+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Savunma Birimleri Forumunda Ben kısa dönem çavuşum Asker Hikayesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Serap Yaman
    Timin Cadısı

    Ben kısa dönem çavuşum Asker Hikayesi








    Ben kısa dönem çavuşum Asker Hikayesi

    Ben kısa dönem çavuşum

    İstanbul büyük bir felaketi yaşamanın şaşkınlığı ardından, yaralarını yeni yeni sarmaya başlamıştı.Bir çok sınıf arkadaşımı depremde kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordum.Okulumuz dümdüz olmuş ve yerinde yeller esiyordu.Nur ve ailesine söylediğim yalanlar sonucu, hayatta kalmanın sevinciyle benden özür dilediler.Nişan yüzüklerini yeniden taktık.Okul bitmiş, Siriüs Uzay Bilimleri Enstitüsü’ nde işe başlamıştımAilem bir an önce askerliğimi yapıp, daha sonra evlenmemi istediler.Askerlik şubesine başvurdum.Okul diplomamın noterli fotokopisini ve gerekli evrakları teslim ettim.Kapının önünde yüzlerce genç, askerlik muayenesi olmak için bekleşiyordu. Ben askerlik rütbelerinin dahi ne olduğunu bilmiyordum.Bekle bekle canım sıkıldı.Bu arada göğsünde” Alpay “yazılı bir orta yaşlı asker dikkatimi çekti.Şeytan iyice dürttü ve dayanamadım sordum;
    “- Sayın Albayım farkında mısınız bilmem ama, rutbenizi yanlış yazmışlar!”Asker panikle birden göğsüne baktı ve kahkahayı patlattı;
    “- Olum o benim adım, rütbem değil.Ben kısa dönem çavuşum” dedi.Daha sonra sırayla bizi muayene için içeriye aldılar. Komutanlardan biri bizlere seslendi;
    “- Tek sıra halinde dizilin ve soyunun!” İçimden söylendim;
    “- Muayene kontrolü demek böyle oluyormuş” dedim ve her neyse “sıra açıl” marşıyla açıldık.Önce gömlek, sonra pantolon derken kaldık iç donumuzla ayakta.Komutan sert ifadesiyle;
    “- Çavuş kontrol et bakalım şunları!” diye seslendi.Emir alan çavuş;
    “- Sırası gelen iç donlarını indirsin ve öne doğru doksan derece eğilsin.Görevli Askeri Sağlık Hekimi Yüzbaşı Gülizar hanım sizi kontrol edecek”dedi.”Gülizar Hanım “ sözünü duyunca, bütün gençler gibi benim de kafamdan aşağı kaynar sular boşaldığını hissettim.Yüzbaşı Gülizar hanım elinde bir eldivenle sırayla herkesin poposuna parmak attı.Bu sırada gencin biri seslendi;
    “- Ay bi tuhaf oluyorum.Bana böyle tahrik edici şeyler yapmayınız.Bana bir erkek asker el atsın lütfen!” diye seslendi.Dr. Gülizar hanım;
    “- Bu genç askerliğe elverişli değildir Gata’ ya sevk edilsin", diye emir verdi.Askerlik yapmayı çok isteyen genç seslendi;
    “- Ay ne münasebet.Bende askerlik yapmak istiyorum.Bizlerin de kanun önünde eşit haklarımız var yani.Burada eşitlik haklarımızı ihlal ediyorsunuz ayol!” diye haykırınca sıradaki gençleri bir gülme krizi tuttu.Komutan seslendi;
    “- Kesin gülmeyi bakayım”
    Sıra bana geldi.Elimle donu az sıyırdım ve Yüzbaşı Gülizar Hanım’ a alaycı bir sesle;
    “- Alt takımı da göstereyim mi?”diye sordum.Keşke demez olsaydım;
    “- Sen kime alt takımı gösteriyon ulan” dedi ve tokatı patlattı.Suratımda şimşeklerin çaktığını hissettim.Millet gülmekten yerlere yatıyordu.Ben kırıkkale kasaturanın tadına ilk defa o zaman baktım.Gülizar Hanım yanıma yanaştı ve elini sağ omzuma dayadı;
    “- Bir asker komutanına bu şekilde alaycı bir tavırla hitap edemez.”Her Türk Asker doğar” Bunu sakın kafandan çıkarma askerBu genç askerlik yapmaya uygundur” dedi ve yoklamayı da böylece atlattık.Nihayetinde celb yazım adresime postalanmış ve askerlik başvurum kabul edilmişti.Eğridir Komando birliğine gitmek üzere son hazırlıklarımı tamamladım.Otagara gittiğimizde yüzlerce kalabalık aileler, davul ve zurna eşliğinde evlatlarını askere uğurluyorlardı.Ben de gözyaşları içinde aileme sarıldım.Nur ve ailesi de beni uğurlamaya gelmişlerdi.Nur seslendi;
    ”- Sevgilim en yakın zamanda seni ziyarete geleceğim.Kendine iyi bak, sakın üşütmeyesin oralarda.Beni telefonda sık sık ara!”
    “-Bu bir vatan borcu sevgilim.Sen de kendine iyi bak”dedim ve otobüse bindim.Otobüsün cam kenarına kafamı dayadım ve yol boyunca uzanan güzellikleri seyre daldım.Bir ara uyumuşum ve rüyamda Huriye ve Nuriye arasında, pin pon topu gibi gidip geliyordum.Uzay boşluğundan birden dünyaya doğru düşmeye başladım ve korkuyla gözlerimi açtım;
    “- Oh be gördüklerim rüyaymış!” dedim ve otobüste giderken okumak için aldığım gazetelere şöyle bir göz atayım dedim.Gazetede yazan Türk insanımın garip ölüm vakalarını okumaya başladım;








