+ Yorum Gönder
Şiir ve Güzel Yazılar ve Özel Gün Şiirleri Forumunda Avukatlar Günü ile İlgili Şiirler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Avukatlar Günü ile İlgili Şiirler








    Avukatlar Günü ile İlgili Şiirler

    kısaca Avukatlar Günü ile İlgili Şiirler







  2. Muhammed
    Özel Üye





    Avukatlar Günü Şiirleri

    Avukat Bey

    Haksız olan dava alma
    Hakkı koru avukat bey
    Borçluya faizi salma
    Hakkı koru avukat bey

    Habersizce hacze gitme
    Borçlu mahcup zulüm etme
    Süre tanı, hapse atma
    Hakkı koru avukat bey

    Borçlunun gücü yetmedi
    Kaçıpta firar etmedi
    Daha insanlık bitmedi
    Hakkı koru avukat bey

    Senin işin üzmek değil
    Adalet önünde eğil
    Hak peşinde dolaş il, il
    Hakkı koru avukat bey

    Nedir insanın emeli?
    Herkes hakkını yemeli
    Adalet mülkün temeli
    Hakkı koru avukat bey

    Çobanoğlu haktan yana
    Gel haksızlık yapma bana
    Adaleti savunsana
    Hakkı koru avukat bey

    Şevki Çobanoğlu


    AVUKAT

    Beni anlat hakimlere savcıya
    Hiç bir suçum yok ki, nerde vukuat
    Gelmeyi ben mi istedim bu hana
    Neyi kimden çaldım anlat avukat

    Tamahım yoktur haram lokmaya
    Sıcak ter akıtırım nafakaya
    Üç-beş zeytin kuru bir soğana
    Nelere katlanırım be avukat

    Yeni bir elbise mi girer bedene
    Karne hediyesi yoktur bebeye
    Yıkılan hep ben olurum nedense
    Benim günahım ne söyle avukat

    Ne mutfakta et, ne hanımda neşe
    Kıymaysa misafir değil yemeğe
    Midemizi küçülttük ya git gide
    Etten bile davacıyım avukat

    Ha doğu, ha batı bu topraktayım
    Ha kentli, taşralı ben bir insanım
    Sen de ayırırsan vallah şaşarım
    Şaşarım ağlarım billah avukat

    Derdimi dökünce para istersen
    Düzen böyle deyip bana gülersen
    Meteliksiz diye bana söversen
    Senden bile davacıyım avukat

    Yusuf Ziya Leblebici


    AVUKAT

    Hak türküsü dilimde
    Naçara kurbanım ben
    Mazlumlar ikliminde
    Sarsılmaz fermanım ben

    Tehditlere aldırmam
    Zalimleri güldürmem
    Karıncayı öldürmem
    Bambaşka harmanım ben

    Avukatlık mesleğim
    Anayasa desteğim
    Adeletli besteyim
    Lokman`a dermanım ben

    Bende mevsim yeşerir
    Toprak coşar taş erir
    İlham doğar aşk verir
    Sevdalı yerdenim ben

    Hep beraber tek yürek
    Hak dağıttık rengârenk
    Başka söze ne gerek
    Ülkeme hayranım ben

