+ Yorum Gönder
1. Sayfa 1234 ... SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Montaigne - Denemeler II Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Montaigne - Denemeler II








    DÜŞÜNCE GELENEKLERİ

    İnsanların düşüncelerinin çoğu, dinler ve yasa gibi, eskiden beri
    süregelen inanışlara dayanır. Herkesin konuştuğu gibi konuşmayı
    öğreniriz, herkesin düşündüğü gibi düşünmeyi de tanıtma örgüsü ile
    birlikte benimseriz; içimize yerleşen bu sağlam örgüyü artık
    sarsamayız, doğruluğundan kuşku duyamayız. Tersine herkes bu
    dışardan gelme inanışı elinden geldiği kadar berkitmeye çabalar.
    (Kitap 1, bölüm 2)

    Hiçbir iyi insan yoktur ki, bütün yaptıkları ve düşündükleri yasalara
    vurulursa hayatında on kez idamlık suç işlememiş olsun, hem de ceza
    görmeleri ve yitirilmeleri çok yazık ve çok haksız da olsa. Öyle insan
    da vardır ki yasalara uymayan hiçbir şey yapmamış da olsa iyi insan
    diye övülmeyi haketmez ve filozof onu haklı olarak kırbaçlar. (Kitap
    3, bölüm 9)







  2. Uğur Baki
    Devamlı Üye





    YASALAR

    Aklın o kadar çeşitli yolları vardır ki hangisinden gideceğimizi
    bilemeyiz. Görgünün de öyle. Olaylara bakarak çıkarmak istediğimiz
    sonuçlar pek inanılır gibi değildir. Çünkü olaylar hiçbir zaman eşit
    olmazlar. Bu dünyada gördüğümüz şeylerin ortak özelliği ayrı ve
    değişik olmalarıdır.

    Bununla birlikte yasaları çoğaltarak yargıçların yetkilerini daraltmak,
    yargılara sınır çizmek düşüncesine de yanaşmıyorum. Bu düşüncede
    olanlar şunu unutuyorlar ki, yasaları yapmakta olduğu kadar onların
    yorumlanmasında da özgürlük ve yetki vardır.

    Yargıçlarımızı yasalar üzerinde düşünce yürütmek ve karar
    vermek işinde o kadar serbest bıraktık ki hiçbir özgürlük bundan daha
    keyfi, bundan daha geniş olmaz. Yasa adamlarımız binbir çeşit özel
    durum düşünüp her biri için ayrı yasa yapmakla ne kazandılar?

    Bunları ne kadar çoğaltsak insan işlerinin sonsuz değişikliğini
    karşılayamayız. Bu yasaları yüz kez daha artırsanız, gelecekteki
    olaylar arasında öyleleri bulunacaktır ki bizim yaşamdan alıp kitaba
    koyduğumuz olaylardan hiçbirine benzemeyecek yeni maddeler
    koymayı gerektirecektir. Durmadan değişen insan durumlarının
    değişmez yasalarla ilgisi pek azdır. En iyi yasalar en az ve öz, en genel
    olanlardır. Bana sorarsanız yasalar bizimkiler kadar çok olacağına hiç
    olmasa daha hayırlıdır. Doğanın yasaları bizim yazdıklarımızdan her
    zaman daha akıllıcadır. (Kitap 3, bölüm 13)

    Bir kavgaya sudan nedenlerle katılanların, sudan nedenlerle
    ayrılıvermeleri olağandır. (Kitap 3, bölüm 10)

    Bütün kamusal eylemler kararsız ve değişken yorumlara uğrar,
    çünkü çok fazla insan akıl yürütür onlar üstüne. (Kitap 3, bölüm 10)

    Ben insanın iş görmesini, yaşama çabasını uzatabildiği kadar
    uzatmasını isterim. Ölüm, lahanalarımı dikerken bulmalı beni;
    ama ölüm korkusu, hele kusurlu bahçemi yitirme korkusu içinde değil.
    (Kitap 1, bölüm 20)





  3. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    SÖZ ÖZGÜRLÜĞÜ

    İster sözle olsun, ister davranışla, zorbalığın her çeşidinden nefret
    ederim. Düşüncemizi duyular yoluyla aldatan gösterişlere her zaman
    karşı koymuşumdur. Üstün sayılan insanlara yakından bakınca
    anladım ki çoğu, herkes gibi insandır.

