+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Makaleler Forumunda Seçme Deneme Yazilari Konusunu Okuyorsunuz..
  1. RüzgarGülü
    Devamlı Üye

    Seçme Deneme Yazilari








    YAĞMURLA GELENLER



    Bu sabah yağmur var İstanbul'da

    Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe

    Anne sözü dinler gibi masum,

    Ağladım bu sabah, İstanbul'da



    Bu sabah yağmur var İstanbul'da , tıpkı şarkıda söylendiği gibi Şimdilik ince ince yağıyor yağmur Hava bulutlu, gri ve puslu Vapurlar geçiyor, denizde nazlı nazlı süzülüşlerini seyrediyorumKarşıda, Topkapı Sarayı'nın yeşillikler arasındaki gri silueti Ve ıslak, nemli toprağın kokusuİçimde garip bir huzur



    Yağmuru hep sevdim Yağmurla birlikte garip bir hüzün ve ardından büyük bir huzur kaplar içimi,ferahlarım, hafiflerimBilmem Sizin için ne ifade eder yağmur Yağmuru sever misiniz? Yoksa hiç sevmeyen, hatta nefret edenlerden misiniz?



    Çocukken annenizden izin alıp, ya da bir kaçamak yapıp, yağmur şakır şakır yağarken sokağa fırladınız mı? Minicik ayaklarınızda belki naylondan kırmızı renkli bir çizme , belki de her tarafı delikli sandaletinizle, küçük göletlerin içine girip çıktınız mı?En çok sevdiğiniz arkadaşınızla birlikte , göletlere batıp çıktıkça sevinç çığlıkları atıp, çocuk şarkıları söylediniz mi?



    Hiç yağmurda yürüdünüz mü ? Saçım bozuldu, ayaklarım ıslandı diye üzülmeden, sırılsıklam ıslandığınız halde içinizde çocuksu bir coşkuyla, sokaklarda kayıp gittiniz mi?Ne güzeldir yağmurda ıslanmakİçinizde çocuk kalan yanınıza göre tabiEğer hiç kalmamışsa çocuk yanınız,ya da derin bir uykudaysa süresiz, yağmurda ıslanmak, hoş değildir şüphesiz



    Sevgilinizle yağmurda dolaştınız mı?Yol boyunca karşılıklı olarak dizilmiş ağaçların, dallarıyla birbirini kucakladığı geniş sokaklarda, kocaman bir şemsiyenin altında, sevgilinizle sarmaş dolaş yürümekteyken, nemli ve temiz havayı içinize çekerken, sevgilinizin kulağınıza fısıldadığı tatlı aşk sözcükleriyle sarhoş oldunuz mu? Yağmurlar içinize içinize yağdı mı?



    Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken, hiçbir şey yapmayıp,sadece pencerenizden yağmuru ve oradan oraya koşuşturan insanları seyrettiniz mi?Sıcacık evinizde , kömür sobasının üzerinde demlenen çayın tatlı tıkırtısı kulağınızdayken, ince belli çay bardağınızı,çay kaşığınızla çıngır çıngır karıştırıp, nefis çayınızdan kocaman bir yudum aldınız mı?Her yudumla birlikte içinizin ısındığını, yumuşadığınızı hissettiniz mi?



    Yağmurlu bir günde her şeye boş verip,tüm planlarınızı erteleyip, tüm görüşmelerinizi, buluşmalarınızı iptal edip,sıcacık yatağınızda,sobanın yanında mindere kıvrılıp yatıvermiş bir kedi edasıyla, mışıl mışıl uyudunuz mu?



    Yağmurda ağladınız mı? Gözyaşlarınız yağmura karışırken, ağladığınızın hiç fark edilmemiş olmasını dilediniz mi?Ya da yağmurda ağlamak yerine, gözyaşlarınızı yağmur gibi içinize akıttınız mı?



