+ Yorum Gönder
Ziraat ve Tarım ve Tarım ve Hububat Forumunda Tohum Dağıtımında Karıncaların Rolü Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Tohum Dağıtımında Karıncaların Rolü








    Tohum Dağıtımında Karıncaların Rolü


    Tohum Dağıtımında Karıncaların Rolü hakkında bilgi


    Karıncaların vazifelerinden biri, çevreye bitki tohumlarının dağıtılmasıdır.

    Bitkiler, tohumlarını uzağa ve daha geniş sahalara dağıtabilmek için çeşitli mekanizmalarla techiz edilmiştir. Bazıları, hayvanların yardımına ihtiyaç duyarlar. Meselâ, bazı tohumların yapılarında tutunabilme özelliğini veren kancalar ve çengeller vardır. Bu sayede, kürklü hayvanların ve kuşların tüylerine geçici olarak tutunurlar. Bu tür taşınmaya ''ectozoochory'' denir.

    Biyologlar, karıncaların tohum dağıtımındaki rolünü ve değişik mekanizmaları yeni yeni tanımaya başlıyorlar. Aslında, karıncaların yaptığı tohum dağıtımı, Antarktika hariç diğer bütün kıtalarda yapılmaktadır. 60'tan fazla familyaya mensup 3000'in üzerinde çiçekli bitki türünün tohumlan bu yolla dağıtılmaktadır. Bu tür dağıtımda, bitkiler ve dağıtımı yapan karıncalar arasında her iki tarafın da yararına olan bir alış veriş (mutualism) söz konusudur.

    Karıncaların tohumları taşıması, çok ince ve hassas bir şekilde plânlanmış mükemmel iki yolla gerçekleşir. Birincisinde, tohumlar karıncalar tarafından yenmek üzere yuvalarına taşınırlar. Karıncanın burada bitki neslinin devamını düşünerek tohumlan uygun yere getirme gibi bir gayesi yoktur; fakat yanlış yere bırakılmaları veya düşürülmeleri neticesi, uygun şartların sağlanması hâlinde tohumlar gelişirler. Bu yolla, karıncaların düşürmeleri veya yanlış yerleştirmeleri neticesi gelişen tohum sayısı, karıncaların yediğinden çok daha azdır. Bu durumda karıncalar kendilerine daha çok fayda sağlarlar. Yani bu şekilde taşıma, daha çok bir tohum kıyımı veya tohum avı olup, mutualism değildir.

    İkinci yol ise, ilim adamlarının asıl merakını celbeden, oldukça değişik ve diğerlerinden çok daha mühim bir taşımadır. Burada bitkilerin, "elaiosom" adı verilen tohuma bağlı yağ ihtiva eden yapılar üretmeleri gerekir. Elaiosomlar karıncaları çeker ve bunun neticesi karıncalar elaiosomla beraber tohumu da yuvalarına taşımış olurlar. Daha sonra karınca yuvasındaki topluluk, besin ihtiyaçlarını gidermek için tohumun elaiosom kısmını yer ve özüne zarar vermeden çevreye bırakır. Karınca İle tohumu taşıtmak isteyen bitki arasında karşılıklı faydaya dayanan mutualism münasebeti vardır ki buna "Myrmecochory" (myrmex=karınca, chory=dağıtım) denir.

    Myrmecochory üzerinde ilk defa, İsveç Uppsala Üniversitesi'nde botanikçi olan J.R. Sernander tarafından yapılan "Avrupa Myrmecochores Araştırması" 1906'da basıldı. Sernander çalışmalarında birçok değişik bitki türü kullandı ve karıncaların özellikle elaiosomlu tohumlan seçtiklerini gördü. Elaiosomlar, Carex bitkisinde yumurtalığı (ovary) çevreleyen bürgü (brakt) dokusundan gelişirler. Ayrıca çiçekli bitkilerin, diğer yapılarında da elaiosomlar oluşturduğu bilinmektedir. Elaiosomlar, bitkilerle beslenen böcek ve diğer tehlikelilere karşı koruyuculuk vazifesi yapan, biyokimyevî yapı bakımından değişime uğramış ve karıncalar için besin ihtiva eden bitki dokularıdır.

    Elaiosomlar, oldukça değişime uğramış büyük kofullar veya besin bakımından zengin karışımlarla dolu zarla kaplı bölgeler ihtiva ederler. Münih Üniversitesi'nden Andreas Bresinsky, myrmecochorlar üzerinde geniş bir araştırma yaptıktan sonra, elaiosomların değişik yağlar, yağ asitleri ve hayvanların ihtiyaç duyduğu diğer genel besinleri taşıdığını tesbit etti. Bu ise, karıncalar için ehemmiyetli bir besin kaynağı demektir.

    Karıncaların çoğu hem diğer böceklerle, hem de toprak üzerindeki bitki parçalarıyla beslenirler. Elaiosomlu tohumlar kimyevî olarak hayvan dokularına benzerler, bu yüzden karıncalar bunlara yönelirler. Bu tohumlara, karıncaları celbederek aldatabilmeleri için, kimyevî olarak hayvan dokularını taklit edebilme kabiliyeti de verilmiştir.