    Rarus enim ferme sensus communis in illa. (Juvenalis)

    Yüksek mevkilerde sağduyuya az raslanır.

    Kralların şaştığım tarafı, hayranlarının bu kadar bol olmasıdır. Her
    şeyimizi emirlerine verelim, ama düşüncemiz bize kalsın. Önlerinde
    bükülen, dizlerimiz olsun, aklımız değil.

    Melanthius'a Dionysios'un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü
    sormuşlar: Laf kalabalığından tragedyayı görmedim ki, demiş. Onun
    gibi, büyüklerin nutukları üstüne hüküm verecek olanlar da şöyle
    diyebilirler: Bu kadar ciddilik, büyüklük, şatafat içinde sözlerinin
    gerçek anlamı anlaşılmıyor ki. Bilgiçlik, çok yüksek mevki ve
    ünlerle de bir araya geldi mi, büsbütün tehlikeli oluyor. Geçen gün bir
    yerde dev ünlü bir adam, masasında rahat rahat konuşulan önemsiz bir
    konuya karıştı ve söze şöyle başladı: Kim böyle düşünmüyorsa
    yalancıdır, cahildir

    İnsan düşüncesi böyle bir yola saptı mı hançerinizi hazırlayın
    tetik durun. (Kitap 3, bölüm 7)

    Her okuldan bütün filozofları birleştiren genel bir anlaşma varsa o da
    en iyi şeyin ruh ve beden rahatlığı olduğudur, ama nerede, kimde
    bulabiliriz bu rahatlığı? (Kitap 3, bölüm 2)

    Güzel eylemlerin karşılığını başkalarından beklemek, çok kararsız ve
    bulanık bir varlığa bel bağlamak olur. (Kitap 3, bölüm 2)

    Ben ne isem, ne durumdaysam, eylemlerim de ona göre, ona uygun
    olur. (Kitap 3, bölüm 2)





  4. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

    İyi niyetlerin, ölçüsüzce yönetildikleri zaman, insanları çok kötü
    sonuçlara götürdüğü oluyor. Fransa'yı iç savaşlarda bunaltan bugünkü
    çatışmada tutulacak en iyi, en sağlam yol kuşkusuz ülkenin eski
    dinini, düzenini sürdüren yoldur. Ama bu yolu tutanlar arasında
    (çünkü sözünü ettiklerim bu yoldan yararlanıp özel kinlerini
    boşaltanlar, cimriliklerini doyuranlar, krallara yaranmak isteyenler
    değil, dinlerine gerçekten bağlı olanlar, yurtlarında barışı, güveni
    kutsal bir sevgiyle yaşatmak isteyenlerdir), evet bu berikiler arasında
    diyorum, birçokları var ki tutkuları yüzünden aklın sınırları dışına
    çıkıyorlar, haksız, hoyratça ve çılgınca davranışlara kapılıyorlar
    bazen.

    Dinimizin yasalarla egemen olmaya başladığı ilk zamanlarda, inanç
    çabasının birçoklarını her çeşit pagan kitaplarına saldırttığı, bu yüzden
    aydın kişileri eşsiz hazinelerden yoksun bıraktığı su götürmez. Bence
    bu kargaşanın bilimlere ve sanatlara verdiği zarar, barbarların
    çıkardığı bütün yangınlardan daha büyük olmuştur. Cornelius
    Tacitus iyi bir kanıtıdır bunun; çünkü akrabası olan imparator Tacitus
    onun kitaplarını özel bir buyrukla bütün kitaplıklara koydurttuğu
    halde, bizim inancımıza uymayan birkaç cümle yüzünden bu kitapları
    yoketmek isteyenlerin elinden bir teki bile sağlam kurtulamamıştır.

    Şunu yaptılar: Bizden yana olan bütün imparatorlara hiç çekinmeden
    yalan övgüler buldular, bize karşı olanlarınsa her yaptıklarını toptan
    lanetlediler dönme adını verdikleri Julianus'a yaptıkları gibi.

