+ Yorum Gönder
Müzik ve Tv ve Sanatçılarımız Forumunda Joseph Beuys Hayatı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Joseph Beuys Hayatı








    Joseph Beuys Hayatı Hakkında Bilgi


    12 Mayıs 1921'de Almanya'nın Krefeld Kenti'nde doğdu. Rindern Kenti'nde öğrenim gördü. 2. Dünya Savaşı'nda pilot oldu ve uçağı Kırım'da düştü. Tatarlar tarafından kurtarıldı. 1947'de eğitimini Düsseldorfta sürdürdü. 1951 yılında sanat eğitimini tamamladı ve aynı kentte Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne öğretim üyesi oldu. 1961'de Profesör unvanını aldı. 1968'de öğrenci hareketlerine, 70'li yıllarda Yeşiller hareketine katıldı. 1971'de Akademideki görevinden uzaklaştırıldı. 23 Ocak 1986'da Düsseldorfta öldü.

    Joseph Beuys.jpg

    Sanatın En Eski Anlamını Kavrayan İnsan
    Oruç Aruoba

    Beuys'un sanatına kuşatıcı bir bakışla yaklaşmağa çalışınca, ikileme düşüyor kişi: bir yandan pek çok, dağınık, neredeyse ilgisiz görünen malzemenin kullanıldığı 'spontane'gibi gözüken, ama tam da 'happening' sayılamayacak 'gösteriler görüyor; ama, bir yandan da, arkalarda bir yerde, bir üslup birliği, çok sıkı bir ortaklık, neredeyse değişmez bir 'imza' sezinliyor. Böylece, pek çok karmaşık yerden ayrı ayrı yola çıkan izlekler, sanki hep aynı alana varıyor.

    Beuys'un sanatının temeline koyduğu kavram, 'Aktion'. Bunu, Türkçe'de epey 'siyasal' bir tını taşıyan 'eylem' sözcüğü çok iyi karşılıyor: sanat bir eylemdir Beuys için. Şimdi bunu anlamaya çalışalım:

    Geleneksel, 'klasik' sanat 'Konu' - 'Malzeme' ayırımıyla birlikte, 'Sanat yapıtı / ürünü' ile 'sanat eylemi'ni biribirinden ayırır: Diyelim, bir 'oto-portre', şu şu malzeme ile şu şu boyutlarda bir 'yapıt' olarak üretilir; ürün, 'resim yapma' eyleminin sonucudur, ama sanat eyleminden de sanatçının kendisinden de bağımsız bir 'kalıcı varlık' kazanır.

    'Modern' sanat da, anlayış olarak çok farklı yerlere ulaştığı halde, bu temel ayırımları korur.

    İşte Beuys, bu ayırımları ortadan kaldırır - bir anlamda (bugünlerde çok sakız olmuş terimiyle) 'postmodern' bir konuma ulaşır; ama, aslında, sanatın en eski anlamına, eski ('ilkel') kültürlerde taşıdığı; bütün bir insan topluluğunu kapsayan anlamına (örneğin bir Şaman'ın kabilesi içindeki işlevlerine) geri döner.

    'Eylem', sanatçı-sanat edimi- sanat yapıtı üçlüsünü tek bir çerçevede içinde birleştirir: yapıt, sanatçının yaptıklarının kendisidir; 'ürün' de bundan başka bir şey değildir-sonunda bir sanat galerisinde "sergilenebilecek" nesneler ise eylemin, ya yapıldığı mekanın kendisi, ya da 'işlenmiş malzemesi'dir; sanki, bir 'tortu'dur yalnızca.

    Bir örnek verelim: Beuys, Berlin'in Karl Marx Meydanı'nda düzenlenen 'kızıl' 1 Mayıs gösterilerine katılır: 'Kızıl' renkli kocaman fırçalı bir süpürgeye dayanıp, olup bitenleri "seyreder" yalnızca. Gösteriler bitince, meydan boşalır; sıra sanatçının eylemine gelir: Bu eylem, 'ortalığı temizlemek'dir: kocaman süpürgesiyle bütün meydanı süpürür; süprüntüleri -biri kara biri sarı derili- iki asistanının taşıdıkları torbalara doldurur. Eylem bittikten sonra galeride sergilenecek 'yapıt'da, işte, bu süprüntülerdir

    Burada, sanat eyleminin bir yandan siyasal anlamı bir yandan da, insan dünyasına bulunduğu aktif katkıyı görüyoruz; ikisi arasında da hiçbir fark yok. Öte yandan, ayrı ayrı ele alındıklarında da, eylem ürün oluşmalarında bir eksiklik yok.



