+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve İnanç ve Kültür Forumunda anı türünün dünya edebiyatında önemli temsilcileri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mineli
    Devamlı Üye

    anı türünün dünya edebiyatında önemli temsilcileri nelerdir








    Anı Türünün Dünya Edebiyatında Önemli Temsilcileri Nelerdir?



    Anı Türünün Dünya Edebiyatında Önemli Temsilcileri Hakkında Bilgi


    Türk Edebiyatı'nda Anı Türü
    (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)

    'Anı'nın eski karşılığı 'hatıra'dır. Edebî bir tür olarak anı, bir kişinin aklının erdiği dönemden itibaren görüp yaşadığı, kendisi ve toplum için önemli gördüğü olayları ve durumları belli bir sistem içinde yazıya döktüğü, genellikle, otobiyografik metinlere denir. Otobiyografi, kişinin yalnızca kendisiyle ilgili bilgileri verirken anı, hem bireysel hem de sosyal anlamda bilgi içerir. Günlük tutan yazar, sıcağı sıcağına o günün olay, yaşantı ve düşüncelerini aktarırken; anı yazarı, tarih olmuş eski zamanların olaylarını belleğe ya da belgelere dayalı olarak ortaya koyar. Bu bakımdan anı metinleri yalnızca hatırlanabilen, unutulmayan, kaydedilebilen olayları içerdiği için tarihi aynen aksettirmekten uzaktır, büsbütün objektif olması beklenemez. Toplumların sosyal hayatlarında anı aktarmak önemli bir gelenektir. Özellikle yaşlı insanlar kendilerinden daha genç kimselere daha önce görüp geçirdiklerini, yaşadıkları ilginç olayları anlatırlar.

    Anı yazma geleneği, Tanzimat döneminde, kimi devlet adamlarında batıdaki meslektaşlarına olan özentiden başlamış ve giderek günümüze kadar gelmiştir.

    Tanzimat öncesindeki şuara tezkireleri, menakıpname, siyer, vekayi'name, gazavatname, fetihname, sefaretname gibi eserler bilinen anlamıyla birer anı eseri olmasalar da bu türe özgü özellikleri taşırlar.

    Anılar konuları itibariyle genellikle siyasî ve edebî olmak üzere iki kategoride değerlendirilmektedir. Bunlar kesin sınırlandırmalar değildir. Bir siyasî anı kitabında edebî anılar da olabilmektedir. Kimi anı kitapları da toplum içinde belli özellikleriyle seçilmiş kişilerin portrelerinden oluşmaktadır. Halit Fahri Ozansoy Edebiyatçılarımız Geçiyor (1939), Yahya Kemal Beyatlı Siyasî ve Edebî Portreler (1968); Yusuf Ziya Ortaç Portreler (1960); Hakkı Süha Sezgin Edebî Portreler'i (İstanbul 1997); Beşir Ayvazoğlu Defterimde 40 Suret (İstanbul 1996) gibi.

    5.1. Siyasî ve Askerî Konulu Anılar
    Tanzimat'tan sonra anı yazma geleneği devlet yönetiminde bulunmuş önemli kişiler arasında da yaygınlaştı.

    5.1.1. Askerî Konulu Anılar
    Afet İnan Atatürk'ten Hatıralar (1950), Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1959); Falih Rıfkı Atay Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955), Atatürk'ün Hatıraları (1965), Çankaya (1969); Celal Bayar, Şevket Süreyya Aydemir Suyu Arayan Adam (1959); İsmet Kür Anılarıyla Atatürk (1965); Ali Fuat Cebesoy Sınıf Arkadaşım Atatürk (1997); Hilmi Yücebaş Atatürk'ün Nükteleri Fıkraları Hatıraları (1963); Ahmet Cevat Emre İki Neslin Tarihi (1960); Nadir Nadi Perde Aralığında (1965); Erdal Öz Deniş Gezmiş Anlatıyor (1976); Safa Güner Köy Enstitüleri Hatıraları (1963); Yakup Kadri Karaosmanoğlu Zoraki Diplomat (1955). Politika'da 45 Yıl (1968); Samet Ağaoğlu Strazburg Hatıraları (1933), Babamdan Hatıralar (1939), Aşina Yüzler (1965) Ahmet Ağaoğlu Serbest Fırka Hatıraları (2. baskı, 1969); Erdal İnönü Anılar ve Düşünceler; Rauf Denktaş Rauf Denktaş'ın Hatıraları (4 cilt, 1996); Emre Kongar Ben Müsteşarken (1996); Gülsün Bilgehan Mevhibe İnönü'nün Anıları, Milliyet, 08.03.1998

    5.1.2. Hariciye ve Elçilik Anıları
    Ülkemizi yurt dışında temsil eden, yurt dışı görevlerinde bulunan bazı kişiler oradaki kimi ilginç gözlem ve izlenimlerini yazıya dökmüşlerdir. Ali Fuat Cebesoy Moskova Hatıraları (1955); Feridun Cemal Erkin Dışişlerinde 34 Yıl (1980); Zeki Kuneralp Sadece Diplomat (1982)

    5.1.3. Cezaevi ve Avukat Anıları
    Ülkemizde belli dönemlerde özellikle aydınlar, sanatçılar, edebiyatçılar ve politikacılar zaman zaman tutuklanmışlardır. Onlar hapishanede yaşadıklarını, yargılanmaları s ırasında başlarından geçenleri, çektikleri sıkıntıları ve bu tür kişilerin davalarını üstlenen avukatlar gözlem ve izlenimlerini anı biçiminde yazmışlardır: Necip Fazıl Kısakürek Cinnet Mustatili (1955), Yılanlı Kuyudan (1970); Bediî Faik Hapishane Notları (1958); Halikarnas Balıkçısı Mavi Sürgün (1971); Aziz Nesin Bir Sürgünün Anıları (1971); Nazlı Ilıcak Allah Kurtarsın (1987); Zeynep Oral Bir Ses (1987); Sevgi Soysal Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu (1976)

    5.2. Edebiyat ve Sanat Konulu Anılar
    Tanzimat döneminden sonra pek çok sanatçı ve yazar, özellikle olgunluk yaşlarında siyasî, sosyal, edebî, kültürel alanlardaki düşünce, gözlem ve izlenimlerini, eserleriyle ilgili açıklamaları yazmışlardır.

