+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Osmanlıca Öncesi Anadolu’da Türkçe’nin Durumu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Osmanlıca Öncesi Anadolu’da Türkçe’nin Durumu








    Osmanlıca Öncesi Anadolu’da Türkçe’nin Durumu

    Osmanlılardan önce, Selçuklular zamanında idareci zümrenin, ordunun ve halkın konuşma dili Türkçe olduğu halde, resmî yazışmalarda, edebî ve ilmî eserlerde, Farsça ve Arapça kullanma modası Anadolu Beylikleri zamanında değişmemişti. Bu duruma ilk tepkiyi 1277′de Karamanoğlu Mehmed Bey “bu günden sonra dîvanda, dergâhta, bârigâhta, mecliste, meydanda Türkçe’den ba-Uka dille konuüulmayacaktltr!” mealindeki meşhur yasağı ile göstermişti.

    Bâzı beylerin kendi dilleri Türkçe’den başka herhangi bir dil bilmemeleri Türkçe için bir bakıma faydalı gelişmelere de vesîle olmuştur. Bu hükümdarlara sunulan eserler, onların okuyup anlayabilmeleri için Arapça ve Farsça’dan Türkçe’ye çevrilmiş veya bizzat Türkçe olarak telif edilmiştir.

    Anadolu’da nesir türünden ilk eserlerin verilmesi ve dîvan şiirinin kuruluşu Selçuklu devletinin dağıldığı ve pek çok beyliklerin kurulduğu bir zamana rastlar. Aydın, Balıkesir, Kastamonu, Konya, Kütahya, Sivas, gibi başşehirler, âlim, şair ve yazarların toplandığı yerler oluyordu. Osmanlıların başşehri Bursa ve sonra Edirne’de de durum böyle idi. Bu şehirlerdeki hayat çok sade olduğundan yöneticiler ve kültürlü kişiler çarşıdaki esnafla, sokaktaki halkla, pazardaki köylülerle devamlı münasebet halindeydiler.

    Devlet büyüklerine sunulan eserler ister nesir, ister nazım olsun herkesin anladığı sade dille yazılıyordu.

    Bir yandan didaktik nesir türü gelişirken, diğer yandan dînî, destânî halk hikâyeleri ve manzum eserler yazıldı. XIII. yüzyıldan bize ulaşan Türkçe metinler azdır. Bunlar Sultan Veled’in bâzı manzûmeleri, Ahmed Fakih’in Çarh-nâme ‘si, Şeyyad Hamza’nın Yûsuf u Zelîhâ’sı ve bâzı şiirleri, Hoca Dehhânî’nin Şeh-nâme’si ve bâzı manzûmeleri vs. olup halk dilini yansıtırlar.







  2. Sultan
    Devamlı Üye





    Osmanlıların başşehri Bursa ve sonra Edirne’de de durum böyle idi. Bu şehirlerdeki hayat çok sade olduğundan yöneticiler ve kültürlü kişiler çarşıdaki esnafla, sokaktaki halkla, pazardaki köylülerle devamlı münasebet halindeydiler. Eserler ister nesir, ister nazım olsun herkesin anladığı şekilde sade dille yazılıyordu.




+ Yorum Gönder