    Sahi bunların tamamını ya da bir kaçını yağmurda yaptınız mı? Yoksa yağmur, kar , çamur demeden, yağmurun yağdığını bile fark etmeden ya da yağmura hiç aldırış etmeden, planlarınız gereği bir şeyleri yetiştirmek için oradan oraya koşuşturmakla mı geçti günleriniz? Eğer öyleyse,çok şey kaybettiniz



    Şimdi yavaşlayın,hatta durunPencerenizi açın ve yağmurun sesini dinleyinGözlerinizi yumun Sadece Siz ve yağmurun sesi Düşlere dalın,uzaklara gidin Çocukluğunuzu yakalayınİlk aşkınızı hatırlayınİnanın hayal kurmak için hiç geç kalmadınızYağmurda çılgınlık yapmak için deKoşun,ıslak sokaklar Sizi bekliyor



    Yağmurda huzur, yağmurda hüzün,yağmurda dans ve yağmurda aşk, hepsi Sizinle olsunİçinizdeki melekler,Mazhar Fuat Özkan'ın bu güzel şarkısını mırıldasınlar



    Bu sabah, yağmur var İstanbul'da,

    Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe

    Anne sözü dinler gibi masum,

    Ağladım bu sabah

    Günler dayanılmaz oldu,

    Senden uzak olunca

    Martılar mahzun oldu,

    Onlar bile ağladılar

    Şarkılar da düşüm de,

    Seni bana getirmez ki







  2. RüzgarGülü
    Devamlı Üye





    BİR ACI SU VE SEVİNÇLİ BİR DAMLA

    Bu kalabalıklar sen oluyor gitgide Gördüğüm her yüz sana benziyor. Elbet hiçbir göz bakmıyor senin gibi, ama her renkte biraz sen varsın işte, her seste bir ton sen. Yanıp sönen her ışıkta görünüp kayboluveriyor yüzün. Sayamıyorum ya kayan yıldızları, dileğim tek; teksin yüreğimde.

    Yokluğun aleni bir acı su bırakıyor gözlerime, kırpmıyorum Korkuyorum seni kaybedeceğimden. Yüreğime damlayan her kan biraz daha can katıyor kimsesizliğime. Sevdamı yazdığım kesik yol çizgilerinden geçerken sen, biraz daha bulanıyorsun ya bana, farkında değilsin yazık ki.

    Yoksun! Gözüme değen her yüz sen, her kadeh senle dolu. Sen yoksun! Tüm bunlara rağmen burdasın işte her şeyinle. Şimdi avuçlarımdaki ter, göz pınarlarıma dolan acı su ve karası gözlerimin. Var oluşunu geçtim de, yokluğunla dahi sarhoş olurken ben, başka söze ne hacet, yüreğimdesin işte. Gözlerime düşen yıldızda, dilimden geçen her kelimede, avuçlarımda tuttuğum güneşte Tamam, sustum! Ben çoktan sen olmuşum. Düşündüğümde kendimi, bir eşittir koyuyorum isminin yanına. Tamam, budur işte!


    Karşılıklı iki kadeh içtim bu gece seninle. Aldığım herbir yudumda biraz sen vardın, biraz ateş, biraz su, en çok da sevdam. Gözlerinde kaybolup var olmak vardı ya, yoksun bu ilk gerçekten varoluş gecemde. Ama yüreğimdesin şükür ki. Günler eklendikçe bir diğerine daha iyi anlıyorum seçimimin doğruluğunu, büyütmemişim seni gözümde.

    Bu bir armağandır bana. Bir annenin kucağına ilk verilişi gibi yavrusunun, öyle sevinçli bir damla yaşsın gözümde

    07-Ağustos-2003 / Çandarlı
    Sevcan Koyuncu




  3. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    YALNIZLIĞIM ALENİ

    Bugün biter mi bilmem Yine yarın seninle doğup, sensiz mi batar günüm bilmem ki.

    Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

    Kıyafetlerim emanet durur oldu üzerimde, eriyorum göre göre gözlerim. Bu kez yalan söylemiyor aynalar, görüyorum. Seninle doyuruyorum karnımı belki de. Acıyor eşim dostum bakıp bakıp da halime, acıyorum.

