+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Kitap Özetleri Forumunda Osmanlıda harem ahmet akgündüz kitap özeti Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Osmanlıda harem ahmet akgündüz kitap özeti








    Osmanlıda harem ahmet akgündüz kitap özeti



    Osmanlıda harem ahmet akgündüz kitap özeti.jpg

    Osmanlı'da Harem


    Aşağıda yapıştırdığım yazının kaynağı belirtilmemiş, biraz google'ladım ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ün Osmanlı'da Harem isimli www.alasayvan.net/ kitabı ile karşılaştım. Belki o kitaptan alıntıtır ama kitabı okumadığım için ben bilemem. Hatırlar mısınız, lise tarih kitaplarında da harem'in eğitim yuvası olduğu 1 sayfalık paragrafta anlatılıyordu ama o kadar romana karşı bir sayfa
    Osmanlı'da Harem'in Gerçek Yüzü
    Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir. Bunu içoğlanları takip eder. Ardından valide sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs. böyle gider.

    İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır. Çünkü elinde bu konuyla ilgili yeterli belge, döküman vs. yoktur.

    Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir. İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır. Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem.

    Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi anlatışlarına şaşmamak elde değil. Kaldı kibizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin
    kitaplarıdır.

    I. Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı'nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar.

    18. yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi. Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler. Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları
    öyleydi. Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini zaten beklemiyoruz.

    Ama anlayamadığımız, bizim bize bunu nasıl yapabildiğimiz. Yıllarca Topkapı sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem'in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah etmek gerek bilemiyoruz. Zira bu Arapça metinlerin tamamı Kur'an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil. Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire'sinin duvarlarında Bakara Suresi 257. ayetinden itibaren yedi ayet www.alasayvan.net/ yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir: "Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?" Sanki adeta Osmanlı hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu.

    Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi. Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara.

    Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler. Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl
    bunlarla gününü gün etmez ki. Hele hele 36 Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar. Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir. Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı'nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi. O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı. Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar
    kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar. Tarihlerinin yaşanmış
    bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar.

    Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip,
    kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık.

    1909 yılına kadar Harem Dairesi'ne padişahtan başka, ancak
    mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı. Son onüç
    yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde
    anlatılıyor. Yazık ki (!) orada bile havuz – hamam sefaları yok.

    Peki o zaman "Bu Harem nasıl bir yer?" denilebilir.

    Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan
    olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok
    kesin ve katı kuralları bulunan www.alasayvan.net/ yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına
    göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki
    görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir
    bayanlar mektebidir.

    Evet, tam anlamıyla böyledir. Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir
    alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler "Acemi"
    statüsü ile saraya girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün
    değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime
    tabi tutulmaları gerekmektedir. Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek
    güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel
    bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak %10'u bu
    guruba girebilir. Bu %10'un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide
    sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar
    padişahın özel hizmetlisi konumundadır.

    Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini
    çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal
    mertebesine yükselir. Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda
    Kadın Efendi olurlardı. Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide
    sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür
    .Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi
    geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta.

    Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde
    dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit
    yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi. Bunu yapabilecek siyasal
    otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti.
    Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki
    bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla
    karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı.
    Öyle ki kitaplar, bu "kazara" www.alasayvan.net/ karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların
    yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem'in içinde iken bunlarla dolaştığını
    yazdı. Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye. Cariyeleri
    bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi
    unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv
    vesikaları.

    Koca Sultan'ın sitem dolu mektuba cevabı ise;

    "Varın söyleyin Hafsa Sultan'a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız.
    Gayrısından başkasını gözümüz görmez" olacakdı.

    Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye
    isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri
    de almak durumunda kalacağız. Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah
    ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra.







  2. Asel
    Bayan Üye





    Koca Sultan'ın aziz ruhundan özür dileyerek;

    Kızı anlatır padişahımızın: ".. kumraldı, ela gözlü idi,
    23 yaşında kadardı. Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti. Daha
    saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek
    hoşlanmıştı. Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun,
    tatlı tatlı konuşuyordu. Lakin www.alasayvan.net/ bütün bu "iltifatı şahaneye" rağmen elâ gözlü
    dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına "evet" demiyordu. Onun bu şiddetli
    mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu. Bu
    hal böyle tam beş sene devam etti. Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik
    yoktu.".

    Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer
    tebrikini yapar. Hünkar "Hâlâ inadında devam mısın?" diye sorar. Genç kız
    gözlerini yere indirip susar. Bunun üzerine Hakan " Hem sen bugün ne kadar
    güzelsin!" der. Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: "Efendimiz!! Ömrüm
    oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım. Yanınızdan ayrılmam.
    Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam!.. Çünkü kocam olacak
    erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı, yani tamamen bana ait olmasını
    isterim, aksi halde kimse ile evlenmem.."

    Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır.
    45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta
    yaşlı) zatla evlendirir. Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir.

