+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Bölge bölge Türkiye ve Marmara Bölgesi Forumunda İstanbul Yalıları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Cevap: İstanbul Yalıları

    Göksu Yalıları (Beykoz)

    XVIII.-XIX. yüzyıllarda Göksu kıyılarında sıralanmış bazı yalılar olduğu Bostancıbaşı Defterlerinden öğrenilmektedir. Bu yalılardan hiçbir iz günümüze gelememiştir. Bostancıbaşı Defterlerinde ismi geçen yalılar arasında İzzet Paşazade Sait Bey Yalısı, Sabık Şam Kapı Kethüdası İbrahim Bey veresesinin Yalısı, Hazine Kesedarı Efendi’nin yalısı, Mustafa Ağa’nın oğlunun yalısı, Tahir Ağazade Şakir Ağa’nın yalısı, Anadolu Kalemi Kâtibi Emin Efendi’nin yalısı, Gülsüm Hanım’ın yalısı, Yemişçizade Ahmet Bey’in yalısı, Salih Ağa’nın yalısı, Osman Ağa’nın yalısı, Hacegândan Mehmet Bey ile hemşiresinin yalısı, Şam Valisi Silahtar Süleyman Kulları’nın yalısı, Sabık Kethüda Katibi Tayfur Ağa’nın yalıları bulunuyordu. Bu yalılar sonradan el değiştirmiş, yerlerine yenileri yapılmış ve onlarla ilgili hiçbir iz günümüze gelememiştir.


    Vecihi Paşa (Prenses Rukiye Sultan) Yalısı (Beykoz)

    İstanbul, Beykoz ilçesinde, Kanlıca Koyu, Körfez Caddesi’nde bulunan bu yalı Osmanlı döneminde çeşitli valiliklerde bulunan Vecihi Paşa tarafından yaptırılmıştır. Vecihi Paşa’nın ölümünden sonra yalının selamlık kısmı kızı Necibe Hanım’a, harem ve orta kısmı da oğulları Devlet Şurası Azası Aziz Bey ile İstinaf Mahkemesi Azası Muhlis Bey’e ve kızı Berlin Viyana Sefirliği yapan Sadullah Paşa’nın eşi Necibe Hanım’a kalmıştır. Bundan sonra Aziz Bey yalının orta bölümünü, Muhlis Bey haremi, Necibe Hanım da hissesine düşen selamlığı oğlu Nusret Bey’in eşi Mısırlı Abdülhalim Paşa’nın kızı Rukiye Hanım’a yüzgörümlüğü olarak vermiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu Prenses Rukiye tarafından da1895 yılında yalının selamlığını yıktırarak yeniden yaptırılmıştır. Bu nedenle de yalı, Rukiye Sultan Yalısı olarak da tanınmıştır.

    Aziz Bey’in hissesine düşen kısım ölümünden sonra yıktırılmış ve arsası bir Ermeni’ye rehin edilmiştir. I. Dünya Savaşı yıllarında Boğaziçi’nin Kanlıca yöresinde türeyen eşkıyalardan ve onların gönderdikleri tehdit mektuplarından ürken prenses yalıyı terk etmiştir. Terk edilen yalı günden güne harap olmuş ve oturulamayacak duruma gelmiştir. Bu yıllarda yalıyı satın almak isteyenler çıkmışsa da prenses yalıyı satmamış, sonunda yakınlarının teşviki ile Hıdiv İsmail Paşa’nın kardeş çocuğu Prenses İffet Hanım’a satmıştır. Prenses İffet Hanım yalının orijinal şeklini bozmadan onartmış, tavanlarındaki süslemelerin eksiklerini de tamamlamıştır. Prenses İffet’in ülkeden kaçmasının ardından 1957 yılında Özdemir Atman tarafından satın alınmıştır. Yalı günümüzde Atman ailesinin konutu olarak kullanılmaktadır.

    XIX. yüzyıla tarihlendirilen bu yalı Neo-Klasik üslupta, harem ve selamlık bölümü olarak yapılmıştır. Yalının selamlık kısmı Prenses Rukiye Sultan tarafından yenilenmiştir.

    Yalı üç katlı, orta sofalı plan tipindedir. Oval biçimdeki orta sofanın çevresine deniz ve bahçe yönlerini görecek biçimde birer eyvan ve sofaya açılan odalar yerleştirilmiştir. Yalının son zamanlarda yapılan restorasyonu sırasında bu odalar kaldırılmış, yerlerine iki mutfak ve bir banyo yerleştirilmiştir.

    Bahçe içerisindeki yalının önünde denize yönelik bir rıhtım bulunmaktadır. Yalının üçüncü katına bir balkon yerleştirilmiştir. Ayrıca deniz cephesinde yalı boyunca yükselen çıkmada bulunan bu merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Yalının diğer yanında da ayrı bir girişi olup, zemin kattadır. Yalının katları birbirlerinden kornişlerle ayrılmıştır. Alt kat pencereleri sade ve demir parmaklıklıdır. Orta kat pencereleri panjurlu olup, üzerlerine üçgen alınlıklar yerleştirilmiştir. Oldukça geniş olan çatı saçağını ise zarif konsollar taşımaktadır. Tavanlarında yer yer orijinal ahşap kabartma izleri bulunmaktadır.


    Zarif Mustafa Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Anadoluhisarı Körfez Caddesi’nde bulunan bu yalının XVII. yüzyılın sonu veya XVIII. yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır. Yalıya ismini veren Zarif Mustafa Paşa yalıyı, Paşa’nın el yazısı ile yazdığı ve torunlarından birinin elinde bulunan anılarından 1848’de satın aldığı öğrenilmektedir. Ancak kimden aldığı belirtilmemiştir. Kaynaklarda paşanın bu yalıyı üçüncü sahibi olan, Sultan II. Mahmut’un (1784–1839) Kahvecibaşılığını yapan, Enderun’dan yetişmiş Kani Bey’den satın aldığı belirtilmektedir. Kani Bey Sarıkçıbaşılık, Defter Eminliği yapmış ve 1849 yılında da ölmüştür.

    Sicil-i Osmanî’den öğrenildiğine göre Zarif Mustafa Paşa Hassa Süvari Alay Kâtiplerinden olup, Mirliva ve Ferik olmuştur. 1845 yılında Dar-i Şüra Reisi olmuş, 1846’da bu görevden ayrılarak Mirmirani rütbesi ile Kudüs Mutasarrıfı olmuştur. Bundan sonra 1847’de Ferik rütbesine yükseltilmiş, 1849 yılında Konya ve Halep Valisi olmuştur. Bu görevden kısa bir süre sonra azledilmiş, ardından Vidin ve Erzurum Valisi, Anadolu Ordusu Müşiri olmuştur. 1859 yılında Meclis-i Vâlâ Azası olmuş 1863 yılında da ölmüştür. Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülüdür.

    Mustafa Zarif Paşa Yalısı harem, selamlık ve mehtabiye köşkü olmak üzere üç ayrı bölümden meydana gelmiştir. Mehtabiye köşkünün bir bölümü günümüze gelebilmiş ve bu bölüm çeşitli onarımlar nedeni ile özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Haremin bir kısmı 1918–1919 yıllarında yıkılmış, kalan bölümüne de 1971 yılında bir gemi çarpmış ve böylece harem bölümü günümüze gelememiştir. Günümüze yalnızca selamlık kısmı gelmiştir. Restore edilen bu bölüm iyi bir durumdadır. Zarif Mustafa Paşa Yalısı yıkılmadan önce kayıkhanesi, bahçeleri, limonluğu ve ahırları ile birlikte Boğaziçi’nin en büyük yalılarından birisi idi.

    Zarif Mustafa Paşa Yalısının aşı boyalı iki katlı olan harem bölümünün ikinci kattaki yaldızlı odasının barok bezemeleri, ahşap kaplamaları, stalaktitli tavan bordürlerinin olduğu kaynaklarda belirtilmiştir. Amcazade Hüseyin Paşa yalısı ile bu bakımdan benzerlikleri bulunmaktadır.