    5.2.1. Edebiyat Konulu Anılar
    Refik Halit Karay İstanbul'un İç Yüzü (1920), Üç Nesil Üç Hayat (1943); Ercüment Ekrem Talu Dünden Hatıralar (1945); Nihat Sami Banarlı Yahya Kemal Yaşarken (1959), Hilmi Yücebaş Yedi Şairden Hatıralar (1960); Yusuf Ziya Ortaç Portreler (1960); Oktay Akbal Şair Dostlarım (1964); Zekeriya Sertel Mavi Gözlü Dev (1968), Nazım Hikmet'in Son Yılları (1979); Orhan Kemal Nazım Hikmet'le Üç buçuk Yıl (1965); Mehmet Seyda Edebiyat Dostları (1970), Çocukluk Yılları (1980); Mehmet Başaran Yasaklı (1987); Mehmet Kemal Acılı Kuşak (1968); Demir Özlü Sürgünde 10 Yıl; Ömer Faruk Toprak Duman ve Alev (1969); Sabiha Sertel Roman Gibi (1969); Aziz Nesin Bir Sürgünün Anıları (1971), Poliste (1967)


    Halide Nusret Zorlutuna Bir Devrin Romanı (1978); Meral Tolluoğlu Babam Nurullah Ataç (1980); Talip Apaydın Bozkırda Günler (1952), Karanlığın Kuvveti (1967), Akan Sulara Karşı (1985); Hikmet Erhan Bener Bürokratlar (197879); Muzaffer Buyrukçu Arkadaş Anılarında Orhan Kemal (1984); R ıfat Ilgaz Yokuş Yukarı (1982), Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (1986); Hasan İzzettin Dinamo 67 Eylül Kasırgası (1971), 2. Dünya Savaşında Edebiyat Anıları (1984); Baki Süha Ediboğlu Bizim Kuşak ve Ötekiler (1968); Samim Kocagöz Bu Da Geçti Ya Hu (1992); Melih Cevdet Anday Akan Zaman Duran Zaman (1984); Ahmet Hamdi Tanpınar "Cahit Sıtkı'ya Dair Hatıralar", Edebiyat Üzerine Makaleler (1969)

    5.2.2. Tiyatro ve Tiyatro Sanatçıları İle İlgili Anılar
    Kimi tiyatro yazar ve sanatçıları da meslek hayatları boyunca başlarından geçen ilginç olayları kaleme almışlardır. Hafi Kadri Alpman Ahmet Fehim Bey'in Hatıraları (1976); Vasfi Rıza Zobu O Günden Bu Güne (1977), Uzun Hikâyenin Sonu (1990); Halit Fahri Ozansoy Şehir Tiyatrosunun 50. Yılı Darülbedayi Devrinin Eski Günlerinde (1964); Haldun Dormen Sürç ü Lisan Ettikse (1977); Gülriz Sururî Kıldan İnce Kılıçtan Keskince (1978); Mücap Ofluoğlu Bir Avuç Alkış (1985)..
    .
    5.3.3. Basın Anıları
    Basın çalışanlarının, yazar ve muhabirlerinin anıları vardır: Ahmet Rasim Muharrir, Şair, Edip (1926, 1980); Ahmet İhsan (Tokgöz) Matbuat Hatıralarım (19301931); Yusuf Ziya Ortaç Bizim Yokuş (1966); Necip Fazıl Kısakürek Babıali (1975); Vedat Nedim Tör Yıllar Böyle Geçti (1976)

    5.3.4. Eğitim ve Öğretmenlik Anıları
    Eğitimciler ve öğretmenler, meslekleri gereği yurdun pek çok yerinde bulunarak ülke çocuklarını ve toplumu eğitme sorumluluğunu üstlenmiş kişilerdir. Dolayısıyla eğitimciler birçok sorun, kişi ve gruplarla gerektiğinde mücadele eden kişilerdir. Kimi eğitimciler önemli olaylara tanıklık etmiş olan hayatlarını kaleme almışlardır: Hıfzırrahman Raşit Öymen Mektepçiliğin Kâbesinde İntibaât ve Tahassüsat (1926); Şevket Süreyya Aydemir Toprak Uyanırsa (1963); Fikret Madaralı Ekmekli Dönemeç (1965); Enver Demir Bir Öğretmenin Defterinden 41 Yılın Hikâyesi (1968); M. Rauf İnan Bir Ömrün Öyküsü (1986); Kemal Kurdaş ODTÜ Yıllarım (1998)

