+ Yorum Gönder
Her Telden Eğitim Konuları ve Soru Cevap Yeni Forumunda Türkiye, Nato'ya hangi savaştan sonra girmiştir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Türkiye, Nato'ya hangi savaştan sonra girmiştir








    Türkiye, Nato'ya hangi savaştan sonra girmiştir







  2. HARBİKIZ
    Moderator





    II. Dünya savaşından sonra dünyada ve özellikle Avrupa’da yaşanan gelişmeler yani, Almanya konusunda batılı devletler ile Sovyetler Birliği arasındaki farklı yaklaşımlar. Doğu Avrupa ülkelerinin yavaş yavaş Sovyet etkisi altına girmesi ve buralarda ekonomik ve ideolojik örgütlenmelerin olması Türkiye, Yunanistan ve İran üzerinde yine Sovyet baskısı yaşanması, soğuk savaşı zirveye çıkarmıştı. İşte bu atmosfer içerisinde “Berlin’in 1948 yılında Sovyetler tarafından işgal edilmesi ve komünist partisinin Çekoslovakya’da iktidarı ele geçirmesi (Prag Darbesi) Batı Almanya birliği düşüncesinden kaynaklanan NATO konseptinin ortaya çıkmasına neden oldu. ”

    Ancak bir ittifak oluşturma konusunda ilk adım Doğu Blokundan atılmış, Sovyet yöneticileri 1947 Ekim’inde “Kominter’in”yerine “Kominform’un” kurulması sırasında bu teşkilatın başlıca amaçlarından birinin batılı rejimlerle mücadele etmek olduğunu açıklamıştır. Bu gelişme Sovyetler Birliği’nin yeni toprak ilhakları peşinde olduğunun açık bir kanıtı sayılarak, Batılı devletlerin endişelenmesine yol açmıştır.

    17 Mart 1948 tarihinde; Belçika, Fransa, Lüksenburg, Hollanda ve İngiltere arasında “ortak bir savunama sistemi kurulması, iktisadi ve kültürel bağların kuvvetlendirilmesini taahhüt eden” Brüksel antlaşması imzalanarak, bu konuda ilk adım atılmış oldu.

    Brüksel Antlaşması’nı imzalamış olan devletlerle 18 Mart 1949 tarihinde Kanada ve ABD; Danimarka, İzlanda, İtalya, Norveç ve Portekiz kurulmakta olan bu ittifaka katılmaları için resmen çağrıda bulundular ve 4 Nisan 1949 tarihinde Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO) Washington’da imza edildi.

    Türkiye kurulduğu andan itibaren NATO’ya büyük ilgi göstermiştir. Hatta bu ilginin bir sonucu olarak Türkiye iki üç yıllık dış politikasını bu pakta girme tezi üzerinde oturtmuştur. Batı Avrupa ülkelerinin duyduğu endişe Türkiye için de söz konusu idi. 1949-52 yılları arası Türkiye’nin en önemli gündemi NATO üyeliği meselesi olmuştur. Önce CHP sonra da Demokrat Parti hükümetleri Türkiye’nin Atlantik Paktı’na katılımını garantilemek için ellerinden geleni yapmıştır.

    CHP Hükümeti ABD ve Batının desteğini alabilmek için 28 Mart 1949 tarihinde İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmasından sonra “Washington Büyükelçimiz Feridun Cemal Erkin, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Mc Ghee Türkiye’nin Atlantik Paktına alınması için, yardımcı olunması istemiş ancak bu başvuru olumlu sonuçlanmamıştır. ”

    Türkiye çok partili hayata geçtikten sonra Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Partinin özellikle ekonomik yönde batıya bağımlı olması, ABD ile ilgili fedakarlıklardan kaçınmaması Türkiye’yi ABD ve Batıya daha yakınlaştırmıştı. İktidar olan DP ve hükümetin Başkanı Menderes, NATO’ya girmek için fırsat kollamıştır. Kore savaşını fırsat olarak değerlendiren DP hükümeti TBMM’ye bile danışmadan Kore’ye bir tugay asker göndermiştir. Adnan Menderes bu meseleyi daha sonra itiraf etse de Celal Bayar “… Bazı insanlar NATO’ya alınmanızla Kore’ye asker göndermenizi, aynı politikanın iki parçası olarak görürler. Fakat Atlantik Paktına alınmamızı sağlamak için Kore’ye asker gönderme düşüncesi yanlıştır. ” şeklinde ifade etmiştir.

    Savaşa katılımın ardından, 1 Ağustos 1950 tarihinde, NATO’ya girmek için 12 üye devlete müracaatta bulunmuştur, Dış İşleri Bakan Fuat Köprülü de, bu konuda kulis çalışmalarında bulunmuştur. 7 Ağustosta basına bir demeç veren Menderes de “Asker kudreti malum olan Türkiye’nin, şimdiki dünya şartları içinde Atlantik Paktına girmesi, bu Paktın emniyet ve savunma sistemi için yeni bir kuvvetlenme unsuru teşkil eder. ” demiştir. Muhalefet de bu konuda iktidarı desteklemiş, fakat Türkiye’nin bu başvurusu olumlu sonuç vermemiştir. “Başvuruyu inceleyen üç büyükler, ABD, Fransa ve İngiltere daha çok coğrafi nedenlerle bu başvuruyu 18 Eylül 1950 tarihinde reddetmişlerdi”. Aslında, ABD’nin bu konuya fazla bir itirazı bulunmamaktadır.

    Gerçekte Türkiye’nin NATO’ya girmesine en çok karşı çıkan üyelerin başında İngiltere bulunmuştur. Ortadoğu Komutanlığı konusunda bahsettiğimiz gibi bu dönemde İngiltere Türkiye’yi Ortadoğu’daki bir savunma paktının yanında görmek istiyordu. Bunun en önemli sebebi ise Süveyş’teki Üslerinin durumuydu. İngiltere’nin yoğun çalışmaları, Türkiye’nin NATO garantisinde diretmesi, ayrıca Arapların da bu projeye destek olmamaları sebebiyle sonuç vermemişti.

    Öteki NATO üyelerinden Belçika, Danimarka, Hollanda ve Norveç gibi ülkeler ise, Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olmaları halinde; ABD’nin kendilerine yaptığı askeri yardımın azalacağından endişe duydukları için bu iki ülkenin üyeliğine karşı çıkıyorlardı.

    İngiltere Ortadoğu Komutanlığı ile ilgili Türkiye’den bazı garantiler aldıktan sonra Dışişleri Bakanı Herbert Morrison, 18 Temmuz 1951’de Avrupa Kamarasında yaptığı konuşmada “Türkiye’nin Atlantik Paktına kabul edilmesinin gerektiğini açıkça belirtti. ” Böylece Türkiye’nin önündeki en büyük engel kalkmış oldu. Diğer ülkeler de İngiltere’yi takip etti.

    Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya alınmaları konusundaki karar 20 Eylül 1951 tarihinde, bu paktın üyelerinin Ottowa’da yaptıkları toplantıda ele alındı ve 12 üye devletin oybirliği ile bu iki devlet üyeliğe kabul edildiler.

    Bu karar Türkiye’de büyük sevinç yaratmıştır. Muhalefet ve basın bu konuda ortak bir tavır sergilemiş ve bu olay “zafer” olarak nitelendirilmiştir. Nitekim M. Faik sevincini 22 Eylül tarihli Zafer’deki yazısında “İşte Kore’de akıtılan Türk kanı heder olmamıştır… Atlantik Paktı şimdi, Türkiye bir tecavüze uğrarsa Birleşik Amerika otomatik olarak yardımı sağlamıştır. ” diyerek ifade etmiştir.

    Türkiye’nin NATO’ya alınmasındaki karar diğer devletlerin parlamentolarından geçerek, kanun tasarısı altında 19 Şubat 1952’de TBMM’ye sunuldu. Tasarı hakkındaki konuşmaların ardından oylamaya geçildi. Olumsuz oy çıkmadı, sadece bir tane Çekimser oy vardı. (Çekimser oyun sahibi Seyhan Milletvekili Cezmi Türk’tür. )

    409 üyenin olumlu oyuyla tasarı kanunlaşmıştır. Böylece Türkiye Sovyet tehdidine karşı sadece ABD’nin değil diğer 13 ülkenin de ittifakını elde etmiş oluyordu. Sovyetler Birliği bilhassa 1951 yılı sonbaharından itibaren Türkiye’nin NATO’ya katılmasını önlemek için her türlü çabayı sarf etmiştir. Sovyetler Birliği 7 Kasım 1951 tarihinde Türkiye’ye yeni bir nota vererek bu olaydan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu.

    NATO II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan soğuk savaşın önemli sonuçlarından biriydi. ABD-Batı ile Sovyetler Birliği arasında ki gerginliğin doğurduğu bir savunma ittifakıdır. Bu teşkilata dahil olan ülkelerin asıl amacı Sovyetler Birliği’nden gelecek olan tehlikeleri bertaraf etmekti.

    Türkiye’nin NATO’ya girişi Batı ile ilişkilerinde bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sovyet tehdidine karşı Türkiye en büyük önlemi almış ve diğer NATO ülkeleriyle her türlü ekonomik ve iktisadi ilişkilere daha kolay gerçekleştirmiş olacaktı. Türkiye savaş sonrası dünyanın çok partili demokratik rejimi kurma çabaları ve çok önemli ekonomik kalkınma sorunlarıyla NATO’ya girmişti. Yani Türkiye’nin kalkınması için Batının ve özellikle ABD’nin yardımına ihtiyacı vardı. Ayrıca Türkiye’den de NATO’nun askeri kanadı büyük destek alacaktı. Yani ABD ve İngiltere’nin çıkarları ile Türkiye’nin savunma ihtiyacı bu teşkilatta yer alması gerekiyordu.

    Bu dış politik başarının Demokrat Parti döneminde sağlanması Menderes’e büyük puan kazandırmıştı. Türkiye’nin NATO’ya girmesi belirli bir süreç çerçevesinde gerçekleşmiştir. NATO üyeliği kampanyası ile Türkiye’nin Batı yanlısı bir politika çizgisi izlemesine başlaması aynı tarihe rastlamaktadır. Türkiye NATO’ya kabul edildikten hemen sonra Ortadoğu Komutanlığı için İngiltere’ye destek olmaya başlamıştır. Bu olaydan daha önce Türkiye’nin dolaylı olarak karşı karşıya geldiği Ortadoğu devletleriyle direkt olarak karşı karşıya gelmiştir. Yani bu NATO’nun bir sonucudur.

    “Bu şekilde 1945’ten sonraki Türk Dış Politikasının Batı yönündeki gelişme seyrinden önceleri pek etkilenmemesi veya dolaylı olarak etkilenen Türkiye’nin Ortadoğu Arap politikası, Ortadoğu Komutanlığı projesi ile bir dönüm noktasına ulaşmış ve böylece Ortadoğu’daki Türk Politikasıyla global plandaki Türk Dış Politikası arasında tam bir paralellik kurulmuş oluyordu. ”




+ Yorum Gönder