+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Misafir Soruları Arşiv Forumunda fıransanın adı neden fıransa Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    fıransanın adı neden fıransa








    ben fıransanın adı neden fıransa oldu ve fransanın nüfüsünü bulmaya çalışıorm







  2. Mine
    Devamlı Üye





    FRANSA ADININ KÖKENİ
    "Fransa" adı, Latince Frankların yurdu anlamına gelen Francia sözcüğüne dayanmaktadır. Ancak frank sözcüğünün kökeniyle ilgili pek çok farklı iddia bulunmaktadır. Bunlardan biri, bu sözcüğün kökeninin ön Germen dillerinde cirit, kargı, mızrak gibi anlamlara gelen frankona dayandığı yönündedir.

    Bir başka köken varsayımı da frank teriminin eski Germen dillerinde frei, free (Türkçe: özgür) anlamlarına gelen sözcüğünden geldiğidir. Frank sözcüğü çağdaş Fransızcada franc biçiminde hâlâ yaşamaktadır ve 2000 yılında avro Fransa'nın resmî para birimi olana dek Fransa'da kullanılan parayı adlandırmak için de kullanılmıştır. Çağdaş Almancada Fransa bugün bile hâlâ Frankreich (Türkçe: Frank Krallığı) olarak adlandırılmaktadır. Ancak bunu, Charlemagne'ın Fransız Krallığı'ndan ayırt edebilmek için eski olan krallığa Frankenreich denmektedir.

    Frank sözcüğü Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden Orta Çağa kadar daha az yaygın biçimde kullanılagelmiş ancak daha sonraları Hugh Capet'in Fransa Kralı olarak taç giymesinin ardından sadece ve yaygın biçimde, gelecekte Fransa olarak anılacak Fransa Krallığı'nı anlatmak için kullanılmaya başlanmıştır.




  3. Mine
    Devamlı Üye
    fransanın nüfüsü

    Fransa Coğrafyası


    Sunan Armand Frémont



    Ocak 2001



    Fransa, 551 500 km² yüzölçümüyle Avrupa devletlerinin en genişidir. 1999 nüfus sayımına göre nüfusu, deniz aşırı toprakları ve illeri hesaba katılmadan 58 416 3000, onlarla birlikte 60 081 800 dür, bu da Fransa nüfusunu Almanya’nın arkasından ikinci sıraya, Birleşik Krallık ve İtalya ile hemen hemen aynı düzeye çıkarmaktadır. Yine de, Fransa’nın coğrafi boyutlarının diğer anakaraların dev ülkelerinin boyutlarıyla hiç ilgisi yoktur, özellikle Birleşik Devletler’in, Brezilya’nın, Rusya’nın, Hindistan’ın veya Çin’in.

    Ø Fransız Altıgeni
    Ø Bir Avrupa Kavşağı
    Ø Çeşitlilik, Birlik ve Merkeziyetçilik
    Ø Fransa’nın Üç Yüzü


    Fransız Altıgeni


    Fransız toprakları altıgen biçimindedir. Ortaçağdan itibaren en az bin yıllık bir sürede, önce kralların sonra da Cumhuriyetin sürekli ve birleştirici iradesiyle oluşmuştur. Günümüzdeki boyutlarını XIX. ve XX. yüzyıllardaki Fransız-Alman savaşlarının sonunda almıştır.


    Güneyde İspanya ile olan sınırı, en yüksek tepesi Aneto Tepesi olan Pirenelerle oluşur. Doğuda, Orta Ren Fransa’yı Almanya’dan ayırırken, Alpler ve Jura İtalya ve İsviçre ile olan sınırları kapatır. Bu saydıklarımız uzun zaman geçit vermemiş ve şimdi boğazlarla, köprülerle,karayolu ve demiryolu tünelleriyle, hele hele artan Avrupa trafiği göz önüne alınacak olursa, ciddi aşma sorunları çıkaran “doğal” sınırlardır.


