+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Doğu Ve Batı Medeniyeti Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Doğu Ve Batı Medeniyeti Hakkında Bilgi








    doğu ve batı medeniyeti hakkında bilgi kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Doğu Ve Batı Medeniyeti Hakkında Bilgi

    DOĞU BATI MEDENİYETLERİ

    Ege bölgesinde oluşup, zamanla klasik çağına ulaşan ve bugüne kadar başka medeniyetlerin içinde etkisini sürdüren Eski Yunan medeniyeti üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Böylece, milattan önce yaşamış diğer medeniyetlerden daha ziyade zengin bir bilgi birikimi ortaya çıkmış ve bu sayede bir hayranlık halesi oluşmuştur.

    Yeni ve daha sonra yakın çağlardan itibaren, iki dönem halinde teşekkül eden ve günümüze kadar gelerek bugünkü halini alan çağdaş Batı medeniyetinin temel kaynaklarından biri olması hasebiyle, Eski Yunan medeniyeti sürekli minnet ve şükranla hatırlanmaktadır. Kendilerini Batılılaşma çizgisinde gören Avrupa dışı ülkelerde de, ayrı bir kültür ve medeniyet ikliminden gelmelerine rağmen böyle bir hayranlık oluşmaktadır.

    Tarih öncesi devirlerden bu yana, insanoğlunun gösterdiği her başarı ve bıraktığı miras karşısında hayranlık duymak insan fıtratına uygun bir davranış olsa da, bunun, tabulaştırılan başka bir medeniyete teslimiyet anlamı taşıması doğru olmasa gerek.
    Bir dönem Türkiye'de, tasarlanan toplum yapısı ve dahil olunmak istenen Batı medeniyetine entegrasyonu gerçekleştirmek için, Eski Yunan medeniyetinin ilham kaynağı olarak seçildiği görülmüştür.

    Bu, en çarpıcı biçimde düşünce ve edebiyat alanında kendini göstermiştir. Ancak, Türklerin (Müslümanların) kurduğu medeniyet özgün bir tarzda eserlerini vermeyi başarmış bir medeniyet olduğundan dolayı, böyle bir rabıtanın yanlış olacağı açıktı. Merhum Cemil Meriç, bir dönem Eski Yunan'a ilgi duyan bazı yazarlardan bahsetmektedir. Ancak bu yazarlar, bir süre sonra, Türk toplumu ve kültürü açısından Yunanperestliğin doğru olmadığını anlamışlardır. Ona göre, "Bâkî'leri, Galib'leri, Hamid'leri yetiştiren bir şiiri Yunân-ı kadîme bağlamak, ummânı ırmağa bağlamaktır." Meriç, Yunanperestiği ömür boyu bir havâri sadakatiyle benimseyen Salih Zeki'nin, mevcut kötü durumdan "muhteşem bir dünyaya kaçış" ihtiyacıyla bu yola girdiğini belirtir. Ve bu tür arayışları irfanımızın "terk-i tâbiiyet"i olarak görür.1

    Ayrıca, Doğu kültürüne düşman bir kısım Türk aydınlarının Zerdüşt'e gösterdikleri ilginin de Batı'ya olan sadakatlerinden kaynaklandığını belirtir. Ona göre bunun "tek amacı vardır: İslamiyet'i unutturmak." Zaten meftunu oldukları bu Zerdüşt, "Avrupalı bir Zerdüşt'tür."2

    Buna benzer genel bir tahlil de ünlü mütefekkir Seyyid Hüseyin Nasr tarafından yapılmaktadır: Batıya meftun olan üniversitelerin ortak paydasında, İslâm'la ilgili hususlarda bir aşağılık duygusu görülürken, Batılı olan her şeye karşı hüsnükabul görülmektedir. O, bu tarz yaklaşımları İslâm dünyasını saran en önemli hastalık olarak görmektedir.3

    Bu hastalığın meydana gelmesinde Batı Avrupa merkezli oluşturulan düşünce atmosferinin etkisi inkar edilemez. Zira, "binlerce yıllık büyük tarihler ve yüce uzak kültürler bu kutbun etrafında alçakgönüllülükle dönmeye zorlanıyorlar." Güneş ve gezegenler sistemi gibi kendini gösteren bu tarihî sistemin tabiî merkezi, Batı medeniyeti olarak lanse ediliyor
    . Böylece, "tarihin bütün olayları gerçek ışığı ondan alırlar, önemleri onun açısından bir perspektif içinde tayin edilir" şeklindeki bir zihniyet, "kaziye-i muhkeme" haline dönüşüyor.4