    Aslında eşine az raslanır çok büyük bir insandı o. Filozofların
    dedikleri içine iyice işlemiş, bütün eylemlerini onlara uydurmaya
    çalışmıştı. Gerçekten hiçbir erdem yoktur ki onda pek seçkin örnekleri
    bulunmasın. İffetten yana (ki bütün hayatı bunu açıkça ortaya koyar)
    onu İskender'e ve Scipio'ya benzetirler kendisine getirilen çok güzel
    tutsak kadınlardan hiçbirini görmek bile istemedi, oysa en diri gençlik
    çağındaydı; çünkü Partlar onu öldürdükleri zaman daha otuz bir
    yaşındaydı.

    Adaletine gelince, çatışanları ayrı ayrı dinlemek zahmetine
    katlanırdı; üstelik karşısına çıkanların hangi dinden olduklarını
    merak edip sorar, ama bizim dinimizden olanlara karşı duyduğu
    hasımlık adalet terazisinde hiç de ağır basmazdı.

    Kendiliğinden birçok iyi yasalar koydu ve öncekilerin aldığı
    baçların, vergilerin çoğunu kaldırdı.

    Yaptıklarını gözleriyle görmüş iki iyi tarihçi var. Bunlardan biri,
    Marcellinius, tarihinin birçok yerlerinde Julianus'un Hıristiyan
    edebiyatçı ve gramercilerin okul ve öğretimlerini yasaklamasını kınar
    ve bu yaptığının dile düşmeyip unutulmasını dilediğini söyler.

    Bizimkilere karşı daha kötü şeyler yapmış olsaydı, bize sevgisi olan
    bu tarihçi onları da yazmayı unutmazdı elbet. Bu imparator bizlere
    karşı sertti doğrusu, ama zalimce düşman değildi. Şu hikayeyi
    bizimkilerin kendileri anlatır: Julianus bir gün, Galkedonya kenti
    çevresinde dolaşırken, oranın piskoposu gözleri kör Marius'a: İsa'ya
    hıyanet eden kötü insan; demek cüretinde bulunmuş, buna karşı
    İmparator yalnızca: Git, zavallı adam, git, yitirdiğin gözlerine ağla,
    demekle yetinmiş, Piskopos da buna şu karşılığı vermiş: İsa'ya
    şükrediyorum, senin hayasız yüzünü görmemem için gözlerimi kör
    etti. Derler ki filozofça bir sabır gösterisi yapıyormuş bunu söylerken.
    Ne denirse densin, bu olay onun bizlere ettiği söylenen zulümlere
    ömek gösterilmez pek. Öteki tanık tarihçimiz Eutropius:
    Hıristiyanlığın düşmanı, ama hiç kan akıtmayan bir düşmanıydı, der.
    Adaleti üstüne şunu da söyleyebiliriz ki, gösterdiği bütün sertlik olsa
    olsa, imparatorluğunun başlangıcında kendinden önceki imparator
    Konstantin'in yolunda gidenlere karşı olmuştur. Tok gözlülüğüne
    gelince, herhangi bir asker gibi yaşamış ömrü boyunca; barış
    zamanında savaşın yoksulluklarına alışmak ister gibi beslemiş
    kendisini.

    Öylesine uyanık kalmış ki her zaman, üçe dörde böldüğü gecenin en
    azıymış uykuya verdiği; üst yanını kendi gözüyle ordusunu ve
    bekçilerini görmeye ya da okumaya vermiş.

    Bütün değerleri arasında her türlü edebiyattan anlayışı başta
    gelir. Derler ki, Büyük İskender yattığı zaman, uyku düşünmesine,
    okumasına engel olmasın diye yatağının yanına bir leğen koydurur ve
    bir bakır top tutarmış yatak dışına uzanan elinde; uyku bastırdı mı top
    parmaklarından leğene düşecek, o da gürültüden uyanacak. Julianus
    istediğini öyle gergin bir ruhla isterdi ki, şaşılası perhizciliği
    dolayısıyla da başı o kadar az dumanlanırdı ki, uyumamak için böyle
    yollara başvurmak gereğini duymazdı.