    Pireneler, Alpler ve Jura Fransa’ya, komşu ülkelerle paylaştığı dağlık bir ülke boyutu katmaktadır. Fransız Alplerinin kuzeyi Avrupa’nın kayağa elverişli en geniş alanını oluşturmaktadır ve dağ sporlarının pek çoğunun çıkış yeri sayılmaktadır. Avrupa’nın en yüksek tepesi Mont Blanc’ın yüksekliği 4 807 metredir.


    Kuzeyde Almanya, Lüksemburg ve Belçika ile olan sınır çok daha açıktır. Bu sınır, çok yüksek olmayan tepeleriyle eski dağ kütüğü Ardenleri ve Kuzey Avrupa Ovasını keser. Uzun zaman çatışmaların,savaşların ve istilaların sınırı olmuştur.Şimdi ise birçok noktasında, Lille bölgesi ile Belçika arasında, Lorraine, Lüksemburg ve Sarre arasında, yoğun bir sınırlararası faaliyet yeri olmuştur.Ama Avrupa anlaşmalarıyla açılan diğer sınırlararası bölgeler başka yerlerde çizilmektedir ; Orta Ren üzerinde Alsas’la Bade-Wurtemberg arasında, Bâle- Moulhouse çevresi ve Cenevre arasında, Nice bölgesinde, Katalonya’da, Bask Bölgesinde.



    Fransa’nın, kıyılarının dört sayılmasa da, üç denize açılması gibi olağanüstü bir ayrıcalığı var. Güneyde, günlük güneşlik bir kıyı, Provence ve Côte d’Azur’de dik ve gözalıcı yamaçlar, Languedoc’ta uzun kum plajlarıyla Akdenizlidir. Güneybatıda, daha nemli ama yumuşak ve aydınlık havasıyla, çoğunlukla bataklık ve kum tepelerinin çevrelediği kumlu plajlardan oluşan kıyılarıyla Atlantiklidir. Kuzeybatıda, Atlantik’le, Belçika, Hollanda ve Almanya’nın Kuzey denizindeki büyük limanları arasındaki, gezegenin en işlek denizcilik kanalı olan Manş’a ve Kuzey Denizine açılır. Fransa Avrupa çapında iki büyük liman ünitesine sahiptir, Sen nehrinin aşağı vadisinde Havre ve Rouen, ve Akdeniz’de Rhône Vadisi’nin denize açıldığı yerde Marsilya. Bununla birlikte Fransa, hiçbir zaman güçlü bir denizcilik ülkesi olmamıştır ve olabileceği halde her zamankinden daha az öyledir. Şimdi Fransız kıyılarının başlıca faaliyeti, Kuzey Denizi’nden Akdeniz’e kadar her yerde gelişmiş olan turizmdir.Kıyılarının kalitesi Fransa’yı,dağlık alanları, kırsalı ve tarihi kentleriyle Avrupa’nın ve dünyanın en çok turist ağırlayan ülkesi haline getirmeye katkıda bulunmaktadır.



    Bir Avrupa Kavşağı



    Fransız toprakları Avrupa’nın batısında, biraz geniş bir kıstak üzerinde Akdeniz’i Manş Denizinden ve Atlantik Okyanusundan ayırır, İber yarımadasını Avrupa kıtasının kalan kısmına bağlar. Bu çerçevede, Paris havzası ulaşım kolaylığı sayesinde tarihin her döneminde belirleyici bir rol oynamıştır, ve yayıldığı geniş alan, topraklarının tarımsal kalitesi ve akarsularının iki büyük ırmağın, Seine ve Loire’ın çevresinde toplanması sayesinde hâlâ da oynamaktadır. Fransız ulusunun beşiğidir burası. Kralların bölgesi haline geldikten sonra bu havzaya diğer iller de bağlanmıştır. Fransa Cumhuriyetinin başkenti buradadır. Bu havzadaki en önemli yerleşim alanı kuşkusuz Paris kentidir. Paris Avrupa’nın ve dünyanın en büyük kentlerinden ve en önemli bölgelerinden biridir: kent sınırları içinde 2 116 000 kişi, Île-de-France bölgesinde de 10 925 000 kişi de. Bununla birlikte, havzanın çevresindeki kentleri de unutmamak gerekir: Caen, Rouen, Le Havre, Amiens, Reims, Orléans, Tours. Büyük ölçüde Paris’in etkisi altında kalan bu büyük kentsel ağ Avrupa’da Birleşik Krallık, Benelüks ülkeleri, Almanya ve daha güneyde İtalya ile İber yarımadası arasındaki dolaşımın en yoğun olduğu noktadır.