    Bilmem nasıl biter bugün. Halsizim

    Öleceğimden korkuyorum değmeden zavallı ellerim gül yüzüne, korkum aşar dağları da. Çekemem mi dersin kokunu içime. Hep ben değil miyim gördüğünde seni ağzı kulaklarına varan, yüreğinde bir kuş çırpınan. Kanatları canımı yakıyor bazen. Olmadığında sen, olmuyorum ben de.

    Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

    Ağlama diyorum gözlerime, Allah büyüktür. Bu kez kan damlıyor yüreğime. Yaşananlara sebep bulamayışımızın da kabahati bizde, yoksa hayatta sebepsiz ne var ki. Elbet bu da ödülsüz kalmayacak. Eşsin derken yüreğime, derdim oldun sonunda. Sığındığım Allahım sabrını da veriyor nasılsa.

    Bugün bilmem nasıl biter. Halsizim

    Bu günlerde bilmem kaç kez gelip gidiyor elim telefona, tit tir. Kaç kez çevirip de kalıyorum son numarada bilmem ki. “Kendimi yalnız hissediyorum” dediğimde bana güldüğünü hatırla. Yalnızlığımı seninle paylaşmış olmam mıydı buna sebep, yoksa komik mi olmuştum gerçekten bilmiyorum, kızdım kendime. Geçmiş günkü mutluluğum gibi sebepsiz mi sandın bunu da yoksa.

    Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

    Yaptığım en güzel şeylerden biriyken yazmak, beceremez oldum bunu da, saçma sapanım. Kalemi her elime alışımda ismin dökülüyor kağıtlara, delinin bellediği gibi bellemiş gidiyorum. Ne büyük bir felakettir insanın kendini kandırması bilirim. Düşüncelere düşüp de olur olmaz, inandırması kendini, düşüncelerden düşmesi. Şükür ki biliyorum gerçekleri. Tek derdim, bunu hak etmeyişim.

    Bilmem nasıl biter bugün. Halsizim

    “Sevenim var, sevdam var” derdi bir şair. Neler saklar kendi içinde bu ufacık dize anlamayan anlamaz. Sevenle sevdan aynı noktadaysa yok senden güzeli, güllük gülistanlık olur da her yer, her şey; sevenlerin dağ olsa da yoksa sevdan bitmişsin demektir, farkında olmasan da, öyle eksik. Yüreğe ortak, yaşamaya sebep sevda.

    Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

    11-Temmuz-2003 / Ankara

    Sevcan Koyuncu




  4. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    EN ACI ÖLÜM UMUTSUZLUKTUR

    Denizde bir kum tanesi de olsa, umuttur umut. Yaşamaya sebep

    Hiç bitmez istekleri insanoğlunun. Kendimizi bilir bilmez biran önce büyümeye can atarız. Böylece salmaya başlamış işte köklerimizi hayata. “Keşke hiç büyümeseydim” demeye başladığımız vakit, çaresizliğimi kabul eder ve devam ederiz yürümeye, büyümeye. Ağır ağır, isteksizce. Kimi zaman bir el iter sırtımızdan usulca, koşaradım kimi zaman. Bağlanmak için bir umut ararız, yığınla buluruz. Önce iyi bir okul bitirmek isteriz, ardından iyi bir iş. Nice sevgiler gelir geçer hayatımın orta yerinden, kiminde acı çeker, kiminde çektiririz. Bir eksilip, bir çoğalırız. Kaybederiz bilmeden, hiç aklımızda yokken kazanırız. Böylece oturur benliğimiz, köklerimiz daha da derinlere iner. Umutsuz kaldığımız zamanlar da olur elbet. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne çocukluğumuz geri dönebilir, ne değiştirmeye yeter gücümüz geçmişi. Hep tutunacak bir dal buluruz, ya da dallarımızı onaracak birilerini.

    Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

    Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun

    Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyim şimdi. Bırak uçmaya, ayaklarımı yere basmaya yok mecalim. Uykusuz üç beş gecenin ardından iki kadeh içmiş gibiyim. Anlayacağın, bende mevsim hazan, hüzün soluyorum havadan. Köklerimden birkaçı sarsılmış, kopacak gibiyim yerimden. Ne kadar umutsuz kalsam da sensizliğimle, umut doluyum yine de işte. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne seni yar edebilirim kendime, ne dönebilirim artık gözlerimim sana değmediği yıllara. Tutunacak bir dalım var yine şükür ki, sesin çare olur yüreğime.

    Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

    Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun

    08-Temmuz-2003 / Ankara

    Sevcan Koyuncu


  5. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    SENSİZLİKMİŞ YALNIZLIK

    Bu sevdaya düşmeden önce, bilmezdim nasıl da bir başına kalınır o koskoca kalabalıklarda. Onca insanın ortasında olup da, onca yürekte yer bulup da, nasıl kimsesiz kalınır bilmezdim, gülerdim kahkahayla. Kulak arkası ettiğim sevgiler, ilgiler ve çiçeklerinden önce yapraklarını, dallarını göremediğim ağaçlar, ya da güneş, hep gün batımı denk geldiğim, bu derttendir belki de.

    Yalnızlıkmış sensizlik, bilemedim

    Bilmezdim nasıl da kördüğüm olursun kimsesizliğinle, bu sevdaya düşmeden önce. Koşup koşup da koparmış gibi ipini, bilmezdim nasıl da varamazsın kendine, düşe kalka, yara bere dizlerin dirseklerin. Kan çanağı gözlerin, ağlayamazsın. Her yeni günle beraber sızmak için pencerenden odana, bekliyorum geceyle gündüzün sessiz buluşmasını, gözkapaklarım hasret birbirine, bu derttendir belki de.

    Yalnızlıkmış sensizlik, anlıyorum

    Bu sevdaya düşmeden önce, nasıl da yetmezmiş güç kırmaya zincirlerini bilmezdim, bundanmış kaçamayışım kendime. Ellerime, kollarıma yapışan bir şeyler var, ayak bileklerime kenetlenen eller, bir silkinişle geride bıraktığım kimseler var, bir de yüreğimde yer edenler. Bilmezdim sorumlu dünlerin sorunsuz bir yarın hediye edeceğini bana. Benim yarınlarım onların dünlerine benzemesin diye bekliyorum henüz, ışıyacağım elbet, alacakaranlık vaktidir şimdilik, bu derttendir belki de.

    Sensizlik yalnızlıkmış, biliyorum

    Nasıl da sabahlar gözbebeklerimde biri bilmezdim, bu sevdaya düşmeden önce. Bilmezdim bir adımlık bakış kadar yakınken bana, nasıl da uzak kalırsın. Ah bu mesafe geçer sevdamı da. Ufacık kareler var hayatımdan alınma; kiminde bir kaçamak bakışın, gülümseyen yüzün ya da, şöyle uzaktan yürüyüp gidişin kimindeyse. Öyle büyütürüm ki gözümde, hep gözümde, bu derttendir belki de.

    Sensizlikmiş yalnızlık, bilmezdim

    Gözlerimi bir kırpışımla yanaklarımı ıslatan sanma ki yağmurdur. Onda da bir parça sen var, bir parça düş ve gelecek bir parça. Anlayacağın, üç nokta (). saçlarımdan tel tel süzülendir yağmur. Nasıl da ıslakmış yaşamak bilmezdim, bu sevdaya düşmeden önce.

    Bu sevdaya düşmeden önce, bilmezdim.

    Sensizlikmiş yalnızlık


    05-Temmuz-2003 / Ankara

    Sevcan Koyuncu

  6. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    SON BAŞLANGICIM SEN OLSAN

    Her tercih bir kaybediştir

    Ve her kaybediş, bir başlangıç

    Seni seçmiş olduğum şu günlerin anlatılmaz huzurunu yaşıyorum içimde. Eşsin yüreğime!