    Askerlik bilgisine gelince, bir büyük komutanın bütün yetkileri vardı
    onda. Zaten bütün ömrü savaşlarda geçti, en çok da Fransa'da
    Almanlar ve Franklarla savaştı.

    Tarihte ondan çok serüvenleri olmuş, kendini ondan daha çok
    gösterme fırsatı bulmuş adam azdır.

    Ölümü Epaminondas'ınkine benzer: Bir okla vurulur, oku kendi
    eliyle çıkarmaya çalışır ve çıkaracakken eli kesilip tutamaz olur. O
    halinde, askerlerini coşturmak için kapışma yerine götürülmesini ister
    askerleri savaşı yiğitçe onsuz sürdürürler, gece iki orduyu ayırıncaya
    kadar. Felsefe ona hayatı ve insan durumlarını küçümsemeyi
    öğretmişti. Ruhların ölmezliğine de sağlam bir inancı vardı.
    Din konusunda, tutumu toptan bozuktu. Bizim dinimizi
    bıraktığı için dönme demişler kendisine; oysa benim aklıma
    daha yakın gelen, Hıristiyanlığı zaten içtenlikle benimsememiş,
    yasaların hatırı için ve imparatorluğu avucuna alıncaya kadar
    benimser görünmüş olmasıdır. Kendi dininde öylesine kör
    inançları vardı ki, çağında kendi dindaşları bile alay ediyorlardı
    onunla: Partları yenseydi kurban kesmekten öküzlerin neslini
    kuruturdu, diyorlardı. Kahinlik bilgisine de kaptırmış kendini. Her
    çeşit fal belirtilerine önem veriyormuş. Ölürken tanrılara şükretmiş
    kendisini habersiz öldürmek istemediler, öleceği yeri ve saati çok
    önceden bildirdiler, onu şanı onuru içinde yiğitçe ölmeye değer
    gördüler diye. Marcus Brutus gibi o da önce Galya'da, sonra İran'da
    ölümüne yakın garip görüntülerle karşılaşmıştı.

    Vurulduğu zaman sözde: Beni yendin, Nazaretli (İsa), ya da: Gözün
    aydın, Nazaretli, demişmiş. Demiş olsaydı, orduda yanında bulunmuş,
    ölümü sırasında her yaptığını, her söylediğini izlemiş olan benim tanık
    tarihçiler unutmazdı bunu ve buna benzer başka uydurmaları.

    Asıl konumuza dönelim: Marcellinus der ki, o içinden hep pagandı,
    ama askerlerinin çoğu Hıristiyan olduğu için açığa vurmuyordu bunu.
    Sonunda kendini yeterince güçlü bulunca tanrıların tapınaklarını
    açtırdı ve putlara tapılması için elinden geleni yaptı. Yaptıklarından
    biri de şu oldu: Konstantinopolis'de Hıristiyan kilisesinin başındakiler
    arasında çatışmalar yüzünden halkın birbirinden koptuğunu görünce
    sarayına çağırdı onları, halkı birbirine düşürmelerine çattı, buna son
    vermelerini, herkesin kendi inancına korkusuzca bağlı kalabilmesi
    gerektiğini söyledi. Titizlikle istediği bu vicdan özgürlüğünün
    ayrılmaları, bölünmeleri daha artıracağını ve böylece halkın kendisine
    karşı birlik olmasını önleyeceğini umuyordu; çünkü kimi
    Hıristiyanların zalimliğini görerek dünyada insana insan kadar kötülük
    edebilecek hiçbir hayvan olmadığını anlamıştı.

