+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Misafir Soruları Arşiv Forumunda keloğlan hikayeleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    keloğlan hikayeleri








    lütfen çok çabuk bir şekilde sayfayı gönderiniz







  2. Mine
    Devamlı Üye





    KELOĞLAN HİKAYELERİ (KELOĞLAN VE ALİ CENGİZ)
    Keloğlan,ihtiyar anasıyla yaşıyormuş.Bir gün:
    -Artık evlenme çağım geldi.Anama da yardımcı gerek.Paşa kızı mı alsam,yoksa Bey kızımı?En iyisi padişahın kızı ile evleniyim, diye düşünmüş.
    Bu düşünceyi anasına anlatmış.
    Anası:
    -A deli oğlum!Padişah sana kızını verir mi?demiş.
    Ama keloğlan, padişahın hiç görmediği kızına kara sevdaya tutulmuş.Günler, aylar geçmiş, keloğlan bir deri bir kemik kalmış.
    Anası bakmış, olacak gibi değil, sarayın yolunu tıtmuş.Büyük uğraştan sonra padişahın huzuruna çıkmış.
    Padişah:
    -Buyur, ne derdin var, söyle bakalım!demiş.
    Keloğlanın anası utana sıkına:
    -Nasıl desem bilmem ki?demiş.
    -Korkmadan konuşun!demiş padişah.
    Keloğlanın anası derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başlamış.
    -Benim bir kel oğlum var.Haddini bilmeden, sultan kızınız ile evlemek istiyor.
    Padişah gülümseyerek:
    -korktuğun bu mu?Bütün delikanlıların gözü sultan da!Herkes ister, ama bir kişi alır.Söyle oğluna Ali Cengiz oyunlarını öğrenirse kızımı ona veririm.demiş.
    Keloğlanın anası sevinçle saraydan çıkmış.Sora sora Ali Cengiz'in konağını bulmuş.
    Ali Cengiz, keloğlanı kırk gün çalıştıracağına söz vermiş.Ama Ali Cengiz oyunlarını öğreneni öldürürmüş.
    Keloğlan heyecanla derslere başlamış.Birgün Ali Cengizin karsı ve kızı Keloğlanı yanına gelmişler ve:
    -Bak keloğlan, sen iyi ve dürüst birisin.Seni sevdik.Kırk gün sonra Ali Cengiz sana oyunları öğretip öğretmediğini sorarsa öğranmedim de.Yoksa ölürsün, demişler.
    Gel zaman git zaman kırk gün geçmiş.Keloğlan bütün oyunları öğrenmiş, ama ölmekten korktuğu için Ali Cengize:
    -Ustam kafam başka yerlerde olduğu için bir türlü öğrenemedim,demiş.
    Bunun üzerine Ali Cengiz, keloğlanı bırakmış.
    Keloğlan, parasız kaldığı için koç kılığına girmiş.
    Anası da onu başkalarına satıp para kazanmak istemiş.
    Bunu gören Ali Cengiz, hemen atılmış:
    -Koçu ben alıyorum!demiş.
    Keloğlan Ali Cengizi tanımış bir serçe olup kaçmış.
    Ali Cengizde peşinden bir kartal olup peşine düşmüş.
    Aradan biraz zaman geçmiş.
    Ali Cengizi yenmiş.Allahın emri ile padişahın kızını istemiş.
    Padişah ta kızını keloğlana vermiş.Böylece kırk gün kırk gece düğün yapılmış.Ve keloğlan muradına ermiş.




  3. Mine
    Devamlı Üye
    Keloğlan Zenginler Ülkesinde

    Zaman zaman içinde, zaman saman içinde, saman duman içinde, yaman bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan çok çalışkanmış. Çok çalışır, çok kazanırım umuduyla köyünden ayrılmış, şehre çalışmaya gitmiş. Günler, haftalar, aylar birbirini kovalamış, fakat Keloğlan istediğini bir türlü elde edememiş. Şehirde iş varmış var olmasına da bulduğu işler sürekli olmazmış. Beş gün çalışır, üç gün boş gezer, bir hafta çalışır, on gün boş gezer iş ararmış. Çalıştığı günler biraz para arttırırmış, boş gezdiği günlerde bu para ile geçinirmiş. Sonuçta sıfıra elde var sıfır. Ne uzar ne kısalırmış. İstermiş ki, devamlı çalışacağı bir işi olsun, para biriktirsin. Şöyle kocaman bahçeli bir evi olsun. Evin içine yeni eşyalar alsın, giyinsin, kuşansın. Bayram günlerinde bile hep aynı elbiseyi giymek zorunda kalmasın.