    Bu sınıflamanın dışında birkaç örnek: Abdülhak Şinasi Hisar Geçmiş Zaman Köşkleri (1956), Geçmiş zaman Fıkraları (1958) Nahit Sırrı Örik Eski Zaman Kadınları Arasında (1958); Halit Fahri Ozansoy Eski İstanbul Ramazanları (1968); Malik Aksel Resim Sergisinde Otuz Gün (1943); Samiha Ayverdi Bir Dünyadan Bir Dünyaya (1974), Hatıralarla Başbaşa (1977), Hey Gidi Günler Hey (1989); Esin Afşar Anılar Yanıltır mı? (1995); Halit Kıvanç Hadi Anlat Bakalım Anılar 1 (1998)








  2. Mineli
    Devamlı Üye





    Anı Türünün Dünya Edebiyatında Önemli Temsilcileri Nelerdir?
    Yaşamı Yansıtan Aynalar, Günlükler
    Edebiyat ve sanat dünyasından tanınmış kişilerin kaleminden günü gününe yazılan günlükler, tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan birer ayna olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Günlükler, yazarlarının iç dünyasını kurgusuz bir biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlar.
    Günlük isimli yazın türünün tarihsel gelişimini ve geçirdiği evreleri incelemek istediğimizde bu yazın türü için iki ayrı dönem olduğunu fark ederiz. Bu dönemlerden ilki günlüklerin edebi bir nitelik kazanmasından önceki dönemdir. Tarihte ilk defa Romalılar günlük kullanmıştır. Edebi içerikten yoksun, bir takım kamu kuruluşlarında yapılan işlemlerin unutulmaması amacıyla tutulan ve commentarii adıyla anılan bu ilk günlükler, duygusallıktan uzak notların kabaca birleşiminden oluşmaktadır. Tarihte, bu çeşit günlüklerin savaşlar ve askeri hareketleri not etmek amacıyla kullanıldığı da görülmüştür. Edebiyat değeri taşımayan bu günlükler şüphesiz tarihçiler için önemli kanıtlardır, fakat içtenlikten uzak ve sıradan notların bir çeşit üstünkörü birleşimi oldukları için edebi açıdan değer taşımamaktadırlar.
    Günlükler -Leonardo De Vincinin bilimsel notlarını saymazsak- edebi değer kazanmaya ancak Rönesans sonlarına doğru başlamıştır. 1768-1840 yılları arasında İngiltere Kraliçesinin nedimesi ve roman yazarı olan Fanny Burney, saray dedikodularına ve pek çok olaya kendi duygusal izlenimlerini ekleyerek yazdığı günlükle İngiliz edebiyatında önemli bir yere sahip olmuştur. Fanny Burneyin günlüğünün ilk satırlarında karşılaştığımız şu sözlerde günlüklerin edebi içerik kazanması ve zamanla karakterlerinin değişimi açıkça ortaya çıkar:
    Düşüncelerimin, yaşantılarımın, tanıdıklarımın, hareketlerimin hikayesini, zamanın hafızadan daha çevik davrandığı saate elimde bulundurmak istemem beni günlük tutmaya zorluyor. Bu günlüğe her düşüncemi geçirmeliyim, tüm kalbimi açmalıyım.*
    19. yüzyılın ortalarına doğru, romantizm akımının en yoğun dönemini yaşamasıyla birlikte günlükler, edebi değeri ve içeriği bakımından çoğalmaya, yaygınlaşmaya ve yazarlarının iç dünyasını yoğun duygularla yansıtmaya başlamıştır.
    Günlüklerin edebi değer kazanmasıyla başlayan ve günümüzü de içeren ikinci döneme ait eserler incelendiğinde içerik ve anlatım açısından iki çeşit günlük olduğu görülmektedir. Günlükleri sahip oldukları içerik açısından ayırt etmeden önce anı yazılarıyla aralarındaki farklarını belirtmekte fayda var diye düşünmekteyim. Gerçekte anı yazıları bir çok özelliğiyle günlüklere benzemektedir. Anılar, yazarların yaşlılık çağlarında yazdıkları ve yaşamları boyunca karşılaştıkları olayları nesnel bir şekilde ortaya koyan yazılardır. Üstelik anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu da söyleyebiliriz. Günlükler ise daha öznel, derin, içten ve ruhun derinliklerinden kopup gelen kurgudan uzak yoğun düşüncelerin toplamıdır.
    Edebi değer taşıyan günlükleri içerikleri açısından incelediğimizde karşılaştığımız iki türden ilki ruhsal çözümlemelerle dolup taşan, yazarın içsel karmaşasını yada dinginlik arayışını sayfalara döktüğü, monologlarla ifade edilmiş yoğun metinlerdir. Bu metinlerde yazarın yaşadığı duygusal coşkunluğu bulabileceğimiz gibi, çeşitli kavramlar hakkındaki düşüncelerin yazarın bilincindeki açılımlarını da bulabiliriz. Bu gibi metinler edebiyat dünyasında içe dönük günlükler adıyla anılmaktadırlar. Stendhalın günlüğü bu metinlere örnek gösterilebilecek niteliktedir. İçe dönük günlükler deyişiyle anlatılmak istenenler Stendhalin günlüğünden yaptığım aşağıdaki alıntıyla daha da netleşecektir:
    Nosce te ipsum, kendini tanı. Benim bu amaçla kullandığım araç, bu günlük Günlüğüm, varlığımın durumunu kesinlikle ve sadakatle yansıtmak amacını güdüyor. Olanları ne iyi göstermeye çalışıyor, ne de olduğundan kötü. Yer aldığına inandıklarımı apaçık, kesin, düpedüz anlatıyor, o kadar Bilincimin gizli ve derin taraflarının yazıya dökülmüş şeklidir bu günlük*
