+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Fütüvvet ve Ahi Teşkilatı ne demektir? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mesport
    Moderators

    Fütüvvet ve Ahi Teşkilatı ne demektir?








    Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında toplumu ve özellikle esnâfı harekete getiren Fütüvvet ve Ahi Teşkilatı ne demektir?

    Osmanlı Devleti’nden önceki Müslüman Türk Devletlerinde esnaf teşkilâtına yön veren ve Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde de tesirini devam ettiren iki önemli müessese vardır. Bunlar fütûvvet ve ahî teşkilâtıdır. Aslında iç içe ve mahiyet itibariyle birbirinin aynısı olan bu iki teşkilât, Müslüman Türkler’de esnaf teşkilâtlarının dinî-iktisadî bir zümre şeklinde ortaya çıktıklarını göstermektedir.

    İslâm’ın ilk asırlarında ortaya çıkan ve daha çok genç kuşakları çeşitli yönleriyle yetiştirmeyi hedef olan “fütüvvet teşkilâtı” uzun devirler Müslüman Türk gençliğine yön vermiş; bu gençliğin çeşitli mesleklerde yetişebilmeleri için gayret göstermiş ve Müslüman Türk gençliğinin mert, yiğit, atılgan, cömert ve becerikli insanlar olmalarını sağlamıştır. Fütüvvet teşkilâtı ile tarikâtlar arasında önemli bir münâsebet vardır ve böylece bu teşkilâtlar manevî değerlerle iktisadî gayretleri bütünleştirmiştir. Fütüvvet kelimesi Arapça fetâ kelimesinden türetilmiştir. Fetâ ise genç adam demektir. Bu sebeple fütüvvet teşkilâtını, genç san’atkâr ve zanâatkârların bir araya gelerek ve aralarından birini de reis seçerek teşkil ettikleri dinî-iktisadî mahiyette bir cemiyet olarak tarif edebiliriz. Bunlar, daima cemiyet reisinin ve cemiyet tüzüğünün emirleri altında hareket ederler. Konu ile ilgili olarak fütüvvetnâme adıyla çok sayıda eserler yazılmıştır.

    Ahî teşkilâtı ise, fütüvvet teşkilâtının Türkler tarafından geliştirilen ve özellikle Anadolu’da yayılmış bulunan bir şeklidir. Moğol istilası ve bazı iç isyanlar sebebiyle Müslüman Türklerin birliği bozulmuş ve halk önemli ölçüde tedirgin olmuştu. İşte böyle bir buhran döneminde halkı birbirine sevdiren ve yeniden birliği kuran manevî liderler ortaya çıkmıştır. Mevlâna, Yunus Emre ve Ahi Evran da bunların ileri gelenleridir. Ahi Evran esnafın birlik ve beraberliğini, zâviye ve tekkeleri birer meslek kuruluşları haline getirerek bu görevi ifa etmiştir. Müslüman Türkler, genellikle bekâr gençlerden san’at ve meslek sahibi olanların bir araya gelerek kendilerine reis tayin ettikleri şahsa ahi adını vermişler ve bu cemiyete de eskiden olduğu gibi fütüvvet demişlerdir. Şu anda Kırşehir’de medfûn olan Ahi Evran (1306 yılına kadar hayatta olduğu sanılmaktadır), ahlakla san’atın âhenkli bir birleşimi olan ahi teşkilâtını kurmuş ve o denli itibarlı bir hale getirmiştir ki, bu durum yüz yıllar süresince bütün esnaf ve san’atkârlara yön vermiştir.

    Osman Gâzî, kılıcını ahi usulüne göre kuşanmış ve Orhan Gâzî ise ahiliğin önemli bir savunucusu olmuştur. Kısaca “ahilik millî bir birlik olup gayretleri neticesinde Osmanlı Devleti gibi büyük bir devlet ortaya çıkmıştır”. Fütüvetnâmelerden öğrendiğimize göre, bunların da toplantı yerleri tekke ve zâviyelerdir. 740 maddeyi bulan fütüvvet nizâmnâmeleri vardır. Zâviyeler bir merkezde toplanmıştır. Her meslek erbabının bir ahi baba denen reisi mevcuttur. Bu reisin başkanlığında bütün üyeler, çalışma esaslarını, giyimlerini ve hareket tarzlarını teşkilâtın nizâmlarına uydurmak mecburiyetindedirler. Reislerine şeyh veya ihtiyar da derler. Kısaca Asya’dan gelen san’atkâr ve tüccar Türkler’in, Ön Asya’daki yerliler karşısında tutunabilmeleri ve beraber yaşayabilmeleri, ancak aralarında bir teşkilât kurarak dayanışma sağlamalarıyla mümkündü. İşte bu zaruret, dinî-ahlâkî kaideleri Fütüvvetnâmelerde zaten mevcut olan bir esnaf ve san’atkâr kaynaşma ve kontrol teşkilâtının yani ahiliğin kurulması sonucunu doğurdu.

    Sanat ve ticâret erbabının tarikatı demek olan fütüvvet ve bunun Türklerdeki özel şekli olan Ahiliğin yanında, bozuk fikirli Şiîlerin Müslüman Türkler arasında yaymaya çalıştığı ve bunlara benzeyen melâmiliği de burada sadece zikredelim[1].


    [1] Sülemi Ebu Abdurrahman, Süleymaniye kütp. Ayasofya nr. 2049/4, Kitâb’ül-Fütüvveve, vrk. 81/B, 88-89; Çağatay, Neşet, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, sh. 54 vd. Ergin, Mecelle-i Umûr-i Belediye, c. I, sh. 537-556; Yeniçeri, Celâl, İslâm İktisadının Esasları, İstanbul 1980, sh. 146-150; Ahmed Tevhid, “Ankara’da Ahiler Hükümeti”, sh. 1200-1204; Halil Edhem, “Ankara Ahilerine Aid İki Kitâbe”, TOEM, nr. 41, sh. 312-315; Cahen, Claude, “İlk Ahiler Hakkında”, Çev. Mürsel Öztürk, Belleten c. L, sayı 197(1986), sh. 591-601; Çağatay, Neşet, “Anadolu'da Ahilik ve Bunun Kurucusu Ahi Evren”, Belleten c. XLVI, sayı 182(1982), sh. 423-436; Taeschner, Franz, “İslâmda Fütüvvet Teşkilâtının Doğuşu Meselesi ve tarihî Ana Çizgileri”, sh. 203-236; Çağatay, Neşet, “Anadolu Türklerinin Ekonomik Yaşamları Üzerine Gözlemler (Bu alanda ahiliğin etkileri)”, sh. 485-500; Yücel, Ya’şâr, “Anadolu Beyliklerinde Devlet Teşkilatı ve Toplum Hayatı”, Belleten, c. LIV, sayı 210(1990), sh. 820-823.







  2. Sultan
    Devamlı Üye





    İslamın ilk asırlarında çıkan ve daha çok gen kuşakları çeşitli yönlerle yetiştirmeyi hedef alan "Fütüvvet teşkilatı" uzun devirler Müslüman Türk gençliğine yön vermiştir. Her meslek erbabının bir ehi baba denilen reisleri mevcuttur.




+ Yorum Gönder