  2. Serap Yaman
    Timin Cadısı





    “- Hamamda bir tellalın "rahatlatır" güdümlü boyun masajı yaparken aniden kafayı sağa sola çevirme hareketi sonucu, hamamda yıkanan adamın boynunun kırılması ve ölmesi.Kafasıyla mermer kırmaya çalışan medyatik karatecinin, beyin travması sonucu ölmesi.Karadenizli bir kadının, midesine kaçan sineği öldürmek için ağzına sheltox sıkması suretiyle ölmesi.Güneydoğu’ da bir düğünde, evin toprak damına elli kişinin düğünü izlemek için çıkması ve damın çökmesiyle oluşan toplu ölüm.Ormanda topladıkları zehirli mantarları yiyerek, sabaha evde ölü bulunan aile.Yolda mutlu, mesut yürürken, kafaya balkon düşmesi.Devrimci bir gencin İşkence sonucu intihara meyilli gosterilip, ayakkabı bağcığı ile kendini asarak ölmesi.Emekli bir vatandaşın para çekmek amacıyla girdiği bankamatik gişesinde, elektrik çarpması sonucu ölmesi.Fırtınadan dolayı bacadan çıkamayan dumanının evin içine dolması sonucu, ev halkının dumandan zehirlenmesi.Trafik kazasından yaralı olarak kurtarılan gencin, hastaneye kaldırılırken ambulansın kaza yapması sonucu ölüm.Nüfus sayımı nedeniyle bomboş olan otoyolda bir sayım görevlisinin bariyerlere toslaması sonucu ölümü.Aynı işyerinde biri gündüz, biri gece vardiyasında olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan; biri mobylette motor ile işe gitmekte, diğeri ise bir başka mobilette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılaşmaları ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmeleri.Kafalar güzel bir şekilde TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm de çalmaya başlayan oynak Roman havasını duyunca aracı sağa çekmeleri ve tem otoyolunda göbek atmaya başlamaları ile arkadan hızla gelen bir tırın çarpması sonucu ölümleri.Okeyde taş çalan arkadaşını, bıçakla öldüren genç”Kendi kendime söylenmeye başladım;
    “- Oh be hala yıkılmadım,ayaktayım, dertlerimle başbaşayım.Bu ülkede yaşıyor olmak da bir mucize.İstikbal göklerdedir!”





  3. Serap Yaman
    Timin Cadısı
    Marmara depreminden sonra kafamdaki şiddetli ağrılardan dolayı hafızakartımı ameliyatla tekrar çıkartmıştım.Uzun zamandır Uzaylı arkadaşlarımdan haber alamıyordum ve çok da merak ediyordum doğrusu.Eğridir gölünün şahane manzarası eşliğinde akşamüstü saatlerinde, birliğime teslim oldum. Acemi birliğine daha yeni ayak bastım ki tam nizamiyenin önünde bir pankart asmışlar,"Hoşgeldiniz" yazıyordu.Nizamiyede işlemlerimi tamamladım.Saçları uzun gelenleri üç numara traş yaptılar ve ordan bizi koğuşlara götürdüler.İki katlı ranzalardan birinin alt kısmına yerleştim.İç çamaşırlarımı ve traş malzemelerimi dolaba koydum.Yorgunluktan uyuyalamışım.Sabahın erken saatlerinde;
    “- Koğuş kalk!” sesiyle uyandım.Kahvaltıdan sonra kamuflajları giycektik.Çavuş bize;
    "- Askeri takip edin ve amfiye gidin sizi giydirecekler" dedi.Biz de “emredersiniz” dedik ve sonra gösterdiği askeri takip etmeye başladık.Karnıma ağrılar girmiş ve çok sıkışmıştım.Benim acil tuvalete gitmem lazımdı.Onlardan habersiz sıradan çıkıp, karşıda gördüğüm bir tuvalete koştum.Çıkınca da onları kaybettim.Onları bulma umuduyla dolaşırken, arkadan biri seslendi;
    "-Sen aval aval ne dolanıyorsun?" dedi.Baktım rütbeli bir şahıs;
    “- Giyinmeye gidiyorum Komutanım”