    Yalının iyi bir durumda günümüze gelen selamlık kısmı bazı kaynaklara Zarif Mustafa Paşa’nın torunu olan ve Devlet Şurası Azalarından Esat Bey’in ismi ile geçmiştir. Neo-Klasik devir özelliklerini taşıyan bu yapı iki katlı olup, sarı boyalıdır. Orta sofalı plan tipinde olup, deniz cephesindeki üçgen alınlıklı konsolların taşıdığı bir bölümle dışarıya taşırılmıştır. Orta sofa etrafında sıralanmış salon ve odalardan meydana gelen yalının katları silmelerle birbirlerinden ayrılmıştır. Aydınlığı sağlayan pencereler dikdörtgen sıra halinde dizilmiş olmasına rağmen, denize çıkmalı bölümde yuvarlak kemerli pencerelere de yer verilmiştir. Yalının hamamı sıcaklık ve soğukluktan meydana gelen klasik Osmanlı hamam planı şeklindedir.
    Cevap: İstanbul Yalıları frmacil sayfa 2iki Cevap: İstanbul Yalıları

  2. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Rasim Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Çubuklu’da bulunan Rasim Paşa Yalısının XIX. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır. Yalı 1897 yılında yanmış ve ertesi yıl yeniden yapılmıştır. Ancak bu kez eskisinden biraz daha küçük ölçüde yapılmıştır. Yalıya ismini veren Trablusgarp Valisi Rasim Paşa öldükten sonra varisleri tarafından İstanbul Belediyesi’ne satılmıştır. Belediye yalıya herhangi bir fonksiyon verememiş, Belediye Meclisi’nin aldığı bir kararla İstiklal Savaşı komutanlarından Şükrü Naili Paşa’ya hediye edilmek istenmiştir. Ancak paşa İstanbul Belediyesi’nin bu hediyesini kabul etmemiştir. Bunun üzerine yalı özel idareye devredilmiş, ardından 36. İlkokul olmuştur. Onarılmayan yalı okul olduktan sonra daha da harap olmuş, çöküntüler başlamış böyle olunca da okul başka bir yere nakledilmiştir. Yalı da kendi haline bırakılmıştır. Yalının restorasyonu 1988 yılında başlamıştır.

    Yalının mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Yapıldığı dönem ve ampir üslubu dikkate alınarak Balyan ailesinden biri tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Yalı zemin kat üzerine iki katlıdır. Boğaziçi’ndeki diğer yalılardan ayrı olarak simetrik bir plan burada uygulanmamıştır. Harem ve selamlık olarak yapılan yalıda orta sofaların etrafına odalar sıralanmıştır. Katlar arasında tek yönlü ve çift yönlü merdivenler bağlantıyı sağlamıştır.

    Yalı denizden üç, karadan da iki katlı idi. Kuzey ve deniz cephesinde alınlıklı yapı boyunca yükselen çıkmaları bulunuyordu. Yalının kara yönündeki cephesi diğerlerine göre daha sadedir. Bu cephede silmeli, dikdörtgen pencerelere yer verilmiştir. Diğer cephelerde ise dikdörtgen pencerelerin yanı sıra yuvarlak kemerli pencereler de onların yanına yerleştirilmiştir. Denize bakan cephesinde iki uca birer tane, üzerleri üçgen alınlıklı ikili pencere yerleştirilmiştir. Yalının girişi kuzey cephesinden üçgen alınlıklı merdivenli, dört sütunlu bir açıklıktadır. Yalıda katlar birbirlerinden kornişlerle ayrılmıştır. İç bezemesinde tavanlara önem verilmiş, geometrik çıtalı bezemelerin yanı sıra resimler de burada kullanılmıştır.


    Keçecizade Fuat Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan Keçeci Fuat Paşa Yalısı XIX. yüzyılda yapılmıştır. Yalıyı Keçecizade Mehmet İzzet Efendi’nin oğlu Doktor Mehmet Fuat Paşa harem ve selamlık olarak büyük bir bahçe içerisinde yaptırmıştır.

    Keçecizade Mehmet Fuat Paşa (1815–1868) Sultan Abdülaziz zamanında iki defa sadrazamlık, seraskerlik, hariciye nazırlığı ve büyükelçiliklerde bulunmuştur. Şair Keçecizade İzzet Molla’nın oğlu olup, İstanbul’da doğmuş, Tıphane ismi ile ilk defa açılan Tıp Fakültesinde eğitim görmüş ve hekim olmuştur. Tophane Hekimi olarak Çengeloğlu Tahir Paşa’nın maiyetinde Trablus Seferine katılmıştır. Bundan sonra hekimliği bırakarak diplomat olmak için 1837’de Babıâli tercüme odasına girmiştir. Çok iyi Fransızca bilen Fuat Paşa’yı o zamanın Hariciye Nazırı Büyük Reşit Paşa tarafından himaye görmüştür. Mütercim-i Evvel ve Londra elçiliği başkâtibi (1838), Madrid elçisi (1844) ve Divanı Hümayun (1844) tercümanı olmuştur. Ardından Bükreş ve Petersburg elçiliklerinde bulunmuş ve Sadaret Müsteşarlığına getirilmiştir. Fuat Paşa Hariciye Nazırı iken Sultan Abdülaziz ile birlikte Avrupa seyahatine katılmış, aynı zamanda edebiyatla da ilgilenmiş Ahmet Cevdet Paşa ile birlikte ilk Osmanlı gramerini yazmıştır. Bu eser sonradan Cevdet Paşa tarafından kendisine mal edilmiştir. Nesir ve Divan tarzında şiirleri de bulunmaktadır.

    Keçeci Mehmet Fuat Paşa Molla, hekim ve devlet adamlığı yanında, güzel konuşması ve nüktedanlığıyla tanınmış, 1869 yılında Fransa’nın Nice kentinde vefat etmiştir, cenazesi bir Fransız gemisi tarafından getirilmiş İstanbul’da Peykhane Sokağı’nda kendi yaptırdığı caminin yanına gömülmüştür.

    Keçecizade Fuat Paşa bu yalıda Osmanlı İmparatorluğu’na yön veren kararlar almış ve siyasi görüşmeler yapmıştır. Burada düzenlenen toplantılara başta Sultan Abdülaziz olmak üzere yerli ve yabancı devlet adamları gelmiştir. Kanlıca Muayidesi ismi ile tanınan bir antlaşma da yine bu yalıda imzalanmıştır. O günlerde yalıyı sık sık ziyaret eden yabancı bir devlet adamı da Yalıyı şöyle tanımlamaktadır:

    “Fuat Paşa’nın Kanlıcadaki yalısına ayak basan, kimin karşısına çıkacağını derhal anlar. Zira yalının görünüşü bile büyüklük ishar eder. Ali Paşa’nın konağı büyük bir konaktır, fakat Fuat Paşa’nın yalısına muhteşem tabirinden başka bir şey bulunamaz. Boğziçi’nin dağları üstünde kurulmuş olan bu yalı arkadaki tepelere kadar uzayan büyük koruluklarla çevrilidir. Koruluğun üst tarafına çıkıldığı zaman gözler Rumeli ve Anadolu kıyılarını tamamıyla kavrar. Yalının etrafındaki mükellef bahçeler herkese açıktır. Bildik ve yabancı kim isterse koruluğun altına girerek Boğaz’ın güzelliklerini seyredebilir

    Fransız gezgin yalıya bir sabah saatinde gitmiştir. Kendisini Fuat Paşa’nın dairesi altında bulunan bekleme salonuna aldılar. Salonda paşayı ziyarete gelen birçok Avrupalı iş adamı bulunuyordu. Hepsinin koltukları altında planlar, projeler vardı. Hepsi şimendifer gibi, kanal gibi sağlam banka teklifleri ile paşayı görmeye gelmişlerdi. Hepsi de Onu ikna ederek bir iki milyon alabilme hülyasındaydılar

    Fransız seyyah bu ziyaretçileri tetkik ederken üst kattan gelen bir piyano sesi salonu doldurdu. Beklemekten yorulan ziyaretçi orada rastladığı İzmirli bir Rum dostu ile beraber kayıkla Boğaziçi gezintisine çıktı. Rum dostu ona demişti ki; hele şöyle kayıkla bir gezinti yapalım karlı çıkarız. Emin olunuz İstanbul’da yegâne harika şu Boğaziçi’dir. İnsan Boğaz’ın sularında ne kadar gezerse, o kadar istifade eder. Bir iki saat sonra döneriz. Paşa’nın yalıdan çıkıp gittiğini öğreniriz ve üzüntüden kurtuluruz. İsterseniz yarın gene Kanlıca’ya gelebilirsiniz, bu defa bahçeleri koruları gezersiniz. Fakat paşayı yalıda görmeyi aklınızdan çıkarmalısınız”

    Keçecizade Fuat Paşa oğlu Nazım Bey’in Vükelâ Vapuru’na binerken ölmesi üzerine bir süre için yalıyı terk etmiştir. Fuat Paşa’nın ölümünden sonra da Sait Paşa yalıyı satın almak isterse de Sultan II. Abdülhamit “Denizden Hıdiv İsmail Paşa Yalısına yakındır” diyerek buna izin vermemiştir. Bunun ardından yalı Hıdiv İsmail Paşa’nın oğullarından Hüsnü Paşa’ya ihsan edilmiştir. Onun ölümüyle de Sait Paşa’ya satılmıştır. Meşrutiyet’in ilanından sonra Şehzade Yusuf İzettin Efendi ile Sait Paşa arasında yalının arazisi yanındaki Çavuşpaşa Çiftliği için bir ihtilaf çıkmış ve taraflar mahkemeye düşmüşlerdir. Bu durumdan da Sait Paşa kazançlı çıkmıştır

    Keçecizade Fuat Paşa’nın yalısı çevrede tutuşan otlardan sıçrayan kıvılcımla yanmış, yalının yüksek taş duvarları bir süre ayakta kalmışsa da tehlikeli bir durum gösterdiğinden yıkılmıştır. Yalının yanındaki kâgir kemerli su bendinin duvarları da Sultan Mehmet Reşat’ın emri ile yıkılmıştır. Bunun da nedeni Sultan Reşat Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa ile Söğütlü Vapuru ile boğazı gezdikleri sırada birçok insanın bu kemerli duvarların altında oturduklarını görmüş, bu yüzden de çökme tehlikesi olabileceğinden ötürü bu duvarları yıktırmıştır

