+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Feta Medeniyeti Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Feta Medeniyeti Hakkında Bilgi








    feta medeniyeti hakkında bilgi kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Feta Medeniyeti Hakkında Bilgi

    FETA MEDENİYETİ

    İnsan faaliyetlerinin iktisat boyutu, her zaman için anlaşılması gereken temel konular arsında yer almıştır. Özellikle Avrupa’da gelişen ve her bir insan faaliyetini mikro düzeyde inceleyerek ondan makro ölçekte bir bilim meydana getiren ve diğer tüm insani olanı yeni üretilen bilim adına genellemelerle açıklayan bir furya başlamıştı
    . İnsanı hiç tanımadan insanın, çevresinde olan bitene karşı kayıtsız kaldığını ve çevresindeki pek çok faktörün bileşkesiyle kaderinin belirlendiğini iddia eden determinist yaklaşımlar; yankılarını ülkemizde de bulmakta elbette gecikmedi. Batıdaki genelleme modası ve insani olanı basite indirgeme alışkanlığı bir hastalık olarak bizim entelektüelimizi de derinden sardı, ki Sabri Ülgener bunlardan müstesna.

    Sabri Ülgener hoca, pozitivist ve scientist anlayışların etkisini derin hissettirdiği yıllarda, özellikle insan ve insani olan unsurları dikkate alan tahlillerle zihniyet meselelerini ön plana çeken doyurucu çalışmalarla karşımıza çıktı. İnsanların ideolojik kamplaşmalarla dünyayı birbirine dar ettiği günlerde, irfani bir derinlikle düşünce dünyamıza kemalat katarken, sadece insan faaliyetleri üzerindeki determinist bakış açısının ariziliğini anlatmıyor, herkesin değerini hakkıyla vererek insanlığın ortak düşünce ve kültür mirasını serin kanlı bir şekilde değerlendirmeye çağırmaktadır. İbn.Haldun’un tahlillerini önemli bir tarihi tecrübe olarak ortaya koyarken; sağlı-sollu ideolojiler uğuruna çarpışanlara nazire olarak da, kendi ifadesiyle “bir başka tarih devi olan Marks”a atıflar yaparak onu da hakkıyla tanımadığımızı ve ideolojik saplantılar uğuruna ondan da yeterince istifade edemediğimizi belirtiyor (s.63).

    Tarihi meseleleri kişi merkezli ele alan, savaş-barış eksenindeki tarih anlayışı yerine; tüm yönleriyle insan ve toplum faaliyetleri temelinde tarihi tecrübeye yönelmemiz için önemli bir kapı aralıyor, adeta bugünkü vesayet mantığının beslenme kaynaklarını kurutuyor. Tarihi olayları “kişi”lere kurban eden tapınmacı, kültçü, seküler algının; insanın en ilkel yönlerinden olan ırkçı-kavmiyetçi damarlara alabildiğine hamaset pompalamak için tarihi olayları, seçtiği, üstünlükler vehmettiği bazı kişiler ekseninde açıklaması, savaşlar üzerinden üstünlük komplekslerini tatmin etmesi ve bunun üzerine savaşın kutsanması, beraberinde savaşan unsurların kutsanmasını sağlayarak, sonucunda da tüm toplumun savaş erlerinin emir komutasında yönetilme meşruiyetini hazırlamaktadır. Tam da Ülgener hoca, bu alanlara hiç itibar etmemekte; temel kurumlardan bir tanesi olarak iktisadi hayatı bütün yönleriyle izah etmeye veya daha değişik konulara muhatabını yöneltmeye çalışarak önemli bir ezber bozuculuk meydana getirmiş ve bu haliyle gerçek bir üstat olmuştur.