    Aynı durumu, bir adım altta, malzemenin kendisinde de görebiliriz: Beuys temelde üç ana malzeme kullanılır: İçyağ-Keçe—Bakır. İç- yağ, hayvanlardan dolaysız olarak elde edilen ve bir işlemden geçtikten sonra besin değeri kazanan maddedir. Keçe, gene hayvanlardan elde edilen kılların bir oluşturma işleminden (genellikle bütün bedene yapılan) geçtikten sonra oluşan giysi değeri taşıyan maddedir. Bakır ise cansız doğadan alınan ham maddeden ısı yoluyla elde edilen ve biçimlendirilerek kap değeri kazanan maddedir. Üçünün de ortaklığı, insan edimleri ürünü olmaları; ama canlı ve cansız doğa ile dolaysız ilişkiler sonucu yapılmış, insan için yararlı maddeler olmalarıdır.

    İşte Beuys, kendi eylemlerinde bu temel maddeleri (burada 'özdek' sözcüğü belki tam yerinde) kullanmakla, sanatın içinde yeraldığı geniş insani bağlama işaret eder:-
    İnsan nasıl dünya içinde, yaptıkları ve ürettikleriyle yaşarsa, sanatçı da, insan dünyası içinde eylemleriyle yer alır.

    Şaman Şair
    Hüseyin Alptekin

    Beuys bir sanatçı mı yoksa bir filozof mu? Beuys'un yaptıklarına biraz bakan herkesin aklına gelen ilk soru bu.

    Yaptıklarıyla düşündüren, düşündüklerini aksiyonlarla anlatmaya çalışan bir sanatçı, şaman, par*tisiz politikacı, tekno-büyücü, hayvanlar ve bitkilerin sözcüsü, anti-akademisyen profesör. Bütün bu garip nitelikleri tümüyle uğraştığı farklı alanları birleştirip ayıran, tekrar birleştiren Beuys'u anlamanın yolu yine Beuys'un yaptıklarına kendi sesinin, kendi sözünün biçimlendirdiği yonttuğu) hayatına bakmaktan geçiyor.





    Hayatını sanatına nesne kılıp, sanatıyla da hayatını yapan bir filozof.
    Düşündüklerini de sadece hayatından referansla anlamlandıran bir sanatçı.
    Sanat, hayat ve anlam kavramlarını sonsuz döngüsel bir biçimde birbiriyle yer değiştirerek kurduğu ürünse hem sanatı, hem hayatı, hem de düşüncesi.
    Bengi dönüş içinde hem filozof, sanatçı, hem de sanatçı- filozof. (Nietzsche-Schopenhauer)

    Dünyanın şiirsel gizinde saklı olanı dille kavrayan bir masalcı.(Goethe- Schiller)
    İnsan ruhunun özünü ifade eden şiirin dünyayı biçimlendirdiğine inanan bir şair. (Novalis)

    Dille kurduğu mitle başka bir dünyanın da varlığını ortaya çıkaran bir hikâyeci. (Joyce)
    Döngüsel olarak kurduğu aksiyonlarında insanlık yaralarını iyileştirmeye çalışan bir şaman en çokta. Eylem gücünü sesten, sözden (logos) alır. Şaman, yaraları iyileştirirken tek şeyi ister: İnsanın kaybolan birliğini yeniden kurmak. Kozmik bilgiye ancak bu kaybolan birliğin kurulmasıyla ulaşacağıni bilense Antroposofık sanatçıdır. (Rudolf Steiner) Kozmik bilgiye dolayısıyla özgürlüğe kavuşturan sanatsa bu ütopik özelliğinden ötürü politiktir de. Özgürlük, sanat,yaratıcılık ve insan aynı şeydir.

    Beuys için "insan düşüncesiyle duyarlığıyla, istemiyle - heykeldir." Kendini kuran kendini yapan bir heykel. Düşünerek yarasını bulur, duyarak bu yarasını kavrayıp iyileştirmeye çalışır, istemiyle de tarihi perspektif içine alır.

    Bu sosyal heykel (sosyal plastik) kavramıyla Beuys'un hayatına baktığımızda uçak kazasıyla başından aldığı yara aynı zamanda bir Alman ama en çok ta bir insan olarak yaşadığı savaşla ilgili suçluluk duygusuna da bir metafordur.(Europa)

    Tatarların kazadan sonra onu hayata tekrar döndürmek için sarıp sarmaladıkları keçe ve içyağı da ancak duyu ve duyumlarla kavranabilir bir şeydir.
    İstemeyse, sosyal bünyenin insan'tarihi içinde sözle tedavi edilip ulaşacağı bir birliktir. (Amerika)

    Sanat yalnızca görsel olan değildir. Sanatın potansiyel olarak varlığını duyarak da kavrayabilir, şeylere bu yolla biçim vererek te onlara hayat verebiliriz.