    A.Cabir Vada’dan öğrenildiğine göre yalının bahçesi büyük çam ağaçları başta olmak üzere çeşitli ağaçlarla kaplı idi. Yalının arkasında Süngerli Köşk denilen bir yapı bulunuyordu. Bu köşk ahşaptan olup, üst katında biri büyük diğeri de küçük odalar vardı. Alt katında sünger taklidi merdivenler olmasından ötürü Süngerli Köşk ismi buraya yakıştırılmıştı. Yalı ve arsasının cephesinin 125 m. uzunluğunda olduğu, yanında kayıkhanesinin bulunduğu öğrenilmektedir


    Marki Necip Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Anadoluhisarı Körfez Caddesi üzerinde bulunan bu yalıyı XIX. yüzyıl sonlarında bir Fransız markisi yaptırmıştır. Bu marki İslamiyet’i kabul etmiş ve Ahmet Necip ismini almıştır. Bu nedenle de Marki Necip Bey Yalısı olarak tanınmıştır. Yalının mimarının bir İtalyan olduğu bilinmektedir

    Yalı dört katlı ve bir de çatı katından meydana gelmiştir. Deniz seviyesi ile üzerindeki yol arasında kot farkı olduğundan cadde yönündeki bir kapıdan yalının dördüncü katına girilmektedir. Bu katta önce bir giriş holü, sonra da tonozlu küçük bir mekân vardır. Burada alt katlara inen merdivenler bulunmaktadır. Dördüncü katta denize cephesi olan geniş bir salon vardır. Salonun önüne de oldukça geniş bir teras yerleştirilmiştir. Yalının diğer katlarının planları birbirinin eşidir. Birinci ve ikinci katlarda denize cephesi olan birer büyük salona yer verilmiştir. Yalnız üçüncü kat ile ikinci katın salonuna balkon şeklinde bir bölüm eklenmiştir. İkinci ve üçüncü katlarda bahçeye ve caddeye yönelik odalar sıralanmıştır. Zemin katta ise deniz seviyesi boydan boya balkonludur. Bu balkona kemerli beş pencere açılmaktadır. Ayrıca yapının Anadoluhisarı yönündeki yan cephesine de küçük bir balkon yerleştirilmiştir. İlk yapılışında kayıkhane olan bölüm de bir vitray ile kapatılmış, önü rıhtım olarak düzenlenmiştir

    Zemin kattan bahçeye geçilir. Bu geçişin bulunduğu bölüm yapı boyunca aynı yükseklikte bir çıkma şeklindedir. Yalının bahçeye bakan cephesindeki zemin kat iki tarafı renkli taşlarla süslü, ince sütunlu ve dilimli kemerlidir. Yalının içerisinde tavanlar ve salonlar bitkisel ve geometrik motifli kabartmalarla bezenmiştir

    Erdoğan Demirören ailesi 1977 yılından beri bu yalıda yaşamaktadır. Yalı 1983 yılında yanmış ve yeni baştan restore edilmiştir




  3. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Saffet Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca Vapur İskelesi’nin güneyinde bulunuyordu. Bu yalıyı Ethem Efendi isimli bir kişi 1760 yılında yaptırmıştır. Boğaziçi’nin en eski ve en bakımlı yalılarından biri olarak nitelenen bu yapı Sultan II. Abdülhamit döneminde (1876–1909) altı kez Hariciye Nazırlığı, kısa bir süre de Sadrazamlık yapan Saffet Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Saffet Paşa bu yalıyı harap bir durumda 1865 yılında tamir ettirmiştir. 1876 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda yapılan Ayastefanos Antlaşması’ndan (1878) sonra bu yalıda tarihi bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantılardan birisinde Saffet Paşa Kont Şövalov, İgnatiyef Salisburi’nin de bulunduğu bir heyete burada ziyafet vermiştir. Ardından içlerinde Prusya Prensi Waldemar, Gloucester Düşesi, Bavyera Prensi Konrad, Somersed Maukham ve Agata Christie’nin de bulunduğu birçok ünlü kişi bu yalıda ağırlanmıştır. Saffet Paşa’nın ölümünden sonra ailesine intikal eden yalının son sahiplerinden birisi de Kadri Cenani olmuştur.

    Saffet Paşa Yalısı harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Ayrıca hamamı, kayıkhanesi de vardı. Yalının harem bölümü 1920 yılında yıktırılmıştır. Bundan sonra haremin arsası ile selamlık bahçesinin bir kısmı birbirinden ayrılmış, Saffet Paşa’nın ikinci oğlu Faiz Bey’in kızı Aliye Hanım’ın oğlu Sedat Simavi’ye satılmıştır. Sedat Simavi de 1939–1941 yıllarında burada yeni bir yalı yaptırmıştır. Selamlık bölümü ise 1976 yılında yanmış, arta kalan duvar kalıntıları da yıktırılarak yerine bir betonarme yalı yapılmıştır.

    Saffet Paşa Yalısı çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla orijinalliğinden kısmen uzaklaşmış olmasına rağmen yine de Türk sivil mimarisinin örneklerinden birisi idi. Harem ve selamlık bölümleri orta sofalı plan tipinin simetrik olarak uygulanmasından meydana gelmişti. İki katlı yalının arka cephesinden ön cephesine kadar uzanan dikdörtgen sofaları bulunuyordu. Katlar arasında bağlantıyı üç kollu merdivenler sağlıyordu. Bu sofalara açılan dikdörtgen planlı farklı boyutlarda odaları vardı. Bu odalardan bazıları ahşap direk ve konsollarla dışarıya doğru genişletilmiştir. Selamlığın güney cephesinde bir eyvan içerisinde girişi vardı. Bu girişin içerisine son derece güzel bir çini pano yerleştirilmiştir. Buradaki zemin yükseltilmiş, mermerle kaplanmış, eyvanın önüne de Rodos işi çakıllarla bir bezeme yapılmıştı. Yalının bütünü barok ve ampir üslubunu yansıtıyordu. Odaların ahşap oymalı tavanlarındaki bezemelerinin Hasköy sandalcıları tarafından yapıldığı yalının son sahibi Kadri Cenani söylemiştir.

    Bu yalıdaki bir başka özellik de Batılılaşma dönemi Osmanlı sivil mimarisinin kendine özgü kemerli nişlerinin bulunuşudur. Harem ve selamlık arasındaki avlu XIX. yüzyılın sonlarında yapılan bir onarım sırasında ortadan kaldırılmış ve buraya bölümleri birbirine bağlayan iki koridor eklenmiştir.


    Sedat Simavi Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan Saffet Paşa Yalısı’nın yıktırılan haremi ile harem bahçesinin tamamı, eski Yedigün Müessesesinin sahibi, Hürriyet Gazetesinin kurucusu Sedat Simavi tarafından satın alınmıştır. Burada 1938 yılında kâgir bir yalının yapımına başlanmışsa da II. Dünya Savaşı’nın çıkması ile yapı malzemesinin sağlanmasında güçlükler çıkmış ve yalı ancak 1941 yılında tamamlanmıştır.

    Eski Boğaziçi yalılarına benzemeyen bir mimari üslupta olan bu yalı Kanlıca’da ilk kaloriferli bina olarak tanınmıştır.


    Halil Ethem Eldem (Osman Hamdi Bey) Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Çubuklu İskele Caddesi’nde bulunan bu yapı Sultan II. Abdülhamit’in (1876–1909) sadrazamlarından Ethem İbrahim Paşa tarafından XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır.

    Neo-Klasik üsluptaki yalı harem ve selamlık olmak üzere iki bölümlü simetrik düzende bir plana sahiptir. Müşterek orta sofalı, iki yan sofalı ve iki bölümlü plan tipindedir. Yalının zemin katı taş, üzerindeki iki katı ahşaptandır. Her katın güney ve kuzey yönlerinde iki merdiven bir orta sofa, iki yan sofa, altı oda ve iki tuvaleti bulunmaktadır. Yalının iki dış yüzü kavisli olup, orta sofanın iki yanındaki harem ve selamlık dairelerinin ikisi deniz yönüne biri de kara tarafına olmak üzere üçer odası bulunmaktadır. Yalıya kuzey ve güney yan cephelerindeki merdivenli kapılardan girilmektedir.

    Dış cephe görünümünde birinci katta üçgen alınlıklı, demir şebekeli pencerelere yer verilmiştir. Üst kat pencereleri oldukça sade olup, ahşap kepenklidir. Yalının bahçesinde bulunan selsebil Kanlıca’daki Bahai Yalısı’ndan buraya getirilmiştir. Bunun yanı sıra bahçede kaskatlı bir havuz ile iki küçük mermer çeşmeye de yer verilmiştir. Yalının kayıkhanesi son onarımlar sırasında kapatılmıştır.

