+ Yorum Gönder
Her Telden Eğitim Konuları ve Soru Cevap Konuları Forumunda Papatya nın en kısa ve öz hikayesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Papatya nın en kısa ve öz hikayesi








    Papatya nın en kısa ve öz hikayesi lütfen yardımcı olun







  2. Sibel
    Devamlı Üye





    Papatya nın en kısa ve öz hikayesi



    Bir haziran akşamıydı güneşle karşılaştığında papatya. Nerden bilirdi ki o akşamın hayatının geri kalanın da önemli bir rol oynayancığını, silinmesi zor derin izler bırakacağını.
    Normal de papatyanın bahar da boy vermesi, çiçeklenmesi, gerekiyordu fakat yeterli ışığı olmadığından, dal budak verememiş, nazlı, nazlı salınamamıştı yemyeşil sevinçlerin üzerin de. Üstelik acı hatıraları vardı dağarcığında papatyanın, güneşle ilgili. İki kez çalmışlardı güneşini ondan zamansız bastıran bulutlar. Henüz çocuktu ilk güneşini kaybettiğinde ve kapkara izler düşürmüştü yüreğindeki çocukla sevinçlerin aklığına. O yüzden her bahar bir yaprağını toprağa bağışlardı papatya, onu hiç unutmadığını bilsin diye İlk öğretmeniydi, ilk ışığıydı papatyanın yüreğinde kara izler bırakan. Bir veda bile edemeden gitmişti çiçeklerine!
    İkincisin de ise henüz hayatının baharındaydı. Onu da zamansız çıkan eylül fırtınaları almıştı ondan. Ardından uzun bir süre hayata küstü papatya, birçok kez ölümün soğuk nefesini hissetti ensesinde, birçok kez karanlığın zifiri koridorlarını arşınladı. Fakat içinde kalan ışık kalıntıları ve güneşe olan tutkusu her defasında çekip çıkardı onu, zifiri karanlığın soğuk koridorlarından. Sonra yeni sevinçler üretti kendi, kendine yaşamını daha kolay kılmak için. Küçücük ışık huzmelerinden bile yararlandı.
    Aradan yıllar geçti, geçen yıllarla birlikte acılarını küllenmeyi de öğrendi. Zaman zaman mutluluğu da yakaladı, taki o haziran akşamına kadar.
    Hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan bu güneş, ne kadar da benziyordu hayatının baharında kaybettiği güneşine. Tıpkı onun gibi türküler söyleyip, bağlamanın tellerin de kayboluyordu adeta. Onun gibi bakıyor, onun gibi gülüyor, onun gibi ışıklar saçıyordu etrafına. Kendini zamansız karşısına çıkan bu güneşin büyüsüne kaptırdı papatya.
    Heyecanlanmıştı. Hesapsız, kitapsız, çocukça sevinçler üretti kendi kendine. Tüm benliğini de ortaya koyarak kendini tamamen bu ışığa endeksledi papatya. Ondan aldığı ışıkla belki de hiç açmadığı, açamadığı kadar parlak rengiyle açtı papatyanın kalbi, bedenini çepeçevre saran bembeyaz bedeninin tam ortasında.
    Oysa gözünden kaçan birçok şey vardı papatyanın. Bu güneş hiçte onun zannettiği gibi güneş değildi. Güneş evrim geçirmiş, belki de bir başkasının ona verdiği zarardan dolayı koskocaman bir delik açılmıştı kalbinin tam ortasında. Oluşan bu boşluktan olsa gerek oldukça zararlı, tehlikeli ışıklar yayıyordu etrafına.
    Papatya bunu fark etti, etmesine ya, iş işten geçmiş, maruz kaldığı bu ışık tüm ruhunu esir almıştı. Oysa tek isteği vardı, onu anlamak ve kendine çok fazla gelen sevinçlerini onla paylaşmak. Ama güneşi onun hiçte anlamak istemediği bir biçimde aralarına bir çizgi çekiyor, ne o çizginin içine girmesine, nede fazla dışına çıkmasına izin veriyordu. Belki de yaydığı ışığın ne kadar tehlikeli olduğunun bilincinde olan güneş, papatyanın ölmesinden korkuyordu ve onun ölmesini istemiyordu. Ondan aldığı ışığı da kendini beslemek ve kendi yarasını iyileştirmek için kullanıyordu.
    Bu esnada defalarca küstü güneşine papatya, defalarca uzaklaştı. Fakat ne zaman uzaklaşsa, ne zaman yüzünü çevirse güneşe, güneş bir biçimde papatyaya ulaşıyor, tekrar tekrar ona geri dönmesini sağlıyordu. Papatyanın gün ışığına olan tutkusu da bu dönüşleri kolaylaştırıyordu.
    Defalarca canını yaktığı halde, olanları bir çırpıda unutarak, kendini güneşin yakıcı ışıklarına siper etmekten alıkoyamıyordu. Bu gelgitler sırasında bir hayli çözmüştü güneşi papatya.
    Güneş aslında birçok papatyaya aynı ışığı gönderiyor, istediğinin kendisine dokunmasına izin veriyor, yalnızca bir kaç papatyanın o çizgiyi aşmasına izin vermiyordu. İzin verdiklerini ise bir daha karşılaşma olasılığı az olan veya hiç olmayan papatyalardan seçiyordu. Bu konuda kendini o kadar geliştirmişti ki, öncelikle tüm papatyaları gözlemliyor, her birine ait özel ışıklar keşfediyor, sonrasında dahice deniyordu onları, papatyaların her birinin üzeride. "Çok acı bir tecrübe yaşamış olmalı diye düşündü papatya," bunun başka bir izah tarzı olamazdı çünkü.
    Papatya tüm bunların farkına vardığı halde bir türlü ondan kopamıyor, onun çekim alanının dışına çıkamıyordu, tıpkı diğer bir kaçı gibi. Çünkü papatyada ondan aldığı ışıkla besleniyordu. İçin de öyle bir his vardı ki, güneş de yaydığı bu zararlı ışıktan rahatsızlık duyuyor, fakat içinde taşıdığı çift kişilikten bir türlü kurtulamıyor, içinde bulunduğu koşullar da bunu yapmasını engelliyordu.
    Fakat papatyanın ne bunlara dayanacak, nede güneşin yaptıklarını mazur görecek hali kalmamıştı. Yaşanan her gel git olayı papatyaya büyük zararlar veriyor, hem ruhunda hem bedeninde onarılmaz yaralar açıyordu. Aldığı bu yaralar da onun zaten zayıf olan bedeninin daha da çelimsizleşmesine neden oluyordu.
    Ne istiyordu ki tepesinde zamansız dolanan bu güneş ondan, papatya çok yorulmuştu!
    Nazım'ın deyimiyle, "Şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek" istiyordu artık. Papatya bu işe bir son vermesi gerektiğini biliyordu, bir karar vermeli ve ona sadık kalmalıydı. Ya daha az ışıkla yaşamaya alışacak, ya da tüm hayatında köklü değişiklikler yapacaktı.
    Biliyordu ki oldukça zorlu bir süreç onu bekliyordu. Ama yine biliyordu ki, her ne kadar içi yansa da, yine yeni sevinçler bulup, her defasın da olduğu gibi yeniden başaracaktı.
    Nede olsa onun kalbinde oluşmuş kocaman bir delik hiç olmamış, bundan sonrada olmayacaktı!




+ Yorum Gönder


papatya hikayesi kısa,  papatyanın hikayesi kısa