    Söylemek istediği buydu aşağı yukarı. İşin düşündürücü yanı şudur
    ki; İmparator Julianus'un halk arasında anlaşmazlığı körüklemek için
    başvurduğu vicdan özgürlüğünü bizim krallarımız iç savaşı
    söndürmekte kullanıyorlar şimdi. Bir bakıma denebilir ki,
    tarafları inançlarını sürdürmekte serbest bırakmak, ayrılığı yaymak
    geliştirmek, hiçbir sınırla, yasa engeliyle dizginlenmediği için
    büsbütün artırmak olur. Bir bakıma da denebilir ki tarafları inançlarını
    yürütmekte alabildiğine serbest bırakırsak, kolaylık ve rahatlık onları
    yumuşatır, gevşetir azlığın, yeniliğin, zorunluğun sivrilttiği dürtü
    körletilmiş olur. Ama ben, krallarımızın dindarlık onuruna saygıyla,
    daha çok şuna inanıyorum ki, istediklerini yapmadıkları için,
    yapabildiklerini ister göründüler. (Kitap 2, bölüm 20)

    Ben derim ki erkekler ve dişiler aynı kalıptan çıkmadır eğitim ve
    gelenekler dışında, büyük bir ayrılık yoktur aralarında. (Kitap 3,
    bölüm 5)


  5. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    KİTAPLAR

    İki alışveriş, (dostluk ve aşk) raslantılara ve başkalarına bağlıdır; biri
    aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki yaşla solar gider. Onun için
    yaşamımı doldurup doyuramazdı onlar. Üçüncü alışveriş, kitaplarla
    kurduğumuz ilişkidir ki daha sağlam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin
    başka üstünlükleri vardır, ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha
    kolayca yararlıdır.

    Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar
    yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin
    baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim
    zaman ayırıverirler beni.

    Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı
    törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için
    kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur, hemen beni kendilerine çeker,
    içimdekinden uzaklaştırırlar. Öyleyken, onları yalnız daha gerçek,
    daha canlı, daha doğal rahatlıklar bulamadığım zaman aramama hiç de
    kızmaz, her zaman aynı yüzle karşılarlar beni.

    Atını yularından tutup ardından çekene yürümek kolay gelir, derler.
    Bizim Jacques, Napoli ve Sicilya kralı, o genç, güzel, gürbüz adam,
    sedyeyle taşıtırmış kendini uzun yollarda, başı fukara işi bir yastığa
    dayalı, boz kumaştan bir giysi ve takkeyle; ama şahane bir alay
    gelirmiş ardından: Tahtırevanlar, yularından çekilen türlü türlü binek
    atları, rütbeli cübbeli kodamanlar, görevliler: Bu ne perhiz, bu ne turşu
    dedirtecek gibi. İyileşmek elinde olan bir hastaya acınmaz. Pek doğru
    olan bu atasözünü ben denemiş ve kullanmış olarak, kitaplardan
    gördüğüm yarar için söyleyebilirim. Gerçekten ben kitapları, kitap
    nedir bilmeyenlerden fazla kullanmam diyebilirim. Cimriler nasıl
    günün birinde kullanacağım diye hiç dokunmazlarsa definelerine, ben
    de öyle saklarım kitaplarımı. Ruhum onların benim olmasıyla doyar,
    yetinir. Savaşta, barışta, kitapsız yola çıktığımız olamaz; yine de hiç
    kitap açmadığım günler, aylar olur. Biraz sonra, yarın, canım istediği
    zaman okurum derim. Zaman yürür gider beni dertlendirmeden; çünkü
    kitaplarımın dilediğim zaman bana sevinç verecekleri, yaşamama
    destek olacakları düşüncesi anlatabileceğimden daha büyük bir
    rahatlık verir bana. İnsan yaşamı denen bu yolculukta benim
    bulduğum en iyi nevale kitaplardır ve ondan yoksun anlayışta
    insanlara çok acırım. (Kitap 3, bölüm 3)

    Vermekte aşırı giden bir kralın uyrukları istemekte aşırı giderler.
    Akla göre değil örneklere göre pay biçerler kendilerine. (Kitap 3,
    bölüm 6)

    Bir düzeni sarsanlar, onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çoğu kez.
    Kargaşalığı çıkaran, yararını kendi görmez pek; Başka balıkçılar için
    suları bulandırmış olur. (Kitap 1, bölüm 23)


  6. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    DÜNYA YURTTAŞLIĞI

    Sokrates söylemiş diye değil, kendi yaratılışıma uyarak, üstelik
    aşırılığa bile kaçarak, bütün insanları hemşerim sayıyorum
    . Bir
    Polonyalı'yı tıpkı bir Fnansız gibi kucaklıyorum, dünya ile
    akrabalığımı kendi ulusumla akrabalığımın üstünde tutuyorum.
    Doğduğum yerin pek o kadar düşkünü değilim. Kendi düşüncemle
    vardığım yeni bilgiler, bana yalnız esintilerle edindiğim hazır ve
    gelişigüzel bilgilerden daha değerli gelir. Kendi kazandığımız temiz
    dostluklar nerde, iklim ve kan dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar
    nerde! Doğa bizi özgür ve bağımsız yaratmış, bizse tutup kendimizi
    birtakım çemberler içine hapsediyoruz.

