+ Yorum Gönder
Güzel Sözler-Yazılar ve Özlü Sözler Forumunda Gaziler günü ile ilgili yazılar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HARBİKIZ
    Moderator

    Gaziler günü ile ilgili yazılar








    Gaziler günü iiçin örnek yazı ve çalışma

    Milleti Kendi Kanı Kurtardı"

    Tarih dersinde Atatürk, dersini anlatıp bitiren öğrenciye sordu: "Bir şeyi söylemeyi unuttun. Türk Milleti'ni kim kurtardı?"
    Öğrenci şu cevabı verdi:
    "Atamız kurtardı."
    Atatürk bu cevabı kabul etmedi.

    " Hayır çocuğum, Türk Milleti'ni kendi kanı kurtardı." dedi.


    Babalık Duygusu

    Düğün, Onun varlığı ile son sınırına ulaşan bir neşe içinde geçmişti. Ata ayrılmak üzere ayağa kalkınca kendisini uğurlamak için halk iki sıra diziliverdi. Sevecen bakışlarını sağa sola yönelterek yavaş yavaş ilerlerken bir yerde durakladı, sonra durdu, elini yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğunun başına uzattı.
    Çocuğun arkasında yer alan ve anası ile babası olan çifte yavaşça seslendi: "Öpeyim mi?"
    Herkesi derinden duygulandıran bu isteği ana babanın nasıl yerinde bir minnetle karşıladıkları kestirilebilir.
    Atatürk çocuğu iki eliyle kaldırdı, öptü ve yere bıraktı. Fakat sahne bununla kapanmış olmadı.
    Uyanık ve duygulu çocuk : "Ben de öpeyim, ne olursunuz Atatürk" diye direndi.
    Ata, belki de hiç ummadığı halde kendisine babalık mutluluğu tattıran bu içten davranışı, çocuğu bir daha yerden alarak yüzüne yaklaştırmakla karşıladı.

    Bilmiyorum, halk bu dokunaklı sahneyi, gözleri yaşlı alkışlayarak kutlu kılarken, o çelik iradeli insanın da iki damla gözyaşını tutamadığını görebilmiş mi idi?

    Atatürk'e Bir Köylünün Cevabı
    Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:

    "Bu köşk kimin ?"

    "Kirkor'un "

    "Ya şu koca bina?"

    "Yargo'nun"

    "Ya şu ?"

    "Salomon'un"

    Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:

    " Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz?" Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:

    " Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlar'da Arnavutluk dağlarında, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk Paşam"

    Atatürk bu hatırasını naklederken :

    " Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur" der dururdu.

    Mustafa Kemal Paşa ve Yunan Kuvvetleri Komutanı Trikopis

    Bütün bu taarruz esnasında Gazi'nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan kuvvetleri komutanı General Trikopis'in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlattılar:
    "Trikopis, diğer esir kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ile birlikte Gazi'nin huzuruna çıkarıldıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi malubiyetlerin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler, vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:

    "Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim. Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım"diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:


    "O size ait bir düşüncedir" diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:

    "Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:

    "Ben öyle hareket etmek için emir verdim. Fakat (yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.

    Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:

    "Bizim ile konuşan bu general kimdir?" diye sormuş zabit:

    "Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:

    " Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir'de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş


    Ankara'yı Neden Başkent Yaptım

    Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile köşkünün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski köşkün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara'nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. Bize:
    " Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim?" diye sordu.

    Tabii herkes müspet cevap verdi. Arkasından:
    "Neden?" suali gelince, kimi staratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik nazariye de ortaya attı. Atatürk:
    "Şimdi dalkavukluğu bırakın" diyerek münakaşayı kapattı. Ankara'nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk'ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacak."
    Satı Kadın

    Ankara'da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam'a giderken Kazan Köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerin içinden geçen, köşede duran bu yabancı konukları görünce hep beraber koşuştular. Kimi su getirdi, kimi ayran, bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata'ya uzattı:
    " Bir soğuk ayran içer misiniz?" dedi.

    Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. Ata'sı, ayranı kana kana içmiş ve bir an durakladıktan sonra ona;
    "Senin kocan kim?" diye sormuştu.

    Köylü kadını, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk anası idi; Ankara'nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi. Ata bir soru daha sordu :

    "Ne zaman doğdun?"

    "1919'da Atatürk Samsun'a çıktığı zaman doğdum."

    Ata, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi. Halbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu; tekrar sordu:

    "Nasıl olur?"

    Evet, nasıl olurdu. Bu Satı kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:

    "Evet Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!"

    Bu espiri Ata'yı bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi. Daha sonra biz, Satı kadını Büyük Millet Meclisi'ne giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz







  2. Zühre
    Devamlı Üye





    Gaziler Günü İle İlgili Yazılar

    Şair, “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır,” demiştir. Vatanımızı bizlere kazandıranlar, bu toprakları vatan yapanlar, bu uğurda şehit ve gazi olanlardır. Türk ulusu olarak onlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

    Her Türk çocuğunu annesi ve ninesi, şehitlik ve gazilik ninnileriyle büyütmüş, askere giderken de “Haydi oğlum, haydi git, Ya gazi ol, ya şehit.” diyerek uğurlamış, onu vatanı için feda etmek*ten çekinmemiştir.



    Vatanımızın ve milletimizin varlığının devamını, bayrağımızın göklerde dalgalanmasını, özgürlüğümüzün korunmasını ve millet*çe namusumuzla, şerefimizle yaşamamızı gazi ve şehitlerimize borçluyuz. Bütün bunlardan dolayı onlara saygı ve sevgi duyuyoruz.

    Dinimiz, vatan sevgisini “Vatan sevgisi, imandandır.” diyerek belirtmiştir. Savaşta ölenler şehit, savaştan sağ veya yaralı dö*nenler ise gazi unvanı ile onurlandırılmıştır. Türk ulusu için bu iki kavram çok önemlidir. Manevi rütbelerin en yükseğidir.

    Türk ulusunun şanlı tarihi; bizlere gurur veren, her zaman övün*düğümüz eşsiz destanlar ve zaferlerle doludur. Bu zaferleri bize gazilerimiz ve şehitlerimiz yaşatmışlardır. Vatanımızı ve milletimizi, Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü korumak için vatanın her karışına kanlarını akıtmışlardır. Savaşlarda destanlar yazarak tari*he altın harflerle geçmişlerdir. Şehit ve gazilerimizin hatıralarını yü*celterek onlara sahip çıkmalıyız. Böylelikle ulusumuzun gönlünde hakettikleri yeri alacaklardır. Bu davranış da Türk ulusunun vefa örneklerinin en yücesi olacaktır.

    19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e mareşallik rütbesi ile gazilik unvanını vermiştir. Cumhuri*yetimizin kuruluşundan günümüze kadar uzanan bu kutsal çizgi*de şehit ve gazilerimizin aziz hatıralarını anmak ve yüceltmek amacıyla 5 Eylül 2000 tarihinde, 19 Eylül gününün Gaziler Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir. 19 Eylül günü okullarımızda, Atatürk ve onun bütün silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazileri*mizi rahmet, minnet ve şükranla anarız. Onların Türk ulusunun ve vatanının bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla yaptıkları iş*lerle gururlanır ve coşarız. Bizler de vatanımız ve milletimiz için var gücümüzle çalışarak onlara layık olduğumuzu kanıtlamak isteriz





+ Yorum Gönder


şehitlik ve gazilik ile ilgili yazı