    “Darlık Buhranları ve İslam İktisat Siyaseti” isimli kitabı üzerinden Sabri Ülgener hoca,
    iktisadi hayatta zihniyetin önemi ve bunun tespitinin usulünü örneklerle idraklere sunarken (s.23). maddi ve manevi olanın karşılıklı etkileşimini açıklamaya yönelmekte, bu konudaki gerekli metot ve hassasiyetlere atıf yaparken
    : ”Bir toplumda her zaman muhtelif fikir cereyanları vardır ve zihniyetin fonksiyonunu tespit etmek için asılların ve teferruatların birbirinden ayrılması lüzumu… “(s.24) na dikkatleri çekerek işe başlamaktadır.

    Ekonomi zihniyetinin inkişafında dini ve manevi amilin mahiyetinin önemini belirtirken günümüz seküler mantığının da mantıksızlık örgüsünü ortaya koymaktadır.”Her şeyi maddeye icra eden görüşü ifrat , maddi hayatı da dini ve manevi hayatın harici bir tecellisinden ibaret görmeyi tefrit olarak değerlendirmek “ (s.27) le zihniyet dünyamızın köşebaşı taşlarını yerlerinden oynatmaktadır. İdeolojik sivriliklerini kavgalara dönüştüren nesillerin Ülgener hocadan feyz alamaması bu açıdan büyük bir nasıpsızlık! Ülgener hoca , tam da bu noktada bir başka nasipsizliğe dikkati çeken tahlillere girişmektedir. Ona göre :”iktisadi dengesizliğin izahında ilk objektif düşünceler İslam tefekküründe belirmiştir” (s.52). Bu konuda İbn.Haldun’u örnek gösteren Ülgener , bu önemli bilim adamının genel anlamda tanınmadığını ,var olan tanıma durumunun ise tek cephe ile ilgili olduğunu ifade ederek Mukaddime ‘nin çok yönlü incelenmesi gereğini belirtir.(s.54) ibn. Haldun’un ustaca analizleriyle iktisadi hayatın buhranlarının arkaplanını gözler önüne sermeye çalışır. ibn. Haldun’un: “hanedanın sonunda vergiler artırılır “ tahlillerinin güncel ekonomik kriz-buhran zamanlarına da çok güzel karşılık gelecek şekilde aktarıldığını görüyoruz. Bununla birlikte kapitalist çağın öncesinde İstanbul örneğinden hareketle büyük tüketim merkezleri ve darlık buhranları konuları örneklerle işlenmekte, zihniyet, iklim, siyaset ve harici etkenler gözler önüne serilerek mesele tüm yönleriyle ele alınmakta ve böylece bizlere her konuda kullanılabilecek bir metodoloji sunmaktadır.

    Özellikle kapitalist varoluşla ilgili tahlilleri, üzerinde çokça durulması gereken tanımlar içermekle kalmamakta, kapitalist sirayetle ortaya çıkan uygarlık düzeni ve düzeyi ile ilgili önemli açılımlar ihsas etmektedir. Ona göre:” kapitalizm, insanda daha önce de var olan, tarih sahnesinde yer edinen kazanç ihtirası tezahürlerini baskın, soygun, siyasi feodal rantlar hile ve hayal mahsulü kazanç (define mezar soygunculuğu, şarlatanlık) gibi sapma yollarına meşruiyet (s.107) kazandırmıştır. Böylece günümüz insanının nasıl bir manipülasyonun kurbanı olduğunu anlamaya çağırmakta, devamla “Garp kapitalizmi tarihte derin manasını ve bir bakıma en kuvvetli misyonunu, bu dağınık ve savruk enerjiyi rasyonel faaliyet kadrolarına (ticaret ve endüstiri teşekkülü) mal etmek ve biriktirmekte bulmuştur”(s.107) tespitleriyle de seküler hayatın aslını sorgulama imkanı sunmaktadır.

