+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Osmanlı aydınları üzerinde batının etkisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Osmanlı aydınları üzerinde batının etkisi








    Osmanlı aydınları üzerinde batının etkisi




    Islahat Fermanı Osmanlı aydınları üzerinde olumsuz bir etki meydana getirmiştir. Yabancı devletlerin iç işlerine karışacağı korkusu hakim olmuş; her ne kadar böyle olmayacağı yönünde taahhütler alınsa da, batılı devletlerin anlaşmalara sadık kalmadığı bilinen bir durumdur. Bu noktada Osmanlı Hükümeti’ne karşı muhalefeti temsil eden odaklar, gazetelerin oluşturduğu kamuoyu sayesinde kendilerini halka yakın hissediyorlardı. Böylece halkın inançları doğrultusunda itirazlar yükseliyordu. Dünya üzerinde yaşayan Müslümanların problemleri gündeme geldikçe “İslamcı ideolojinin” temelleri atılıyordu.

    Bunun yanında, Islahat Fermanıyla, Hıristiyanların Müslümanlarla eşit duruma getirilmesi, o zamana kadar Müslüman Türklerin kendilerini devletle özdeşleşmiş hissetmelerinden dolayı kırgınlığa sebep oldu. Yeni Osmanlılar Islahat Fermanı ile ilgili birleştikleri husus, Fermanın Hıristiyanlara Müslümanlardan daha fazla imtiyaz sağladığı hususu idi. Yani, gayr-ı Müslimlerin daha fazla haklara sahip oldukları hususu, Müslüman aydınların üzerinde derin bir kırgınlığa sebep olmuş, bu da mücadele azmini temellendirmiştir.

    Batılılar, 1870’lerden itibaren, sömürge haline getirdikleri İslam ülkelerinde kendilerine karşı itici güç olarak Hilafeti ve onun ürettiği pan- www.alasayvan.net/ İslamist siyaseti görmekte idi. Müslümanların yaşadığı ülkelerde emper-yalizme karşı yoğunlaşan direnişler vardı. 19. ve 20. yy’da Hıristiyan Avrupa sömür-gecilerine karşı cihat eden Afrika’nın değişik bölgelerinden şu örnekler ve-rilebilir: Senegal’de Fülani hareketi, Batı Afrika’da el-hac Ömer’in direnişi, Sudan’da ve Somali’de Mehdi hareketleri, Libya ve Büyük Sahrada Senüsilik hareketi, Emir Abdülkadir ve el-Cezairi Hareketi, Kuzey Afrika’da Abdülkerim el-Hattabi hareketi.

    Şunun altı tekrar çizilebilir: “Pan-İslamcı düşünce zaten bütün İslam tarihi boyunca vardır. Şimdi söz konusu olan ise Avrupa faktörünün devreye girmesi ile ortaya çıkan, bütün Müslümanların birlik ve dayanışmasındaki canlanmadır.” (Afrika; Türköne, 57-59, 68, 247).

    Hilafet politikasına karşı savaş verilmesi, düvel-i muazzamanın, Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan ahaliyi devlet aleyhine kışkırtmasıyla su yüzüne çıkar. Devlet, merkezî yönetimiyle eskisi gibi topraklarını denetleyemeyince, yeni politikalarla bu açığı kapatmak istiyordu.

    Avrupa’nın yayılmacı siyasetinin esas amacı doğunun maddi kaynaklarını sömürmekti. Bunu meşrulaştıracak bahane-ler bulunabilmekte idi: Ortadoğu’da kesişen menfaatlerini, millet sistemiyle idare edilen imparatorlukta, gayrı Müslimlerin hamisi olmakla gizliyorlardı. Dışarıdan yapılan tazyikle içerdeki isyanlar birleşince gücü gittikçe azalan devletin ıslahatlara girişmesi, beklediğinin aksine dağılmayı hızlandırıyordu. (Öke, H. H., 107.)

    İslam coğrafyasında Hilafet kurumuyla siyaset yapmaya çalışan II. Abdülhamid, Almanların da devreye girmesiyle, bu bölgelerde menfaatleri yoğunlaşan İngilizlere karşı güçlenmişti. Buna karşı İngilizler, Hilafet’in Kureyş soyundan gelecekler tarafından yürütülebileceği yolundaki tezleri savunanları destekleyerek cevap vermiştir. Böylece Osmanlı Hilafeti’nin etkisi kırılmaya çalışılıyordu.

    II. Abdülhamid, İngilizlerin hilafet için planları olduğunun farkında idi. Osmanlı Devletini parçalamak ve Hilafeti Mısır veya Cidde’ye taşıyarak kendilerinin etkisine almak gibi niyetleri olduğunu düşünüyordu. Böylece İslam ülkeleri üzerindeki siyasal emellerine daha çok yaklaşacaklardı (Özcan, 447).

    II. Abdülhamid’in dış politikadaki amacı “Osmanlı İmparatorluğunun barış içinde yaşamasını ve statükonun korunmasını sağlamaktan ibaretti.” Zira, statükonun Osmanlı Devleti’nin lehine bozulacağına—mevcut güç dengelerini göz önüne alarak—inancı zayıftı. Berlin Konferansı ile 20. yy başlarına kadar olan dönemde bağımsız bir politika izlemeye çalışmıştır.

