+ Yorum Gönder
Tekerleme Fıkra ve Komik Olaylar ve Yazılar Forumunda Yaşanmış Komik İbretlik Olaylar Gerçek Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mineli
    Devamlı Üye

    Yaşanmış Komik İbretlik Olaylar Gerçek








    Yaşanmış Komik İbretlik Olaylar Gerçek


    NewYork'ta bir yayınevinde redaktor olarak çalışan 51
    yasındaki
    > George Turklebaum, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatini
    kaybetmiş
    > *Peki bu olayın diğer milyonlarca kalp kriziyle ölümden farkı
    nedir
    > derseniz:
    > *23 kişiyle bir arada çalıştığı açık ofiste, adamın kalp
    krizinden
    > gittiği

    > tam 5 gün sonra birisinin
    yanına gidip 'iyi misin?' diye
    sormasıyla fark edilmiş..
    Patronu, şirkette 30 yıldır çalışan George'un sabah ofise en erken
    >gelip aksam en geç çıkan eleman olduğunu, etrafındakilerle
    >konuşmadan
    > bütün gün sadece işiyle ilgilendiğini söylemiş..
    > *Bu nedenle de, her zamanki gibi masasında bir yazı okuduğu
    sırada
    > kalbi durarak öldüğünde kimsenin dikkatini çekmemiş..
    >
    > > *Bu
    olaydan çıkarmamız gereken ders:
    > > *Kendinizi paralarcasına çalışmayın.. kimse farketmiyor








  2. Mine
    Devamlı Üye





    AYAK-KABI

    Ayakkabıyı icat eden insan, o kişi her kim ise, eminim tarihte böyle bir çığır açacağını tahmin etmemiştir. Bu zavallı adam, ormanda ayağına diken battığı için filan yapmıştır bu buluşu… Ancak o zamandan beri, ayakkabılar yeni yeni anlamlar kazanarak hadlerini aşmaya başlamışlardır. Ayakkabıyı bulan adam şimdi dirilse “ben ne yaptım ulan, kendi ellerimle bir canavar yarattım!” falan derdi herhalde. Tıpkı Reşat Nuri Güntekin’in dirilip ‘Yaprak Dökümü’ dizisini görse vereceği tepkinin aynısını gösterirdi yani.

    Canım arkadaşlarım, ayakkabıların üzerine yüklenen absürt anlamları ilk olarak İncil’de gözlemleyebiliriz. İncil’e göre Yahudiler, iş anlaşmaları yaparken samimiyet gösterisi olsun diye bir sistem geliştirmişler. Anlaşmanın tarafları, imza atmak yerine birbirlerine ayakkabılarının tekini veriyorlarmış! Çünkü o zamanlar ayakkabılar dürüstlüğün ve mülkiyetin sembolüymüş! Günümüz dünyasına uyarlasanıza; maliyeye gidiyorsunuz ayakkabınızın tekini veriyorsunuz; bankaya gidiyorsunuz öbür tekini de orada bırakıyorsunuz. Ya da ne bileyim, evleniyorsunuz, ayakkabınızın tekini nikah memuru alıyor!

    Avrupalılar, özellikle İngilizler, birisini yolcu ederken arkasından ayakkabı atarlarmış. Bu herhalde “tıpış tıpış git, tıpış tıpış gel” anlamına gelen bir gelenekti. Günümüz Türkiye’sinde aynı işin su ile yapıldığını gözlemlemek pekala mümkün. (bkz: Su gibi git su gibi gel yavrımmm)

    Yine Avrupalılarda, gelin kızcağız törenden sonra ayakkabısını havaya fırlatırmış; her kim yakalarsa onun kısmetinin açıldığına inanılırmış. Ancak kafa yarılmaları ve beyin kanamaları yaşanması üzerine, bu gelenekte ufak değişiklikler yapılmış. Artık malumunuz, gelin sadece çiçeğini fırlatıyor havaya, çiçeği kapan da “normal koşullarda evlenemeyecek kadar ----------yım, belki bu çiçek kara bahtımı açar” diyerek mutlu oluveriyor!

    Peki siz İngilizlerin, gelin arabalarının arkasına bir sürü ayakkabı bağlamak gibi embesilce bir adetleri olduğunu biliyor musunuz? Biz de şükür ki böyle bir olay yok!

    (Ancak şunu da belirtmeden geçmeyeyim, gelin ayakkabısının altına isim yazmak bizde de yıllardır süren bir gelenek… Bekar kadınlar bir ayakkabıdan nasıl medet umuyor, hakikaten şaşıyorum. Bu arada emin değilim ama bu saçma adeti de batılılardan almış olabiliriz; zira Araplar filan ciddi adamlardır, böyle saçma işlerle uğraşmazlar kanımca.)

    Sevgili arkadaşlar, ayakkabılar insanlık tarihinde öyle gereksiz bir yer kaplamıştır ki, İngilizcede “If I were in your shoes (Ayakkabılarının içinde olsaydım)…” şeklinde bir kalıp bile vardır. Bu deyim Türkçe’de “Senin yerinde olsaydım…” anlamına gelmektedir.

    Bu cümleden yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bilinçaltında ‘benlik’ ve ‘ayakkabılar’ eş değer tutuluyor, görmüyor musunuz? Yani bu cümleyi söylerken, aslında “ayakkabılarını giyerek senin yerine geçebilirim, çünkü sen ayakkabılarından ibaretsin” demiş olmuyor muyuz? (Çok mu paranoyakça düşündüm ne!)

    Peki ama neden? Ayakkabılar ayağımızı koruyan kaplardan başka bir halt değildir. Fakat neden ayakkabılar söz konusu olduğunda bir sürü batıl inanç uydurulur? Ayakkabıdan neden korkuyoruz arkadaşım? Neden anamıza babamıza duymadığımız saygıyı ayakkabılara karşı duyuyoruz? Neden ayakkabımız Nike veya Adidas olmayınca insan yerine koyulmuyoruz? Neden bir karış topuklu giyerek engebeli arazilerde ayakta kalma savaşı veriyoruz? İşin garibi de bu şekilde seksi göründüğümüzü sanacak kadar nasıl gaflete düşebiliyoruz?

    Ayakkabı ayak kabıdır! Ayağımızı dış etkenlerden koruması için yapılmış kılıflardır, o kadar! Onlara Adidas ve Nike kisvesi altında 100-1000 lira arasında değişen bedeller ödememize (zira ülkedeki asgari ücret 576 liradır) gerek yoktur!

    * * *

    İncil’in bir ayetinde, Tanrı “Edom’a ayakkabılarımı fırlattım” buyurur. Yani yüce Tanrı, Edom’a kızdığını ve artık onu evladı olarak istemediğini belirtmiştir. Günümüz dünyasında bu, “Bush’a ayakkabımı fırlattım” ya da “Şimdi ayakkabıyı yersin kafana” cümleleriyle kendini göstermektedir.

    Görüldüğü gibi ayakkabı, her geçen gün güçlenmeye devam etmektedir, hatta kapital güçleri de arkasına alarak, insanlara karşı bir silah olarak kullanılmaya başlamaktadır.

    Ben bas bas bağırıyorum ama atalarımız bu tehlikeyi çok evvelden görmüştür aslında. “Dost başa düşman ayağa bakar” sözünü boşuna dememişler, değil mi? Ben de diyorum ki, eğer ki bundan sonra yüzüme değil de ayakkabıma bakarsanız, bana gösterdiğiniz ilginin derecesini ayakkabımın markası belirlerse, çakma markalar giydiğim için beni eleştirirseniz ya da tam tersi Adidas giydiğim için beni pohpohlamaya kalkarsanız…

    O ayakkabıyı derhal ayağımdan çıkarırım. Sağ elimle sıkıca kavrarım ve sizi Edom’dan da Bush’dan da beter ederim!



    İSMAİL PİŞER





+ Yorum Gönder