    Yani kapitalizm, bir bakıma insanlığın tarihi boyunca kadim bir değer olarak inşaa ettiği erdemli insan tasavvuru dışında, gayri meşru kazanç yolları ve yolcularına; kendi gayri meşru hedeflerine uyacak şekilde ticaret ve endüstri yolunda kanallar açtırmıştır. Günümüzün şikayet konusu da bu değil midir? Tüm insanlık sosyal hayatın veçheleri gibi gözüken alanlarda oluşturulan sektörleri doyurmaya çalışmakta değil midir? İnsan bedeniyle beslenen bu etobur sektörler, kendi tatminlerini insanların tatminsizliğinde buldukları için ürettiler de ürettiler . Böylelikle ‘’ artık darlığın değil , bolluğun getirdiği sıkıntı medeniyet için tehlike halini almıştır’’ (s. 108) tespitinde bulunan Ülgener , ortaçağın dahi kapalı şehir iktisadı, ideal denge ve şartlardan ne kadar uzaksa günümüzde ve gelecekte de değişen şekilleriyle dengesizlik halinin varlığını sürdüreceğini Mevlana’yı şahit tutarak teyit ettirmektedir. Orta çağda darlık buhranları yaşayan toplumların kapitalizmle birlikte bolluk buhranları yaşadıklarının sebep-sonuç ilişkisini, olayın kendi iç dinamikleri ışığında ortaya koyarken , son cümleler ile çok yönlü bir şok yaşatıyor: ‘’ dünya ahvalini kıtlık ve bolluktan ,cenk ve sulhtan ve bir sürü mihnet ve meşakkatten ibaret bil’’(s.115)

    İslam iktisat siyasetinin oluşum evrelerini , bu konudaki dinin aktif yerini örneklendirirken, günümüz açısından saplantılara dönüşen din-dünya ilişkileri anlayışında, Yunan mitolojisini tersine çevirerek kendine bir görüş edinmeye çalışan çırpınmaların ne kadar da anlamsız olduğunu ortaya koyuyor . Bu tespitlerin üzerinde hiç durulmaması , düşünülmemesi akıl zaafiyetine tutulmamızın gerçek nedenlerini çok net açıklamaktadır. ‘’Realiteye cevap veren cevval bir fıkıh ‘’(s.136) tanımlamasıyla konuyu incelerken ‘’ cevval bir fıkıh’’ tan içtihat kapısını kapatan deformasyon sürecine nasıl gelindiğinin sorgulanmasını da ihsas ederek , İslam kaynakları ve çevre kaynakları ilişkisinin iktisat siyasetine yansımalarını açıklayan (s.137) tahlillerden sonra zihniyet değişmelerinin esnaf ahlakına olan etkisini Ahilik üzerinden anlatarak ‘’tuzun dahi koktuğu’’ yargısının (s.159) günümüz kapitalist ilişkilere has olmadığını gözler önüne sererek bizi kendimize getirmekte bu konu üzerinde bir kez daha derinlikli düşünmeye davet ederken, kaynaklarla –ihtiyaçlar ilişkisi üzerine oluşturulan iktisat tanımlamalarının yersiz ve yetersizliğine dikkat çekerek insani bir iktisadi büyümenin ufuklarına düşünceleri yönlendirmektedir(s.159).
    Kişi veya indirgemeci mantıklarla mücadele ettiğinden dolayı kendisinin aynı akibete uğramaması için hocamızı önemli bir tecrübe imkanı olarak görüyor, herkesi eserlerinden istifade etmeye çağırırken; feta medeniyeti yürüyüşünün ilham kaynağının şu cümlelerini duygu ve düşünce dünyanıza hediye olarak sunuyoruz:

    ”Bunalım aslında günümüz insanının büyük zaafından olsa gerek.Her şeyi olduğu gibi değil, kendine verildiği ve gösterildiği gibi görme zaafı…basma kalıp ve kaçıncı elden aktarma kitapları okuya ezberleye hazır klişelerin, slogan ve” izm”lerin tutsağı olmakta tutsağı olmakta devam ediyoruz
    .Aynı tekerlemeler hiçbir değişiklik yüzü görmeden, hiçbir eleştiri süzgecinden geçirilmeden kurulmuş gibi ağızlardan ardı ardına dökülüyor.Sloganlaşmış deyim ve terimlerin sis perdesini aşıp arkasına inmedikçe insan ve toplum gerçeğini değerlendirmede daha uzun zaman yaya kalacağımıza şüphe olmasın.”





+ Yorum Gönder