    Binyediyüzlü yılların başında İstanbul'a gelen İngiltere
    Büyükelçisi'nin eşi Lady Montague'nin hatıraları batılıların pek hoşuna
    gitmedi. Hareme girebilen Lady'nin yazdıkları daha önceki ve sonraki
    batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha
    sonra Lady Montague'yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı.
    O'nun ülkesi olan İngiltere'de üstelik de 1800'lü yıllarda, evli bir erkek
    çok rahatlıkla karısını gazeteye "ihtiyaçtan satılık ev kadını" ilanı
    vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş
    bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile
    saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih
    edeceklerdi.

    Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek
    istediğimizi daha da iyi izah edecektir:

    "Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var. Dünyanın
    bu tarafına seyrek geliniyor. Gelenler de ticaretten başka bir şey
    düşünmeyen tüccarlar. Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar
    ağırbaşlılar. Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış
    oluyor.

    Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür.. Hayatı hiç
    aksatmadan, zevkle süren, www.alasayvan.net/ kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu
    ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni
    modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın.

    Avrupa'da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına
    karşı bu kadar namusluca davranılsın.

    Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı. Hiç birinde bizdeki gibi alaycı
    gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım. Üstelik benim için "güzel, çok
    güzel" dediklerini işittim. Bir kadının, bir başka kadın için "güzel"
    diyebilmesi hâyâl bile edilemez.

    Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu
    cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları
    yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi?

    Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf
    eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor. Her evde misafir
    odaları var. İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir
    şey."

    Çok zor ve ağır bir konu olan Harem'i böyle bir kaç satırda
    özetlemek elbetteki mümkün değil. Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma
    çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz.

    Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz:

    Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir
    coğrafyasında sarayına
    aldığı bir www.alasayvan.net/ köleden "valide sultan" dediğimiz zamanının "first lady"sini
    çıkaran bir başka medeniyet bilmiyoruz.
    Siz biliyor musunuz?
    Bu da başka bir yazı:
    Yine 17. yüzyıl bazı batılı yazarlardan haremin gizliliğinin yaznısıra harem hakkında konuşamların da fanteziler üretmekten başka bir şey yapmadıklarını gözlemlemek mümkündür.

    Sarayın, ikinci avluya girmelerine izin verilen yabancıların gidebildiği kadarını gördüm İçeriyi görmedim. Ama hükümdarlarına karşı huşu duyduklarını gösteren şahane bir sessizlik ve saygı içindeki sonsuz bir görevliler ve hizmetkârlar kalabalığı ile karşılaştım. (Henry Blunt, A Voyage into the Levant, 1638).

    Kadınlar dairesine ilişkin bir bölümü buraya, okuyucuya bu daireyi iyi bilmenin imkânsızlığını anlatabilmek için dahil ediyorum Buraya erkeklerin girmesi yasaktır ve bu yasak Hristiyan manastırındakinden çok daha büyük bir dikkatle uygulanır Sultanın aşk hayatının niteliği gizli tutulur. Bunun üzerine konuşmayacağım ve bu konu hakkında hiç bir bilgi edinemedim. Bu konuda fantezi kurmak kolay ama doğru bir şeyler söylemek alabildiğine güçtür. (Jean-Baptiste Tavernier Nottvelle Relation de l'interieur du serrail de Grand Seigneur, 1675).

    Kardeşim, Osmanlı imparatorlarının sarayı konusundaki merakını herkesten kolay giderebilirim. Çünkü yirmi yıldan fazla bir süredir bu sarayın içine www.alasayvan.net/ kapalı kalmış biri olarak güzelliklerini, yaşam tarzını, disiplinini gözlemleme zamanım oldu. Çeşitli yabancı gezginlerin bir kısmı dilimize de çevrilmiş olan bir çok fantastik tasvirine inanılacak olursa b sarayın büyülü bir yer olmadığını hayal etmemek güçtür Fakat sarayın asıl güzelliği içinde gözlenen düzende ve burada yaşayan güçlü kişilerin hizmetine bakacak olanların eğitiminde yatar. (François Petis de la Croix, Ett General de l'Empire Ottoman, 1695).
    ***
    Oryantalistler Doğu haremini çıplak kadın vücutlarıyla resmededursun, Türk tarihçiler onu oldukça farklı algılıyor. Çağatay Uluçay eğitim yuvası olarak görüyor, İlhan Bardakçı ahlak mektebi diyor, Halil İnalcık kadınlar manastırı tanımlamasını getiriyor. Bir başka tarihçi İlber Ortaylı ise çok net bir tanım ortaya koyuyor; "Harem'de önemli olan, gelen kadının en iyi şekilde yetiştirilmesi, eğitilmesi ve izdivaç yapmasıdır." Türk İktisat Tarihi uzmanı olan Prof. Dr. Hüseyin Özdeğer ise haremin bir atölye gibi çalıştığını ifade ediyor. Osmanlı'da daha çok varlıklı insanların haremleri olduğuna dikkat çeken Özdeğer, "Harem sahibi insanların iplik, dokuma vb. işletmeleri olurdu. Cariye ve içoğlanlar buralarda çalıştırılır, karşılığında kadı tarafından belirlenen yıllık ücretleri ödenirdi" diyor. Özdeğer doçentlik tezi olarak Bursa ilinin 1463—1640 yılları arasındaki tereke defterlerini çıkarmış. Elde ettiği rakamlar ise oldukça çarpıcı. Toplam 3121 kişinin medeni durumları araştırılmış. 1092 evli erkekten sadece 49'unun iki, 2'sinin de üçer karısı olduğu belirlenmiş. 1041 erkek ise sadece bir kez evlenmiş. İkinci evlilikler ise daha çok kadının eşlik görevini yapamaz hale gelmesiyle ya da çocuk doğuramaması gibi nedenlerle yapılmış.

    Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Doğu haremlerini Batıdakinden ayıran bir özellik olarak yaşlılara gösterilen saygıyı örnek veriyor. Batılıların aksine Müslümanlar yaşlandıkları için hiçbir kadına hor gözle bakmamış, ona haremin en saygıdeğer kişisi muamelesini göstermiş. Yani yaşlılıkla birlikte kadınlar yok sayılmamış, onlardan sürekli genç kalmaları beklenmemiş.
    Topkapı Sarayın’da padişahın evleri ve aileleri bulunduğu yere başkasının girmesi yasak anlamında harem denir. Haremde padişahın annesi valide sultan,padişahın hanımı, hasekiler, şehzadeler, padişah kızları, ustalar, kalfalar ve cariyeler bulunurlar. Padişah haremin efendisi, padişahın annesi valide sultan ise Harem’in reisi konumundadır.

    Osmanlı Sarayında cariyeler Orhan Bey döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır. Fatih döneminden itibaren ise sarayda cariyelerin sayısı oldukça artmıştır.Haremde iki tür cariye bulunmaktadır:Birincisi;hizmetçi konumundaki cariyeler,ikincisi de;eş konumuındaki cariyelerdir.

    Hizmetçi konumundaki cariyeler sarayda para karşılığı çalışırlardı.Bunlar başkasıyla evli olabilirlerdi. Evli olmayan cariyelerin ise başkasıyla evlenmesi mümkün olmadığından bunlar padişahın veya şehzadelerin haremine girebilirlerdi. Başkasıyla evli olan www.alasayvan.net/ cariyelerin ise saraydan herhangi bir kişiyle cinsi münasebeti olamazdı. Acemiler,cariyeler(dar anlamda), kalfalar ve ustalar. “Bu dört grup incelenince görülecektir ki,haremdeki cariyelerin %90’ı tamamen bugünkü kadın hizmetçi konumundadırlar ve bunlar aldıkları belli ücretler karşılığında haremde hizmet etmektedirler.

    Eş konumundaki cariyeler ise; padişahın nikah yaparak ya da nikah yapmadan karı koca hayatı yaşadığı cariyelerdir.Bu tür cariyelerin sayısı fazla değildir Eş konumundaki cariyeler iki bölümde incelenebilir:




  3. Asel
    Bayan Üye
    Birincisi; azad edilerek nikahlanmış cariyelerdir. Bunlara haseki sultan veya kadın efendi denirdi. Bunların içinde padişahtan çocuk doğuranlara haseki ünvanı verilirdi. Sayıları yediye kadar çıkardı. Konumlarına göre baş kadın ikinci kadın diye sıralanırlardı.

    İkincisi ise; padişahın nikahsız olarak yaşadığı cariyelerdir. Bunlara ilkbal, gözde ve peykler denir. Kadın efendi olabilecek ilk dört cariyeye gözde, ikbal adayı olabilecek cariyelere de peyk denirdi. Padişahların en fazla dört ikballeri, dört gözdeleri ve dört tane peykleri olabilirdi.Yani ikbal, gözde ve peyklerin toplam sayısı onikiyi geçmezdi.

    Fatih'ten itibaren padişahlar genellikle azadlı cariyelerle evlenmişlerdir. Ahmed Akgündüz padişahların cariyelerle evlenmeyi tercih etme nedenini;bacanak, kayınpeder, sır saklama, akraba tasallutu gibi olumsuz yönleri berteraf etmek amaçlı olabileceğini belirtir.

    Fatih döneminde kurulan harem, cariyelik kurumunun oluşmasında ve gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur. Cariyelik kurumunun www.alasayvan.net/ oluşması ve gelişmesiyle padişahlar Türk kızlarıyla evlenme geleneğini terk ettiler. Kanuni'nin Hürrem Sultan İle evlenmesiyle başlayan cariyelerle evlenme geleneği ikinci Osman tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da daha sonraki padişahlar cariyelerle evlenmeye devam etmişlerdir.




+ Yorum Gönder


osmanlıda harem ahmet akgündüz kitap özeti