    Yalı uzun yıllar harap bir halde kalmış, 1988–1990 yıllarında yenilenmiş, betona dönüştürülmüş ve dış cephesi ahşap kaplanmıştır. Plan özellikleri ise bozulmamıştır.


    Nuri Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı, Sultan II. Abdülhamit döneminde Nuri Paşa tarafından 1895 yılında yaptırılmıştır. Nuri Paşa’nın oğlu Marki Necip Yalısı’nın sahibinin kızı ile evlenmiştir. Sonraki yıllarda yalı eski bakanlardan Muhlis Erkmen’in mülkiyetine geçmiş, daha sonra da Sadıkzadeler tarafından satın alınmış, son olarak da Rahmi Koç’un mülkiyetine geçmiş olup, Rahmi Koç Yalısı olarak da anılmaktadır.

    Yalı XIX. yüzyıl ikinci yarısında yapılmış art-nouveau üslubu yapılardan bir örnektir. İki katlı ahşap yalı son onarımlar sırasında beton takviyeli olarak yenilenmiştir. Yalı orta sofa etrafında sıralanmış odaların oluşturduğu plan düzenine göre yapılmıştır. Yalının ortasında denize yönelik altlı üstlü birer balkonu bulunmaktadır. Bunlardan üst balkon ahşap çatının devamı üçgen bir alınlıkla sonuçlanmaktadır.


    Mektupçu Ali Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı, XIX. yüzyılda Sadaret Mektupçusu Ali Bey tarafından yaptırılmıştır.

    Günümüze gelemeyen bu yalı geniş bir bahçe ve çam ağaçlarının arasında iki katlı bir yapı idi. Harem ve selamlık bölümlerinden meydana gelen yalının Meşrutiyet’in ilanı sırasında yıktırılmıştır. Selamlık tarafında bulunan kayık havuzu ise 1925 yılında yol yapımı nedeni ile üzeri doldurulmuştur.


    Kezzubi Hasan Efendi Yalısı (Beykoz)

    İstanbul Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı, XVIII. yüzyılın sonu, XIX. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Sokak seviyesinin 3 m. altında bulunan bu yalı 1893 yılında yanmıştır. Arkasındaki arazide bulunan köşkü ise zamanla harap olmuş ve 1937 yılında da tamamen yok olmuştur.

    A.Cabir Vada’dan öğrenildiğine göre; yalı setler halinde ağaçlıklı bir alanda yapılmıştı. Harem ve selamlıktan meydana gelen yalının mimari yapısı ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır.


    Asaf Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı XIX. yüzyılın başlarında Selami Efendi bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Harem ve selamlıktan meydana gelen yalı iki ayrı bölüm halinde idi. Arkasında da bir köşkü bulunuyordu. Şerif Abdülmuttalip tarafından satın alınan yalı daha sonra Asaf Paşa’ya satılmıştır. Asaf Paşa’nın ölümünden sonra yalı yıktırılmış, arsası Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa’nın torunu Vedia Hanım’a satılmıştır. Arkasındaki köşk de Karaköy Börekçisi Hüseyin Çeyrek tarafından satın alınmıştır.

    A.Cabir Vada’dan öğrenildiğine göre; bahçe içerisindeki bu yalının bir de arka ile bağlantısını sağlayan halka açık tünel şeklinde bir yolu vardı. Bu yalının arsasını 1938 yılında Bahriye Vekâleti Sıhhiye Müdürlüğünden emekli Mazhar Tan satın almış ve buraya kâgir bir köşk-yalı yaptırmıştır.




  4. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Sahaflar Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı XVIII. yüzyılın sonlarına tarihlendirilmektedir. Yalının sahibi Sahaflar Şeyhi Vakanüvis Esat Efendi olup, ondan ötürü de Sahaflar Yalısı olarak tanınmıştır. Mimari yönden bir özelliği olmayan bu yalı daha sonra Mirliva Şükrü Bey’in mülkiyetine geçmiş 1911 yılında da yanmıştır.


    Rıfat Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da vapur iskelesi ile Sahaflar Yalısı arasında yer alan bu yalı XVIII. yüzyılda Rıfat Paşa’nın babası Hacı Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Sadık Rıfat Paşa Meclisi Vâlâ, Ahkâmı Adliye ve Tanzimat azalıklarında bulunmuş, dört defa Hariciye, bir defa da Maliye Nazırlığında bulunmuştur. Bu yalıyı daha sonra Sultan II. Abdülhamit’in kız kardeşi Cemile Sultan satın almış, Rıfat Paşa da Çubukluda deniz kenarındaki bir araziyi satın alarak buradaki körfezi doldurmuş, harem ve selamlıktan ibaret büyük bir yalı yaptırmıştır.

    Rıfat Paşa Yalısı Cemile Sultan’ın mülkiyetinde iken 1871 yılında yanmış, yangından arta kalan selamlık XIX. yüzyılın başlarına kadar ayakta kalmıştır. Daha sonra bu araziyi Yağcı Haci Şefik Bey ile ortağı satın almışlardır.

  5. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Yağcı Şefik Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı Rıfat Paşa Yalısının bulunduğu yerde XIX. yüzyılın ortalarında yaptırılmıştır. Daha sonra Donanma Cemiyeti’nin kurucusu Şefik Bey Cemile Sultan’a ait buradaki arazinin yerine 1905 yılında bu yalıyı yaptırmıştır.

    Geniş ağaçlıklı bir alanda bulunan yalının iki salhanesi ve arkasında da dükkânları vardı. Salhanelerin biri köyün kasabına, diğer dükkân da vakfa ait iken her ikisi de yıktırılmıştır. Ayrıca yalının yanında sekiz kayığı barındıracak genişlikte bir de havuzu bulunuyordu.

    Harem ve selamlıktan meydana gelen yalı, klasik Osmanlı yalı mimarisi tipinde idi. İstanbul Belediyesi tarafından 1934 yılında yanındaki iskele ile birlikte onarılmıştır.


    Nevres Paşa Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca’da Sultan II. Mahmut devrinde Baha Molla tarafından XIX. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır. Baha Molla bir gece Ermeniler tarafından öldürülmüştür. Yalıda hizmetçilik yapan bir Ermeni’nin anlattığına göre Ermeni fırıncılar sabaha karşı yalı halkı uykuda iken içeri girmiş Baha Molla’yı parası için öldürmüşlerdir. Sultan II. Mahmut Ermeni katilleri yakalamış ve Kanlıca çarşısında onları idam ettirmiştir.

    Bu yalı Marrif Nazırlığında bulunan Şair ve musikişinas Nevres Paşa’nın eşi Fatma Zehra Hanım tarafından satın alınmıştır. Nevres Paşa’nın tedavi için gittiği Fransa’da Nice şehrinde 1872 tarihinde ölümünden önce Fatma Zehra Hanım yalıyı kardeşi Nihat Bey’e vermiş ve Emniyet Sandığına ipotek edilmiştir. Paşanın ölümünden sonra Emniyet Sandığı ile Şuray-ı Devlet Azasından Sami Paşazade Sami Bey arasındaki anlaşma sonucunda yalı 1886’da Sami Bey tarafından işgal edilmiştir. Sami Bey yalının ahşap kazıklı rıhtımını yontma taşa çevirmiş, yalıyı tamir etmiş, genişletmiş ve boyatmıştır. Yalının arka bahçesinde iç içe çiçek tarhları yapılmış ve kalorifer tesisatı ile de ısıtmıştır.

    Yalının asıl sahibi olan Nihat Bey’in ölümünden sonra varislerinin açtığı dava sonucunda Emniyet Sandığının alacağına karşılık yalı üzerindeki anlaşmazlık sürerken 1906 yılında yanmış, Emniyet Sandığı alacağından vazgeçerek yalıyı sahiplerine bırakmıştır. Bundan sonra yalının arsası ikiye bölünmüş rıhtımlı kısmına Doktor Hakkı Nevin, diğer kısmını da Deniz Albay Muzaffer Bey satın almıştır. Doktor Hakkı Nevin yalıyı kâgir olarak yaptırmış, Albay Muzaffer’in ölümü üzerine de varisleri yalıyı emekli hâkim Sami Temizel’e satmışlardır. Bundan sonra çiçek tarhlarının bulunduğu arka bahçe Tanburi Ahmet Bey tarafından satın alınmış ve orada ahşap bir bina yapılmıştır. Sami Bey’in mülkiyetinde olan kısım da 1908’de Operatör Remzi Bey’e satılmış, burada ahşap bir yalı yapılmış ancak, onun da ölümünden sonra burasını 1931 yılında Sami Temizel satın almıştır.


    Mehmet Muhtar Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi Kanlıca’da bulunan bu yalı XIX. yüzyılda Mısır Kethüdası Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa’nın eşi Adile Sultan’ın Kethüdası Mehmet Muhtar Bey tarafından yaptırılmıştır. Deniz kıyısında 120 m. uzunluğunda olan bu yalının hamamı, kayıkhanesi, harem ve selamlık daireleri bulunuyordu.