    Ülkesinde hangi şehre gitse bu durumun değişmeyeceğini düşünmüş. Çocukluğundan beri bolluk ve refah ülkesi diye adını sıkça duyduğu Zenginler Ülkesi’ne gitmek üzere yollara düşmüş. Günlerce, haftalarca yol yürümüş. Sonunda Zenginler Ülkesi’ne varmış. Uğradığı ilk köyün girişinde evinin kapısı önüne kurduğu çardak altında oturan bir adama rastlamış. Keloğlan adama uzun yoldan geldiğini, çalışmak istediğini, iş aradığını söylemiş. Adam, Keloğlan’a dik dik bakmış ve sinirli bir şekilde sormuş: “ İş bulup da ne yapacaksın? “
    Keloğlan: “ Çalışıp para kazanırım “ demiş.
    Adam otururken birden dizlerinin üzerinde doğruluvermiş. Öncekinden daha da sinirli bir şekilde: “ Parayı ne yapacaksın? “ diye sormuş. Adamın son sözüne Keloğlan çok bozulmuş. Şöyle bir yutkunmuş. O anda aklına geleni söylese kavgaya neden olacağını düşünüp vazgeçmiş. Sakin bir şekilde: “ Kazandığım para ile temiz elbiseler alırım. Bağ-bahçe alırım. Ev alırım. Yeni eşyalar alırım. Mal sahibi olurum. Parayla başka ne yapılır ki? “ demiş.

    Keloğlan’ın cevabına adam kahkahalarla gülmüş. “ Sen çok yaşa emi Keloğlan “ demiş. “ Yıllar var ki,ne ağladım ne güldüm. Sen beni güldürdün, ben de seni güldüreyim. Bak Keloğlan, bizim ülkeye Zenginler Ülkesi derler. Bu ülkede para kullanılmaz. Zaten her ihtiyacın karşılanır.

    Burada her şey pek boldur
    Dere akar paldır küldür
    Elma, armut daldan düşer
    Çardak altında uyunur.

    Giysilerim temiz urba
    Dert ve keder yoktur burada
    Ekmek, yemek bedavadır
    İşte lokantamız şurada.

    Karşıdaki evde oturan komşu şehre taşındı. Orada sen otur istersen. Satın alma yok, kira yok. Her ay yeni elbise, ayakkabı dağıtılıyor. Günde üç öğün köy lokantasında bedava yemek veriliyor. Bahçede meyve ağaçları, ceviz ağaçları pek boldur. Ye, iç, yat, keyfine bak. “

    Keloğlan o gün eve yerleşmiş. Durup dururken ev-bark sahibi oluvermiş. Adamın çardağının karşısına kendi de bir çardak kurmuş. Akşama kadar yan gelmiş yatmış. Akşam yemeğine komşusuyla beraber gitmişler. Sofrada yok yokmuş. Etli yemekler, kavurmalar, tatlılar, pilavlar, hoşaflar çeşit çeşitmiş. Keloğlan şimdiye kadar böyle bir sofra görmemiş. Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yemiş, içmiş. Sofra başında baygınlıklar, fenalıklar geçirmiş. Keloğlan’ı zorla sofradan uzaklaştırmışlar. Evine getirip yatağına yatırmışlar. Keloğlan o gece sabaha kadar uyumuş. Sabah kahvaltısına yine komşusuyla beraber gitmişler. Ballı-börekli, pastalı-çörekli kahvaltı yapmışlar. Sonra evlerine gelip çardak altında oturmuşlar. Öğlen oldu haydi yemeğe, akşam oldu haydi yemeğe, sonra yatıp uyumaya, bu böyle tekdüze şekilde aylarca sürmüş. Keloğlan gün geçtikçe kilo almış, şişman bir oğlan olmuş. Keloğlan adı unutulmuş. Köydekiler kendisini Şişmanoğlan diye çağırmaya başlamışlar.

