+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Osmanlı da güvenliği kimler sağlıyordu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Osmanlı da güvenliği kimler sağlıyordu








    osmanlı da güvenliği kimler sağlıyordu







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Osmanlı da güvenliği kimler sağlıyordu

    Osmanlı da güvenliği kimler sağlıyordu hakkında bilgi


    Osmanlı Devletinin tarih sahnesine çıkışından tarih sahnesinden çekilişine kadar geçen zaman içinde zabıta teşkilatının zamana bağlı olarak gelişen değişik yapılanmalar içinde olduğu görülmektedir. Bundan dolayı Osmanlı Devletinin zabıta teşkilatının dönemlere ayırılarak incelenmesi gerekmektedir.

    Kuruluşundan İstanbul'un fethine kadar geçen zaman içinde (1299-1453) eyalet, vilayet ve sancak gibi mülki bölümlere ayrılan ülkenin zabıta görevi, Subaşılar ve yanlarında kol gezen Falakacılar tarafından yürütülmüştür. Savaş zamanında Orduda görev yapan Subaşılara savaş olmadığı zamanlarda belediyeye ait hizmetleri yürütme görevi de verilmiştir.

    Türk Zabıta Tarihinde önemli bir yer tutan ve Türklerin kurduğu tüm devletlerin idari yapılanmasında yer alan Subaşı; ilk zabıta amiri olma özelliğini taşır. Türklerin kurduğu en mükemmel devletlerden birisi olan Osmanlı Devletinin kuruluş ve yükseliş dönem-lerinde Subaşılar, güvenlik ve esenlik işlerine bakmakla birlikte, belediye zabıtası hizmetlerini de yerine getirmişlerdir. Bu dönemde, her şehrin bir Subaşısı vardı. Subaşılar hem güvenlik ve esenliğe, hem de askeri işlere bakan komutanlar durumundaydılar.

    Zabıta hizmetlerinin daha sonraki yapılışında Subaşılarla emirleri altındaki Yasakçıların yanında, geceleri güvenliği sağlayan ve bekçilik görevi yapmakla yükümlü bulunan Asesleri ve bağlı olduğu Asesbaşı'nı da saymak gerekir.

    Osmanlı Devleti kuruluşuyla birlikte hemen her kasabada bir Kadı ve Subaşı görevlendirildi. Kadı, genellikle mülki işlere bakar; kasabaların asayiş ve güvenliği ve Kadıların verdikleri hükümlerin uygulanması, aynı zamanda askeri amir konumunda olan Subaşılar tarafından sağlanırdı.

    Yeniçerilerin, savaş zamanındaki askeri görevlerinin yanında hazarda zabıta görevini üstlendiği dönemde; (1453-1826) İstanbul'un asayişinden sorumlu olan bu kişiler görev bölgelerine ve yaptıkları işlere göre isimlendirildiler.

    İstanbul, fethedildikten sonra beş büyük zabıta bölgesine ayrıldı. Bu bölgeler: Yeniçeri ağasına ayrılan bölge, Cebecibaşına ayrılan bölge, Kaptanpaşaya ayrılan bölge, Topçubaşına ayrılan bölge ve Bostancıbaşına ayrılan bölge olarak tanımlanmıştır.

    Bu zabıta bölgelerinin dışında, yalnızca kendi bölgelerinin güvenliğini sağlayan ve "Usta" adıyla anılan zabıta memurları da vardı.

    Hemen hemen tüm semtlerde o bölgenin en büyük zabıta amirinin emrinde kolluklar; bu günkü anlamıyla karakollar bulunurdu. Buralarda zabıta hizmetlerini yürüten; Yeniçerilerin arasından ayrılan ve kollukçu denilen kişiler görev yapardı.

    O devirdeki zabıta makamları şunlardır: Devletin iç ve dış güvenliğinden sorumlu en üst bir zabıta makamı olan Sadrazam, asayiş ve güvenlikten sorumlu olan, kanunlara aykırı davrananları yakalayıp gerekli işlemleri yapmakla sorumlu olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ağasının emrinde falaka taşıyan ve gerektiğinde kullanan Falakacılardır. Bunların yanında Cebecibaşı, Kaptanpaşa, Topçubaşı, Bostancıbaşı, Kadı ve Böcekbaşı ile onların emrindeki görevlilerden oluşuyordu. Böcekbaşı, ikinci dereceden zabıta amiri olup, bu günkü manada polis müdürü konumundaydı. Böcekbaşının mahiyetinde çeşitli suçlar işlemiş ancak, daha sonra bu suçlardan arınarak suç işlemeyen erkek ve kadın memurlar bulunurdu. Bunların görevi çarşı, pazar ve diğer mıntıkaları gezerek ka-nunlara aykırı hareket edenleri yakalayıp, böcekbaşının huzuruna getirmekti. Aynı dönemde dikkat çeken bir başka unsur ise bu günkü manada karakolların açılması ve hizmet görmesidir. Bu karakollarda bulunan ve devriye görevi yapan Kullukçu, Karakullukçu neferleri devamlı surette kol gezerek önleyici zabıta hizmetlerini yerine getirirlerdi.