    Fransa ile İngiltere’yi Süveyş meselesinde, Almanlar’la İngilizleri Hicaz’da, Fransızlarla İtalyanları Trablusgarb’ta karşı karşıya getirecek teşebbüslerde bulunuyor. Bunun yanında Rusya ile Japonya arasındaki ihtilaftan da yararlanma düşüncesinde idi.

    Mısır’ı ele geçirip Hindistan yolunu garantiye alan İngiltere, artık Osmanlı Devleti’ne ihtiyaç duymuyordu. Bundan dolayı Araplar içinde Osmanlı Hilafeti’ne karşı kışkırtıcılık tohumlarını körükleyebilirdi. Abdülhamid’in buna karşı İslamî propagandaya dayanmaktan başka seçeneği yoktur. bunun yanında Almanya’ya dayanarak bu politikalarını uluslararası düzeyde güçlendirmiştir (Öke, Son Dönem, 216, 217, 219, 221).

    Şunu ilave etmek gerekir; “II. Abdülhamid Hilafet kurumunu Papalık’la karıştırarak, Osmanlı hükümdarında Saltanat ve Hilafet farkı arama yanlışını yapan Avrupa’ya karşı bu ikiliği devletin menfaatleri doğrultusunda istismar etme yoluna gitti.” İngilizler bu tarz politikalara ilk zamanlar ses çıkarmadı. Hatta Osmanlı devletiyle iyi geçindiği taktirde sömürgeleri üzerinde nüfuzunun www.alasayvan.net/ perçinleşmesine de yardım edeceği düşünüldü. Ancak bunun İngiltere açısından riski vardı. Abdülhamid buna rağmen siyasi açıdan meseleye yaklaşmamaya dikkat etti. Bunu büyük güçlere karşı ihtiyati olarak tutuyordu. (Öke, H. H., 108,109.)

    Ancak yukarıda da belirtildiği gibi, 1878’den itibaren Almanya’ya dayanarak bir denge siyaseti güden Abdülhamid’e karşı darbe yapabilen İttihatçılar da dış siyasetlerinde eski yolu izlemişler, Almanya ile ilişkilerini geliştirerek devam ettirmişlerdir. Bu durum İngiltere’nin hoşuna gitmemiş İttihatçılardan beklentilerine cevap bulamayınca ilişkilerini sürdürme gereği kalmamıştır. Oysa İngilizler meseleyi kökünden halletmek emelinde olduklarından hayal kırıklığına uğramışlardır.1

    Almanya ve İngiltere arasında oluşan siyasi gerilimden Osmanlı Devleti menfi şekilde etkilenmiş, İngiltere Halifeye karşı baş kaldıran Arapların arkasında yer alıp tahrikçilik yapmaya başlamıştı. Bu faaliyetler ilişkide olduğu diğer İslam ülkelerinde hoş karşılanmayacağından, bunu göğüsleyecek yeni politikalar üretme ihtiyacı duyuluyordu.

    Ayrıca, II. Meşrutiyet ortamında meydana gelecek değişiklikler İngiltere’ye iki açıdan etkili olacaktır.

    Birincisi: Osmanlı yönetimini sarsıcı gelişmelerin vuku bulması;

    İkincisi: İngiltere’nin yönetimi altındaki Müslümanların aynı haklardan yararlanmak için baskı yapmalarının ihtimal dahilinde olması.2

    Bütün gelişmeler doğrultusunda dönemin en güçlü devletlerinden birisi olması hasebiyle dikkatli politikalar ve teşebbüslere girildiği görülmüştür.

    I. Dünya Savaşı esnasında cihad ilan edilerek Halifeliğin manevi prestijinden faydalanılmaya çalışıldı. Ancak İngiltere, Fransa ve Rusya işgal ettikleri İslam beldelerinde, halkı kendilerine karşı harekete geçirecek zümreleri tasfiye ederek tedbirlerini aldılar. Bu bakımdan, siyasal ve ekonomik kontrolü büyük devletlerin elinde bulunan sömürge ülkelerinin yapacakları fazla bir şey yoktu.

    İngilizler Şerif Hüseyin’i etkileyip ve beklentilerini dikkate alarak hilafet vaadiyle Arapları Osmanlılara karşı isyan ettirdiler.

    Bunun yanında, kalabalık Müslüman nüfusa sahip Hindistan’da ortaya çıkan Hilafet Hareketi İngilizleri telaşlandırmış, Osmanlı Hilafetine ve mukaddes bölge-lerdeki hakimiyetine halel gelmeyeceğini taahhüt etmek zorunda kalmışlardı. Ancak savaşın sonunda taahhütlerin yerine gelmeyeceği anlaşılıyordu.

    Bunun üzerine Osmanlı Hilafetinin hukukunu korumak üzere Hindistan Hilafet Hareketi gelişti ve Anadolu Hareketine destek oldu. (Özcan, 551.)







  2. Sultan
    Devamlı Üye





    Islahat Fermanıyla, Hıristiyanların Müslümanlarla eşit duruma getirilmesi, o zamana kadar Müslüman Türklerin kendilerini devletle özdeşleşmiş hissetmelerinden dolayı kırgınlığa sebep oldu.




+ Yorum Gönder