    Talih bazı olayları ustaca düzenliyor sanki: Helena oğlu Konstantin,
    Bizans imparatorluğunu kurdu ve bu imparatorluk Helena oğlu
    Konstantin'le sona erdi. (Kitap 1, bölüm 34)

    İlgimizi anlattığı şeylere değil, kendisine çeken söz ustatığından
    nefret! (Kitap 1, bölüm 25)

    BAŞTAKİLER VE BİZ

    Bizi yöneten, dünyayı ellerinde tutan kimselerin bizim kadar akıllı
    olması, bizim yapabileceğimiz kadarını yapması yetmez. Bizden çok
    üstün değillerse bizden çok aşağı sayılırlar. Çok şeyler vadettikleri
    için çok şeyler vapmak zorundadırlar. (Kitap 3, bölüm 7)

    Başkalarından aktardığım sözleri kendi söylediklerimi
    değerlendirecek biçimde seçebilmiş miyim, ona bakılsın.
    Çünkü ben, kimi zaman dilimin, kimi zaman kafamın yetersizliği
    yüzünden gereğince söyleyemediğim şeyleri başkalarına söyletirim.
    Aktardığım sözleri saymam, tartarım. (Kitap 2, bölüm 10)

    Kendimle oynadığım zaman, kimbilir; belki benim onunla
    oyalandığımdan çok o benimle oyalanıyor. (Kitap 2, bölüm 12)


  7. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    YABANCIDAN KAÇINMA

    Bizim Fransızların bir huyu var: Kendi bildiklerine benzemeyen bir
    yaşayış, bir hal gördüler mi şaşırır, ürkerler. Bunda o kadar ileri
    giderler ki Fransız olmaktan utanacağım gelir. Köylerinden çıktılar mı
    sudan çıkmış balığa dönecekler neredeyse. Nereye giderlerse gitsinler
    kendi adetlerini de birlikte götürür, yabancı adetleri kötü görürler.
    Macaristan'da bir Fransız gördüler mi bayram eder, canciğer olur ve
    kafa kafaya verip gördükleri barbarca şeyleri çekiştirmeye başlarlar.
    Bir şey Fransız olmadı mı barbardır onlara göre. Üstelik bunlar
    yabancıları tanıyabilen zeki Fransızlar'dır. Çoğu, bir yere, dönmek için
    gider. Seyahatlerinde içlerine kapanır, her şeyden gocunur, konuşmaz,
    kimseye açılmazlar: Dünyalarına yabancı bir hava bulaşacak diye
    ödleri kopar. (Kitap 3, bölüm 9)

    Hizmetçilerimiz bize kuşlardan, atlardan, köpeklerden daha ucuza
    hizmet ediyorlar, üstelik bu hayvanlara gösterdiğimiz meraklı, özenli
    dikkati de göstermiyoruz hizmetçilerimize. (Kitap 2, bölüm 12)


  8. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    HALK VE KRAL

    Kral Hieron'un en çok yakındığı şey, insan yaşamının en güzel, en
    tatlı meyvesi saydığı dostluktan, karşılıklı bağlanmadan yoksunluktur.
    Benim için elinden geleni ister istemez yapacak olan bir insanın
    sevgisine, iyi niyetine nasıl inanabilirim? Önümde eğilip
    bükülmesinin, bana diller dökmesinin ne değeri olabilir? Bunları
    yapmazlık edemez. Bizden korkanlardan gördüğümüz saygı, saygı
    değildir.

    Onların saygısı bana değil, krallığadır.