    Neredeyse mistik sayılabilecek insan kavrayışını dünya umudunu şamanik ve şiirsel bir yolla anlatan Beuys bir sanatçı mıdır?

    Söz yaptığı aksiyonların parçasıdır, yaptıklarını tek tek anlatır, hesabını verir. Neyi niçin yaptığını bir bir anlatırken minimalist bir ilke ve tutumla çevreyi tutarlı bir bağlam kurarak, daraltarak açar. (Apollonian)

    Bu minimalist ve seçilerek hazırlanmış çevrede söz transa geçer, şaman/sanatçı benliğinin dışına çıkıp kendinden geçer. (Dioniziak)

    Akılla tekrar kurulan logos doğa üstü güçlerle ilişki kuran ruhla açımlanır. Şamanik seremoni aynı zamanda sanatın oyunsal (ludique) yapısıyla bağıntılıdır. Teatral biçimde kurulan sanatın/sanat eserinin en önemli malzemesi oynayan insandır. (Homo Ludens) Dilden önce oyun vardı. Huizinga)

    Beuys hayatını giderek kendinin belirlediği bir oyuna çevirmiştir. Sanata oynar. Hayatı iyileştirecek, insanı kurtaracak olan sanattır. "Her insan sanatçıdır" demekle eylediği- oynadığı sanatın farklılığından ötürü sorulan "Beuys bir sanatçı mıydı?" tepkisini daha baştan saçmaya indirir. Belki de bu yüzden bir filozoftur da. Çünkü her insan sanatçıysa, Beuys'da bir insan olduğuna göre, o da herkes kadar sanatçıdır (da). Bu da şu demektir. Her insanda potansiyel olarak sanat yapma imkânı zaten vardır.

    Sanatsa bir anlamda belli bir stilde (estetik) doğru (etik) ve dürüst (paresia) eylemektir, söylemektir, sanat.

    İlla da estetize edilmiş bir sunuş-varoluş değildir, ama herşeyden önce bilme yolunda insanın hayatını, kendi hayatını yapmasıdır, biçimlendirmesidir. (gestaltung). Beuys'un eseri bir bakıma kendisidir,, ölümüyle birlikte tamamlanmış bir hayatıdır.
    Sanat eserlerini değerlendirmenin klasik anlamda üç ayrı yolu vardır. Sanatçının hayatını, sanatçının ya da sanat eserinin yaşadığı zaman dilimi ve çevresini ve doğrudan sanat eserinin kendisini hareket noktası alan üç farklı görüş. Beuys'un sanatına bakarken bu değerlendirme biçimlerinin birbirine karışıp tekleştiğini görüyoruz. Çünkü Beuys'ta sanatın nesnesi kendi hayatı olduğu kadar, hayatı da sanatının malzemesidir. Özneyle nesne sürekli yer değiştirirken eser kendisini malzemenin içinden hayatla bağlantısını kurar.

    Tarihin parçalayıp ayırdığı akılla duygu, tarihle doğa arasındaki birliği yeniden kurarken antroposantrizmle neredeyse eş anama gelmiş logosantrizm dışında başka bilme ve eyleme imkânlarının farkına varmak gerekir. Sanatsa bilim ve felsefeden başka ayrı bir bilgi türü, bilme imkânıdır. Sözün başka bir yoldan ifadesidir.

    Esoterik bir geleneğin modern bir temsilcisi sayabileceğimiz Beuys sözünün özünü (maddeyi- insanı) oyunla kurcalar, hayatla kurar. Sanat bir terapi olduğu kadar gerçeğe ulaşmadaki yollardan biridir de. İnsan ancak ve ancak sanatla hayatı yapar, kendini gerçekler.







  2. Asel
    Bayan Üye





    Beuys sanatçı değildir bir tavşandır: "Tavşan insanın ancak zihinsel olarak yapabildiği bir şeyi gerçekten yapar. Kendini içeri kazar, bir yapıyı kazarak kurar. Toprağın içinde kendi kendine beden bulur; bu da kendi başına önemli birşeydir. "Joseph Beuys (Çeviren Oruç Aruoba)


    Rene Block’la Beuys Üstüne Konuşma
    Levent Yılmaz
    Alman Kültür Merkezi ve Sanart '92'nin işbirliği sonucu, galerici, sergi düzenleyicisi ve Beuys'un yakın arkadaşı René Block. Ankara'da, dia gösterisi "eşliğinde Beuys' u ve eserlerini anlattı. Ardından Beuys üzerine gerçekleştirilmiş dökümanter video filmleri gösterildi. Esasında bu video filmleri de Beuys' un sanatının bir parçası. Her türlü formu, sanatsal etkinliği için, bir dolayımlama (mediation) gereci olarak kullanan Beuys, bu filmlerle uçucu aksiyonlarını belgelemiş. Belirli bir zaman dilimini aksiyonlarıyla sanat nesnesi haline dönüştüren Beuys, bu tanıklıklarla "kalıcı" zaman parçacıkları (yani, sanatsal nesneler) ortaya çıkarmış.