    Esasında, Batı medeniyetini ve kaynaklarını ulaşılması gereken bir ideal olarak benimseyen bir kısım etkili Türk aydınları ve elitlerinin önemli bir bölümü, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren bu medeniyetin meftunu olmuşlardı. Bundan dolayı Cumhuriyet'e kadar geçen süre içinde aydınlar arasında önemli sapmalar meydana gelmişti. Said Nursi, insanları şartlandıran bu çarpık gelişmenin tehlikelerine işaret etmiş ve önce yaşanan problemin şeklini ortaya koymuştur. Ona göre, "Şu zamanın medenî engizisyonu müthiş bir vesileyle, bazı ezhanı telkih ile [aşılayarak], bir kısım nâmeşru evlâdını vücuda getirip, İslâmiyet'e karşı kinini ve hiss-i intikamını icra eder. Diyanetsizliğe veya laubaliliğe veya Hıristiyanlığa temayüle veya İslâmiyet'ten şüpheyle soğutmaya bir kapı açmak ister." Nursi, mutaassıpları eleştiren birçok Batı hayranının saplantı içinde olduklarını ve eleştirdikleri kesimlerden kat kat mutaassıp bir halet-i ruhiye içinde hareket ettiklerini söyler. Öyle ki, yüzyıllar boyunca meydana gelen birikimlerin meyvelerini, ülkede görülen olumsuzluklarla demagoji yoluyla kıyaslamaktadırlar. Halbuki, "Hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek, İslâmiyet'in düşmanı olan tedenniyi [gerilemeyi] ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir." Bu anlayışın meydana gelmesinde en büyük sebep, Batı'ya karşı aşırı bir sevgi ve milletine karşı derin bir nefret hissinin kuvvet bulmasıdır. Böyle bir ortamda sağlıklı düşünülemeyeceği açıktır. Halbuki, milletine karşı hamiyetli olmanın şartı saygı, sevgi ve merhametten geçer. Nefretin oluştuğu bir ortamda hamiyet iddiasında bulunmak yalancılık ve sahtekârlıktır.5

    Yüzyılın başında yapılan bu değerlendirmelerin, yüzyılın son çeyreğinde de geçerliliğini koruduğu, Batı üniversitelerini bilen ve toplum yapısını tetkik eden Nasr tarafından ortaya konulmaktadır. Ona göre, Doğu'da ve Batı'da etkisini sürdüren modern medeniyet, fiillerini kritik edecek, hatalarını eleştirecek "nesnel ölçülere" sahip değildir. Hatta, "gelmiş geçmiş medeniyetlerin en az eleştiri yanlısı ve gerçek bir gözlem duygusundan en uzakta kalanı olmasına rağmen, eleştirici bir zihin ve nesnel eleştiri gücü geliştirmiş olmakla övünmektedir."6

    Modern Batı dünyasının tefekküründe bu tarz arızalar olmasına rağmen, Doğu dünyasındaki -resmi desteği arkasına alarak- etkili olan aydınlar grubunun bunları ayıklayamaması veya böyle bir gayretin içinde olmayışı bilinen bir gerçektir. Bunun yanında, Türkiye gibi doğrudan doğruya müstemleke olmayan bir ülkede bile, 1950'lerde başlayıp 1980'lerden sonra hızlı bir şekilde gelişme istidadı gösteren yabancı dille eğitime karşı artan ilgi, kültürel açıdan teslimiyeti akla getirmektedir. Bunun temelleri, yakın tarihlerden itibaren bahsi geçen tutumlarla atılmış olduğuna şüphe yoktur. Böylece, Türk milleti tarihine ve kültürüne yabancılaştırılmaya çalışılmıştır. Artık Türk ebeveynleri, çocuklarının istikbalini yabancı dille eğitim yapan okullarda görmeye başlamışlardır. Bu, Türk topraklarında gelişen kültür ve medeniyetten kaçışın en büyük ikinci hamlesi olarak görülebilir (birincisi, yakın tarihimizde gerçekleştirilen kültür devrimi). Tanınmış alim Oktay Sinanoğlu'nun feryadı boşuna değildir: "Bunların derdi Batının derdiyle ortaktır: Yalnız bu illerden değil, dünyadan Türk ve Müslüman kimliğini, varlığını silmek."7

    İmdi, Avrupa medeniyetinin temellerini oluşturan Eski Yunan kültürü ve medeniyeti, günümüzün insanı açısından, özellikle Müslüman bir toplumdan oluşan Türkiye için neyi ifade etmektedir? Bu sualin üzerinde düşünmek aydınların görevi olmalıydı. Fakat, yeterince düşünülmediğini tekrarlamak gerekir. Zira, Türkiye'de, Batılılaşma anlayışının tırmanışa geçtiği zamanlarda, bu kadim medeniyete karşı artan hayranlık bir nevi dogma haline gelmişti. Halbuki, bu eski kültürden bile müspet bir şeyler almak mümkünken, meselenin özenti ve taklit şeklinde geliştiği görülmüştür. Öyle ki, bazı sanat eserlerinin Eski Yunan mabetlerini akla getirdiği bilinmektedir; hatta, bir çok anıttaki kabartmalar bu hayranlığı göstermektedir. Yani belli bir dönemde, Türklerin zaferlerini anlatmak için doğal olarak Türk-İslâm motifleri kullanılması gerekirken, tam aksine, Milli Mücadele gibi önemli bir gelişmeyi dahi gelecek nesillere anlatmak üzere kurulan bazı müzelere ve anıtlara bakılınca, Eski Yunan mabetleri ve kabartmaları akla gelmektedir.8





+ Yorum Gönder


batı medeniyeti nedir,  doğu kültürü hakkında bilgi,  dogu medeniyeti hakkinda hersey,  doğu medeniyeti kısaca,  doğu medeniyeti hakkında bilgi kısaca