    Maximum hoc regni bonum est

    Quod facta domini cogitur populus sui Quam ferre tam laudare.
    (Seneka)

    Hükümdarların kavuştukları en büyük nimet, Halkın hem dertlerini
    çekmeği hem de üstelik Onları övmek zorunda olmasıdır.

    Kralın iyisi kötüsü, sevileni sevilmeyeni hep aynı saygıyı görür. Bir
    kralsam, halkın bana çatmaması beni sevmesine alamet sayılmaz,
    çünkü çatmak istese çatamazdı. Ardımdan gelenler dostum oldukları
    için gelmiyorlar; halleşip dertleşemeyen insanlar arasında dostluk
    olamaz. O kadar yükseklere çıkmışım ki insanlarla alışverişim
    kalmamış, birbirimizden çok ayrılmış, çok uzaklaşmışız. (Kitap 1,
    bölüm 42)


  9. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    PAZARLIK

    Para vermekten haz duyarım; omuzlarımdan bir yük atmış, bir çeşit
    kölelikten kurtulmuş gibi olurum.
    Ayrıca para verirken doğru bir iş
    yapmanın, başkasını memnun etmenin keyfini duyarım. Ama hesap,
    kitap pazarlık isteyen alışverişlere yanaşmam; bu türlüsünü benim
    yerime yapacak kimse olmadı mı, işin uzamasına meydan vermem.
    Yaratılışıma çok aykırı gelen o iğrenç konuşmalara düşmektense
    bırakır kaçarım. Dünyada pazarlık kadar iğrendiğim bir şey yoktur.
    (Kitap 1, bölüm 13)


  10. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    SAVAŞ ÜSTÜNE

    Gelelim savaşa: İnsanların en büyük, en şatafatlı eylemlerinden biri
    olan savaşı, bizim hayvanlara üstünlüğümüzü göstermekte mi
    kullanacağız, yoksa tam tersine, budalalığımızı, eksikliğimizi mi?
    Doğrusu, birbirimizi paralayıp öldürme, kendi türümüzü yıpratıp
    yoketme sanatımızın, bu sanattan yoksun olan hayvanları
    imrendirecek bir yanı olmasa gerek.

    Ne zaman bir aslanı daha güçlü bir aslan öldürdü? Hangi ormanda
    Büyük domuzun dişi küçük domuzu paraladı? (Juvenalis)

    Ama hayvanların tümü bu marifetten uzak kalmış da denemez: Bal
    arıları arasında da azgın çatışmalar olur, iki hasım ordunun başları
    bizim krallar gibi davranırlar:

    Bir kavgadır kopar iki bey arasında çoğu kez O zaman seyredin arı
    milletindeki azgınlığı; O coşkun vızıltılı savaş hengamesini.
    (Vergilius)

    Bu yaman tasviri her görüşümde insanların saçmalığını, budalalığını
    okur gibi olurum onda. Çünkü azgınlığı ve korkunçluğuyla insanı
    kendinden geçiren savaş tepinmeleri, o gümbürtü ve çığlık kasırgası.

    Kimi yerde bir parıltı sarar gökleri

    Ayak patırtıları yükselir her yandan

    Dağlara çarpan bağrışmalar

    Yankılanır yıldızlara doğru. (Lucretius)

    O kaç binlerce silahlı insanın korkunç düzenliliği, bunca azgınlık,
    bunca coşkunluk, bunca yiğitlik Bütün bunların ne boş nedenlerle
    parlayıverdiğini ve ne sudan nedenlerle sönüverdiğini düşününce
    gülüyor insan:

    Paris'in aşkıymış derler Hellenlerle Barbarları savaşa sokan.
    (Horatius)