    Bir gece evinde uyurken rüya içinde rüya görmüş. Her çeşit yiyecek ve içeceğin bulunduğu büyük bir sofrada kendisini yemek yerken görüyormuş. Yemiş içmiş, yemiş içmiş, içtikçe şişmiş, şiştikçe şişmiş, sonunda boom diye patlamış ve yerlere yayılmış. Bu durumu acıma duygusu ile seyreden Keloğlan’mış. Şişmanoğlan’a doğru çok sert bir hareketle hızla dönmüş. Kaşlarını çatmış:

    “ İşte gördün Şişmanoğlan. Rüya içinde gördüğün rüya bitti. Şimdi ben senin asıl rüyanım. Böyle bol bol yiyip bel bel bakınmaya, yan gelip yatmaya devam edersen sonunun ne olacağını anladın. Eskiden sen de benim gibiydin, Keloğlan’dın. Kuvvetliydin, çeviktin, çalışkandın. Ya şimdi şu haline bak. Parmağını bile kıpırdatmak sana zor geliyor. Sorarım sana aylardır bu Zenginler Ülkesi’ndesin. Ne kazandın sanki? Dur, hiç boşuna düşünüp de yorulma. Cevabını söyleyeyim: Hiçbir şey kazanmadın, ayrıca sağlığını kaybettin. Bana bak Şişmanoğlan. Benim canımı sıkma. Ya eski günlere geri dönersin, ya da her gece rüyalarına girer, bu sopayla seni döverim “demiş, sopayı kaldırmış ve Şişmanoğlan’a vurmaya başlamış. Şişmanoğlan gördüğü korkulu rüyadan feryat ederek uyanmış. Ter içindeymiş, her tarafı ağrıyormuş.

    “ Akşam yemeğinde haddinden fazla pilav yemiştim. Bu korkulu rüyayı görmemin sebebi bu herhalde “ demiş kendi kendine. Rüyasında gördükleri hatırına gelmeye başlamış. Sonunda, rüyasındaki Keloğlan’ın söylediklerinin mutlak doğru olduğuna karar vermiş. Açıklamasını ise şöyle yapmış: İnsanın mutlaka çalışması lazım geldiği, çalışmadan yaşamanın tembellik olduğu, tembelliğin insanı bunalımlara sevk edeceği, bunalımın ortaya çıkış biçiminin insandan insana değişebileceğini, kendisinde bu durumun bol bol yemek yeme şeklinde meydana geldiğini ve bunun sonucu olarak şişmanladığının bilincine vardığını, bu zor durumdan kurtulmanın tek yolunun yeniden çalışmaya başlamak olduğunu anlamış.

    Bu durumu bir kağıda yazıp, bu kağıdı defalarca okumalarını, yaptıkları yanlışı fark etmelerini rica etmiş. Kağıdı yatağının üzerine bırakmış. Sabah güneş doğarken bir daha dönmemek üzere Zenginler Ülkesi’ne veda edip memleketine, evvelce yaşadığı şehre doğru yollara düşmüş. Eskiden olduğu gibi, çalışkan günlerin yakın olduğunu biliyor, hayalinde tığ gibi Keloğlan’ı görür gibi oluyormuş.




  4. Mine
    Devamlı Üye
    Keloğlan Ve Padişah
    Metel metel mengi çatal. İki sıçan göt atar. Bindim uzun boynuna, çıktım Halep yoluna. Halep yolu sarp Pazar içinde maymun gezer. Maymun beni korkuttu. Kulağımı sarkıttı.

    Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş, çok söylemesi günahmış. Diyarın birinde bir Keloğlan ve bir de bunun anası varmış. Keloğlan ve anası eski bir evde otururlarmış. Bir gün anası gelerek Keloğlan’a demiş ki:

    -Al oğlum, babadan kalan altınları bozdur da bir usta getir ki şu evi başımıza yıkılmadan yeniden yaptıralım.

    Keloğlan altınları almış, yolda giderken bir topluluğun kedinin birisini dövdüklerine şahit olmuş. Hemen ortaya atılarak:

    -Alın şu altını da onu dövmeyi bırakın, demiş.

    Altını vererek kediyi kurtarır, kediyle beraber yoluna devam eder. Bir süre gittikten sonra bir de bakar ki bu seferde yine üç-beş kişi bir köpeği sopalıyor. Yine hemen müdahale ederek:

    -Durun ne yapıyorsunuz, alın şu altını da o hayvanı dövmeyi bırakın, der.

    Böylece köpeği de kurtarır ve yanında hem köpek, hemde kedi olduğu halde yoluna devam eder. Tam şehre yaklaştığı sırada yine bir kalabalıkla karşılaşır. Bu seferde oduncular bir meşe kesmiş ve içinden çıkan büyük yılanı öldürmeye çalışıyorlarmış. Yine Keloğlan dayanamaz ve:

    -Şu bir altını alında o yılanı serbest bırakın, der.