    İki büyük dolaşım ekseni, Fransız topraklarını Batı Avrupa’nın en önemli kavşaklarından biri, en azından uluslararası dolaşımın en yoğun ve en vazgeçilmez noktalarından biri durumuna getiren bu özelliği tamamlar niteliktedir. Doğuda Rhin ile Moselle ve Saône ile Rhône vadilerinin oluşturduğu büyük kuzey-güney ekseni belki biraz fazlaca kesintili bir hat oluşturur, ama artık otoyollar ve hızlı tren (TGV) ağlarıyla bu olumsuz niteliğini neredeyse bütünüyle kaybetmiştir, üstelik bu yeni ulaşım ağları çok büyük kentlerden geçer: Metz, Nancy, Strasbourg, Lyon, Grenoble, Saint-Etienne, Marsilya. Güneyde, Garonne vadisi ve Aquitaine havzasıyla uzayan Akdeniz kıyısı Nice, Marsilya, Montpellier, Toulouse, Bordeaux gibi büyük yerleşim alanlarıyla benzer bir rol oynar. Lorraine ve Nord-Pas-de-Calais gibi kömür, çelik ve tekstil sanayisine dayanan eski sanayi havzalarından çok artık yukarıda sayılan bu kentler ve metropoller ile Paris bölgesi toplar nüfusun çoğunluğu ile gerek sanayi, gerekse de dağıtım ve satış faaliyetlerini. Belçika ve İngiltere ile bağ kuran Lille-Roubaix-Tourcoing bölgelerinde yaklaşık bir milyon kişi oturur; Lyon Paris’ten sonra gelen, İsviçre’ye ve İtalya’ya yakın en büyük bağlantı ve ekonomik girişim merkezi konumundadır; Aix-Marseille hattı ise Akdeniz’in kapısıdır.



    Fransa topraklarının batısında Armorik Kütlesi üzerinde ve kenarlarında, özellikle de ortada, Massif Central’de (Merkez Kütle) ve çevresinde yerleşim alanları genelde birbirinden kopuktur ve buralarda nispeten daha az büyük ve önemli kent bulunur: Rennes, Brest, Poitiers ya da Nantes, Limoges ya da Clermont-Ferrand. Bu bölgelerde kırsal yerleşim yaygındır ve kentler nüfus bakımından küçük ve orta kent sınıfına girer.



    Çeşitlilik, Birlik ve Merkeziyetçilik


    Bütün bu bileşenler arasında Fransa şaşırtıcı bir çeşitlilik içeren bir toprak bütünlüğü gösterir. Fransızlar da bu çeşitlilikten büyük bir keyif alır. Peynirlerinin, şaraplarının, yemek alışkanlıklarının çeşitliliği nedeniyle kimi zaman dalga geçilir onlarla, kimi zaman da imrenilir farklılıklarıyla birlikte yaşamalarına. Bu arada, departman ve coğrafi bölgeleriyle, Cumhuriyetin bölgesel idare üsleri olan Komünlerine çok bağlıdırlar. 36 000’in biraz üzerindeki toplam sayılarıyla Fransız Komünleri, dağılım kapasitesiyle Avrupa’da ve dünyada eşsiz bir yapı meydana getirir. Makul boyutlar çerçevesinden bakılacak olursa, 22 metropol bölgesi ve 100 departman genelde yabancı ülkelerdeki benzerlerinden daha küçük değildir.