    Mehmet Muhtar Bey’in ölümünden sonra yalı oğulları Mısır Kethüdası Mahmut Aziz Bey ile Burdur Mutasarrıfı Mustafa Nuri Paşa’ya geçmiştir. Yalının selamlık, arka bahçesi ve haremi Mahmut Aziz Bey’in, diğer tarafı da haremin bir bölümü ile birlikte kayıkhanesi Mustafa Nuri Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Mahmut Aziz Bey’in ölümünden sonra varisleri tarafından Van Valisi Nazım Paşa’ya satılmış ve yalı 1911 yılında yıkılmıştır. Bundan sonra yalının arsası üzerine Hacı Ahmet Hayri Bey büyük bir yalı yaptırmıştır. Bu yalı da harem ve selamlıktan meydana gelmiştir. Daha sonra Mehmet Muhtar Bey’in yaptırdığı selamlık Gülhane Hastanesi’nden Prof.Dr. Emekli Albay Şükrü Cangör tarafından satın alınmış ve yalı 1937 yılında görünümünü tamamen değiştirecek biçimde onarılmıştır.

    Hacı Ahmet Bey’in payına düşen bölüm ise 1941 yılında ölümünden sonra oğlu Fuat Ramazanoğlu’nun mülkiyetine geçmiş, 1942 yılında bahçesinin üst tarafı Doktor Hüseyin Bey’e satılmıştır. Bu bölüm Emniyet Sandığından ipotek edilmiş, borç ödenemeyince de 1984 yılında Avukat Mazhar Seyhun tarafından satın alınmıştır.


    Miskyağcı Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca Körfezi’nin girişinde bulunan bu yalının ne zaman yapıldığı ve ne zaman yıkıldığı kesinlik kazanamamıştır. Kalıntıları üzerine 1939 ve 1941 yıllarında tuğladan yeni bir yalı yaptırılmıştır. Bu yalının Sultan Abdülaziz zamanında 1863 yılında Sultanahmet Meydanı’nda kurulan hirfet, sanat ve ticaret sergisinin kalıntılarından yapıldığı sanılmaktadır. Sonraki yıllarda Uzunçarşı’da miskyağcılık ticareti ile meşgul olan Hacı Tevfik Bey ve kardeşleri Hasip ve Haşim Beyler tarafından satın alınmıştır. Günümüzde bu yalıdan herhangi bir iz gelememiştir. Son kalıntısı olan hamamı da 1943 yılında yıktırılmıştır.


    Yağlıkçı Hacı Reşit Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Kanlıca Bahayi Körfezi’nin kuzey ucunda bulunan bu yalıyı Yağlıkçı Hacı Reşit Bey yaptırmıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen yalı döneminin en iyi malzemesi ve temiz işçiliği ile ahşap ve üç katlı olarak yapılmıştır.

    Yalının önünde rıhtımı, yanında ayrı bir hamamı ile önü havuzlu geniş bir kayıkhanesi vardır. Hamamın arkasında çamaşır yıkama-kurutma binaları, geniş bahçesinde çeşitli meyve ağaçları ve iki de küçük havuzu vardır. Yağlıkçı Hacı Reşit Bey’in ölümünden sonra eşi, oğlu ve kızının mülkiyetine geçen yalı satılmıştır. Yalı 1980’li yıllarda Barlas Turan tarafından restore edilmiştir.

  6. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Ethem Pertev Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesinde bulunan Ethem Pertev Yalısı 1860 yılında Art Nouveau üslubunda yaptırılmıştır. Bu yalının kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanmamakla beraber saraylı bir kadın tarafından yaptırıldığı ileri sürülmektedir. Saraydan yaşlılığından ötürü ödüllendirilmiş bir hanım olup, bundan dolayı yalıya Saraylı Hanım Yalısı ismi de verilmiştir. A.Cabir Vada’dan öğrenildiğine göre; bu hanım uzun yıllar kimse ile görüşüp konuşmamıştır. Eczacı Ethem Pertev Bey bu yalıya kiracı olarak girmiş sonra da yalıyı satın almıştır.

    Eczacı Ethem Pertev Bey, Türkiye eczacılık tarihinin önemli kişilerinden olup, ailesi Bulgaristan'daki Tırnova kentinden İstanbul'a gelmişti. Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'nin yeni açılan eczacılık bölümünün ilk mezunlarındandır. Ethem Bey İstanbul Aksaray'da kendi adını taşıyan eczaneyi açmış, aynı yıl Türkiye'nin ilk hazır ilâcı olarak bilinen "Sirop Pertev"i (Pertev kuvvet şurubu) üretmeye başlamıştır. Cumhuriyet'in ilânından sonra Çemberlitaş’ta Matbaa-i Osmaniye binasının bir kısmını laboratuar haline getirmiş, üretiminin çeşitlerini arttırmıştır.

    Cephe görünümündeki arabesk ve art nouveau üslubundan ötürü de Süslü Yalı ismi ile de tanınmıştır. Yalı kazıklar üzerinde iki katlı ahşap olup, önündeki arabesk balkonu ile dikkat çeken bir mimariye sahiptir. Yalı harem ve selamlık olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Haremi kayıkhane üzerinde olan yalının alt kattaki balkon ve buradaki bezemelerin yalıya sonradan eklendiği sanılmaktadır. Haremin ortasındaki sofadan üst kata çıkılan bir merdiveni bulunmaktadır. Bu bölümün ön cephesinde altlı üstlü ikişer odası bulunmaktadır. İkinci kattan küçük bir merdivenle de çatı katına çıkılmaktadır. Yalının selamlık kısmı ise bahçenin diğer ucundadır. Tek katlı olan bu bölüm harem ile aynı mimari üsluba sahiptir.

    Ethem Bey’in ölümünden sonra yalı 1932 yılında satılmıştır. Bazı kaynaklara göre yalıyı Şirketi Hayriye kaptanı Hari Bey, bir başka kaynağa göre de Mürşide Hanım isimli biri tarafından satın alınmıştır.

    Hadi Bey (Manford) Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Sarıyer ilçesi, Kanlıca’da bulunan bu yalı XIX. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. İlk sahibinin ve mimarının kim olduğu bilinmemektedir. I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’un işgali sırasında Licardopulos isimli bir Yunanlı armatörün mülkiyetinde görülmektedir. İstiklal Savaşı sonrasında yapılan mübadele hükümlerine göre Avukat Hadi Bey’in Selanik’teki mülküne karşılık bu yalı ile takas edilmiştir. Bundan sonra yalı Hadi Bey Yalısı ismi ile tanınmıştır.

    Yalı harem ve selamlık olarak iki bölüm halinde ve iki katlı yapılmıştır. Boğaza özgü bir renk olan bordo renkli yalı birbirine simetrik orta salonlu ve onun çevresinde sıralanmış odalardan oluşan bir plan düzenine sahiptir. Yalının cephesinde dikdörtgen söveli altlı üstlü pencereler sıralanmıştır. Ahşap yalının giriş taşlığından sonra merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Alt katta mutfak, yemek odası ve kiler gibi bölümlere yer verilmiştir. Yalının arkasındaki korulukta bir de küçük seyir köşkü bulunmaktadır.


    Komodor Remzi Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Anadoluhisarı’nda, Anadoluhisarı’nın önünde bulunan bu yalı 1917 yılında Komodor Remzi Bey tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra General Mümtaz Aktay’a satılan yalı 1970 yılında Armatör Ali Sohtorik’in kızı Prof. Dr. Erdal İnönü’nün eşi Sevinç İnönü’nün mülkiyetine geçmiştir.

    Yalı zemin üstü üç katlıdır. Ayrıca yan kısmına eklenmiş olan bölüm bodrum üstü iki katlıdır. Ahşap olan yalının cephe görünümünde mimari bir süsleme elemanına rastlanmamaktadır. Yalnızca cephe dikdörtgen söveli, her katta dörder pencere bulunmaktadır. Birinci kattaki ortadaki iki pencere kapı şekline sokulmuş ve önüne bir balkon ilave edilmiştir.

    Yalı ahşap çatılı olup, ön kısmında çatı üçgen bir alınlık şeklindedir. Yakın tarihlerde restore edilmiş ve iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir.

  7. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Bahriyeli Sedat Bey Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Anadoluhisarı’nda bulunan bu yalı, Bahriyeli Sedat Bey’in dedesi Mustafa Reşit Paşa tarafından XX. yüzyılın başında yapılmıştır. Bahçesindeki manolyalardan ötürü Manolya Yalısı olarak da isimlendirilmektedir.

    Yalı barok üslupta, iki katlı harem ve selamlık olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır. Yalı karnıyarık planı şeklinde, orta sofanın etrafında sıralanmış odalardan meydana gelmiştir. Her iki bölüm de birbirinin eşidir. Yalının cephesinde altlı üstlü iki sıra halinde pencere dizisi bulunmaktadır. Bu pencerelerden köşedekiler dikdörtgen söveli, onun yanındakiler ikiz pencere şeklindedir. Orta bölümdeki pencereler yuvarlak kemerli olup, ikinci katın ortasına balkon yerleştirilmiştir. Bu balkonun üzerine rastlayan çatı katının uzantısına küçük bir balkona yer verilmiştir.

