+ Yorum Gönder
Peygamberlerimiz – Siyer ve Peygamberler Forumunda Hz. Hızır Hayatı Hz. Hızır Hakkında Bilgiler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gebzeberkay
    Devamlı Üye

    Hz. Hızır Hayatı Hz. Hızır Hakkında Bilgiler








    Hz.Hızır Hakkında Bilgi verir misiniz

    Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet.

    Kur'ânı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'in isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul" (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).

    Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musâ: "Hayır, yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadir (Hızır)'in kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'i bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve Balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fârk ettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)'i buldular. Bundan sonra Hz. Musa'nın Hızır ile, Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.

    Hz. Musa'nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu seklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak, Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a da ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.

    Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O'ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip söyle demiştir: "Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" (el-Kehf; 18/71). Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.) şöyle belirtir: "O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır" (el-Kehf, 18/79). Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): "Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın, dedi" (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı: "Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. ileride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin" (el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbı Hak'kın, anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evlâdın verilmesinin, gerçekte o aile için " hayır" olduğuna işaret ediliyor.

    Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatılır: "Musa ve salih kul yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: "isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi: işte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım" (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır) söyle açıklar: "Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın emriyle yaptım. işte, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82).

    Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur: "Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216). " Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir. " (en-Nîsâ, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.), Hızır(a.s.)'in ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı söyle nakleder: "Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allah'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, su serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir"








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Hz. Hızır kidir


    "Derken kullarımızdan öyle bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim öğretmiştik.' (Kehf/65)

    Görüldüğü gibi Kur'an-ı Kerim Hızır adını sarih bir şekilde söylememiş sadece "kullarımızdan bir kul" diye tavsif etmiştir. Bu da o insanın ibadet ve ubudiyet makamındaki yüceliğini ifade etmektedir.

    Ama birçok rivayetlerde bu şahsın Hızır olduğu yer almıştır. Bazı rivayetlerde yer aldığı üzere Hızır'ın asıl adı Belya b. Melkan idi. Hızır ise onun lakabıdır. Bazıları ise Hızır'ın asıl adının İlyas olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla da İlyas ile Hızır'ın aynı şahıs olduğuna inanmışlardır. Velhasıl adı ne olursa olsun bu şahsın Allah'ın özel inayet ve lütfuna mazhar bir kul olduğu kesindir. "Nezdimizden bir ilim." ifadesinden de anlaşıldığı gibi bu şahıs bir takım gaybi ilimler ve âlemdeki hakikatlere ermiş biriydi.

    Bazı âlimler bu şahsın Peygamber olduğunu söylemişlerdir. Ama bazı âlimler de peygamber olmadığını sadece Zülkarneyn ve Asaf b. Berhiya gibi Allah'ın veli kullarından biri olduğunu söylemişlerdir. Lakin hiçbir İslam âlimi ve arifleri Hızır'ın ölümsüz olduğunu söylememiş sadece Nuh gibi uzun bir ömre sahip oldu*ğunu ifade etmişlerdir. "Tasavvuf ve İslam" kitabının yazarı her hususta olduğu gibi bu hususta da halk arasında topladığı hurafeleri bir araya toplamış ve irfan adına halka sunmaya çalışmıştır. Nitekim Hızır hakkında da şöyle demektedir: "İslam olmak isteyenler için söylüyoruz ki kutb gavs, üçler yediler, kırklar Hızır (ölümsüz 2 kişi) diye varlıklar yoktur, Allah'ın kitabında "Hepsi büyük yanılmalar uydurmalar, genel tabiriyle israiliyattır." (s. 182)

    Şimdi hangi İslam âlimi veya arifi Hızır'ın ölümsüz olduğunu söylemiştir bilemiyoruz. Zaten kendisi de doğru dürüst bir kaynak vermemiş; kaynağı da halk arasındaki hurafeler olsa gerek.