    Gün be gün çoğalıyorum. Çiçek çiçek açıp, mis oluyorum. Gönderdiğim rüzgarla seni çağırıyor kokum. Sevdan başlangıcım olsun istiyorum, sonra ardından üç nokta () koymak. Bir kez daha görüyorum aynalarda parladığını gözlerimin ve yansımamı tüm gülen gözlerde, sen bilmesen de. Öyle doymuştum ki hüzne, uzun zaman oldu, değişti mevsimler, özlemişim

    Geceleri dörtgözle bekleyip, yalnızlığımı kovuyorum odamdan, seninle kalıyorum. Anlayacağın, korkmuyorum karanlıktan. Ya da oturup ayın üzerine, izliyorum seni, senden habersiz. Asırlar geçme doymazmışım gibi geliyor. Gündüzler hiç gelmesin istiyorum. Döküyorum yapraklarımı, insanları kovamıyorum. Sensizim!

    Zaman, eski zaman değil. Saklamaya lüzum yok ellerimin titrediğini, tutmadığını dizlerimin. Yüreğimi saklamaya lüzum yok. Gün gibi aşikar her şey. Gönlümde bir bayram havası, uçurduğum rengarenk balonları tutamıyor kimse. Herkes anlıyor, senden başka. Neyim var ki utanılacak? Hiç! Ne mutlu bana.

    Bildiğim ve bilmediğim kayıplarımın ardından üzülmediğime şaşmamak lazım. Hem öyle tokum ki acıya, acıyan yerlerimi çoktan kesip attım. Seninle yeniden yer bulmayacak nasılsa. Her şeyin başı inanmak değil mi? İnanıyorum buna.

    Başlangıç mı? Çok güzeldir hep. En güzel üç noktası () hayatın. Son başlangıcım olsan sen, keşke!

    02-Temmuz-2003 / Ankara

    Sevcan Koyuncu

  7. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Cehennemde Bir Gün

    Aşk cehennemimizde soğuk bir gün!,Karşımda duruyor güzel işkencen,Aşklar doğuyor bir tarafı kırık düşlerimden,Sevgi tohumları atıyorum topraklara.Karlar gibi yere serilmişim üstümden geçenlere inat,kendimden geçercesine seviyorum seni,Gözlerinin o ışıkları vuruyor ve alıp götürüyor beni başka dünyalara,Öpücük yolluyorum sana oradan çünkü sen yanımda değilsin yani gerçek dünyadasın.

    Koskaca şehirde yalnız ben uyanığım teninin rengi olan ay gökyüzünü mavilere yani gözüne bırakırken.Karaları severdim geceleri, ne olduda gündüzleyin kalbimdeki yerini mavilere bıraktı?.Aynalarım mı yoksa beni mavileştirdi yoksa kendime senin gözünle mi baktım?Yoksa sözlerimmi yeşertti o aşk tohumlarını?Bak işte aşk ağaçları meyve veiror.Toplamış ve yemişim onları,ömrümde görmedim böyle tad.Fotoğraflar yalancıdır bir güler bir ağlar.Çirkin yüzümün neresini sevdin?Yoksa ışıldayan gözlerin yüzümü başkamı görüyor?