    Tarihin ve coğrafyanın kesiştiği noktada Fransız topraklarının sunduğu bu çeşitlilik idari bir bölümleme de getirir beraberinde. Akdeniz ile Okyanus arasında, deniz ile kara arasında meydana gelen iklim çeşitliliği. Rölyeflerden, Paris havzasının büyük ovalarından Alplere ya da Pyrénée’lere uzanan tepelere, Massif Central’daki küçük dağların tepelerindeki beyaz örtülere ya da Vosges’lara, Rhône ya da Loire’daki büyük vadilere kadar görünen yeryüzü şekillerindeki çeşitlilik. İlk Capet krallarından bu yana hep ülkenin kalbi olmuş Île-de-France’tan başlayarak Savoie’ya, Nice Kontluğuna, XIX. ve XX. yüzyıla kadar hep birbiriyle uğraşıp durmuş olan Alsace ve Lorraine’e kadar Fransız topraklarının birliğine duyulan bağlılığın çeşitli görünümleri. Konuşulan dillerin kökenlerinin, lehçelerin ve göreneklerin çeşitliliği. Çoğunun tarihi çok eskilere uzanan kentlerin çeşitliliği. Bölgelerin ve yörelerin çeşitliliği. Bu toprak mozaiği tarih boyunca Fransa ne olmuşsa onu aynen devam ettirir: birçok yüzyılın biriktirdiği geleneklere bağlı kırsal, köylü, değişik unsurların etki ettiği çok kültürlülük bakımından zengin (ya da fakir) bir coğrafi bütünlük. Ama bu bütünlüğün üç temel dayanağı hep aynı kalmıştır: özellikle Paris havzasında ön plana çıkan, yüksek verimlilik oranına sahip tahıl ürünleri ağırlıklı bir tarım, batıda ve Massif Central’de her zaman canlı tutulmuş bir hayvancılık geleneği, bağcılık, meyve ve sebze üretimiyle kendini gösteren bir Akdeniz havası. İşte ovalarla koruluklar arasında, ormanlarla, işlenmemiş topraklarla, bağlarla su yolları arasında manzaraların çeşitliliği ve güzelliği bu özelliklerden ileri gelir. Avrupa tarımında, özellikle de tahıl üretiminde, büyükbaş hayvan besiciliğinde, süt ürünleri, şarap, meyve ve sebze üretiminde bu toprakların tercih edilmesinin nedeni bu özelliklerdir. Konuya biraz daha zenginlik kazandırmak bakımından Karayip Adaları, Hint Okyanusu ve Pasifik’ten de söz ederek tropikal bir iklimin avantajlarından da söz etmek kuşkusuz yerinde olacaktır.



    İşin en tuhaf ve çelişkili görünen yanı, bu mozaiğin Avrupa’nın, hatta dünyanın en merkeziyetçi toprak bütünlüklerinden birine, en merkeziyetçi devletlerinden birine yaşam vermiş olmasıdır. Devlet departman ve komünlere bölünmüş bir biçimde Cumhuriyetin birliğini korur. Kamu hizmetleriyle, özellikle de okullarıyla ülkenin her köşesine ulaşmaktadır. XIX. ve XX. yüzyılda sanayinin gelişmesi ve ulaşım ağlarının yayılması, üniversitelerin ve büyük okulların özellikle Paris ve çevresinde sıkışıp kalmışken artık başka bölgelerde de varlığını göstermesi, büyük çoğunlukla devlete ve büyük ulusal şirketlere dayanan bir kapitalizmin yaygınlaşması alabildiğine merkeziyetçi bir ülke modelinin şekillenmesine katkıda bulunmuştur. Bu merkeziyetçi ülke modelinde Paris ve taşra birbirine karşıt duruma gelmiş, hatta bu karşıtlık içinde Rhône-Alpes gibi çok dinamik bölgeler Auvergne ya da Limousin gibi çok daha durgun bölgelerden ayrı tutulmaya başlanmıştır. Ülkenin hemen hemen bütün etkinliğinin bu şekilde belli bir merkezde toplanmasının başlıca nedeni, eski krallık yollarının yıldız şeklindeki ağını aynen oluşturan demiryolu ağlarıdır, XIX. yüzyılda yıldızı parlayan bu demiryolu ulaşım ağları bugün havayolu hatlarında ve TGV hızlı tren hatlarında aynı şekille kopyalanmaktadır. Kısacası her yol Paris’e çıkmaktadır. Her yol Paris’ten çıkmaktadır. Elbette ki, özellikle İkinci Dünya Savaşından bu yana büyük bir kararlılıkla yürütülen bir ülke topraklarını yeniden düzenleme politikası, özellikle 1982 bölgesel özerklik yasalarının da etkisiyle birlikte bu eğilimi büyük ölçüde değiştirmiştir. Ama yine de Fransız toprakları hâlâ güçlü bir merkeziyetçilik anlayışının etkisi altındadır. Eskiden bu anlayış sınai üretim ve temel hizmet alanlarında kendini gösterirken, bugün siyasal kararlarda ve moda, sanat, kültür gibi seçkin alanlarda göze çarpmaktadır.