    Yalının tümü geniş saçaklı ahşap çatılıdır. Günümüzde yalı Işıkoğlu ailesinin mülkiyetinde olup, yakın tarihlerde restore edilmiş, bu nedenle de bugün iyi durumdadır.


    Ahmet Mithat Efendi Yalısı (Beykoz)

    İstanbul ili Beykoz ilçesi, Yalıköy’de bulunan bu yalı XIX. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Yalının kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. 1894 yılında satın alan ve burada yaşayan Ahmet Mithat Efendi’den ötürü de Onun ismi ile tanınmıştır.

    Yalı ampir üslubunda bodrum, zemin, iki normal ve bir de çatı katı olmak üzere beş katlıdır. Simetrik bir düzene göre harem ve selamlıktan meydana gelmiştir. Her iki bölüm dış cephesinde kendisini belli etmektedir. Geometrik tavan bezemeleri ile dikkati çekmektedir. Harap bir durumda olan yalı 1980’li yıllarda yeniden restore edilmiştir

  8. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Naime Sultan (Gazi Osman Paşa) Yalısı (Beşiktaş)

    İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Muallim Naci Caddesi üzerinde bulunan bu yalı aynı zamanda Gazi Osman Paşa Yalısı olarak da tanınmıştır. Yalı Sultan II. Abdülhamit tarafından Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’ya hediye edilmişti. Yalı 1899’da onarılmış, yenilenmiş ve yalıya Naime Sultan ile Gazi Osman Paşa’nın oğlu Kemalettin Paşa yerleşmiştir. Bu nedenle de yalı Naime Sultan Yalısı ismi ile anılmaya başlamıştır.

    Yalının bulunduğu alanda daha önceki dönemlerde deniz hamamlarının bulunduğu kaynaklardan öğrenilmiştir. Ayrıca dar bir yolla da buradan arkadaki bir köşke ulaşılıyordu. Yalı kâgir bir zemin kat üzerine ahşaptan iki katlı olarak yapılmıştır. Bunun üzerine bir de çatı katı eklenmiştir. XIX. yüzyılın sonunda İstanbul’da yaygın olarak yapılan simetrik planlı yalı tiplerinin bir örneğidir. Harem ve selamlık bölümleri çift koridorlu olarak aynı yapı içerisinde bütünleşmiştir. Bu yapıda merkezi sofanın yerini simetrik holler ve bu hollere açılan merdivenler almıştır. Salon ve odalar ise yapının cephelerinde yer alır. Bunlar farklı büyüklüklerde olup, çıkmalarla bir takım balkonları meydana getirmişlerdir. Böylece yapının cephesine hareketli bir görünüm kazandırılmıştır. Cephe üçerli pencerelerden oluşan bir aks sistemine sahiptir. Zemin katta oldukça basık olan kemerli pencereler üst katlarda daha büyük ve daha yüksek olarak düzenlenmiştir. Çıkmalardaki pencereler ise daha büyük dikdörtgen çerçevelerin içerisinde yarım daire kemerlidir. Bu kemerlerin üst kısımları ile alt kesimleri ahşap oymalarla bezenmiştir. Cephelerdeki verandalar İon başlıklı, ince, yüksek ikişer kolonla hareketlendirilmiştir. Ayrıca kat çıkmalarının köşelerindeki plasterler de yine İon şeklindedir.

    Yalının deniz cephesinde bulunan ekseni üzerindeki çıkma akroterli üçgen bir alınlıkla sonuçlanır. Yakın tarihlere kadar bu yalı Gazi Osman Paşa Ortaokulu olarak kullanılmış, 2002 yılında da yanmıştır. Günümüzde kendi haline terk edilmiştir.


    Enver Paşa (Naciye Sultan Yalısı) (Şah Sultan Yalısı) Yalısı (Beşiktaş)

    İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Kuruçeşme’de bulunan bu yalı günümüze gelememiştir. Şah Sultan’a ait olup, daha sonra Enver Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Bu yalının ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamakla beraber XVIII. yüzyılın sonunda veya XIX. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Hazine-i Hassa’nın mülkiyetinde olan buradaki yalılar dizisi ile Enver Paşa Yalısı da mülk sahiplerinden geri alınarak Osmanlı sultanlarına verilmiştir.

    Bu yalıda uzun süre Hamdi Paşa oturmuş, ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) tarafından Sadrazam Edhem Paşa’ya ihsan edilmiştir. Edhem Paşa Dâhiliye Nazırı olduğu sırada yabancı devlet misafirlerini burada ağırlamıştır. Nitekim Avusturya-Macaristan Veliahtı Arşidük Rudolf 1884 yılında Edhem Paşa’yı burada ziyaret etmiştir. Edhem Paşa’nın ölümünden sonra yalı Şüray-ı Devlet Reisi Sait Paşa’nın oğlu Şerif Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Şerif Paşa yalıyı tamir ettirirken yapı üslubunu bozmuş, denize yönelik bazı balkonlar eklemiştir. Şerif Paşa bu yalıya yerleşmeye hazırlanırken Sultan II. Abdülhamit yalıyı kız kardeşlerinden Mediha Sultan’a vermiştir. Fatma Sultan’ın ölümü üzerine Mediha Sultan da bu yalıda fazla oturamamış Baltalimanı’ndaki onun yalısına yerleşmiştir. Bundan sonra yalı bir süre boş kalmış, Meşrutiyetin ilanı sırasında Meclisi Mebusan Reisi Ahmet Rıza Bey’e kiralanmış, ardından Enver Paşa ile evlenen Naciye Sultan’a düğün hediyesi olarak verilmiştir. Bu nedenle de yalı Enver Paşa Yalısı ismi ile tanınmıştır.

    Enver Paşa yalının bahçelerini, arkasındaki sırtlarda bulunan korusunu yeniden düzenlettirmiş, korunun içerisine de Boğaziçi’ne hâkim bir köşk yaptırmıştır. Enver Paşa Yalısı iki katlı, kareye yakın dikdörtgen planlı, iki orta sofalı olup, ortadaki salonların çevresine odalar sıralanmıştır. Büyük merdivenlerin bulunduğu sofa ovale yakın plandadır. Buradaki sofalar birbirlerine koridor ve geçitlerle bağlanmıştır. Sofalar arasındaki mekânlara servis odaları yerleştirilmiştir. Bezeme yönünden oldukça sade bir yapıdır.

    Enver Paşa burada yerli ve yabancı devlet adamlarını kabul etmiştir. I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile birlikte Enver Paşa başta olmak üzere İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri İstanbul’u terk etmişler ve yalı da kendi haline bırakılmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Enver Paşa Yalısı, Kuruçeşme’deki kömür depoları yaptırılırken yıktırılmıştır.


    Arnavutköy Yalıları (Beşiktaş)

    İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Arnavutköy Kıyılarında XVIII. yüzyıldan itibaren daha çok İstanbul’da yaşayan Rum zenginlerinin yalıları bulunuyordu. Bunların arasında Hekim Mikeloğlu Nikola’nın yalısı, yanında kardeşi Yelyan’ın yalısı, Mavridioğlu’nun yalısı, Delibeyzade Oğulları’nın yalısı bulunuyordu. Günümüze bu yalılardan hiçbir iz gelememiştir. Ayrıca Arnavutköy iskelesinden sonra Hekim Küçük Toma Dimetraki’nin, Andonaki’nin, Konstantaki Reisoğlu Kabakulak’ın, Çuhacı Konstantin’in, Buğdan Voyvodasının, Cevahirci Kasapbaşı’nın yalıları da yine Arnavutköy ile Bebek arasına sıralanmıştı.

    Arnavutköy’de Akıntıburnu’ndan sonra ise Türklerin yaşadığı yalılar vardı. Bunlar arasında Sahilhane Kaftan Ağası Hacı Mehmet Ağa’nın, Tershane Emini Hamdi Efendi’nin iki yalısı ile sabık Hazine-i Hümayun Kethüdası Ali Efendi’nin, Hasan Halife’nin, Kasapbaşızadelerin yaptırmış olduğu yalılar bulunuyordu.

    XVIII. yüzyılda Sultan I. Abdülhamit devrinin sadrazamı Halit Hamit Paşa’nın Arnavutköyü’nde yalısı vardı. Halil Hamid Paşa sadrazamlığı sırasında Paşakapısı’ndaki konağında oturmasına rağmen çoğu kez de buradaki yalısına gelirdi. Halil Hamid Paşa’nın idamından sonra Arnavutköy’deki yalısının eşyaları saraya götürülmüştür.