    Beni koysan cennete sorarım nerde Şeymam diye.
    Rengarenk açmış sevgi çiçekleri hatırlatır
    bana kışın baharı.Ben beni ben olduğum için sevdim.
    Bana seni seviyorum de bir ömrümü sana sevgi vermeye adıyım.
    Zamanı unutturdun bana yanlış olmasın herhalde yirmi birinci yüzyıldayızsana çarpan karaları bana yolla sana kıyamam.
    Seni tanımayan tek bir hücre bile yok vücudumda.
    Yaşadıklarım bir daha olmayınca kalbim yanıyor mum gibi.Ah!!! Mumum bitti.Seni sonsuzluk buluşması kadar çok sevdim,Attığım tohumlar ağaç oldu bak..Güldeki kırmızı her zamankinden daha kımızı.Mücadelem aşk denizinin en dibinde batmış bir hazine gibi duran ebedi ve bekalı sevgiyi bulmam.Karlar gibi yağıyor gökten hoşlanışlar sevgi ırmaklarına dökülüyor suyu çoğaltıyor o ırmaklar ki görülmemiş büyüklükteki aşkımızın olduğu denizlere dökülüyor.Kışın o hüzünlü ve mavi yüzünü bana masmavi yaptın.Gönlünün içindeki aşk şehrine,toprak olmuş serilmiş Gök 0lmuş gizine almış,Melek olmuş korumuş,Kar olmuş yağmış,Güneş olmuş ısıtmış,Ay olmuş yansıtmış,Dağ olmuş yükselmiş,Ağaç olmuş meyve vermişim.
    Bir gün ahrete göç etmeye hazırlanırken,sevi cem yine seni deli gibi ve göçe cem tüm günahlarımla orada da seninle olmak için yalvarıyorum Allah(C.C)'Ye. Birde bunları senin düşündüğüne inansam.
    (Gözleri ışıldayan mavi meleğime,Beni Hiç ellere verme ! ! !)

  8. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Kafanı carp , kapıyı carpma

    “Kapıyı hızlı çarpıp çıkma. Geri dönmek zorunda kalabilirsin” demiş
    büyüklerimiz “Kapıdan kapıya değişir” diye düşünebilirsiniz.
    Değişmez
    aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma
    hızından
    daha hızlı çarpar.

    Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız
    kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları
    “sizsizliğe” mahkum edip mutlu olurken, farkında olmadan kendinizi de
    onlardan “eksiltmiş” olursunuz.

    Bazen çarpma öncesinde “neden” sorusu gelir. Gelmezse bilin ki
    çarptığınız
    kapı bir daha size hiç açılmayacaktır. Hayat politika gibi değildir.
    Pişkinlik ve yüzsüzlük kaldırmaz. Pişmanlığa bile esnekliği çok azdır.
    Terazisi, “çıkarlardan” çok, “duygularla” tartar. Kefenin birine kırık
    bir
    kalp koyduğunuzda, diğerine ne koyarsanız koyun dengelemez. Kalp cam
    gibidir. Kırıkları yapıştırsanız da izleri yok edemezsiniz.
    Sevgilinizi, “sevgisizlikten” değil, “bencillikten” terk ediyorsanız,
    bundan
    sonra çarpacağınız daha çok kapı var demektir. Her “çarpıntı”
    hayatınıza
    attığınız bir çarpıdır. Bu çarpı, matematikteki görevini üstlenip
    “artırıcı”
    etki yapmaz. Görevini, “eksi”ye devreder.
    İşyerinizi, yeni bir iş bulduğunuz için terk ediyorsanız, kapıdan
    girerken
    verdiğiniz sözleri hatırlamanız gerekir. Kimse hayatını aynı işyerinde
    geçirmek zorunda değilse de, sözlerini tutmak zorundadır. Tabi bu
    sözleri
    tutmak kendi elinde olduğu sürece
    Yasal zorunlulukları bir kenara atın. Patronun sizi Pazartesi çağırıp,
    Salı
    günü atma lüksünü de Patron sizi gönderirken, geride kalanların
    durumundan çok kurumun devamlılığını düşünür. Kurum yoksa iş de yoktur.
    Hedeflenen satışa, kara ve verimliliğe ulaşmadıkça Pazartesi-Salı
    döngüsünden sıyrılmak da mümkün olmaz.
    Siz giderken durum biraz daha farklıdır. Sevgilinizi terk etme
    nedeniniz
    işiniz için de ortaya çıkarsa “çarpı” işaretinin “eksiltici” etkisi bir
    kez
    daha devreye girer. Elinizdeki işleri devretmeden, geride kalanları zor
    durumda bırakarak “çarparsanız” bu kez birden çok kişiyi hayatınızdan
    eksiltirsiniz.
    En iyi arkadaşınızı terk ediyorsanız vay halinize. Kaç kişinin “en iyi”
    arkadaşı vardır? “En iyi” arkadaşı edinmek kaç yıllık emek ister? “Kaç
    yılda” edinilen “en iyi” arkadaş, “kaç saniyede” harcanır? “En iyi”nin
    boşalttığı yeri doldurmak için kaç tane “iyi” gerekir?
    Kapıları çarptıktan sonra kafayı çarpmamak için düşünmekte fayda var.

