+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Medeniyetler Forumunda Gül Ve Gönül Medeniyeti Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Gül Ve Gönül Medeniyeti Hakkında Bilgi








    gül ve gönül medeniyeti hakkında bilgi kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Gül Ve Gönül Medeniyeti Hakkında Bilgi

    GÜL MEDENİYETİ

    Gül nezaketin, zarafetin, aşkın ve sevginin ifadesidir. Gül aydınlığı erdemli toplum, ideal insanın durduğu yeri, huzur ve mutluluk atmosferini ifade eder.
    Bu yer de “Gönül Sitesi” dir. Gül ile Gönül arasında ulvi bir aşkın, erişilmez bir hazzın onurlu ilişkisi vardır. İyiliğin artması, sevginin çoğalması, gülün açması demektir gül aydınlığı. Gönül Sitesi’ne de suni ışıklar değil gül aydınlığı yaraşır.

    Dünya gelini bahar, baharın şiiri güldür. Türküsü Diriliş, şarkısı gönüldür. Gül şehrinin “Gönül Sitesi”nde misk- u Amber rahiyası, gül aydınlığında gül insanlar vardır. Sınıfsız ve sınırsız sevgiler vardır. Fakat erdemli, onurlu, ilkeli duruşlar vardır. En büyük düşman riyakârlık, sahtekârlık, istismar, kin, kibir ve gururdur. Nezaket zarafet, nefaset letafet gül topluluğunu simgeleyen mefhumlardır. Gül şehrinde, gönül sitesinde ilim vardır, kültür, sanat ve edebiyat vardır. Menfaat şebekeleri, aile şirketleri yoktur. Medeniyet vardır, önderler vardır, öncüler vardır. Öncü sözler vardır. Gönül Sitesi ıstırap çekmiş, hüznü tatmış ideal insanların ziyaretgâhı olacak, katkılarını alacak bir yapılanmadır. Gönül ışıması, dost ışığın parıldaması, gözyaşının her damlası, kutlu saatlere ayarlı gelecek güzel günlerin mayası gül aydınlığında Gönül Sitesi’ndedir.

    Semerkant, Buhara, Edirne, Üsküp ve Isparta “Gül Şehirleriydi. Gül yağıyordu İstanbul da Sermesti Isparta. Ergani’de gül doluyordu kucaklara. Ne oldu Musul ve Kerkük’teki bağlara? Söğüt ve Bursa Bursa yediveren gülleriyle tarihteki yerini almalı, Diyarbekir Zülküfül Nebi soluğunda, Halid İbn-i Velid hürmetiyle, Sultan Süleyman, Halid Bin Velid himmetiyle, Nesimi’nin, Süleyman Nazif’in ve Sezai Karakoç’un sesiyle dirilmeli; dirilmelidir ki, orda taşlar neden siyahtır anlaşılsın. Kitabeler okunsun, Selçuklu, Osmanlı ve Şüheda konuşsun, konuşsun ki, neden bu şehrin bahtı karadır.

    Güzelliğin kadrini, erdemin gizini ancak gül topluluğu bilir. Sevgi ve ümit filiz verdikçe, yüreklerde iman bitmedikçe gül aydınlığında, gül düşüncesi var olacaktır. Bu itibarla yinelemek isteriz ki “Gül Düşüncesi” çağımızı sevgi ve saygı dünyasına taşıyabilir. Şiir, sanat ve edebiyatı geçerli kılmak; estetik duygusunu, güzelliğe yönelme arzusunu uyandırır. Erdemli toplum, ideal insanı hazırlama çabası zaten çağlar boyunca asla eksik olmadı ve olmayacak. Hep yüce olanı aramanın, kutsal değerlere yönelmenin gayreti eksilmedi, eksilmeyecek. Medeniyetlerin gerçek özlerini de günümüze taşıyan bu çabalardır

    Şehirlerimizde “Gül Medeniyeti”ni kuracak diriliş erlerine, “Gönül Sitesi”ni inşa edecek manevi mimarlara ne kadar muhtacız. Gül şehrinin gönül Sitesi’nde buluşmak, gülce konuşmak ne kadar tatlı olur
    Gül topluluğunun emeli “gülün gül renginde gül aydınlığı”na ermektir
    .
    Son Güncelleme (Çarşamba, 05 Haziran 2013 09:20)
    Degerli Yazarimiz NACİ GÜMÜŞ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Çarşamba, 16 Aralık 2009.

