+ Yorum Gönder
Müzik ve Tv ve Sanatçılarımız Forumunda Orhan Peker Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Orhan Peker Hakkında Bilgi








    Orhan Peker Hakkında Bilgi



    Orhan Peker Hakkında Genel Bilgi


    Orhan Peker, rahat, dingin bir kişilik taşıyan resimlerinde Anadolu’nun yaşam portresini çizer.
    Tanınmış ressamlarımızdan Orhan Peker geçen hafta İstanbul’da öldü.
    1927’de Trabzon’da doğan Orhan Peker, DGSA’ni bitirdikten sonra Salzburg, Münih gibi Avrupa kentlerinde ünlü ustaların yanında çalışmış ve İspanya, Belçika, Japonya’da ilgiyle izlenen sergiler düzenlemişti. Aşağıda Peker’in sanatı üstüne bir inceleme okuyacaksınız.


    Orhan Peker.jpg


    Çağdaş Türk resim sanatında 1940’larda başlayan, 1950’lerde ilk yoğunluk belirtileri gösteren özgünleşme çabaları arasında, Orhan Peker’in de içinde bulunduğu kuşağın önemli bir payı vardır. Aynı dönemi, günümüz Türk resmi açısından bir “bilinç” aşaması sayarsak, Orhan Peker’e de bu aşamanın öncüleri, hazırlayıcıları yanında bir yer ayırmak gerekecektir. Bilinç, bu dönemde ilk kez dışarıdan edinilmiş deney ve çalışma birikimi karşısında, kendi olanaklarını ve düzen içgüdüsünü kullanma, yöresel konularla dolaysız bir ilişki biçiminde kendini gösterir. Kuşku yok ki, yurt doğası bu sanatçı kuşağı için yeni keşfedilmiş bir olgu değildi. 1930 kuşağının ve onu izleyen sanatçıların bu yolda, yöresel Türk resmine doğru atılmış adımları vardı. Giderek bir çizgi aşılmaktaydı; bize özgü konulara, batılı sanat yöntemleri, üslup biçimleri aracılığıyla bakmak yerine, bu tür konular için kişisel ve özgün anlatım yolları aranmaktaydı. Bu yol, zaman zaman kişisellik ve özgünlük damarında kendini gösterdiği gibi, zaman zaman geleneksel halk sanatlarımıza, anonim nakışlara kadar uzanıyordu. Özellikle Bedri Rahmi atölyesinde ilk sanat bilgilerini edinmiş bir grup ressam, daha öğrenci ilk yıllarında bir tür doğu - batı sentezinin olanaklarını istekle, dirençle araştırıyorlar, bu noktada yeni bir soluk denemesine yönelerek ortak bir çabanın çevresinde birleşiyorlardı.

    10’lar Grubu
    Orhan Peker’in sanat grafiğini incelerken, karşımza ilk kez, adına resmimizin yakın tarihi içinde “10’lar Grubu” denilen bu ortak çaba çıkar. Yıl 1947’ dir. Aralarında Orhan Peker’in de bulunduğu Bedri Rahmi’nin on öğrencisi birleşerek yeni bir grup kurmuşlardır. Sergilerini düzenledikleri akademi yemekhanesinin kapısında ilginç bir afiş yer almaktadır: Bedri Rahmi’nin deyimiyle ‘Anadolu’nun göbeğinden devşirilmiş saf bir kilim nakışı”nın, İspanyol ressamı El Greco’dan bir figürle birlikte sunulduğu bu afiş, o zamanın ölçülerine göre oldukça anlamlıydı. Biri doğu sanatının, öteki batı resminin simgesi olan bu motifler, 1950 kuşağının sanat dünyamıza ilk adımlarını atmakta olan çiçeği burnunda sanatçıları için, yukarıda sözünü ettiğim sentezin işaretiydi. Burada görsel olanaklar çizgisinde oluşturulan bu sentezin, yeni ve özgün bir görüşe kaynaklık ettiğini özellikle belirtmek gerekir. Konuyu bizden, tekniği ve üslubu batıdan devşirmek değildi amaçlanan. Böyle bir yöntem, her şeyden önce “ éclectique” bir yaklaşıma yol açabilir, özgün ve dinamik Türk resminin gelişme sürecini biraz geciktirebilirdi. Oysa Bedri Rahmi atölyesinin ‘Özgür ve araştırmaya açık beğenisinde biçimlenen yeni anlayış, grubun dağılmasından ve üyelerinin kişisel sanat serüvenlerine kuvvetle yönelmelerinden sonra, daha da belirginleşti ve sözgelişi Orhan Peker’ in, Turan Erol’un, Nedim Günsür’ün çabalarında gerçek kimliklere ulaştı.