    René Block'la Sanart '92'nin Ankara'daki bürosunda, Zeynep Aktüre ve Sibel Köse'nin katılımıyla Beuys, Beuys'un gerçekleştirdikleri, hayatı ve aksiyonları, zamanı ve kavramları üzerine konuştuk. Block, Beuys'un kırküç yaşında ilk kişisel sergisini açtığı galerinin sahibi. Yıllara yayılan bir tanıklıktan parçacıklar kopartmaya çalıştık konuşma süresince Toplu halde Beuys'a methiyeler düzmek yerine, onun sanatsal etkinliğinin
    içinde döndüğü anlamlar dünyasının işaretlerini yerli yerine oturtmaya çalıştık.
    Ne zaman tanışmışlar? 1961'te, Block Berlin'deki galerisini açmadan iki—üç ay önce, Block o yıllarda yirmi iki yaşında.

    Wolff Vestell ve Beuys'a mektup: Acaba Galeri'de sergi açarlar mı? Evet. Ve Beuys'la ilk karşılaşma: Vestell'in Köln'deki atölyesinde.

    Beuys, o dönemlerde çizimleriyle tanınıyor daha çok. Daha çok küçük nesneler çiziyor. (Beuys'un nesneleri kabadır, ilksel anlamlarıyla vardırlar, antropolojik anlamlarıyla) Tam da o dönemde geniş yerleştirmelere, performanslara başlamak üzeredir. Keçe, bakır gitgide öne çıkmaya başlar. Peki, bir kopuş var mıydı? Hayır, sonraki büyük ölçekli çalışmalarının fikirleri çizimlerde de görülmektedir Block' a göre. Çizimler, heykel fikrini de içinde taşımaktadır.

    Duchamp'ın 'ready-made'lerini izleyen dönemden söz ediyoruz, yani, Jameson'un "parodi”den 'pastich'e geçildi" dediği dönemden. Sanatsal olanakların en uç sınırlarına doğru itildiği dönemden. "Yaratıcılık"ın fikir, fikrin de sanat addedildiği dönemden Beuys'dan bir kesinleme: "Herkes sanatçıdır". Ve Octavio Paz'la Beuys'un kesiştiği nokta: "Ölen bir şeyler var". Yeni tanımlar gerek sanatçının işlevine. Paz'a göre ölen, "modern sanat düşüncesi", Beuys'a göre "ta kendisi."




    Kartlar yeniden dağıtıldı: Hayatın içinde, hayat için radikal tavır alındı. Sabahlara kadar süren tartışmalar düzenlendi. 1972 yılının 1 Mayıs'ında Karl/ Marks Alanı süpürüldü; süprüntüler Berlin'de, Block Galeri'de /sergilendi. 1982 yılında Kassel'dekî 7. Documenta'da yedibin ağaç dikti, Dalay Lama'ya "siyaset"i "sanat"a çevireceğini söyledi, Avrupa Topluluğu, parlamentosu seçimlerine katıldı, seçilemedi, Warhol onu "Avrupa Başkanı" ilan etti: "Hayatımı ve şahsımı, mesleğimin gereçleri olarak kullanmaya çalıştım." "İnsan'a içkin" dediği "yaratıcılık"ı kışkırttı. Patates ekti, kışkırttı. Radikal bir tavır aldı ve o, öyle söylediği için, bu, sanat, daha doğrusu, "Görünmez heykelin bir parçası oldu. Diğer ilişkileri, diğer hayatlar gibi kendi imajı, kendi hayatı ve eseri de bu "görünmez heykel"i oluşturdu: "Beni ilgilendiren, fikirlerin yayılmasıdır."

    Büyük bir Amerikan arabası vardı. Blue-jean, yelek ve gömlek giyer, keçe şapkasını takardı. Her*halde çok televizyon seyretmezdi ama Western'leri, Gary Cooper ve Ingrid Bergman'ın filmlerini severdi. Oldukça geç evlendi; yirmi yaşlarında iki çocuğu var. "Amerika belki de yoktur" diyecek kadar da keyifliydi.





+ Yorum Gönder