    Ömer Ekinci Micingirt


    AVUKAT

    Avukat Zeki Paça bir köylü çocuğuydu,
    Paçayı yırtmak için bir hayli okuduydu.
    Hem tarlada çalıştı, hem okudu köyünde,
    Bitirdi ilkokulu kalkıp günün birinde.
    Orta öğrenim için ilçeye gidip geldi,
    Derslerin yanısıra yürümeyi öğrendi.
    Simitle güreş tuttu liseye başlayınca,
    Aç kalmayı tanıdı her geçen gün bir parça.
    Lise bitti, bu tuttu büyük kentin yolunu,
    Geçimin çarklarına soktu iki kolunu.
    O çağda fakülteler Ankara, İstanbul 'da,
    O yüzden Ankara 'ya yollandı kalkıp bu da.
    Bazan bulaşıkçıydı, oldu bazan bahçıvan,
    Hem çalışıp uğraştı, hem okudu bir yandan.
    Derken günün birinde avukat oluverdi,
    Kendini köye yakın bir kentte buluverdi.
    Ne yazık, müşteri yok köyünden, köylüsünden,
    Bazan çok darda kaldı geçim derdi yüzünden.
    Dava-mava beklerken dilekçe yazar oldu,
    Boş vakit çoğalınca bulmaca çözer oldu.
    Kalktı merak sardırdı bulmaca işlerine,
    Hep bulmaca arardı her ne alsa eline.
    Sonra sonra başladı bulmaca da yapmağa,
    Bulmaca döşenirdi bulduğu her yaprağa.
    Boş adamın çok olur gelip sohbet edeni,
    Bu yüzden de çoğaldı geleni ve gideni.
    Köylü olur gelenler, genellikle, büroya,
    Aynen çayhane gibi toplanırlar oraya.
    Üstelik oturmazlar bir yerde adam gibi,
    Çömelir otururlar her yana badem gibi.
    Nedeni hep saygıdır; adam koca avukat,
    Göbeğinde azamet, gerdanında şatafat.
    Koltuğa oturmaya yürek ister adamda,
    Davranış uygun düşer yerlere oturanda.
    Zeki Paça tez bıktı büroya gelenlerden,
    Yılıp usanıp gitti ele buyur etmekden.
    Sadece buyursalar haydi yine ne ise,
    İşin yoksa bunlara sesle babam, çay sesle.
    Hele bir Abıl var ki; ver kazanı, bitirsin,
    Onun da üzerine iki bidon su içsin.
    Avukat 'ı bitiren, tüketen bu Abıl 'dır,
    Köylülere sorarsan; 'Abıl yaman oğul' dur.
    Otursa; kalkmak bilmez, kalksa; kapıdan çıkmaz,
    Çıksa; kapıda durur, bir adım uzaklaşmaz.
    Konuşur da konuşur, farketmez gündüz, gece,
    O da dinler görünür elinden geldiğince.
    Kabak tadı vermişti Abıl 'ın bu tutumu,
    Çoktan aşıp geçmişti ahbaplık hududunu.
    Kazara 'Gelme' dese; alınıp gider Abıl,
    Dilekçeden yana da hava alırdı cıbıl.
    Zira; getiren odur dilekçe yazdıranı,
    Toplayarak köyünden cümle kızı, kızanı.
    Zeki Paça 'nın derdi paçasını kurtarmak,
    Abıl 'ı efendice tutup kapıya atmak.
    Çok düşünüp taşındı, buldu yolu sonunda,
    Umudu billurlaştı çaycının garsonunda.
    Çağırarak garsonu dedi: 'Ali bana bak,
    Biliyorsun büroya geliyor çok avanak.
    Hepsi bir yana ama ben Abıl 'dan çok yıldım,
    Dün yine anımsarken fenalaştım, bayıldım.
    İnan ki; dayanıklık kalmadı yüreğimde,
    Titremeler başladı Ali, iki elimde.
    İstiyorum ki; Abıl oturmasın büromda,
    Dırı-vırı çekmesin çöreklenip başımda.
    Biliyorsun ben bunu yüzüne söyleyemem,
    'Abıl bir daha burya asla gelme.' diyemem.
    Mecburen yapmalıyım bunu dolaylı yoldan,
    Olur ki; kurtulurum bu suretle Abıl 'dan.
    Seninle anlaşalım, yardım et biraz bana,
    Sen de darda kalırsan el atarım ben sana.
    Duy, aklında bulunsun, kulak ardına atma,
    Sakın benim sırrımı elaleme çıtlatma.
    Abıl 'a çay söylersem; giydiriver çorabı,
    Koy çayına gizlice dört adet ishal habı.
    Ötesine karışma, ötesi festivaldir,
    Abıl helaya koşar gör nasıl paldır-küldür.
    Dönse; bir daha koşar, oturamaz yerinde,
    Aklı-fikri toplanır kıçının üzerinde.
    Bir gider, beş-on gider, yine rahat edemez,
    Çekip gider evine artık ister istemez.
    Sanmam ki; artık gelsin, ishali düzelmeden,
    Senin de nur içinde yatar ninenle deden.'
    Anlaştı Avukat 'la Garson Ali sonunda,
    Abıl 'sa çıkageldi o ayın tam onunda.
    Çaylar söylendi ama bu kere isteyerek,
    Garson 'sa karıştırdı çayları, bilmeyerek.
    Gitti bizim Abıl 'a Avukat 'ın bardağı,
    Avukat yanılarak aldı bardak-tabağı.
    Avukat 'ın çayını içti Abıl habire,
    Onunkini beriki indirdi ta dibine.
    Sonunda hapı yutan Abıl değil, o oldu,
    İlk anda hela için kalkıp yola koyuldu.
    Geriye döndü ama oturması ne mümkün,
    Bağırsaklar ötüyor davul gibi güm güm güm.
    Diliş atmaya kalksan; karlar dikiş tutar mı?
    Tereden nefret eden ele tere satar mı?
    Güzergahı çevirdi Avukat otobana,
    Heladan zorla döndü hep sallana sallana.
    Oturup yine kalktı, yallah helaya yine,
    Dönünce pişman oldu heladan döndüğüne.
    Hela büro arası çok mekikler dokudu,
    İshali dursun diye ne dualar okudu.
    Abıl dedi 'Avukat, otur hele, konuşak,
    Çok önemli bir iş var, geldik sana danışak.
    Bunca yıldır ilk kere sana bir iş getirdim,
    İstimlak davası var, köye haber ilettim.
    Bana görev verdiler, 'Avukat bul.' dediler,
    'Her ücreti vekalet bize kabul.' dediler.
    Dinle be, boru değil, otuz kişilik dava,
    Adam başı yüz milyon, bir de villa, bedava.
    Hepsinde konu ayni, tümü bir sayfa etmez,
    Hiç yorup üzmez seni, bir damlacık terletmez.
    Üstelik de getirdim üzretin yarısını,
    Çünkü kabullendiler vekalet parasını.
    Senin anlayacağın; tam üç milyar cebimde,
    Çıkarıp verecektim senin 'Peki' demende.
    Ama görüyorum ki; ayağın tuvalette,
    On kez helaya gittin şu bir çeyrek saatte.
    Yok Avukat, yok babam, inan ki; bu olmadı,
    Elleri bilmem ama bende güven kalmadı.
    Geçmezse bir adamın hükmü kendi kıçına
    O hüküm hiç geçer mi mahkeme yargıcına?
    Hadım olan ne anlar düğünlerden, dernekten?
    O nedenle vazgeçtim sana dava vermekten.

    İsmet Barlıoğlu





+ Yorum Gönder