+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Osmanlı Döneminde Suriye Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Osmanlı Döneminde Suriye Hakkında Bilgi








    Osmanlı döneminde Suriye hakkında bilgi kısaca







  2. Dilan
    Devamlı Üye





    Osmanlı Döneminde Suriye Hakkında Genel Bilgi

    osmanl-d-neminde-suriye-1.jpg

    Suriye vilayeti Osmanlı hakimiyeti boyunca hac yolunun güvenliği nedeniyle diğer vilayetlerden ayrıcalıklı bir konuma sahip oldu. Suriye vilayetindeki ulema ve köklü ailelerin reislerine Osmanlı’nın diğer vilayetlerinde rastlanmayan bu uygulaması yıllarca sürdü. Genel olarak Arap vilayetlerinde mevcut örf ve adetlerin uygulanmasına Osmanlı olumlu bakmaktaydı. Anadolu ve Balkanlarda hakim olan Osmanlı iktidarının bağlı olduğu Hanefi mezhebinin dışında Suriye’deki diğer mezheplerin eğitim faaliyetlerine herhangi bir kısıtlama getirilmemişti. Osmanlı’nın bölgeye hakim olmasıyla mahkeme kararları Hanefi mezhebine dayansa da Şer’i mahkemelerde yerel ulemanın görüşleri önemli bir yer teşkil edebiliyordu.
    Suriye’de dengeler Osmanlı’nın iç işlerine müdahale eden Batılı devletlerin etkisiyle hazırlanan ve gayrimüslimlere eşit haklar tanıyan Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun 1839’da kabulüyle değişti. Batılı devletlerin himayesinde gayrimüslimlerin vergiden büyük oranda muaf tutulmalarıyla birlikte Müslüman halk için sıkıntılı bir dönem başladı. Ticari anlamda Müslüman eşraf özellikle Hıristiyan tüccarlar karşısında ezildi. Müslüman halkın, içinde bulunduğu bu sıkıntılı durumdan Hıristiyanları sorumlu tutarak sonu ölümlere kadar varan şiddet eylemlerine başvurmaları, gayrimüslim esnafın mallarına ve tezgahlarına zarar vermeleri sert tepki gördü. Osmanlı yönetimi batılıların tepkisini çekmemek için sorumlu oldukları düşünülen Suriyelileri idamla cezalandırdı. Bu da yetmiyormuş gibi, İngiltere ve Fransa, kendi himayeleri altında gördükleri bölge Hıristiyanlarına yönelik saldırılara engel olmak amacıyla bölgeye gönderdikleri savaş gemilerini Suriye kıyılarında devriye olarak dolaştırdılar. Fransa, 1740’da I. Mahmud’un XV. Louis’le yaptığı bir anlaşmaya dayanarak Suriye’deki bütün Katoliklerin hamisi olduğunu iddia ediyordu. Hatta toplumlararası şiddetin arttığı 1860 yılında bir Fransız sefer kuvveti Lübnan’a çıktı. Şiddet hareketlerinin artması üzerine birçok Suriyeli Hıristiyan ve Müslüman Ortadoğu’da başka bölgelere veya İngiltere, Amerika, Avustralya gibi ülkelere göç etti. 1860 ve 1914 yılları arasında göç eden Suriyelilerin sayısı 330 000 civarındaydı.
    Tanzimat Fermanı’yla birlikte uygulanmaya başlanan “merkezileştirme” reformları ulemanın ve yerel aşiret reislerinin nüfuzlarını daha da zayıflattı. 1864’te bu reformlar çerçevesinde valilerin yetkileri artırılarak yerel yönetimde düzenlemelere gidildi. Bölgede var olan ordu birlikleri de sayıca artırılarak Osmanlı merkezi otoritesinin tüm Arap bölgelerine ulaşması sağlandı. Artık Arap vilayetleri genel olarak resmi kayıtlarda Avrupa ve Anadolu vilayetlerinden daha fazla geçer olmuştu. Arap vilayetlerine atanan valilere, diğer vilayetlerin valilerine göre daha yüksek maaş ödenmeye başlanmıştı. İletişim kurulması, merkezle vilayetlerin haberleşmesinde ve merkezileştirme reformlarının yerine getirilmesinde önemli olduğundan bölgedeki telgraf hatları genişletildi. Neticede bu reformlar güvenliği ve ekonomik gelişmeyi sağlayarak Suriye halkının yararına oldu.
    Meşrutiyetin kabulüyle kurulan 1877-78 meclisine Suriye en çok mebus gönderen vilayet oldu. Suriyeli mebuslar hükümeti en sert şekilde eleştiren, aktif mebuslardı. Bunlardan Abdürrahim Bedran, Suriye’deki mevcut durumla ilgili yaptığı konuşmasında anayasanın garanti altına aldığı özgürlüklerin, uygulamada hala var olmadığını ve 600 senedir Osmanlı idaresinde önemli makamlara hiçbir Suriyelinin getirilmediğine değiniyordu. Bu ifadeleri ayrılıkçılığı körükleyen bir tutum olarak tanımlayan meclis başkanı, Bedran’ı susturmuştu.





+ Yorum Gönder