    İçtenlik ve kararlılık
    1950’lerden bu yana, ortalama çeyrek yüzyılı içeren resim grafiği, Peker’de fazla bir iniş - çıkış göstermez. 1953’te İstanbul Cep Tiyatrosu’nda düzenlediği ilk kişisel sergisinden, ölümünden bir ay önce gene İstanbul’da Bedri Rahmi Galerisi’nde gösterdiği son resimlerine varıncaya kadar, tam bir kararlılığın, inanmışlığın, içtenliğin belgelerini vermiştir o. Arada Ankara ve İzmir’deki sergilerinin yanı sıra Münih, Madrid’ deki sergileri, Budapeşte, Tokyo, Helsinki, Bükreş ve Tahran’daki grup sergileri ne verdiği resimler, grafik, pastel ve yağlıboya resimleri, tümüyle bu gerçeğin ayrı dönemlerde belirmiş örnekleridir.

    Benim, Peker’in resimleriyle ilk kez karşı karşıya gelmem, 1957’de Ankara’da Galeri Milar’da düzenlediği üçüncü kişisel sergisi nedeniyledir. Orhan Peker daha o zaman, adına sonraki yıllarda daha bir içtenlikle sahip çıktığı “bozkır” ekolünün bir üyesidir. Buradaki “bozkır” sözcüğünü, alışılmış anlamının ötesinde daha geniş bir kapsamla düşünmek gerekir. Ankara’ da, bir balıkçı tablasını kırmızıya boyayarak kendine orta masası yaptığı o daracık bekar evinin duvarları, Anadolu bozkırının çok gerilerden kopup gelen görsel anlamlarına açık resimlerle bezeliydi. Galeri Milar’da bir arada izlediğim bu resimler, eski Karagöz figürlerinin biçimsel dünyasından esinlenilerek çizilmiş itfaiyecileri, başkent evlerinin çatılarını, gizemsel bir katılık içinde zaman zaman insan portresine de dönüşebilen kuşları içermekteydi. Çevresiyle sürekli bir ilişki, bir alışveriş içindeydi daha o zamanlar Peker. Kafasına ve gönlüne takılan Çevresel konulara alıcı gözlerle eğiliyor ve aynı konudan, görsel çeşitlemeler üretiyordu. Orhan Peker’deki bu alışılmış yöntem ve bakış, daha sonraki dönem resimlerine kadar sürüp geldi. Ondaki” bozkır”a ilişkin dünyanın, görünür gerçeklik ardındaki boyutla bu bakışın niteliğinde aramak doğru olur. Yaptığı iş, kotardığı konu bütünüyle bozkır değildi, ama temelde bozkır yaşamının çağdaş bir yorumunu içermekteydi. Bir başka deyişle çizdiği kuşlar, herhangi, sıradan bir kuş değildi; “damlar”, “çiçek sepetleri”, “ütü”, “horoncu” ayrı ayrı göster dikleri nesnelerin salt görüntüleri değildi. O görüntülerin ötesinde anlama dönük bir çağrışımı, somutlaşmış bir kavramlar dünyasını da dile getirmekten geri kalınıyorlardı. Çizginin ve lekenin gerisinde, bir bakıma doğulu sanatçılara özgü” te - anlam” gizliydi bu resimlerde. Aynı konuları bir başka sanatçı, bir batılı sanatçı yapmış olsa, elde edeceği sonuç, Orhan Peker’in bu resimlerle vardığı sonuç gibi olmayacaktı. Ya da en azından böyle bir şeyi düşündürmekteydi onun resimleri. Ne var ki, kullandığı resim araçları herhangi bir batılı sanatçının kullandığı araçlardan farksızdı. Rengin ve lekenin, çizginin anlatımcı gücüne o da gönül bağlamıştı. Ama ortaya çıkardığı iş, aynı gücü kullanan herhangi bir anlatımcı ressamın yaptığından başka oluyordu, alışılmışın ötesine geçebiliyordu gene de. İşte Orhan Peker ilk resimlerinden başlayarak, daha sonraki yıllara doğru derece derece somutlaşan, ele avuca gelir biçimler kazanan yorum niteliğini ayrıcalıklı kılan da buydu.

    Alıntı








  2. Acil

    Orhan Peker Hakkında Bilgi isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


orhan peker ile ilgili bilgiler