+ Yorum Gönder
Müzik ve Tv ve Sanatçılarımız Forumunda Mahmut Cûda Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Mahmut Cûda Hakkında Bilgi








    Mahmut Cûda Hakkında Bilgi



    Mahmut Cûda Hakkında Genel Bilgi


    Mahmut Cûda (1904-1987)

    Mahmut Celalettin Cûda’yı, bu büyük sanatçıyı, Türk resminin seksenine yaklaşan bu ezeli gencini, bu renkli simayı bir dergi makalesi sınırında özetlemek olanaksız.

    Mahmut Cûda ile atelyesinin balkonundaki özel kuş yuvasında ötüşen, kanat çırpışan, konup yeniden kalkan kumruların arasında söyleşiyoruz. (…)

    Mahmut Cûda.jpg

    Mahmut Cüda, Aynalı Çeşme Yokuşu’ nun 69 no arka cephesi Haliç’e bakan bir dairede oturuyor. Yarım asra yakın zamandır. Yüksek tavanlı ve spekülatörlerin yıkıp yerine bir yapmayı henüz akıl edemedikleri az rokoko, yarı rum sitili çok eski Beyoğlu apartmanlarından. Haliç’e bakan balkonlu odayı üstad, atelye olarak kullanıyor. Küçücük, mütevazi, oda’nın stilini almış, sevimli, hafif düzensiz, hafif şakacı görünüşlü bir oda.

    Kitaplar, dergiler, eskizler. Üstat sağda, solda atılan kırpıntılardan pek hoşlanmıyor. Bunları, kalın karton kapaklı albümlerde saklıyor. Bir de iyi gün ve kara gün dostu sazı var, ortalıkta. Kütüphanenin bir köşesinden dikine sallanıyor. Türk sanatçısının değişmez kaderine uyarak, Cûda bağımsız bir atelye mekanına sahip olamamış. Maddi güç açısından, hiç bir zaman sahib olamayacağını kestirdiği için, aslında, fazla da çabalamamış. Balkon kapısından girip bazan resim yaparken omuzuna konan kumrular dekoru içinde, bu küçük, mütevazi ev köşesini atelyeleştirmiş. Duvar diplerinde henüz çerçevelenmemiş, ya da çerçevesiyle duvara asılmış fazla resmi yok. Bir iki natürmort. Bir kaç portre ve karikatür. Ünlü ressamlarımız arasında, elinin altında kendi yapıtlarından bulunduranlar araştırılsa, en az sayıda tabloyla Mahmut Cüda listenin en üstünde (ya da en altında) gelir. Ekonomik zorlamalarla sıkışınca hiç olmayacak fiyatlara elden tabi o çıkararak, gönlünün sevdiklerine hediye edip dağıtarak başkalarını mutlu etmiş. Günümüzde, resmi gerçekten seven ve bu işten gerçekten anlayan koleksiyoncuların elinde Cûda’nın ölü doğaları yüksek spekülasyon araçları ve en fazla aranan çerçeveler haline geldi. Ama üstad’da çok az birşeyler kalmış. En güzeli de, bir kaç yıl önce birlikte oturdukları kızı ve damadıyla bir müzayedeye gidip, kendi sevdiği resimlerinden birini satınalma zorunda kalması olmuş. Bir başka meraklının daha fiyatı artırıp durmasıyla, üstadın yüreği ağzına gelmiş. Ama, kırışa kırışa kendi tablosunu satın almış, sonunda.