    Bu alıntının son cümlesinde geçen gizli kelimesinin üzerinde durmak gerekir. Çoğu yazarın açığa çıkması ahlak açısından mümkün olmayan mahrem düşüncelerini ve eylemlerini, günlüklerine oldukları gibi geçirdiklerini görebiliriz. Bu duruma en iyi örnek edebiyat dünyasında çok önemli bir yere sahip olan Rus yazar Alexander Sergeyeviç Puşkinin Gizli Günce sidir. Düello sonucunda öldürülmesinden (1836-1837) bir sene önce, şifreleme kullanarak yazmaya başladığı bu günlük, müstehcen deneyimlerle, bitmek tükenmek bilmeyen aşk kumpaslarıyla doludur:
    Hayat ya huzuru, ya da özgürlüğü verir. İkisi yan yana olmaz. Huzur alçakgönüllü bir şekilde teslim olmayı gerektirir ve bu huzurun özgürlükle bir ilişkisi yoktur. Özgürlük tutkum, beni içinde huzurun bulunmadığı sonu olmayan ilişkilere sürüklüyor. Eş ve sevgili arsındaki fark, eşinizle şehvet olmadan yatağa gitmenizdir. N.nin sosyetedeki başarısı arttıkça, sosyetedeki daha çok kadın beni taciz ediyor. Bana teslim olmak onları olduklarından daha güzel gösteriyor. Çünkü benim onları karım gibi bir güzelliğe tercih ettiğimi görmek onları kendini beğenmiş bir hale sokuyor.
    1947 yılında Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen ünlü Fransız yazarı Andre Gidein 1889-1949 yılları arsında tutuğu günlük, edebiyat dünyasına romanlarından daha büyük bir ilgiyle karşılanmıştır. Andre Gide, iki bin sayfayı aşan bu uzun günlükte öz benliğiyle hesaplaşmasını, çalışmalarında uyguladığı disiplini, çeşitli olaylar yada eserler hakkındaki düşüncelerini ve Teolojik çıkarımlarını büyük bir içtenlikle anlatmıştır:
    Hıristiyanlığın esas niteliği, nefsinde bir takım savaşlar hayal etmektir. Fakat kısa bir zaman sonra bunun neden gerektiği pek anlaşılmaz olur Çünkü sonunda yenilen kim olursa olsun, ezilen hep insanın kendinden bir parçadır. İşte gereksiz bir yıpranma. Bütün gençliğimi belki aralarında anlaşmayı tercih eden , kendimin iki parçasını , bir birine karşı koymakla geçirdim. Savaş aşkıyla mücadeleler hayal ediyor, tabiatımı ikiye bölüyordum.
    Andre Gidein içe dönük günlüğünde, felsefi anlam taşıyan söylemlerin yanı sıra kendine ve dostlarına yol göstermek amacıyla yazılmış pusulalar isimli bir bölüm bulunmaktadır. Günlüğün genelinde o dönemin popüler felsefi akımı olan varoluşçuluk ve bu akımın içerdiği nedensiz eylem ile ilgili düşünce düzeneklerinin, akımın genel karakterini oluşturan çeşitli argümanların izini görebilmemiz mümkündür:
    Her hareket sebebini ve sonucunu kendinde bulmalıdır. İyiliği veya kötülüğü bir mükafat karşılığı, sanat eserini bir maksatla, sevişmeyi para için, mücadeleyi para için yapmamalı; fakat sanatı sanat, iyiliği iyilik, kötülüğü kötülük için; sevişmeyi sevişmek için ; mücadeleyi mücadele, yaşamayı da yaşamak için yapmalı.
    İçerik açısından incelendiğinde karşımıza çıkan ikinci günlük çeşidi dışa dönük günlüklerdir. Bu tip günlüklerde yazarlar, alaycı bir tavırla dönemin olaylarını, siyaset adamlarını ya da gündelik sıkıntılarını öykü tekniği kullanılarak anlatmaktadırlar. Bu günlükler anı yazılarına yakınsamakla birlikte, yazarın duygusal ve ruhsal çözümlemelerinin uzağında kalmaktadır. Ünlü ressam Paul Gauginin o dönemde Fransız kolonisi olan Markiz adalarında yazdığı günlük, dışa dönük günlüklere örnek olabilir. Bu günlükte özellikle Markiz adalarının insanlarına ve değişik özelliklerine ilişkin notlar ve hikayeler bulunmaktadır. Bu hikayelere ek olarak dönemin ressamları ve eserleri hakkında sanatsal yorumlar, resim tekniğinin incelikleri, üçüncü şahısların bu metinleri okuyacağının bilincinde olarak yazılmıştır:
    Biz Avrupadakiler markizliler ile yeni Zelandadaki Maoriler arasında yaygın, çok gelişmiş bir süsleme sanatının varlığından habersizizdir. Sanat eleştirmenlerimiz bunların tümünü Papua sanatı başlığı altında topluyor, hataya düşüyorlar oysa. Özellikle Markizlide benzersiz bir süsleme anlayışı vardır. Markizliye en hantal geometrik şekli taşıyan bir nesne verin, o bütününde uyumu yakalamakta, göze hoş gelmeyen boşlukları doldurmakta hiç zorlanmayacaktır.
    Gençleri keşfetme yönünde ilahi bir yeteneği olan Degas, her şeyi bilirdi ama bilgi eksikliğini kusur diye saymazdı. Kendi kendine, Daha sonra öğrenir der, karşısındakine de iyi bir baba gibi, başlangıçta bana yaptığı gibi davranırdı.
    Öykücümüz Tomris Uyarın günlükleri de dışa dönük niteliğe sahiptir. Yaşadığı hayat kesitlerini, çeşitli konulardaki izlenimlerini öykü tekniği ve zengin betimlemeler aracılığıyla günlüğüne yansıtmıştır:
    Kınalar köyüne giderken bir boğaz vardır. Her yaz bir kere uğramadan edemediğim bir yer, bir çeşit <<yılın nirengi noktası>> benim için. Bu yıl bahar selleri yüzünden suları artmış boğazın. Eskiden üstüne çöktüğümüz taşlar, arkasında giyinip soyunduğumuz çınar, silinip gitmiş. Su, kayaları tarayarak inmiş aşağılara, koca parçalar kopararak tabanına yığmış, ağaçları köklerinden söküp ters çevirmiş.