  4. Serap Yaman
    Timin Cadısı
    " - Sen 3.bölükden misin? " dedi.Tam olarak kaçıncı bölükten olduğumu hatırlamadığımdan bende; “- Evet”, dedim.
    "- İyi o zaman, gel benle" dedi ve beraber amfiye gittik.Giyindim, üstümdekileri bir poşete koydum bana;
    "- Sana nizamiyeden bir kağıt vermiş olmaları lazımdı, onu bana ver" dedi.Cebimden çıkarıp kağıdı verdim baktı;
    "- Lan sen 2.bölüktesin niye 3.bölük dedin salak "
    "- Komtanım bilmiyordum ki, siz söyleyince bende “evet” dedim" ama nafile.
    Kamuflajları tekrar geri çıkarttım, kendi elbiselerimi giyerken de bana;
    "- Git lan kaz kafalı, senin amfin şurada git orda giyin!" dedi.Bende paşa paşa amfimin yolunu tuttum.Bana verilen elbise ve botları üzerime geçirdim ve üzerimdeki eşyalarımı emanet deposuna bıraktım.Başçavuş dedikleri orta yaşlı bir asker, yeni gelen askerleri nizamiyede topladı.İçtimadaki askerlere mesleği ile ilgili sorular sordu;
    “- Sen ne iş yapıyorsun?”
    “- Terziyim”Diğerine sordu;”- Kasapım” dedi.Başkasına sordu;”- Serbest meslek erbabıyım” deyince, başçavuş askere kızdı;
    “- Oğlum mesleğini söylesene.Serbest meslek erbabıyım ne demek?Serbest ------luk mu yani?” dedi.Kısa dönem orta yaşlı asker bozulmuş, suratı kıpkırmızı olmuştu.Komutan bu sefer diğer askere sordu;
    “- Oğlum sen ne iş yapıyordun sivilde?”Asker aynen şu cevabı verdi;
    “- Ben de Serbest meslek erbabıydım komutanım!” Komutan bu cevaba oldukça sinirlenmişti;
    “- Çabuk yat yere!Elli defa serbest mekik çek de aklın başına gelsin asker.” Eyvah sıra bana gelmişti;
    “- Sivil hayatında, sen ne iş yapıyordun asker?”
    “- Uzayla ilgileniyordum efendim”
    “- Efendim yok!Yüksek sesle bağırıp, “Emredersiniz Komutanım”, diyeceksiniz.Siz kendinizi Hababam Taburunda mı sandınız?Sağ el parmaklarını çiçek yap evladım.Sana bu kasaturamın acı zevkini tattırayım!” dedi ve parmak uçlarımı birleştirerek çiçek yaptım.Belinden çıkardığı kasaturasıyla hızla vurdu.Parmak uçlarımın sızladığını hissettim;
    “- Şimdi aklın, tekrar dünyalı kafatasına geri dönmüştür uzaylı” dedi.Bende kısık sesle;
    “- Ama Komutanım, yüksek sesle bağırırsam, dağdaki teröristler sesimi duyar”diye söylendim.Dalga geçtiğimi sandı;
    “- Sus, sözümü kesme.Teröristlerin burda ne işi var?Fazla konuşursan civardeki bütün izmaritleri sana toplattırırım asker” dedi ve çekti gitti.