    Mahmut Cüda ile, bu yazı dizisinin, amaçlarından biri olarak aydınlığa çıkarmayı tasarladığı 1920-35 dönemi anektodlarını bir süredir Ankara’daki ve İstanbul’da evindeki görüşmelerimizde deşmeye çalışıyoruz. Üstadın parmak ısırtacak dimağ uyanıklığı, hafıza gücü ve renkli, esprili anlatım gücüyle, bu deşme çok keyifli söyleşiler biçiminde sürüyor.
    mahmut-cuda-portre.jpg
    “Batı dünyası, batı sanat kültürü ile ilk temasımda neler mi hissettim? Ah, siz gençler, imtiyazlı bir kuşağın çocukları, en azından biraz meraklıysanız batı kültürüne o kadar kolay ulaşıyorsunuz, öylesine kolay dışarı gidip gelebiliyorsunuz, kitap bulabiliyor ve getirtebiliyorsunuz ki, bu soruyu böylesine rahat bir eda bir cümlede özetleyip sorabiliyorsunuz. Biz can çekişen Osmanlı İmparatorluğu’nun, İttihadı Terakki yırtılışlarının ve Milli Mücadele çığlıklarının kuşağıyız. Dikkatimiz sanat ve kültüre yoğun olarak hiç bir zaman yönelemedi. Batılı bizim için İstanbul işgalcisi zalim subaydı. Gerisini düşünemezdik. Sonra kurtuluş, sonra rahatlama ve sonra Türk kültürünün gelişmesi yolundaki ilk hamlelerin öncüsü kendimizi Paris’te buluyoruz. Bilgi ve görgü düzeyimiz, ya da kendi adıma konuşayım çocukluğunun bir bölümü taşrada ‘geçmiş Osmanlı genci olarak bilgi ve görgü düzeyim öylesine düşüktü ki,’ sokaklardaki ışıklar, şık giyimli insanlar alabildiğine gözümüzü kamaştırıyordu. Daha önce kısa bir süre için gidip geldiğim Münih’te de böyle olmuştu. 1926’da bir gün Paris Operası’na gittim. Samson Dalila oynuyor. Hayatımda ilk kez opera görüyorum. 100 kişilik bir orkestranın olabileceğini hayal dahi edemiyorum. Paris Operası’nın görkemli kubbesi, ışıldayan avizeler üzerime yıkılacak gibi oluyor. Şık tuvaletleriyle, pırıldayan mücevherleriyle güzel kadınlar. Hepsi hayal alemini zorluyor. Rüya gibi geliyor. Ve zaten sonraki iki üç ay boyunca da rüyalarımda yeniden görüyorum, bunları. Diyeceğim şu ki, ilk batı temasında dış görünüş unsurlarıyla çok ezildik, büzüldük. Ya resimde. Louvre’da ya da Münich. Pinakotek’te o dev boyutlu Rembrandt’ları, Rubensleri, Velasquezleri, Tizianoları falan gördüğümde ufalıp, küçülüp toz oluyordum; Hemen resmi de, o diyarları da bırakıp Türkiye’ye kaçmayı kaç kez’ düşündüm. Ama Cumhuriyet Türkiyesi- ne bir misyon borcumuz olduğunu da düşünürdük. Biraz rahatlardık.”

    Almanya’ya’ ilk giden Ali Çelebiler kuşağının ve ilk Paris yolcularının Cevatlar, Cemaller, Zeki Faiklerin, Mahmut Cûdaların, daha sonraki yolculardan Hadiler, Eşreflerin yurt dışı izlenimlerinden bir çeşit bir ortak kesit buluyoruz bu anlatılanda. İzlenimcilik, kübizm, gerçeküstücülük, soyutçuluk karmakarışık yeni akımlar olarak devam ederken 20-25 yaşlarındaki genç Türk ressamlarına gerçekten, kültür dünyamız için bir misyon yükleniyor gibiydi. Bu kuşak olağanüstü verimliliğiyle bu görevi yerine getirmiştir. Bir çok doğumlar 1920-35 arasında çözülmüş ve Türk resminin sürekliliği sağlanmıştır. Yurt dışı tecrübe ve temas kazandırdığı, kişisel iç dünya sentezleriyle Türk resmine akmıştır. Bireyin kendi kendisiyle hesaplaşmasının en özlü ve güçlü örneklerinden birini Mahmut Cûda’da buluyoruz.

    “Hans Hoffman, Lucien Simon, Lhöte Atölyeleri hepsi iyi, hoş. Ama 1925’den 1929’a dört uzun sene. Yaşça yirmiden yirmibeşe gelerek ve fikirce kendim büyüyorum. Asıl önemlisi, bu. Kopyayı, kopyacılığı sevmiyorum. Paris denen genç adam yutucusu, ejderha kente alıştıkça, lisanına hakim oldukça rahatlıyorum. İlk günden beri içimden yükselen, beni gerçekçi resme çeken, figüratifte tutan sesi daha iyi değerlendiriyorum. Bir bilince dönüşüyor, bu. Realizmde kesinleşiyorum. Cisimler, eşyalar bunların gerçek biçimleri ve renkleri, beni tutkuyla sarıyor. Ölü doğa, ayni zamanda doğadır da. Çiziyorum, boyuyorum; beğenmiyorum bozuyorum. Yeniden, doğaya daha yakın, daha gerçek.”

    Mahmut Cûda bilinen olağanüstü renk ustalığını ‘ne zaman yakalamıştır? Bunu tam kestiremiyoruz. Kendi renklerine atfettiğimiz olağanüstülük niteliğini büyük bir alçakgönüllü geçiştiriyor. Ama kendisi de tam kestiremiyor, galiba.







    Attached Thumbnails Attached Thumbnails mahmut-c-da.jpg  

  2. Acil

    Mahmut Cûda Hakkında Bilgi isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


mahmut cuda,  mahmut cüda,  mahmut cuda eserleri,  mahmud cuda,  mahmut cuda eserleri isimleri,  mahmut celalettin cüda