    Türk edebiyat tarihi düşünüldüğünde, Divan edebiyatı döneminde tutulan Ruzname isimli savaş notları ile Evliya Çelebinin Seyahatnamesi tam bir günlük niteliği taşımasa da içerdikleri bazı bölümlerle bu yazın türüne yakınsamakta ve tarihimizdeki ilk günlük örneklerini oluşturmaktadır. Asıl olarak günlüklerin, batı edebiyatındaki biçim ve içeriğiyle Türk edebiyatında yer alması Tanzimat dönemine denk gelmiştir. Direktör Ali Beyin Seyahat Jurnali(1897) adlı gezi kitabı batıdaki anlamıyla Türk edebiyatında görülen ilk günlüktür.
    Günlükler ,1950 yılında Nurullah Ataçın bir gazetede günlük yazıları yazmasından ve yoğun ilgi çekmesinden sonra önem kazanmaya başlamıştır. Nurullah Ataç bu yazılarına başlık olarak Günlükyerine Günce deyişini kullanarak bu deyişi yazın hayatımıza kazandırmıştır. Nurullah Ataçın günceleri içe ve dışa dönük içeriğin uyumlu bir sentezi olarak edebiyat dünyasına bu türdeki en bilinen eser olarak geçmiştir.
    Türk edebiyatındaki en seçkin günlüklerin başında Oğuz Atayın günlüğü ile Cemal Süreyanın Günler adlı eseri gelmektedir. Oğuz Atay -tıpkı romanlarında olduğu gibi- bilinç akışı tekniğini ve karmaşık iç dünyasını günlüğüne yansıtarak, içe dönük günlük türünün edebiyatımızdaki en derin örneğini bizlere sunmuştur. Günlüğünde, yazmakta olduğu romanın oluşum sürecini, karakterlerin ve olayların seçimi üzerine çalışmalarını, tüm titizliğiyle aktararak günlüğünün bir çeşit edebiyat laboratuarı olarak değer kazanmasını da sağlamıştır. Roman türünün kurgu sürecinde içerdiği tüm zorlukları ve bu zorlukların üstesinden gelebilmek adına yazarın verdiği mücadeleyi Oğuz Atayın günlüğünde görmekteyiz. Aşağıdaki alıntı Oğuz Atayın karakter yaratırken günlüğüne aldığı notlardan kısa bir parçadır ve yazarın kurgu sürecini açıklamak adına güzel bir örnektir:
    Hikmet ve Sevginin hikayesinde, daha çok Hikmet anlatacak. Sevginin konuşmalarını hatırlayacak. Çocuklukları, aileleri, yaşadıkları ortam ve birbirleriyle karşılaşmadan önceki düşünceleri ortaya çıkacak. Şehir ve yer isimleri gene uydurma olmalı. Taşrada yetişmiş olacak ikisi de. Aileleri arasında benzerlikler var.
    Sevgi, insanlarımızın irrational ve çocuksu yorumlarıyla ortaya çıkan yönünün temsilcisi. Bir de çocuksu gururu ifade edecek bir tip olmalı. Sevginin ya da Hikmetin bir akrabası. Adı Erol olsun. Bir kadın daha. Toplumun sağduyusu ve batıya yakın bir tip.Gene de mahalli.Tutucu. Kitabın tek gerçeklere yakın kahramanı. Adı:Bilge
    Bu kısa inceleme yazısına beğenerek okuduğum ve Türk şiirinin en önemli, en büyük isimlerinden biri olduğuna inandığım Cemal Süreyanın günler adlı günlüğünden yaptığım bir alıntıyla son vermek istiyorum. Cemal Süreyanın günlüğünde yer alan aşağıdaki sözler, günlük türünün gelişmesi ve yaygınlık kazanması adına daha büyük bir titizlikle ele alınması, incelenmesi gerektiğinin en önemli kanıtıdır:
    Yazdığım nedir? Yazmam gerektiği için mi yazıyorum? Öyle bir gerek gördüğüm için mi? Yol arıyorum, ama zaman zaman yolumu yitirmeli de değil miyim? Günlük- mektup- deneme- hayat öyküsü- anı- polemik karışımı bir şey bu benimki. Günlüğün kişisel günlük olabilmesi için hayat öyküsünün uç sınırında devinmesi, derin bene iniş yapması gerek. Yapıtlardaki gibi gerçeği yeniden kurması değil, hayatın kesikliğinde var olması gerek