    Sultan III. Selim döneminin ünlü sadrazamı ve aynı zamanda Nizamı Cedid Ordusu’nun kurulmasında büyük hizmetleri olan İzzet Mehmet Paşa’nın da Arnavutköyü’nde yalısı vardı. Paşa 1797 yılında yalının arkasındaki sırtlara padişah için bir de biniş köşkü yaptırmıştı. Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu köşkün iki yanında havuzlar, küçük bir koruluk ve çiçek bahçeleri vardı. İzzet Mehmet Paşa’nın yalısına Sultan III. Selim gelmiş ve kendisi için yaptırılan Biniş Kasrına çıkmıştır. Padişah buraya gelince de İzzet Paşa kendisine bir at sunmuş, maiyetindekilere ise ayrı ayrı hediyeler vermişti. Padişah burada, kasrın önündeki meydanda musiki dinlemiş ve akşam yemeğini yine burada yedikten sonra Beşiktaş Sarayı’na dönmüştür. Ziyaretinin ertesi günü sadrazamına bir Hatt-ı Hümayun göndermiştir. Cevdet Paşa tarihinden öğrendiğimize göre bu Hatt-ı Hümayun şöyledir:

    “Müceddeden bina ve ihya eylediğin nüsretgâh gayet müferrih ve mahallinde olduğundan haz eyledim. Dünkü günüm binişle varıp teferrüc ve safa eyledim. Takdim eylediğin hedayadan mahsus oldum.

    Doğrusu tam mahallinde nezareti hoş mesire olmuş. Haktaâla safayı hatır verip sair hidematı devletimde dahi nice nice mahasına muvaffak eylesin âmin.”

    Sultan III. Selim’in ziyaretinden üç ay sonra Arnavutköyü’nde çıkan bir yangın şiddetli lodosun da etkisi ile yayılmış, köyün bütün dükkânları ile evlerini yakmıştır. Bu yangın sonucunda İzzet Mehmet Paşa’nın yaptırdığı Biniş Köşkü, Halil Hamid Paşa Yalısı, Aziz Efendi Yalısı, Hasan Halife Yalısı, İzzet Mehmet Paşa’nın Yalısı, Mektupçu İbrahim Efendi Yalısı da yanmıştır. Bu yangından sonra Arnavutköy yeniden imar edilmiş, iskeleden Akıntıburnu’na kadar yine Rum ve Ermeni zenginlerinin yalıları yapılmıştır.

  9. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Bebek Yalıları (Beşiktaş)

    İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Bebek’te XIX. yüzyıl Bostancıbaşı Defterlerinden öğrendiğimize göre Arnavutköy’den sonra Bebek’te de çeşitli kişilere ait yalılar bulunuyordu. Günümüze gelemeyen bu yalılar arasında Hekimbaşızade Necip Efendi Yalısı, Hazinedarbaşı Şakir Ağa Yalısı, Sultan II. Mahmut dönemi Sadrazamı Salih Paşa Yalısı, Dürrizade Abdullah Molla Yalısı, Mustafa Efendi Yalısı, Yesarizade İzzet Efendi Yalısı, Dividigüzel Kerimesi Yalısı, Kadı Mehmet Efendi Yalısı, Soğancıbaşızade Kadri Bey Yalısı, Kambur Mustafa Efendi Yalısı, Cüce Hanım Yalısı, Abdullah Efendi’nin hazinedarı Osman Efendi Yalısı, Ömer Efendi zevcesinin yalısı, bebek ustası Mahmut Efendi’nin yalısı, Salih Paşa’nın yalısı, Dürrizade’nin kardeşi Ata Efendi’nin yalısı, Müderris-i Kiram’dan Tahir Efendi’nin yalısı, Şeyhülislam Esad Efendizade Mollar Efendi’nin yalısı, Nuri Efendi’nin Yalısı, İlyas Efendi’nin yalısı, Morevi Mustafa Efendi’nin yalısı, Mekke Mollası Abud Efendi’nin yalısı, Kazasker Sıtkızade Efendi’nin yalısı, Topçubaşızade Yakup Ağa’nın yalısı, Süleyman Raşit Efendizade Mehmet Bey’in yalısı, Halil Ağa’nın eşinin yalısı, Çelebi Mustafa Paşazade Bekir Bey’in yalısı, Musullu Ali Efendi’nin kızının yalısı, Hüdadar Bey’in yalısı, Hasan Tahsin Efendi’nin yalısı bulunuyordu.

    Bebek kıyılarında bulunan çoğu II. Mahmut dönemine ait olan bu yalıların bazıları yıktırılmış ve yeniden yapılmış, bazıları da yanmıştır.


    Hekimbaşı Behçet Efendi Yalısı (Beşiktaş)

    İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Bebek vapur iskelesinin yanında bulunan bu yalı XIX. yüzyılda yapılmış olup, günümüze gelememiştir.

    Bu yalının ilk sahibi, kaynaklara göre Sultan III. Selim’in (1789–1807) Hekimbaşısı zamanın ünlü âlimlerinden Mustafa Behçet Efendi’dir (1774–1834). Behçet Efendi Sultan III. Selim’in 1805’te hekimbaşısı olduğu sırada padişahın verdiği para ile bu yalıyı satın almıştır. Yalıyı kimden satın aldığı ise bilinmemektedir. Bu yalı tarihteki bazı siyasi toplantılara sahne olmuştur. İngiltere ve Rusya elçileri ile Fransa Maslahatgüzarı 1831’de burada Osmanlı hükümetinin temsilcileri ile Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır ile ilgili görüşmeler yapmıştır. Behçet Efendi’nin ölümünden sonra kardeşinin oğlu Abdülhak Molla 1854 yılındaki ölümüne kadar burada yaşamıştır.

    Abdülhak Molla modern anlamdaki Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’yi kurmuş, bu nedenle de Reisül Ulema olarak tanınmıştır. Ayrıca padişahın hekimbaşılığını da yapmış, yalısında bir de eczane kurmuştur. Bu eczanenin girişinde bulunan “Ne ararsan bulunur, Derde Devadan Gayri” sözü bugün dahi kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra Saray-ı Hümayun’da da bir başka eczane kurmuştur. Bu eczanenin kapısına da “ Çaresiz olsa hekimi mutlak bula her derde deva Abdulhak” beytini asmıştır. Aynı zamanda Abdülhak Molla devrinin nüktedan ve hoşsohbet kişilerinden idi. Sultan II. Mahmut, Hekimbaşı Behçet Efendi ve Abdülhak Molla’yı bu yalıda iki defa ziyaret etmiştir.

    Abdülhak Molla’nın tek oğlu olan Hayrullah Efendi, baba mesleği olan eczacılığın yerine mülkiyeyi seçmiş ve önemli görevlerde bulunmuş, Osmanlı tarihi ile ilgili eserler yazmıştır. Hekimbaşı Yalısında uzun süre oturan Hayrullah Efendi burasını bir ara Keçecizade Fuat Paşa’ya vermiştir. Keçecizade Fuat Paşa’nın oğlunun Vükela Vapuru’nda ölmesi üzerine de paşa üzüntüsünden Kanlıca’daki yalıyı terk etmiştir. Bundan sonra Şekip Paşa Yalısına taşınmışsa da oraya sığamamış, Hayrullah Efendi de kendi yalısında kalmasını teklif etmiştir. Keçecizade Fuat Paşa Hekimbaşı Yalısında, Hayrullah Efendi de Kanlıca’daki Hekimbaşı Yalısı’nda kalmıştır.

    Hayrullah Efendi Bebek’teki yalısına döndükten sonra Tahran Sefirliğine atanmış ve yalı İran Sefiri Hüseyin Hama’ya kiralanmış, ardından da Mütercim Rüştü Paşa’ya satılmıştır. Rüştü Paşa’nın ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamid’in adamlarından Lütfi Ağa’nın oğlu Mabeynci Faik Bey yalıyı satın almıştır. Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan burada yeni bir yalı yaptırmak isteyince de Faik Bey yalıyı satmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle Hekimbaşı Yalısı yıktırılmış ancak yerine Ayşe Sultan’ın istediği yeni yalı yaptırılamamıştır.

    Boğaziçi’nin ilk topografik haritasını yapan Mareşal Moltke Hekimbaşı Yalısı ve bahçesine de anılarında yer vermiştir:

    “Muhibbim gerçi bütün tabiplerin başı ise de, tababet-i katiyen tahsil etmemiştir. Müşarinileyhin gayet mebzul güller ile dolu harikulade latif bir bahçesi vardır. Bahçe dağın uzunluğundaki etekte setler üzerine kâindir. Oradan selvi ağaçlı bir mezarlıktan geçilip benim başlıca gezinti yerim olan eski bir kaleye kadar çıkılır.”

    Hekimbaşı Yalısı mimarisi, iç düzenlemesi yönünden Boğaziçi’nin Avrupai üsluptaki yapılarından biri idi. Bu yalıyı gezmiş olan bir yabancı gezgin de yalıyı şöyle anlatmaktadır:

    “Küçükbebek’te yegane şayanı dikkat ev Hekimbaşının yalısıdır. Geniştir, garp usulünde tefriş edilmiştir. Salonlarında oldukça güzel tablolar vardır. Ziyaret ettiğim hekimbaşı elli yaşlarında, nazik, terbiyeli bir adam intibaını bırakmıştı. Mukalemesinde bir nebatat aşığı olduğu hissediliyordu. Türkiye’deki usulüne göre bana şekersiz kahve ile nargile ve aynı zamanda Avrupada fazla, ehemmiyetli olmayan fakat İstanbul’da nadir yetişen bir küçük tabak çilek ikram etti. Ziyaretimi Eylül sonunda yapmıştım ve çilek mevsimi geçmişti. Buna rağmen Hekimbaşının bahçesinde hususi surette yetiştirilmiş çilekler bulunuyordu. Yalının gerisinde muhtelif çiçeklerle süslenmiş ve türlü meyveleri, sebzeleri olan güzel büyük bir bahçe dikkati çekiyordu.”