    Paris'in zamparalığı yüzünden koca Asya savaşlarla bitti tükendi. Bir
    tek adamın tutkusu, bir kırgınlık, bir keyif, bir karı koca kıskançlığı,
    ringa balığı satan iki kadının birbirini tırmıklamasına değmez.
    Böylesine nedenler bütün o büyük hengamenin canı, ilk hızı
    olabiliyor. Savaş çıkaranların kendilerine inanır mısınız? Dinleyin
    imparatorların en büyüğünü, en çok zafer kazanmış olanını, en
    güçlüsünü; bakın nasıl eğleniyor kendi kendisiyle, çocukça hoşlanarak
    nasıl alay ediyor karadan, denizden giriştiği birçok savaşlarla,
    ardından giden beşbin insanın kanıyla, canıyla, seferleri uğruna
    dünyanın iki büyük parçasında harcanan nice güçler ve zenginliklerle:
    Antonius Glaphyra ile yatır diye benim de Fluvia ile yatmam
    gerekirmiş, Fluvia ya göre. Yatacak mıyım ben şimdi Fluvia ile,
    Manius'la da mı yatacağım gerekiyor diye? Kendine gel! Ya savaş, ya
    yatak diyor kadın. Ne demek? Canım mı daha değerli, erkekliğim mi?
    Çalsın savaş boruları! (Martialis)

    İşte o büyük ordu, yeri göğü titreten o binbir yüzlü, binbir ayaklı
    ordu:

    Likya denizi üstünde ak dalgalar yuvarlanır gibi Sert Orion kış
    sularına gömüldüğü zaman, Ya olgun yaz buğdayları gibi Hermus'un,
    Likya'nın sarışın, ovalarında, Ürperiyor çiğnenen toprak,
    gümbürdüyor kalkanlar. (Vergilius)

    Binlerce kollu, binlerce kafalı bu azgın dev nedir aslında? Hep aynı
    zavallı, dertli, cılız insanoğlu! Kızışıp kaynaşan bir karınca
    yuvasından başka bir şey mi ki bu?

    Kara tabur ilerliyor ovada. (Vergilius)

    Ters bir rüzgar, bağrışan bir karga sürüsü, bir atın sürçmesi,
    yukarıdan bir kartalın geçivermesi, bir rüya, bir ses, bir görüntü, bir
    sabah sisi yeter bu devi yıkıp yere sermeye. Güneşin bir ışını vurmaya
    görsün yüzüne, eriyip dağılıverir. Biraz toz serpiverin gözlerine (bizim
    şairin arılarına serpildiği gibi) bakın nasıl kopup param parça oluyor
    sancak erleri, alaylar, başlarında büyük Pompeius'la birlikte; çünkü
    oydu sanırım Sertorius'un bu yaman silahlarla İspanya'da yendiği.
    Aynı silahları Eumenes Antigonus'a, Surena Crassus'a karşı
    kullanmıştı.

    O azgın yürekler, o korkunç cenkler, Biraz toz atın durulur hepsi.
    (Vergilius)

    Bizim arıları bile salsanız üstüne, güçleri ve yürekleri yeter o devi
    bozmaya. Daha geçenlerde Portekizliler, Xiatima'da Tamyl şehrini
    kuşatmışlardı. Arısı bol olan bu şehir halkı surların üstüne yüzlerce
    kovan getiriyorlar; ateş yakıp arıları dumanla birden öyle salıyorlar ki
    dışarı, saldırılarına ve iğnelerine dayanamayan düşman bırakıp gidiyor
    kuşatmayı

    İmparatorların ruhlarıyla çarıkçıların ruhları aynı kalıptan çıkmadır.
    Kralların gördüğü işlerin önemine, ağırlığına bakıp öyle sanıyoruz ki
    bunları yaptıran nedende önemli ve ağırdır aldanıyoruz. Onları
    davranışlarında dürtükleyip durduran nedenler bizimkilerden başka
    türlü değildir. Bizi bir komşumuzla kapıştıran nedenin aynısı krallar
    arasında bir savaş koparır. Bize bir uşağı kırbaçlatan nedenin tıpkısı
    bir krala düştü mü bir ili yıktırır ona. Onların istedikleri de bizimkiler
    gibi sudan, ama yapabildikleri daha fazla. Bir peynir kurduyla bir fili
    aynı iştahlardır dürtükleyen. (Kitap 2, bölüm 12)


+ Yorum Gönder
1. Sayfa 1234 ... SonuncuSonuncu


montaigne denemeler,  montaigne söz özgürlüğü,  montaigne pazarlık,  montaigne denemeleri,  montaigne ölüm üstüne denemesi,  montaigne pazarlık denemesi