    Kulluk adı verilen karakol haneler, Osmanlı Devletinin başkentinde, taşra şehirlerinde ve köylerinde kullukçu veya karakullukçu denen bir baş karakullukçunun emrinde gece ve gündüz devriye görevi yapan zabıta kuvvetleriydi. Kullukçular görev aldıkları böl-gelerde kol gezerek şüpheli gördükleri kişileri, gece fenersiz gezenleri yakalayıp, amirlerinin huzuruna getirirlerdi. Fuhuş yapıldığı iddia edilen evlere baskın düzenlerdiler. Bölgelerinin emniyet ve asayişini sağlayarak, halkı koruduklarından dolayı kendilerine kullukçu, yasakçı hakkı verilirdi.

    Fatih Sultan Mehmet bilhassa İstanbul'un fethinden sonra zabıta işlerine büyük önem verdi. Şehirde birçok kolluk inşa ettirerek, Yeniçeri askerlerinin yaşlı ve ağırbaşlılarından ayırdığı zabit ve neferleri yasakçı unvanlarıyla bu kolluklarda görev yapmaya, dü-zen ve asayişi sağlamaya memur etti. Kolluklar ve Kullukçular dışarı ve içeri kullukları olarak iki kısma ayrıldı. Birincisi İstanbul'da görev yapanlar, diğeri ise taşrada görev yapanlardı.

    Aynı dönemde taşrada yürütülen zabıta görevleri çok çeşitlilik arz ediyordu. Zabıta görevlerinin çeşitlilik arz etmesinin yanında mülki bölünmenin özelliğine paralel olarak artan hizmet çeşitliliğinden dolayı çoğalan zabıta kuvvetlerinin yapılanması da değişi-yordu. Bunun yanında ticaret yollarının ve önemli geçitlerin güvenliğini sağlayan Derbentçiler ile Mortolozlar, Belderenler, Pandörler ve Menzilkeşler de zabıta hizmeti görüyordu.

    Yeniçeri Ocağının 1826 tarihinde ortadan kaldırılmasının ardından kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammedi'ye adlı askeri teşkilat (1826-1846) tarihleri arasında Yeniçeri Ocağından intikal eden zabıta hizmetlerini yüklendi. Bu dönemde, teşkilatın başında Yeniçeri Ağasının yetkilerini taşıyan Serasker bulunuyordu. Aynı dönemde İstanbul çeşitli zabıta makamlarına ayrıldı. Her bölgede ayrı bir birimin zabıta görevini yüklenmesinden dolayı bu devirde de sorumluluk kargaşası devam etmiştir. Asayiş ve güvenlik hizmetlerini yürüten Asakir-i Mansure-i Muhammedi'ye askeri kuruluşunun dışında 1826 yılının ağustos ayında yayınlanan "İhtisap Ağalığı Nizamnamesi'yle birlikte İhtisap Nezareti kuruldu. Yeni kurulan bu teşkilatın çalışanları, kol gezmek ve güvenlik hizmetlerini yürütmekle birlikte belediye hizmetlerinin bir bölümünü de yüklendiler. Başkentte İhtisap Nezaretinin sorumluluğuna bırakılan asayiş ve güvenlik hizmetleri, eyaletlerde Sipahilerin sorumluluğuna bırakıldı. ihtisap Nezareti ve ihtisap işlem ve eylemleri 1845 yılında Polis Teşkilatının kurulması üzerine 1846 yılında zabıta hizmetlerinden çekildi.

    1834 yılında Anadolu'nun ve Rumelinin bazı eyaletlerinde "Asakir-i Redife" adı ile yeni bir askeri örgüt kuruldu. Bu askerlerin yönetimi "Serasker" denilen bir kumandanın yönetimine bırakıldı. Eskiden Yeniçeri Ağasına yüklenen görevler bu dönemde Seraskere bırakıldı. Böylelikle hükümet merkezinde İstanbul yakasının en büyük zabıta amiri sıfat ve yetkileriyle donanmış oldu.