    Bir yerde de Serrac'dan şöyle nakletmektedir: "Musa (A) ile Hızır (A) arasında geçen konuşmadan dolayı bazı mutasavvıflar velinin peygamberden üstün olduğunu söylemişlerdir." (s. 61)

    Yazar öyle anlaşılıyor ki Serrac'ın sözünü de anlamamıştır. Çünkü Serrac veli olan peygamber ile peygamber olmayan bir veli hakkında konuşmamaktadır. Aslında bütün peygamberler velidir. Dolayısıyla hem peygamber hem de velidirler. Binaenaleyh peygamber olmayan bir velinin hem veli ve hem de peygamber olan bir insandan üstün olduğunu hiç kimse iddia edemez ve etmemiştir de. Belki hem veli hem peygamber olan birinin velilik makamının peygamberlik makamından üstün olduğunu söylemişlerdir. Zir risalet sadece vahyi tebliğ ile ilgilidir. Velayet ise insanın Allah'a yakınlığını ifade etmektedir.

    Hızır meselesine gelince evvela onun peygamber olduğunu söyleyenler de olmuştur. Eğer peygamber ise artık bir velinin Peygambere üstünlüğü değil de bir peygamberin başka bir peygambere üstünlüğü söz konusudur ki bunun İslami açıdan hiçbir zıtlığı da yoktur. Ama eğer peygamber değilse o zamanda şöyle tevcih etmek gerekir ki peygamberler vahy şeriat risalet vb. şeyler hususunda zamanının en bilgin ve üstünleriydiler. Ama en büyük peygamber ve en yüce veli olan Rasulullah (saa) dışında diğer peygamberlerin her hususta diğer insanlardan üstün olması zaruri değildir. Yani onlar sadece risaletleri ve risaletleriyle ilgili hususlarda insanların en bilgisi idiler. Ama bazı hususlarda Allah'ın bazı veli kullarının kendilerinden üstün olmasının hiçbir sakıncası yoktur. Bu onların risaletine zarar vermez. Dolayısıyla da Hızır (A) bazı hususlarda Musa (A)'dan üstün olsa da şeriat risalet ve vahy hususunda Musa (A) ile kıyas bile edilemeyecek bir derecedeydi. Velhasıl Hızır (A) bu üstünlüğü nisbi bir üstünlüktür ve Rasulullah dışında diğer peygamberlerde bunun hiçbir sakıncası da yoktur. Ayrıca dediğimiz gibi eğer Hızır (A) da bir peygamber idiyse artık bu tevcihe de gerek yoktur. Şimdi bunun yazarın dedikleriyle hiç*bir ilgisi var mıdır? Yazarın dediği bilgisizliğini veya iftiracılığını göstermiyor mu? Hiçbir Müslüman yazarın dediğini iddia etmiş midir? Ariflerin sözünü düşünüp taşınmadan hemen hüküm ver*mek genel bir hastalık haline gelmiş her nedense?

    Velhasıl ariflerin inancına göre hem veli hem de peygamber olan şahıslarda velayet makamı risalet ve nübüvvet makamlarından daha yücedir. Ama peygamber olmayan velilerin hem peygamber ve hem de veli olan kimselerden üstünlüğü düşünülemez. Risalet ve nübüvvet işleri dışında herhangi bir hususta bir üstünlük olsa da bu peygamberimiz dışındakiler için söz konusudur ve bu da onların risalet makamına hiçbir zarar vermez. Bunun dışında söylenenleri ise hiçbir büyük arif dememiş ve kabul etmemiştir. Dolayısıyla da iftira mahiyetini taşımaktadır.




  3. Buğlem
    Devamlı Üye
    Hz. Hızıra Allah tarafından bilgi ve hikmet verildiği bilinir. Hızırın ölmüş olduğuna inanılmaz ve onun sürekli gezdiğine ve zor durumda olan insanlara yardımcı olduğu söylenir.




  4. Nesrin
    Devamlı Üye
    Hazreti hızır hazreti musanın zamanında yaşamış ve hazreti musa ile çok güzel bir anısı olan bir kişidir. hazreti hızırın peygamber olması güçlü bir ihtimaldir. ayrıca inanışa göre allah darda kalanlara yardımcı olsun diye hazreti hızırı gönderirmiş.

+ Yorum Gönder


hz hızır hakkında bilgi,  hazreti hızır hakkında bilgi,  hz hızırın hayatı,  hz hızır hakkında kısa bilgi,  hz hızır kimdir kısaca,  hazreti hızır hakkında kısaca bilgi