  5. Serap Yaman
    Timin Cadısı
    Acemi birliğinde ilk gün, öğle yemeği dağıtan onbaşı; "Sıraya geçin lan!" diye bağırarak, kepçeyle önüne gelene vuruyordu.Bana da vurdu.Ben de onbaşıyı bir güzel dövdüm.Diğer usta askerler geldi, olay büyüdü.Beni yaka paça Nöbetçi Subayı’ nın karşısına çıkardılar.subay bana hitaben;
    “- Anlat bakayım acemi asker, neden kavga ettiniz?”dedi. Ben başladım
    "- Valla abicim şu gördüğünüz asker, eline bir kepçe almış, gelene geçene vuruyordu.Ben dururken, geldi bana da vurdu.Vallaha abicim ben bir şey yapmadım" Yüzbaşı gülerek Onbaşı ve Usta askerlere seslendi;
    "- Yürüyün gidin lan, bu adam bana bile “abi” diyor, siz de komutanlık yapmaya çalışıyorsunuz! Hadi güzel kardeşim sen git, yemeğini ye ve yat" , dedi. Benim jeton geç düştü. Yüzbaşı melek gibi adammış sonra anladım.Ertesi gün yine sabahın karanlığında kalktık ve traşımızı olup içtimada toplandık.Kahvaltımızı yaptıktan sonra, Marş söyleyerek eğitim alanına yürüdük.Eğitim alanında yanaşık düzen eğitimi alıyoruz, başımıza da inanılmaz bir uzman çavuş var.Bu Komando uzman çavuş bizim manga komutanıydı. Adam tam bir “esas duruş” manyağı!Bize yanaşık düzen, uygun adım yürüyüş, selam verme ve esas duruş eğitimi veriyordu.Hepimiz çok ciddi bir şekilde esas duruşta duruyoruz.Ben de en öndeyim.Kulağıma ufak bir sinek kaçtı ve bende huylandım.Esas duruşumu bozarak kulağımı karıştırmaya başladım.Bana çok sinirlenıp pis bir fırça attı;
    “- Asker esas duruşu bozdun ve cezalısın.Şimdi şu bölüğün önünde gördüğün kavak ağacına yüksek sesle "esas duruştayken, kulağımı karıştırmayacağım Komutanım" diyerek, ağaca yetmiş kere tekmil ver bakalım”dedi ve bölüğün önüne çıkararak, kavak ağacına tekmil vermemi istedi.Yarım saat boyunca sesim kısılana kadar ağaca tekmil verdim.Bu olaydan sonra bölükteki arkadaşlar akşama kadar bana gülmüştü.Verdikleri botlar ayağıma vurmaya başlayınca, selpak mendili koydum.Fakat yine de bir sonuç alamadım.Yemin törenine annem rahatsızlandığı için gelememişlerdi.Nur ve ailemle devamlı telefonla görüşüyor ve onlara iyi olduğumu söylüyordum.İlk çarşı iznimde orkid alıp ayağımın altına yerleştirdim ve o günden sonra da botlarımda hiç bir problem yaşamadım.Askerlik yapanlar bilir, haftanın belli günlerinde dolap kontrolleri yapılır.Kontrolerin birinde, komutan bizleri içtimada topladı;
    “- Arkadaşlar aranızda kadınlığa hevesli bazı kişiler var.Dolapların birinde orkid buldum.(isim vermeden gülerek bana baktı)Halbuki erkek gibi gÖrünüyor bu arkadaşınızHiç beklemezdim ondan böyle bir şey!” diyerek bölüğü kahkaya boğdu Her sabah yapılan spor`dan hariç, silahlı koşu yapıyorduk.Kış günü yerde yarım metre kar var.Üstümüzde sadece pantolon, bot ve vücudumuzun üst kısmı çıplak.Elimizde G3 tüfeği ile koşuyoruz.Koşunun ilk başlangıcı Sivri tepeye tırmanış.Dağın en üstünde atış alanı ve binası var.En üst atış alanının yanına varınca, pilim bitti.Baktım olacak gibi değil, atış alanının yanındaki binanın arkasına saklandım.Kestirmeden inip, daha sonra yine bölüğe katılacaktım.Tepedeki işgüzar nöbetçiler bağırmaya başladı;
    “-Komutanım, askerin biri koşmuyor saklanıyor” diye ispiyon ettiler.Bölük Astsubayı döndü, baktı ben oturuyorum;
    “-Ne oldu uyanık, yoruldun mu?Türk Askeri yorulmaz, Türk Askeri uyumaz, Türk askeri susamaz, Türk Askeri dinlenmez”, diyerek beni bir güzel azarladıktan sonra , bölüğün önüne koydu.İstersen şimdi koşmaKomando marşı söyleyerek önde ben koşuyorum, arkada bölük.Tökezleyip düşsem ezecekler.Ama o gün bu olay bana ders oldu.Koşuya alıştım ve her gün beş kilometre koşuyordum.Teçhizatlı koşularda, koşamayan acemilerin tüfeğini de alıp, iki tüfekle(G3) birlikte koşmaya başladım.Dağlara tırmanıp aç kaldığımızda, bazı otların köklerini, kaplumbağa, yılan gibi hayvanları yakalayıp yiyorduk.Bir Komandonun doğa ile nasıl mücadele yapacağını, düşmana ne şekilde yaklaşıp onu alt edeceğini, pratik yaparak öğreniyorduk.

    Yazan Sedat ERDOĞDU


+ Yorum Gönder