  3. Mineli
    Devamlı Üye
    Anı Türünün Dünya Edebiyatında Önemli Temsilcileri Nelerdir?
    aşamı Yansıtan Aynalar, Günlükler
    Edebiyat ve sanat dünyasından tanınmış kişilerin kaleminden günü gününe yazılan günlükler, tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan birer ayna olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Günlükler, yazarlarının iç dünyasını kurgusuz bir biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlar.
    Günlük isimli yazın türünün tarihsel gelişimini ve geçirdiği evreleri incelemek istediğimizde bu yazın türü için iki ayrı dönem olduğunu fark ederiz. Bu dönemlerden ilki günlüklerin edebi bir nitelik kazanmasından önceki dönemdir. Tarihte ilk defa Romalılar günlük kullanmıştır. Edebi içerikten yoksun, bir takım kamu kuruluşlarında yapılan işlemlerin unutulmaması amacıyla tutulan ve commentarii adıyla anılan bu ilk günlükler, duygusallıktan uzak notların kabaca birleşiminden oluşmaktadır. Tarihte, bu çeşit günlüklerin savaşlar ve askeri hareketleri not etmek amacıyla kullanıldığı da görülmüştür. Edebiyat değeri taşımayan bu günlükler şüphesiz tarihçiler için önemli kanıtlardır, fakat içtenlikten uzak ve sıradan notların bir çeşit üstünkörü birleşimi oldukları için edebi açıdan değer taşımamaktadırlar.
    Günlükler -Leonardo De Vincinin bilimsel notlarını saymazsak- edebi değer kazanmaya ancak Rönesans sonlarına doğru başlamıştır. 1768-1840 yılları arasında İngiltere Kraliçesinin nedimesi ve roman yazarı olan Fanny Burney, saray dedikodularına ve pek çok olaya kendi duygusal izlenimlerini ekleyerek yazdığı günlükle İngiliz edebiyatında önemli bir yere sahip olmuştur. Fanny Burneyin günlüğünün ilk satırlarında karşılaştığımız şu sözlerde günlüklerin edebi içerik kazanması ve zamanla karakterlerinin değişimi açıkça ortaya çıkar:
    Düşüncelerimin, yaşantılarımın, tanıdıklarımın, hareketlerimin hikayesini, zamanın hafızadan daha çevik davrandığı saate elimde bulundurmak istemem beni günlük tutmaya zorluyor. Bu günlüğe her düşüncemi geçirmeliyim, tüm kalbimi açmalıyım.
    19. yüzyılın ortalarına doğru, romantizm akımının en yoğun dönemini yaşamasıyla birlikte günlükler, edebi değeri ve içeriği bakımından çoğalmaya, yaygınlaşmaya ve yazarlarının iç dünyasını yoğun duygularla yansıtmaya başlamıştır.
    Günlüklerin edebi değer kazanmasıyla başlayan ve günümüzü de içeren ikinci döneme ait eserler incelendiğinde içerik ve anlatım açısından iki çeşit günlük olduğu görülmektedir. Günlükleri sahip oldukları içerik açısından ayırt etmeden önce anı yazılarıyla aralarındaki farklarını belirtmekte fayda var diye düşünmekteyim. Gerçekte anı yazıları bir çok özelliğiyle günlüklere benzemektedir. Anılar, yazarların yaşlılık çağlarında yazdıkları ve yaşamları boyunca karşılaştıkları olayları nesnel bir şekilde ortaya koyan yazılardır. Üstelik anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu da söyleyebiliriz. Günlükler ise daha öznel, derin, içten ve ruhun derinliklerinden kopup gelen kurgudan uzak yoğun düşüncelerin toplamıdır.
    Edebi değer taşıyan günlükleri içerikleri açısından incelediğimizde karşılaştığımız iki türden ilki ruhsal çözümlemelerle dolup taşan, yazarın içsel karmaşasını yada dinginlik arayışını sayfalara döktüğü, monologlarla ifade edilmiş yoğun metinlerdir. Bu metinlerde yazarın yaşadığı duygusal coşkunluğu bulabileceğimiz gibi, çeşitli kavramlar hakkındaki düşüncelerin yazarın bilincindeki açılımlarını da bulabiliriz. Bu gibi metinler edebiyat dünyasında içe dönük günlükler adıyla anılmaktadırlar. Stendhalın günlüğü bu metinlere örnek gösterilebilecek niteliktedir. İçe dönük günlükler deyişiyle anlatılmak istenenler Stendhalin günlüğünden yaptığım aşağıdaki alıntıyla daha da netleşecektir:
    Nosce te ipsum, kendini tanı. Benim bu amaçla kullandığım araç, bu günlük Günlüğüm, varlığımın durumunu kesinlikle ve sadakatle yansıtmak amacını güdüyor. Olanları ne iyi göstermeye çalışıyor, ne de olduğundan kötü. Yer aldığına inandıklarımı apaçık, kesin, düpedüz anlatıyor, o kadarBilincimin gizli ve derin taraflarının yazıya dökülmüş şeklidir bu günlük
    Bu alıntının son cümlesinde geçen gizli kelimesinin üzerinde durmak gerekir. Çoğu yazarın açığa çıkması ahlak açısından mümkün olmayan mahrem düşüncelerini ve eylemlerini, günlüklerine oldukları gibi geçirdiklerini görebiliriz. Bu duruma en iyi örnek edebiyat dünyasında çok önemli bir yere sahip olan Rus yazar Alexander Sergeyeviç Puşkinin Gizli Günce sidir. Düello sonucunda öldürülmesinden (1836-1837) bir sene önce, şifreleme kullanarak yazmaya başladığı bu günlük, müstehcen deneyimlerle, bitmek tükenmek bilmeyen aşk kumpaslarıyla doludur:
    Hayat ya huzuru, ya da özgürlüğü verir. İkisi yan yana olmaz. Huzur alçakgönüllü bir şekilde teslim olmayı gerektirir ve bu huzurun özgürlükle bir ilişkisi yoktur. Özgürlük tutkum, beni içinde huzurun bulunmadığı sonu olmayan ilişkilere sürüklüyor. Eş ve sevgili arsındaki fark, eşinizle şehvet olmadan yatağa gitmenizdir. N.nin sosyetedeki başarısı arttıkça, sosyetedeki daha çok kadın beni taciz ediyor. Bana teslim olmak onları olduklarından daha güzel gösteriyor. Çünkü benim onları karım gibi bir güzelliğe tercih ettiğimi görmek onları kendini beğenmiş bir hale sokuyor.
    1947 yılında Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen ünlü Fransız yazarı Andre Gidein 1889-1949 yılları arsında tutuğu günlük, edebiyat dünyasına romanlarından daha büyük bir ilgiyle karşılanmıştır. Andre Gide, iki bin sayfayı aşan bu uzun günlükte öz benliğiyle hesaplaşmasını, çalışmalarında uyguladığı disiplini, çeşitli olaylar yada eserler hakkındaki düşüncelerini ve Teolojik çıkarımlarını büyük bir içtenlikle anlatmıştır:
    Hıristiyanlığın esas niteliği, nefsinde bir takım savaşlar hayal etmektir. Fakat kısa bir zaman sonra bunun neden gerektiği pek anlaşılmaz olur Çünkü sonunda yenilen kim olursa olsun, ezilen hep insanın kendinden bir parçadır. İşte gereksiz bir yıpranma. Bütün gençliğimi belki aralarında anlaşmayı tercih eden , kendimin iki parçasını , bir birine karşı koymakla geçirdim. Savaş aşkıyla mücadeleler hayal ediyor, tabiatımı ikiye bölüyordum.
    Andre Gidein içe dönük günlüğünde, felsefi anlam taşıyan söylemlerin yanı sıra kendine ve dostlarına yol göstermek amacıyla yazılmış pusulalar isimli bir bölüm bulunmaktadır. Günlüğün genelinde o dönemin popüler felsefi akımı olan varoluşçuluk ve bu akımın içerdiği nedensiz eylem ile ilgili düşünce düzeneklerinin, akımın genel karakterini oluşturan çeşitli argümanların izini görebilmemiz mümkündür:
    Her hareket sebebini ve sonucunu kendinde bulmalıdır. İyiliği veya kötülüğü bir mükafat karşılığı, sanat eserini bir maksatla, sevişmeyi para için, mücadeleyi para için yapmamalı; fakat sanatı sanat, iyiliği iyilik, kötülüğü kötülük için; sevişmeyi sevişmek için ; mücadeleyi mücadele, yaşamayı da yaşamak için yapmalı.
    İçerik açısından incelendiğinde karşımıza çıkan ikinci günlük çeşidi dışa dönük günlüklerdir. Bu tip günlüklerde yazarlar, alaycı bir tavırla dönemin olaylarını, siyaset adamlarını ya da gündelik sıkıntılarını öykü tekniği kullanılarak anlatmaktadırlar. Bu günlükler anı yazılarına yakınsamakla birlikte, yazarın duygusal ve ruhsal çözümlemelerinin uzağında kalmaktadır. Ünlü ressam Paul Gauginin o dönemde Fransız kolonisi olan Markiz adalarında yazdığı günlük, dışa dönük günlüklere örnek olabilir. Bu günlükte özellikle Markiz adalarının insanlarına ve değişik özelliklerine ilişkin notlar ve hikayeler bulunmaktadır. Bu hikayelere ek olarak dönemin ressamları ve eserleri hakkında sanatsal yorumlar, resim tekniğinin incelikleri, üçüncü şahısların bu metinleri okuyacağının bilincinde olarak yazılmıştır:
    Biz Avrupadakiler markizliler ile yeni Zelandadaki Maoriler arasında yaygın, çok gelişmiş bir süsleme sanatının varlığından habersizizdir. Sanat eleştirmenlerimiz bunların tümünü Papua sanatı başlığı altında topluyor, hataya düşüyorlar oysa. Özellikle Markizlide benzersiz bir süsleme anlayışı vardır. Markizliye en hantal geometrik şekli taşıyan bir nesne verin, o bütününde uyumu yakalamakta, göze hoş gelmeyen boşlukları doldurmakta hiç zorlanmayacaktır.
    Gençleri keşfetme yönünde ilahi bir yeteneği olan Degas, her şeyi bilirdi ama bilgi eksikliğini kusur diye saymazdı. Kendi kendine, Daha sonra öğrenir der, karşısındakine de iyi bir baba gibi, başlangıçta bana yaptığı gibi davranırdı.
    Öykücümüz Tomris Uyaın günlükleri de dışa dönük niteliğe sahiptir. Yaşadığı hayat kesitlerini, çeşitli konulardaki izlenimlerini öykü tekniği ve zengin betimlemeler aracılığıyla günlüğüne yansıtmıştır:
    Kınalar köyüne giderken bir boğaz vardır. Her yaz bir kere uğramadan edemediğim bir yer, bir çeşit <<yılın nirengi noktası>> benim için. Bu yıl bahar selleri yüzünden suları artmış boğazın. Eskiden üstüne çöktüğümüz taşlar, arkasında giyinip soyunduğumuz çınar, silinip gitmiş. Su, kayaları tarayarak inmiş aşağılara, koca parçalar kopararak tabanına yığmış, ağaçları köklerinden söküp ters çevirmiş.*