    Fransa’nın Üç Yüzü


    Tarım ve sanayi bölgelerini derin bir biçimde etkileyen kriz sonrasındaki çağdaş Fransa, hemen hemen bütün komşularına göre daha küçük bir nüfus yoğunluğu ile km² başına ortalama 100 sakin gibi bir tekbiçimlilik altında üç büyük çerçeveden değerlendirilebilir.



    Paris ve Île-de-France kendi türlerinde benzersizdirler. Başlı başına Île-de-France’ın sınırlarını aşan geniş bir kent bölgesi durumuna gelmiştir ve giderek büyümektedir, Avrupa’daki tek eşdeğeri Büyük Londra’dır. 10 milyonun üzerinde insan bu bölgede oturmakta ve çalışmaktadır. Hemen her alanda hâlâ Fransa’nın açık farkla ilk bölgesi konumundadır. Hükümetin tüm çabalarına karşın, en güçlü kamu yatırımları hep bu bölgede yapılmaktadır. Ayrıcalıklı bir başkent olan Paris, başlı başına, her alanda dünyaya açılan bir kenttir, bu yalnızca siyasal, turistik, sanatsal ya da kültürel anlamda değil, aynı zamanda ekonomik anlamda da geçerlidir. Paris ve Île-de-France bölgesindeki nüfus pratikte artık artmıyor, ama Paris "saçakları" artık komşu bölgelere de yayılıyor. Paris ve banliyösü, yaklaşık 1 300 000 kişilik bir göçmen nüfusuyla Fransa’nın en önemli "melting pot"’u durumundadır



    Hemen hemen bütün bölgelerde etkisini gösteren metropol rüzgarlarının etkisi altındaki Fransa bugün metropollerindeki nüfus yoğunluğu ekonomik dinamizmine göre en çok artan ülkelerdendir



    Lorraine, Nord-Pas-de-Calais, Yukarı Normandiya gibi bazı bölgeler hâlâ 70’li ve 80’li yılların sanayi krizinin etkisi altındadır. Saint-Etienne, Le Havre ya da Montbéliard gibi eski sanayi merkezleri nüfus yoğunluğu bakımından düşüştedir. Ancak bunlar birkaç istisnadır. Hemen her yerde sunulan hizmetlerin gösterdiği gelişme ve birkaç sınai başarı kentleşmenin büyümesine yol açmaktadır. Böylelikle yeni yeni bölgesel sınırlar çizilmekte, bazı kırsal bölgeler yakın çevrelerindeki kentlerin doğrudan etkisiyle yeniden canlanmaya başlamaktadır. Fransız bölgelerinin hemen hemen tamamı mekanın bu şekilde "metropolleşmenin" etkisi altında kalmaktadır ve bu, batıda Caen, Le Mans ya da Angers gibi 200 000 kişilik yerleşim yerlerinde olduğu gibi, ülkenin doğusunda veya güneyinde bulunan Grenoble, Montpellier ya da Bordeaux gibi kentlerde de görülmektedir. Sözgelimi batıdaki başlıca sanayi ve hizmet metropolü olan, Loire’ın halici üzerindeki Nantes-Saint-Nazaire ekseni (yaklaşık 680 000 oturan bulunuyor) veya Avrupa havacılık sanayisinin başkenti konumundaki Toulouse (760 000 oturan bulunuyor) gibi büyük ekonomik başarıların kaydedildiği metropollerde bu büyüme çok daha net bir biçimde gözlenmektedir


