
    Söz çikolatası, genel olarak şık bir gümüş tepsi, gondol, kristal veya porselen derin bir tabağa yerleştirilir. Çikolatanızın taze olmasına ve şık bir şekilde paketlenmesine özen göstermelisiniz. Unutmayın, kız tarafının gözüne girmeniz için ilk fırsatınız bu Çikolatayı eve girerken gelinin annesine, çiçeği ise müstakbel eşinize verebilirsiniz.
    Ne demişler: "Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım…"


  5. sen_AY
    Devamlı Üye
    Düğünün diğer detaylarından daha önem verilen gelinliği seçerken, bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Yaşamın bu en özel, en güzel gününde rüya gibi bir gelinliğin içinde, masal prenseslerini andırmayı tüm genç kızlar düşler. Ancak, çocukluğunuzdan beri hayallerinizi süsleyen ya da vitrinlerde gördüğünüz, dergilerde beğendiğiniz bir gelinliği yalnızca istemek yeterli değil. Önemli olan; size yakışan bir modelin ve tarzın belirlenmesi. Ayrıca seçtiğiniz modelin düğün içeriğiyle ve diğer tüm detaylarla uyumlu olması da gerekmektedir. Bir kır düğünü yapıyorsanız; ağır işlemeli, süslü bir gelinlik nasıl abartılı durursa, bir balo salonunda vereceğiniz görkemli bir davette de üzeri papatyalarla süslü bir gelinlik yadırganacaktır. Gelinlik modelinin seçiminde en önemli unsurlardan biri de, vücut yapısıdır. Kabarık mı yoksa düz bir modelin mi size yakışacağına karar vermelisiniz. Ayrıca eğer sadece nikâhta değil bütün gece giyeceğiniz bir gelinlik istiyorsanız; seçeceğiniz modelin şıklığının yanı sıra tüm kutlama boyunca rahatlıkla giyebileceğiniz bir model olmasına da özen gösterin. Hazır gelinliklere bakabileceğiniz moda evlerinde, beğendiğiniz modelleri deneyebilir ve yakışan çizgiler hakkında bilgi edinebilirsiniz.
    Unutmayın; gelinliği gösteren en önemli unsur, kumaşıdır. Her modele, her kumaş olmaz. Aşırı süslemeler taşıyan bir gelinlik, gelinliği gelinden ön plâna çıkartır. Sade çizgiler taşıyan, şık bir kumaşla çalışılmış gelinlikler, her zaman daha zarif görünür. Üst bedenin vücuda oturduğu, eteklerin ise kabarık çalışıldığı modellerde en çok tafta, sert saten, organze ve tül tercih edilmektedir. Danteller, krepler, şifonlar, ince satenler ise romantik hatlar taşıyan düz kesimlerdeki modeller için daha uygundur. Parlak satenler, yerlerini artık matlara bırakıyor. Alıştığımız bembeyaz gelinlikler, yerlerini kırık beyaz, kemik, uçuk pembe gibi pastel tonlara bırakabiliyor.

    Elişi küçük motifler ve zarif işlemeler, düz kumaşlarla hazırlanan gelinliklere zarif bir şıklık kazandırırken, kendinden desenli kumaşlar da sade çizgilerdeki modellerde tercih ediliyor. Gelinliklerin vazgeçilmezi duvaklar da, günümüzde yerlerini taç, çiçek ya da benzeri aksesuarlara bırakabiliyor. Duvakların boyu ve modeli ise hem gelinliğe hem de ne kadar süreyle kullanılacaklarına bağlı olarak kararlaştırılmalıdır. Küçük, nostaljik bir duvağın kullanımı çok daha kolay olabilir. Ayakkabıların rahatlığı da, şıklıkları ve gelinliğe uyumları kadar önemlidir.
    Gelinliğinizi ve aksesuarlarını seçerken, sizi doğru yönlendirecek bir moda tasarımcısına danışmanızda da fayda var.


+ Yorum Gönder


kız isteme ve kına gecesi skeçleri ve tiyatro oyunu üniversitelerde skeçler