  9. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Seçme Deneme Yazilari

    Öğrendiğim bir şey var yaşadıklarımdan

    Bir yarım aklım vardı / onu da leylekler kaptı..

    Kemikleşmiş laflar hep sıkmıştır beni yarım yarım yamalak düş gibi önüme serilirler..

    Neden asayım ki yıldızları gök yüzüne ve neden saçlarım yalnız kalsın..

    Bazen dolaşırım yalnızlığımın dar sokaklarında.
    Köşe başlarından kuyruk sallayan kedilerin bağırtıları gelir kulağıma, üşürüm kendimle, kendimce..
    Bir sokak lambam bile yok, puslu ışığı altında sevgili öptüğüm..
    Bir kaldırım taşı, ayak izlerini süreceğim..
    Aslında çöpten ekmek toplayan bir kimsesizim bile yok ve elleri çamurlu dilenci çocuklarım..
    Yalnızım yani anlacağınyalnızım içim buruk, göz bebeklerim kırmızı..

    İki kere ikinin dört ettiğini söylüyorlar bana..
    İnanmıyorum..aslında inanmak istemiyorum, nasıl bu halim mi dört..!
    Kendime suskun düşler satın alıyorum gecelerden..
    Borç hayli kabarık, ser sefil umutlarımın kara kaplı defterinde..ödenecek ama kim bilir belki hemenbelki de yarınöbür gün..

    Hekimde kesilmişim kendi kendime; tedavisi zor hastalıklarla uğraşıyorum ciğerlerimde..Ne yani, öksürmüşsem, kan damladıysa dilimin ucundan şiirlerimeve ben isyansam göbeğime bağladığım taş misaliisyansam diyorum..yaşanmayan aşklar misali..

    Geri dönüşler yok bu yolculuklarda, her an bir inziva karargahı gibi sığındığım merdiven boşlukları..Gelen geçen yok, yağmurlar bile ıslatmıyor eskisi gibikurumuşum, kirlenmişim..
    Yalan gibi

    Şimdi bir uçurumun kenarında olmak vardı, kimsenin olmadığı koca yamaçların sırtından bakmalı en diplere..Mendil sallamalı uçurum çiçeklerine..rüzgar bir başka esmeli, intiharı düşünmeli özgürce..

    Gidilmiyor yalnız, oysa ellerinin o sıcaklığı, avuçlarındaki ıslaklıktan kayıp düşmek vardı ya bu sonsuz kuyularao da olmadı..

    Yanlış zamanların getirdiği iki damla göz yaşı gibi ağlamaklı bir iki kelime düşseydi ya bağıra bağıra gönül bahçeme..o da olmadı..

    Aslında *öğrendiğim bir şey var yaşadıklarımdan* hayat ne seni ne de beni güzelim..

    Yormadı..
    Yoramadı..!

  10. RüzgarGülü
    Devamlı Üye
    Öleceğim Uğrunda


    Yırtılan bir mektup gibi ellerim.
    Kenarından ateşe verilmiş, ömrün yakamozuna akseden silik satırlar arasında yanıyor yürek.Parmak uçlarında küle dönecek ve küllerin de yeniden kendini yaratacak bir sevdanın çığlıklarıdır, alevine nefesini rüzgar yaptığın yanış.Koklama bu gülü / yandı ki yandığının resmidir sana bıraktığı tek gülüş.

    Şehrimin sokaklarındayım.Faydasız çamurların göğsünde akıyorum.Çamur / hey çamur / sürü beni.O kadının ayak izlerine bula beni.