  3. SuskuN PrenS
    Devamlı Üye
    Osmanlı da güvenliği kimler sağlıyordu


    Osmanlı Donanması ya da eski adıyla Donanma-yı Hümâyûn, Osmanlı Devleti'nin deniz kuvvetleri. XIV. yüzyılda kuruldu.[1][2] Osmanlı Devleti, 1323 yılında Karamürsel'i fethederek denize ulaştı, Karamürsel Bey komutasında ilk donanma oluşturuldu ve Kocaeli'nde yapılan savaşlarda denizden destek sağlandı.[3][4] 1327 yılında Karamürsel'de ilk Osmanlı tersanesi kuruldu ve böylece deniz gücünün kurumsallaşma çalışmaları başladı.[1] Osmanlı donanmasında hiyerarşik sisteme geçildi, ilk Derya Beyi (Donanma Komutanı), Karamürsel Bey oldu.[4] 1337 yılında Kocaeli ele geçirildi; böylece 1353 yılında gerçekleşecek olan Rumeli'ye geçişin önü açıldı.[1] Bundan sonra donanmanın merkezi sırasıyla İzmit, Gelibolu ve son olarak da İstanbul oldu.[1][5]

    İstanbul'un fethinde II. Mehmed, donanmadan yararlandı.[5] Karadeniz'de ve Akdeniz'de etkisi artan Osmanlı donanması, Mısır seferinde Osmanlı kuvvetlerine lojistik destek sağladı.[1][5] 1538 yılında Preveze Deniz Muharebesi kazanıldı. Bundan sonra Cerbe Deniz Muharebesi de kazanıldı, Malta kuşatıldı ancak bir şey elde edilemedi. Osmanlı donanmasını büyütmek için birçok tersane kuruldu, ihtiyaç duyulan malzemeler Kocaeli'den, Biga'dan, Samsun'dan, Kastamonu'ndan ve Aydın'dan getiriliyordu.[2][6] Kaptan-ı Deryalara gelenek olarak Cezayir beylerbeyliği verilirdi.[2] Tersane-i Amire'nin bulunduğu Kasımpaşa'nın inzibat sorumlusu donanma idi. Gelibolu, Akdeniz adaları ve İzmir'in bazı yerleri Osmanlı kaptanlarına dirlik olarak verilirdi.[7]

    16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Portekiz Krallığı'na karşı Hadım Süleyman Paşa ve Piri Reis komutasında seferler düzenlendiyse de, Portekiz donanması üstün geldi ve Piri Reis idam edildi.[8] İnebahtı Savaşı'ndan sonra ağır kayıplar veren Osmanlı donanması, kayıplarını telafi etmeyi başardı.[9] Osmanlı Devleti, duraklama döneminden itibaren deniz ticaretinde Avrupalı devletlerden geri kaldı.[5] XVIII. Yüzyılda Mezomorto Hüseyin Paşa'nın girişimleri ile donanmada reform yapıldı.[1][2][Not 1] Fakat denizlerde ciddi bir üstünlük sağlanamadı. 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Kaptan-ı derya olmasıyla Bahriye Mektebi açıldı, burada modern eğitim verilmeye başlandı ve 1776 yılında Tersane-i Amire'nin yakınlarında ikinci Bahriye Mektebi olarak Hendesehane-i Bahri açıldı.[10] 19. Yüzyıl'da Osmanlı Devleti, Fransa'nın Mısır Seferi'nde İngiliz donanmasından yardım aldı. Bundan sonra III. Selim'in reformlarını devam ettiren II. Mahmut devrinde donanma, 1827 yılında Navarin'de imha edildi.[11] II. Mahmut döneminde ABD'li mühendislerin yardımlarıyla reformlar devam etti, Osmanlı tersanelerine modern deniz sanayi girdi ve dönemin en büyük savaş gemisi unvanını elinde tutan Mahmudiye de o dönemde denize indirildi. II. Mahmut'un ölümünden sonra bu mühendisler İstanbul'u terketmek zorunda bırakıldı[11], tahta çıkan Abdülmecit döneminde, 1840 yılında Bahriye meclisi kuruldu ve modern donanma çalışmaları devam etti. İlk denizcilik şirketi Şirket-i Hayriye de bu dönemde kurulmuştu. Abdülaziz döneminde ise, 1867 yılında Bahriye Nazırlığı kuruldu. Abdülaziz döneminde devam eden reformlar ile yabancı ülkelerden çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı. 1878'den itibaren II. Abdülhamit'in güvensizliği sonucu donanma, Haliç'te terkedildi ve denize açılmadı.[5][11] 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Osmanlı donanması kendini gösteremedi, 1909 yılında Donanma Cemiyeti'nin çabaları ile modern donanma çalışmaları halkın bağışlarıyla devam etti.[1][5] Bu cemiyetin çabaları ile çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı, Alman subaylardan oluşan bir heyet ile reform çalışmaları canlandı. Trablusgarp Savaşı'nda ve Balkan Savaşları'nda Osmanlı donanması etkinlik gösterdi, fakat I. Dünya Savaşı'nda Ege Denizi'nde sınırlı faaliyet göstermek zorunda kalan donanma, Çanakkale Deniz Savaşları'nda başarılı oldu.[1][12] I. Dünya Savaşı'nın ardından donanma, Marmara Denizi'nde İtilaf kuvvetlerinin kontrolü altına girdi.[1]





+ Yorum Gönder


osmanli devletinde bolge guvenligi