    Türk edebiyat tarihi düşünüldüğünde, Divan edebiyatı döneminde tutulan Ruzname isimli savaş notları ile Evliya Çelibinin Seyahatnamesi tam bir günlük niteliği taşımasa da içerdikleri bazı bölümlerle bu yazın türüne yakınsamakta ve tarihimizdeki ilk günlük örneklerini oluşturmaktadır. Asıl olarak günlüklerin, batı edebiyatındaki biçim ve içeriğiyle Türk edebiyatında yer alması Tanzimat dönemine denk gelmiştir. Direktör Ali Beyin Seyahat Jurnali(1897) adlı gezi kitabı batıdaki anlamıyla Türk edebiyatında görülen ilk günlüktür.
    Günlükler ,1950 yılında Nurullah Ataçın bir gazetede günlük yazıları yazmasından ve yoğun ilgi çekmesinden sonra önem kazanmaya başlamıştır. Nurullah Ataç bu yazılarına başlık olarak Günlük yerine Günce deyişini kullanarak bu deyişi yazın hayatımıza kazandırmıştır. Nurullah Ataçın günceleri içe ve dışa dönük içeriğin uyumlu bir sentezi olarak edebiyat dünyasına bu türdeki en bilinen eser olarak geçmiştir.
    Türk edebiyatındaki en seçkin günlüklerin başında Oğuz Atayın günlüğü ile Cemal Süreyanın Günler adlı eseri gelmektedir. Oğuz Atay -tıpkı romanlarında olduğu gibi- bilinç akışı tekniğini ve karmaşık iç dünyasını günlüğüne yansıtarak, içe dönük günlük türünün edebiyatımızdaki en derin örneğini bizlere sunmuştur. Günlüğünde, yazmakta olduğu romanın oluşum sürecini, karakterlerin ve olayların seçimi üzerine çalışmalarını, tüm titizliğiyle aktararak günlüğünün bir çeşit edebiyat laboratuarı olarak değer kazanmasını da sağlamıştır. Roman türünün kurgu sürecinde içerdiği tüm zorlukları ve bu zorlukların üstesinden gelebilmek adına yazarın verdiği mücadeleyi Oğuz Atayın günlüğünde görmekteyiz. Aşağıdaki alıntı Oğuz Atayın karakter yaratırken günlüğüne aldığı notlardan kısa bir parçadır ve yazarın kurgu sürecini açıklamak adına güzel bir örnektir: Hikmet ve Sevginin hikayesinde, daha çok Hikmet anlatacak. Sevginin konuşmalarını hatırlayacak. Çocuklukları, aileleri, yaşadıkları ortam ve birbirleriyle karşılaşmadan önceki düşünceleri ortaya çıkacak. Şehir ve yer isimleri gene uydurma olmalı. Taşrada yetişmiş olacak ikisi de. Aileleri arasında benzerlikler var.
    Sevgi, insanlarımızın irrational ve çocuksu yorumlarıyla ortaya çıkan yönünün temsilcisi. Bir de çocuksu gururu ifade edecek bir tip olmalı. Sevginin ya da Hikmetin bir akrabası. Adı Erol olsun. Bir kadın daha. Toplumun sağduyusu ve batıya yakın bir tip.Gene de mahalli.Tutucu. Kitabın tek gerçeklere yakın kahramanı. Adı:Bilge
    Bu kısa inceleme yazısına beğenerek okuduğum ve Türk şiirinin en önemli, en büyük isimlerinden biri olduğuna inandığım Cemal Süreyanın günler adlı günlüğünden yaptığım bir alıntıyla son vermek istiyorum. Cemal Süreyanın günlüğünde yer alan aşağıdaki sözler, günlük türünün gelişmesi ve yaygınlık kazanması adına daha büyük bir titizlikle ele alınması, incelenmesi gerektiğinin en önemli kanıtıdır:
    Yazdığım nedir? Yazmam gerektiği için mi yazıyorum? Öyle bir gerek gördüğüm için mi? Yol arıyorum, ama zaman zaman yolumu yitirmeli de değil miyim? Günlük- mektup- deneme- hayat öyküsü- anı- polemik karışımı bir şey bu benimki. Günlüğün kişisel günlük olabilmesi için hayat öyküsünün uç sınırında devinmesi, derin bene iniş yapması gerek. Yapıtlardaki gibi gerçeği yeniden kurması değil, hayatın kesikliğinde var olması gerek
    * Kaynakça:

    Türk Dili, Sayı 127, Günlük Özel Sayısı, 1962
    A.S.Puşkin, Gizli günce, Çivi Yazıları, 2000
    Andre Gide, Günlük, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1962
    Paul Gaugin, Mahrem Günlük, İthaki Yayınları, 2001
    Tomris Uyar, Gündökümü 75, Koza Yayınları, 1976
    Oğuz Atay, Günlük, İletişim Yayınları, 1987





  4. vagrant_girl
    Üye
    ay bu kadar şeyi kim okuyacak ama yinede emeğin için saol

+ Yorum Gönder


türk ve dünya edebiyatında anı türünün önemli temsilcileri,  anı türünün dünya edebiyatındaki temsilcileri,  dünya edebiyatında anı türünün temsilcileri,  dünya edebiyatında anı türü,  anı türünün dünya edebiyatında önemli temsilcileri nelerdir,  dünya edebiyatında anı türünün önemli temsilcileri