    Hekimbaşı Yalısı bezemesi, mimari yapısı ile Bebek’in görkemli yapılarından birisi idi. Pembe renge boyanmasından ötürü de Pembe Yalı ismi ile de tanınırdı. Büyük, Ortanca ve Küçük Yalı isimleri ile tanınan üç ayrı bölümden meydana gelmişti. İki katlı olan yalı sonradan eklenen bölümlerle dışarıya taşırılmış, altlı üstlü ince uzun pencereler de bütünü ile denize yönelikti. Yalının dışarıya taşan bölümlerindeki çatı üçgen alınlıklar şeklinde idi. Yalıda büyük divanhaneler, salonlar ve odalar vardı. Arka bahçesi ise arkadaki Mahmut Baba Dergâhı’nın bulunduğu Şehitlik Tepesi’ne kadar uzanıyordu.

  10. Gizli @ yara
    Özel Üye
    Âli Paşa Yalısı (Hidiva Sarayı) (Beşiktaş)

    İstanbul Beşiktaş ilçesi Bebek semti, Cevdet Paşa Caddesi’nde, Bebek Koyu’nun ortasında bulunan bu yalının yerinde Sultan I. Abdülhamit Devri Şeyhülislamlarından Dürrizade Esseyyit Mehmet Ataullah Efendi’nin yalısı bulunuyordu. Dürrizadeler Osmanlı padişahlarından itibar görmüş tanınmış bir Osmanlı ailesi idi. Sultan I. Mahmut’tan Sultan II. Mahmut’a kadar geçen süre içerisinde beş Osmanlı şeyhülislamı bu aileden yetişmiştir.

    Sultan III. Selim’in kız kardeşi Hatice Sultan Mimar Melling’e Defterdar Burnu’ndaki Neşet Abad Sarayını tamir ettirirken bir süre Dürrizadelerde misafir kalmıştır. O sırada Şeyhülislam olan Dürrizade Esseyyit Mehmet Arif Efendi Sultan’a yalısının büyük bir bölümünü ayırmıştı. Sultan III. Selim de sık sık bu yalıya gelmiştir. Dürrizade Arif Efendi’nin 1800 yılında ölümü üzerine yalı, oğlu Şeyhülislam Abdullah Efendi’nin mülkiyetine geçmişti.

    Osmanlı kaynaklarına göre bir Ramazan ayının Cuma günü Göksu Kasrı’na giden Sultan II. Mahmut iftarı orda yapmak istemiş ancak, ani bir karar değişikliği yapması maiyetini telaşa düşürmüştür. Bunun üzerine civardaki yalılarda oturan devlet ileri gelenlerine haber salınmıştır. Bu sırada Bebek’te Dürrizadelerin yalısına giden kişi Dürrizade Abdullah Efendi’yi Delaili Şerif okurken bulmuş ve padişahın isteğini iletmişti. Abdullah Efendi hiç telaş etmemiş padişahın gösterdiği bu iltifattan son derece memnun kalmış ve sonra da kethüdasını çağırarak “Cenabı Hak ömür ve şevketi şahanelerini Müjdat buyursun. Şevketmeab efendimiz bizden taam ferman buyurmuşlar. Bizim yemeklerimize uygun miktarda yemek ilave edip, takdim edin” demiştir. İradesi karşısında vükelanın ne yaptığını soran padişah bu olayı dinledikten sonra gülmüş “Koca herif hakikaten kibardır” demiştir.

    Dürrizade Abdullah Efendi’nin ölümü üzerine yalının mülkiyeti Sadrazam Mehmet Emin Rauf Paşa’ya geçmiştir. Onun ölümü ile de Sadrazam Ali Paşa’ya (1815–1871) geçmiştir. Âli Paşa’nın sadareti ve Hariciye Nazırlığı sırasında yalı pek çok önemli konferans, ziyaret ve davetlere sahne olmuştur. Burada Karadağ Konferansı (1858) toplanmış, Girit isyanını bastırma hazırlıkları yapılmış, Sultan Abdülaziz’in Avrupa ziyaretini iade etmek üzere İstanbul’a 1869’da gelen İngiliz veliahdına bir davet verilmiştir. Ayrıca İmparator Franz Joseph bu yalıda misafir edilmiştir. Âli Paşa’nın 1871’de yalısında ölümünden sonra Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) yalıyı satın alarak Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi ve eski Hıdiv Tevfik Paşa’nın eşi Hıdiva Emine’ye 1896’da hediye etmiştir. Bazı kaynaklara göre, Abbas Hilmi Paşa’nın ölümünden sonra aylık masrafı 4000 altın olan yalının giderlerini varisleri karşılayamadığından satılmıştır. Yine bazı kaynaklara göre de Hıdiva Emine Hanım yalıyı kendisi satın almıştır.

    Bu yalının ilk defa Dürrizadeler tarafından yapıldıktan sonra Sultan II. Mahmut dönemi Sadrazamlarından Rauf Paşa tarafından yenilendiği de bazı kaynaklarda belirtilmiştir. Günümüze gelen yapı XX. yüzyılın başında yeniden yapılmış ve Hıdiva Sarayı veya Valide Paşa Yalısı olarak tanınmıştır. Eski yalı 1902 yılında yıktırılmış 120.000 İngiliz Lirasına Mimar Raimondo D’Aranco tarafından yapılmıştır. Günümüzde Mısır Arap Cumhuriyeti’nin İstanbul Başkonsolosluk Binası ve Başkonsolosluğun rezidansı olarak kullanılmaktadır.

    Boğaziçi’nin en önemli yapılarından olan bu yalı geniş cephesi, denize yönelik 64.00x28.00 ölçüsündeki cephe görünümü ile iki tam katlı, çekme ve çatı katları ile birlikte 5.000 m2 kullanım alanı bulunan küçük bir saray görünümündedir. Dikdörtgen planlı olan bu yapı harem ve selamlık olarak iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Eşit ağırlıklı olarak kütlesel görünümlü, iki bölümlü binanın plan şeması dış görünümünden de kendisini belli etmektedir. Yalının denize dik ekseninin güneyinde harem, kuzeyinde de selamlık bölümleri vardır. Her iki bölümün plan şemaları birbirinin eşidir. Ortada büyük giriş holleri ile kabul salonları buradan üst kata çıkan merdivenlerin bulunduğu açık mekânlar dikkati çekmektedir. Bu mekânların iki tarafına denize paralel dikdörtgen planın iki yanında sıralanmış salon ve odalar vardır. Harem ile selamlığın birleştiği bölümün tam ortasına bir kış bahçesi yerleştirilmiştir. Bu bölüm, harem ve selamlığı birleştiren koridorları birer kapı ile birbirinden ayırmıştır. Yapının hol ve salonları plasterler, kolonlarla hareketlendirilen bölümlerin arkasında yan mekânlarla daha da genişletilmiştir.

    Günümüzde Konsolosluk binası olarak kullanılan selamlığın üst katında büyük bir kabul salonu ile büyük bir yemek salonu vardır. Konsolosluğun rezidansı olan eski harem bölümünde ise yemek ve müzik salonlarına yer verilmiştir. Yapının cephe görünümüne salonların geri çekilmesi veya öne çıkarılması ile hareket getirilmiştir. Yapının deniz cephesindeki iki ucuna simetrik yüksek ve dik bir çatı ile kapatılmış bölümler ve bunların arkasında da çift kulelere yer verilmiştir. Bu bölümlerde Avrupa mimarisinin etkileri açıkça görülmektedir. Bunları denize yönelik sütunların taşıdığı balkonlar tamamlamıştır.

    Yalının içerisi bezeme yönünden oldukça zengindir. Merdiven korkulukları ince dallar, asma filizleri, atkestanesi yaprakları, tomurcuk ve çiçeklerden oluşan bezemelerle süslenmiştir. Özellikle merdivenleri taşıyan metal çerçeveler ile basamaklardaki kolonlar bitkisel motiflerle süslenmiştir. Yer yer yaldızlı olan çok zengin renklere burada yer verilmiştir. Metalden yapılmış olan çiçek ve yapraklar salonlardaki kolonların başlıklarında, tavan kasetlerinde de tekrarlanmıştır. Kolonların başlıklarında İon üslubu volütler, Korinth üslubu lotüslere yer verilmiştir. Ayrıca tavan kasetlerinde stilize çiçekler art-nouve üslubunu yansıtmaktadır. Harem bölümündeki salonların duvarları pembe ve yeşilin ağırlık kazandığı desenli kumaşlar ve kâğıtlarla kaplanmıştır.

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu