+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Ahiret ve melek inancı insan davranışlarını nasıl etkiler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Ahiret ve melek inancı insan davranışlarını nasıl etkiler








    ahiret ve melek inancı insan davranışlarını nasıl etkiler







  2. Ayşe
    Yeni Üye





    Ahiret ve melek inancı insan davranışlarını nasıl etkiler


    Ahirete iman herşeyden önce insana bir hedef ve yön verir.
    Yaratılışındaki gaye, hikmet ve hedefi öğretir. Bu inanca sahip olan kişilerin oluşturduğu toplum doğruluktan ayrılmaz. Kazancını doğru yerlerde arar. Hileye, aldatma ve rüşvete yaklaşmaz. Kendi hakkını bildiği gibi başkalarının hakkını da gözeterek kimseye haksızlık yapmaz.

    Bu inanca sahip kişi, dini ve dünyevi görevlerini eksiksiz yerine getirir.
    Çünkü mükafat ve ceza gününün varlığına inanarak herkesin bu dünyada yaptıklarının hesabını Allah’ın huzurunda vereceğini bilir. Bu inanç, insanların kalbinde barış duygularının gelişmesine yol açar. Barış duygusu ile adalet gerçekleştirilir. Adalet duygusuna sahip olan insan da kendisini mutlak adaletin gerçekleşeceği kıyamet gününe tam anlamıyla hazır duruma getirir.

    Bu inanç kişilerin ümitlerini yeniler. Acılarını hafifletir.
    Hayat boyu karşılaştığı zorluklara katlanmasını sağlar. Ahirete iman, insanı hayır işlemeye, kötülüklerden kaçınmaya ve üstünlükleri benimsemeye yöneltir. Ahirete inanan kişi, son nefesini verme anında geçmişini düşünür, yaptığı hayırlı işlerden dolayı huzur duyar. Çünkü ölüm onun için bir yok oluş değil, sonsuz bir yaşamın başlangıcıdır. Ahiret inancı dünya yaşamına aşırı bağlılığı önler. Başkalarına karşı iyilik etme fikrini geliştirir.

    Ahirete iman insanda tam bir sorumluluk duygusu getirir.
    Hukuki ve Ahlaki yönden çok önemli bir yaptırım olur. Her insanın başına bir polis veya asker dikemeyeceğimize göre ahirette hesap verme duygusu insanların kendi kendilerini kontrol etmelerini sağlar. Toplumda şiddet ve terör olayları azalır. İşlemiş olduğu her hareketin, söylemiş olduğu her sözün kaydedildiğine ve mutlaka ahirette onun hesabını vereceğine inanan kimse, daha dikkatli hareket etmek, konuştuğu sözlerin kötü ve gönül kırıcı olmamasına özen gösterir.

    Unutmamamız gereken bir husus, cennet ve cehennemin bu dünyada kazanılacağıdır.
    Bu yüzden dünya ahiretin tarlasıdır. Dünya tarlasına ne ekilirse ahirette de o biçilir. Onun için her insan ölüm gelmeden önce aklını kullanıp dünyanın değerini bilmelidir. İnsan dünyaya bir kez gelir ve ölünceye kadar ne yapabilmiş ise onu azık olarak ahirete götürür. İyilik yapmış olan, gittiği yerde o iyiliğin sevap ve ödülünü bulur. Kötülük yapanlar da onun cezasını görürler. Bu yüzden ahirette yiyeceğimiz azığı şimdiden iyi hazırlamaya çalışmalı ve ahirete yarayacak hayırlı işler yapmalıyız.

    Ahireti kazanmak için dünyayı hor görmemiz ve kötülememiz gerekmez.
    Elbette ki dünya hayatı ahiretin yanında daha kısadır. Göz açıp kapanıncaya kadar geçer. İnsanlara verdiği mutluluk sınırlıdır. Fakat kazanmak istediğimiz ahiretin yolu bu dünyadan geçer. Bu yüzden her insanın bu dünyayı elde etmeye çalışması gerekecektir. Gerçek müslüman hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışır. Ahireti kazanacağım diye dünyayı ve nimetlerini terketmemeli, dünyayı kazanacağım diye ahiret için hazırlık yapmayı ihmal etmemelidir. Ne dünya için ahireti, ne de ahiret için dünyayı terketmelidir. Her ikisine de eşit ağırlık vererek hem bu dünyayı hem de ahireti kazanmaya çalışmalıdır. Böylece dünya-ahiret dengesini kurmalıdır.

    Ahirete inanan insanlar huzurlu ve mutludurlar.
    Çünkü ahirette vereceği hesabın korkusuyla, dünyada kimseye zulüm ve kötülük yapmazlar. İnsanları sever ve yardım ederler. Aç gözlü olmazlar, kötülük düşünmezler. Allah’ın hoşnutluğu ve rızasını kazanmak ve cennetle ödüllendirilmek için sürekli iyilik yaparlar. Ahirete inanan kişi kendisine verilen görevi eksiksiz ve zamanında yapmaya çalışır. Çünkü yapmadığı takdirde bunun hesabını ahirette vereceğini bilir. Kendisine bir şey emanet edildiğinde ona ihanet etmez. Güven duyulan bir insan olur. Başkalarının malına, canına, namusuna , hakkına ve hürriyetine zarar vermez. Böyle kimselerin oluşturduğu toplumda karşılıklı sevgi, saygı, ve güven olduğu gibi huzur ve mutluluk da olur. Ahiret inancı, kişilerin birbiriyle yardımlaşmalarını, birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde olmalarına katkıda bulunur. İnsan daima iyiyi, ve doğruyu araştırır. Hazıra konmayı, kısa yollardan haksız kazançlar elde etmeyi düşünmez. Dinin emir ve yasaklarından, güzel ahlakın kurallarından ayrılmaz. Kimseye kötülük etmez, zarar vermez. Zamanını ve kendisine verilen nimetleri boşa harcamaz. Aklını, bilgisini ve gücünu israf ederek kötüye kullanmaz. Düzenli ve huzurlu olur. İnsanlara saygılı ve merhametli olur.

    Melek İnancının Etkileri
    Pzt, 01/17/2011 - 20:55 — filiz
    Melek İnancının Etkileri

    Melek İnancının
    Etkileri


    İnsan, yeryüzündeki diğer canlılardan farklı
    olarak irade sahibi bir varlık şeklinde yaratılmıştır. İrade, "farklı
    seçeneklerden birini tercih etmek" demektir. Allah, insana iradî fiillerinde
    farklı alternatifler sunmuş ve onun dünyaya gelişinin gayesini "imtihan olmak"[1]
    şeklinde tespit etmiştir. İnsan, bu imtihana giren alanda kendisini iyilik veya
    kötülüğe teşvik eden, iradesini daha özgürce kullanmasını sağlayan manevî
    menajerlerle (yardımcı, düzenleyici) karşı karşıyadır. Allah insanı şerre ve
    kötülüğe çağırmak üzere şeytanı, iyilik ve hayra dâvet etmek üzere de
    melekleri yaratmıştır. İnsanın meleklere inanması demek, önünde şeytan ve
    meleklerin sunduğu seçeneklerle dolu ruhî bir hayat olduğunu, meleklerin telkin
    ve teşviklerine göre hareket edip mevcut yeteneklerini bu yönde yükseltmesi
    gerektiğini kabul etmesi, Allah'ın görevlendirdiği meleklerin kendisini daima
    gözetlediğini ve yaptıklarını kaydettiklerini unutmaması demektir. İnsana iyi
    düşünceler aşılayan meleklerin yanı sıra, ona vesveseler telkin eden şeytanın
    varlığı da bir gerçek olmakla beraber, Kur'an, şeytana değil; meleklere imanı
    öne çıkarmak[2],
    tağutu inkâr edip Allah'a iman edenin sağlam bir kulpa sarılmış olacağını
    bildirmek suretiyle[3]
    şeytanın varlığını ikinci dereceye almış, onunla hemhal olmayıp aksine meleklere
    kulak vermeyi öngörmüştür.

    "Onu (insanı), önünden ve ardından izleyiciler
    vardır; Onu Allah'ın emrinden (kazalarından, belalarından ve musibetlerinden)
    korurlar." (Ra'd: 13/11)

    Gerçekten de insan, risklerle ve tehlikelerle
    dolu bir dünyada yaşamaktadır. Bunlara, ayrıca kötülüklerin karşılığı
    olarak Allah'tan her an gelebilecek intikam darbelerinin ihtimallerini de
    ekleyecek olursak, onun, yaşadığı yıllar boyu ne büyük bir manevî koruma altında
    bulunduğunu kestirebiliriz. Bu girift olayın içyüzünü daha derinlemesine bilmek
    bizim için mümkün değildir.

    Ancak bu kadarıyla bile Rabbimizin
    bizi ne çetin bir sınavdan geçirdiğini, bizzat hayatımıza karşı yaratmış
    bulunduğu tehlikelerin bile gelip bizi bulmasına melekleri engel yaparak bu
    sınavda bize nasıl süre tanıdığını bu ayetlerden ibretle öğreniyoruz. Doğrusu bu
    bize bir ilâhî lutuf ve bir müjde olsa gerektir. Dolayısıyla insanın, bu hârika
    nöbetçilerini her zaman hatırlayarak özellikle kuytu köşelerde, zifiri
    karanlıklarda ve tehlikelerle burun buruna olduğu anlarda onların kendisini
    korumaya devam etmeleri için Allah'a dilekte bulunması, Allah'ın izniyle
    belaların bertaraf olmasına bir vesile oluşturabilir. Bu, aynı zamanda insanın,
    Rabbiyle olan irtibatının güçlülüğünü ve sürekliliğini kanıtlamış olur.
    Kur'an'da "Kesinlikle üzerinizde koruyucular vardır. Onlar değerli
    yazıcılardır. Yaptığınız her şeyi bilirler." (İnfitar: 82/10-12) diye
    kendilerinden söz edilen melekler vardır ki, bunlar söylediğimiz her sözü
    yazarlar. Dolayısıyla insanoğlunun havada kaybolup giden tek kelimesi bile
    yoktur.

    Evren öyle kesin bir disiplin
    içindedir ki, bu disiplinin gözümüzle görebildiğimiz veya daha doğrusu ilmin ve
    aklın kanıtlayabildiği bir cephesi vardır, bir de ilmin ve aklın asla
    ulaşamayacağı, açıklayıp tanımlayamayacağı diğer bir cephesi daha vardır. İşte
    bu görünmeyen cepheyi melekler ordusu oluşturmaktadır. Mü'min olabilmenin
    olmazsa olmaz şartlarından biri de bu gerçeğe inanmaktır. Dolayısıyla meleklere
    inanmamak, Allah'a, peygamberlere, kitaplara ve âhiret gününe inanmamakla eş
    değerdedir.

    Meleklere inanan bir müslüman,
    meleklerin kendisini takip ettiğini, gözetlediğini, iyilik ve kötülüklerinin
    yazıldığını bilir. Ve bu bilinçle davranışlarına çeki düzen verir. Böylece,
    meleklere olan inancımız bizi kötülük ve günah yapmaktan vazgeçirir




+ Yorum Gönder


ahiret ve melek inancı insan davranışlarını nasıl etkiler,  ahiret ve melek inancı insan davranışlarını nasıl etkiler kısaca,  meleklere iman etmek insan davranışlarını nasıl etkiler,  ahiret ve melek inancı insan davranıslarnı nasil etkiler,  melek inancının insan davranışlarına etkileri,  ahiret ve melek inanci insan davranislarini nasil etkiler