    Bu şekilde yılanı da kurtarır.

    Yılan Keloğlana:

    -Hey âdemoğlu ben yılanlar padişahının oğluyum. Babamla kızıştık ve buraya saklandım. Lakin yerimi buldular, gel beraber tekrar babama gidelim, der. Keloğlan ve yılan birlikte padişah yılanın huzuruna çıkarlar. Şehzade yılan olanları babasına anlatınca padişah yılan buna sevinir ve Keloğlanı mükafatlandırmaya karar verir. Keloğlana seslenerek:

    -Dile benden ne dilersen, âdemoğlu, der. Tam bu sırada padişahın oğlu şehzade yılan Keloğlan’a fısıldayıp, dilinin altındaki mühürü istemesini söyler. Keloğlan da:

    -Mühürünüzü istiyorum, deyince Padişah yılan:

    -Benim en kıymetli hazinemi istiyorsun ama oğlumu kurtardığın için yine de vereceğim, der. Sonrada bu mühüre ne emrederse onun yerine geleceğini söyler ve mühürü Keloğlan’a verir. Keloğlan mühürü, kediyi ve köpeği alıp evine gelir. Oğlunun boş geldiğini gören anası Keloğlanı epey azarlar. Ertesi gün Keloğlan anasına:

    -Ana . bana git padişahın küçük kızını iste, der. Anası olmaz oğlum, koskoca padişah kızını sana verir mi? dediyse de Keloğlan’ın ısrarı üzerine çaresiz gider padişahtan küçük kızını Keloğlan’a ister. Padişah da:

    -Benim sarayımın karşısına aynı güzellikte bir saray yaptırırsanız kızımı veririm, der. Anası gelip olanları Keloğlan’a anlatır. Keloğlan gülerek:

    -Ne üzülüyorsun ana, beş dakikalık iş, der. Hemen mühürden bir saray yapmasını ister ve koskocaman bir saray ortaya çıkar. Ertesi sabah padişah uyandığında sarayı görünce şaşırır ve çaresiz olarak kızını Keloğlan’a verir.

    Keloğlan yeni sarayında mühürü en güzel köşeye koyar. Bir gün Keloğlan evde yokken, bu mührün varlılığından haberdar olan birisi boncukçu kılığında gelir ve Keloğlan’ın karısına inci, boncuk satmak ister. Hiç parası olmadığını söyleyen geline, evde bulunan ne varsa getir, alırım deyince gelin de gider mühürü getirir ve satıcıya verir. Uyanık adam mühürü aldığı gibi gölün karşı tarafına geçer ve Keloğlan’ın sarayı olduğu yerde yığılı kalır. Padişah da kızını Keloğlan’dan alır. Akşam kedi ve köpekle eve gelen Keloğlan olanları duyduğundan üzüntüden renkten renge girer. Bu sırada kedi ortaya atılarak:

    -Mühürü ben bulurum, ama gölü geçemem, der.

    Köpek de:

    -Ben gölü yüzerek geçebilirim, sen de sırtıma oturursun, sen de geçmiş olursun, der. Kedi köpeğin sırtına biner ve karşıya geçerler. Adamın evinin önüne varınca, köpek kapıda beklemiş, kedi bir fare yakalayıp kuyruğuna acı biber sürmüş. Daha sonra içeri girmiş ve mühürü çalan adam uyurken farenin kuyyruğunu adamın burnuna sokmuş. Böylece adam hapşırmış ve dilinin altındaki mühür dışarı fırlamış. Kedi hemen mühürü kapmış ve köpeğe binmiş. Tam gölün ortasına geldiklerinde kedi mühürü ağzından düşürür ve onu bir balık yutar. Bu sefer de iş köpeğe düşer. Keloğlan ve köpek balık pazarına gidmişler. Köpek tek tek balıkları koklayarak mühürün hangi balığın karnında olduğunu Keloğlan’a göstermiş. Keloğlan da hemen o balığı satın almış ve beraber eve gelmişler.

    Keloğlan tekrar sarayına ve karısına kavuşmuş ve yeniden kırk gün kırk gece süren bir düğünle evlenmiş. Kedi, . köpek, Keloğlan, karısı ve anası hep beraber mutluluk içinde yaşamışlar.

+ Yorum Gönder