    Bu metropol bölgelerinin arasında ise hâlâ salt kırsal alanlardan oluşan, yalnızca ufak tefek yerleşim yerlerinin bulunduğu, sevimli bir başka Fransa yer alır. Buralardaki aile işletmelerinde düşük verimlilikte uygulanan tarım giderek uygulanmaz olmaya, topraklar yeniden ormanlaştırılmaya başlamıştır Nüfus yoğunluğu gerek doğum oranlarının azalmasıyla gerekse de göçlerle giderek düşmektedir, bu arada göçler, göç edilen yerlerin aşırı dolması nedeniyle artık neredeyse olanaksız duruma gelmiştir. Söz konusu bu kırsal alanlarda nüfus yoğunluğu km²’ye 20 kişinin altına inmiştir. Sanayileşme dönemi sonrasında, köylülerin de göçüyle birlikte bu bölgelerdeki kamu hizmetleri giderek azalmıştır. Haftalık veya mevsimlik turizm kırsal alanlardaki tek ekonomik faaliyeti oluşturmaktadır. Bütün Fransız bölgeleri iyi kötü bu olgunun etkisi altındadır, ama özellikle, Lorraine’in güneyinden Pyrénée’lere, Auvergne ve Limousin de dahil olmak üzere merkezdeki bölgeler bu gelişmeden etkilenen bölgelerdir Bunlar bir bakıma "Boş Fransa’yı" oluşturmaktadır, ama aynı zamanda da ciddi boyutta birer tarih, doğa, kültür deposu olarak hâlâ baştan çıkartıcı bir etki yaratan, her zaman canlı birer bellek ve sessizlik mekanıdır

    Fransa’daki bölgelerin çeşitliliğini Avrupa’da da aynı şekilde görmek mümkündür, ancak Fransa’daki çeşitlilik daha kesin çizgilerle gösterir kendini "Yaşlı Ülke", diye yazıyordu General de Gaulle; hem bin yıllık tarihinin eskiliğine, hem gelenek ve göreneklerin katmanlaşmasına, hem de ülkenin nüfusunu oluşturan halkın ihtiyar sınıfına giren yaş ortalamasına dayanarak. Bu terim Avrupa’nın diğer bölümleri için bu kadar kullanılmaz. Aynı şekilde, Avrupa’nın diğer bölgelerinde doğum-ölüm dengesindeki düşüş Fransa’daki kadar net değil veya doğum lehine pozitif bakiyelidir Fransa ayrıca, bütün tarihi boyunca olduğu gibi, Avrupa’nın güneyinden ve doğusundan gelenlerin göçlere maruz kalmış ve hâlâ kalmakta olan bir ülkedir, bu göçlerin büyük çoğunluğu bugün Kuzey Afrika ülkelerinden, Afrika ülkelerinden ve tropikal adalardan gelenler tarafından oluşmaktadır. Bugünkü durumda, göçmen nüfusu yaklaşık 3 263 000 kişiye ulaşmaktadır, ancak göç dalgası son on yıllık dönemde çok büyük ölçüde bir düşüş göstermiştir Metropoller Fransa’sı artık eski kırsal yöreler ve küçük kentler Fransa’sının yerini almıştır Fransız nüfusunun dörtte üçünden fazlası kentlerde yaşamaktadır ve nüfusun kalan kısmının hemen hepsi bir büyük kentin çevresinde yerleşmiştir Bu noktada, kesin çizgileriyle kendini gösteren bir ulusal bütünlük içinde, bölgelerin ve insanlarının büyük çeşitlilik gösterdiği yeni "derin Fransa" doğmaktadır




+ Yorum Gönder