    GÖNÜL MEDENİYETİ


    Ben şahsen medeniyetle "gönül" arasında bir paralellik olduğunu düşünüyorum. Beşeriyet "gönül"ü keşfettikçe medenîleşmiş, medenîleştikçe de insana saygı artmıştır. "Âlemden maksat âdemdir, âdem ise gönülden ibarettir" sözü böyle bir medeniyetin ürünüdür.
    Türkçede eskiden beri var olan gönül, bilhassa Anadolu coğrafyasında "yapmak" ve "kırmak" mastarlarıyla birleşerek büyük bir mânâ derinliği kazanır. Şâirlerimiz gönül kırmayı Allah'ın evini (Beytullâh) tahrip etmek, gönül yapmayı da Kâbe inşâ etmek olarak görmüşler:
    Gönül yıkmak harap etmek gibidir beyt-i mâmûru
    Velî yapmak hezârân Kâbe bünyâd etmeden yeğdir.
    (İbn Kemâl)
    Gönüle verilen bu önem şüphesiz ki insanı yüceltmiştir. Artık insan sıradan bir canlı olarak görülmemektedir. O, eşref-i mahlûkattır. Âlemin seçilmişi, kâinatın göz bebeğidir:

    Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.
    (Şeyh Gâlip)

    Âdemoğlunun bu derece yüceltilmesinde: "Yere göğe sığmadım da inanan kulumun gönlüne sığdım" mealindeki kutsî hadisin etkili olduğu muhakkak. Gönlün Allâh'ın evi olarak tasavvur edilmesinin temelinde de yine bu kutsî söz vardır. Gönül Allâh'ın evi olunca gâyet tabii, gönül yapmak en büyük tâat, gönül kırmak da kötülüklerin başı olacaktır:
    Kesr-i hâtır günehin ekberidir
    Cümleten mâsıyetin bedteridir
    Eyle hâtırları tâmîre şitâb
    Eyleme arş-ı İlâhîyi harâb.
    ( M. Naci)

    Bizim kültürümüzde gönüle o kadar değer verilmiştir ki ecdadımız, yaradılışın gâyesi olan ibadetin arka planında gönül kazanmanın yattığını ve gönül kıranların yaptıkları ibadetlerin şekilden öteye bir mânâ ifade etmeyeceğini söylemekten çekinmemişlerdir. Yunus Emre'nin şu beyitlerinde bu gerçek çok açık bir şekilde dile getirilmektedir:
    Ak sakallı bir koca ne bilsin kim hak nice
    Emek vermesin hacca bir gönül yıkar ise.
    ***
    Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namâz değil
    Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.

    ***
    Yunus Emre der hoca gerekse bin var hacca
    Hepisinden iyice bir gönüle girmektir.
    Bence bir milletin medeniyet dünyasındaki yerini tespit için öncelikle o milletin atasözü ve deyimlerini incelemek gerekir. Türkçe atasözü ve deyimleri tetkik edenler, özellikle "gönül" maddesini gözden geçirenler nasıl bir "gönül medeniyeti" ortaya koymuş olduğumuzu hayretle göreceklerdir.
    "Gönül gözü, gönül dili, gönül kulağı, gönül kitabı, gönül evi, gönül kapısı, gönül şehri, gönül yolu, gönül eri, gönül bağı, gönül birliği, gönül terazisi, gönül yapmak, gönül kazanmak, gönülden sevmek" vb. deyimler yahut "Gönül Allâh'ın evdir", "Gönül yapmak Kâbe yapmaktır", "Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz", "Gönül eri, baş üzere yeri", "Gönül Kâbe'dir", "Gönül kimi severse güzel odur", "Gönül yıkan Tanrıya ermez", "Gönülden gönüle yol vardır…" gibi atasözlerinin Türkçe dışında bir başka dilde daha bulunabileceğini tahmin etmiyorum.
    Milletlerin ruh yapısını ve fikir dünyasını en iyi atasözü ve deyimlerin yansıttığını bilenler yukarıda sıraladığımız atasözü ve deyimlere bakarak, vücuda getirmiş olduğumuz medeniyetin niteliklerini kavramada sanırım zorlanmayacaklardır.
    Gönül şehrinde oturan, gönül gözüyle gören, gönül diliyle konuşan, gönül kitabından okuyan, birbirine gönül bağıyla bağlanan, gönül terazisiyle tartan, gönülü Allâh'ın evi bilen, gönül kazanmayı en büyük ibadet sayan ve nihayet gönülden seven bir milletin inşa ettiği medeniyete "gönül medeniyeti"nden başka ne ad verilebilir?.. (YÜZAKI'ndan)





+ Yorum Gönder