    Karanlık ki yamandır bu şehir de / Öksüzlüğün nefesidir sokaklarda ışıyan kedi gözleri.Saat her on ikiyi vurduğunda gördüğüm çakmak bakıştır penceremde ki yıldız.Kedi / nankör kedi..Karanlığın karnını delen bakışlarınla onun gözlerine taşı beni.Çırpınışım kalsın kan kızılı hasretlere hediye.

    Yürüyorum / adımlarım dipsiz kuyulara atılan taş gibi / derinden gelen uğultularla yankılanıyor sokaklarımın sarı odalarında.Eylül rengi bir gece yaşıyorum, resmini tırnaklarımla çizdiğim taş duvarlarda.Duvar / katil duvar, aç yolumu.Aç ki özgürlüğümü bulayım / ona koşayım.Sonra gülüyorum / güldükçe seni görüyorum.

    Geç fark ettim gökyüzünün hırçın bakışlarını.Öyle sert / öyle dolu ki..İçine gömük biriktirilmiş hırs küpü patladı patlayacak.Bir kadın doğuyor karanlığın bağrından.Yüzünde saflığın en beyazı.Yırtıyor gökyüzünün hamile karnını.Bana gülüyor.Kadın / Ay..gel kadın / doğ kadın / ışığınla beni sar kadın.Sevişelim kadın.Geceye ihtiras çığlıkları atarak, öpüşelim kadın.Gülüyorum / güldükçe seni görüyorum.

    Soğuk / ayazın karısı soğuk.Isıt beni / üşüyorum.

    Avuçlarım ıslak / bağrım ıslak / gözlerim ıslak..ağlıyorum.Ağlarken gülüyorum / güldükçe seni görüyorum.

    Caddelerdeyim.Ateş böcekleri gibi kaçışan trafik ışıkları yollarıma düşüyor.Gitmek istiyorum.Taksi / hey taksi..
    Gider misin onun olduğu yere..Döner mi tekerlerin yar yar diye.Söyle taksi / param olmasa bile götürür müsün beni sevgiliye.? Kendime gülüyorum / güldükçe kendimde seni görüyorum.

    Öyle titriyor ki dudaklarım, sorma..buzdan makyaja bulanmış teninde har’a değen çatlak topraklar.Sen de güneş / sen de ateşin en yıkamışı biliyorum.Ateş / gel ateş..tenimde yan / ben de yan..kül et bu içimde yeşerttiğim ormanları.Kurut retinam da dalgalan fırtınalı tutkuları.

    Yürüyorum / yürüdükçe seni hissediyorum.
    Hüznün en güzel şekli yüzünü arıyorum.Yumruklarımı sıkıyorum / havaya sallıyorum.Rüzgarla dövüşüyorum.Ters esme diyorum rüzgar / ters esme.Sen estikçe ben senden uzaklaşıyorum.Rüzgar / nemrut rüzgar.Yanıma gel / benimle yürü / al beni / kat beni peşine.Sonra da rüzgar, ne olur.? çak beni o kadının döşüne.

    Berbatım / berbatım bu gece.Devrik kadehler gibi dönüyor başım.Dal ucunda yaprak, düştüm düşeceğim gecenin tam ortasına.Bir cinayet gibi meçhul kokacak tenim.Kimliksiz / kimsesiz / sahipsiz bir yürek konacak adım.Öylesine sessizce, çıkar mı bu sevda bir namazlık saltanatın tahtına.

    Biliyorum..
    Bu yolun sonunda..
    Sana kavuşmak..
    Sana karışmak..
    Kurşunsa da..
    Elin elime değdiği anda
    Öldür beni,

    Yoksa ben öleceğim bu uğurda
    Öleceğim uğrunda..

    Telif : Levent Saral

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


en güzel deneme yazıları,  güzel deneme yazıları,  en iyi deneme yazıları,  ilginç deneme yazıları,  göç ile ilgili deneme yazıları,  en iyi deneme örnekleri