    Ayrıca elaiosomlar, karıncaların tohumları toplama ve yuvaya taşıma davranışını başlatan bazı uyarıcılar ihtiva edebilir. 'Avrupa Menekşesi'nin (Viola odorata) elaiosomiarında, 1, 2 diolein (polar bir yağ bileşiği) isimli özel bir kimyevî madde tesbit edildi. Benzer bir yağ, iki Avustralya çalısının (Acacia myrtifolia ve Tetratheca stenocaraga) elaiosomlarında da keşfedildi. Elaiosomlar, karıncaların yaratılıştan sevk-i ilâhî olarak genetik programlarına yerleştirilmiş daha başka davranışlarını da açığa çıkarabilir. Meselâ, "oleik asit" in bazı karıncalarda ceset taşıma davranışını uyardığı bilinmektedir. Muhtemelen bu maddeyi ihtiva eden elaiosomlar, bu sebeple karıncalar tarafından taşınmaktadır.

    Karıncalar tarafından taşınan tohumlar, ilkbaharın ilk döneminde olgunlaşır. Ölü böcekler, karıncaların birinci dereceden besin maddesidir ve yazın böcek yoğunluğunun arttığı döneme oranla ilkbaharın bu ilk dönemlerinde popülasyonları çok daha azdır. Baharda olgun elaiosomlar taşıyan bitkiler, kendi aralarında tohumlarını taşıtma bakımından birbirleriyle daha az rekabete girdiklerinden daha avantajlıdırlar. Besin toplayan karıncalar tarafından taşınma şansları da yaz veya sonbahardakine nisbeten daha fazladır. Bu açıdan erken olgunlaşan elaiosomlu tohumlar için daha fazla yaşama şansı vardır denilebilir.

    Karınca türlerinin bir kısmı, tohumları yavruları için taşırlar. Dağıtımı yapan kanncalar, tohumlan yuvalarına taşıyarak, burada yavrular için faydalı olan elaiosomunu ayırırlar ve larvalarını beslerler.

    NİÇİN KARINCALAR?

    Aslında myrmecochorların bulunduğu bölgeler, başka grup böceklerin de yaşadığı ortamlardır. Fakat dağıtımın tesirli olarak gerçekleşmesi, tohumların yeterince uzağa ve zarar verilmeden taşınmasını gerektirir. Onun için sadece, besini bulduğu yerde yemekten ziyade yuvasına taşıyan ve cemiyet halinde yaşayan böcekler bu iki önemli husûsiyeti sağlayabilir. İşçilerin günlük vazifeleri, yuva etrafını temizlemek ve besin maddelerini larvalara yedirmek üzere yuva içine taşımaktır. Dolayısıyla karıncaların bu tür bir sosyal davranış sergileyecek şekilde yaratılmış olması, onları başarılı ve uygun bir tohum dağıtıcısı olmaya önceden hazırlamıştır.

    Son çalışmalarda gerçekleştirilen bir dizi arazi ve laboratuar tecrübeleri, tohumların cazibesinin, taşıyıcı karıncalara nasıl tesir ettiğini ve bir bitki çeşidi neslinin verimliliğini nasıl artırdığını günyüzüne çıkardı:

    1. Karıncalar tarafından yapılan tohum dağıtımında birinci temel fayda, o bitkiye ait yaşama bölgesinin genişletilmesidir. Dolayısıyla karıncalar, bitkilerin yeni bölgelerde yayılmalarını mümkün kılar. Hayat sahası genişleyen bir bitki için ise bu yaşama çevrelerinden bazılarının ileride bozulması neticesi yok olma riskini azaltır.

    2. Karıncalar ayrıca tohumu ana bitkiden uzağa taşıyarak çimlenme ve rahat büyüme şansını artırırlar. Böylece ana bitki gölgesiyle, fidan devresinde tohumun gelişimini engellememiş olur.

    3. Filizlenen tohuma yapılan bu yardımdan başka, kanncalar tarafından taşınan tohumlarla, değişik bitki türleri arasındaki hayatta kalma yarışına da müsbet yönde tesirde bulunulur. Meselâ, Handel yaptığı bir deneyde üç "Carex" türünü kullandı. Aynı vasatta yetişen bu üç Carex türünden yalnızca biri myrmecochordur. Karıncalar elaiosomlanndan dolayı, myrmecochorlu olan Carex türünün tohumlarını yuvalarına taşıdılar. Dolayısıyla, myrmecochorlar karınca yuvalarının bulunduğu yerleri çevrelemiştir ve bu bitkiler, filizlenen diğer Carex türleriyle yer, ışık, besin ve diğer temel kaynaklar için yarışmaz

    4. Tohum ve filizlerin yıpranması hususunda bitkiler arasındaki yarıştan daha ehemmiyetli bir faktör de, tohum avcılığıdır. Kuşları ve kemiricileri de içine alan birçok hayvan türünün temel yiyecek kaynakları tohumlardır. Ayrıca çeşitli salyangoz türleri de tohumlar için zararlıdır. Dünyanın değişik yerlerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki karınca yuvalarına taşınan bu tohumlar, en azından bazı avcıların tehlikesinden korunabilmektedir.

    5. Tohumların karınca yuvalarına taşınması, tohumları öldürücü sıcaklık ve çalı yangınlarından da muhafaza eder.

    6. Karıncalar, yuvalarını ormanda ve genellikle toprağın üzerinde yükselen çürük ağaçlara kurarlar. Bu tür yapılar, ilkbaharda meydana gelen sellerde hem karıncalar için, hem de tohumlar için uygun birer korunma mekânıdır.

    7. Karınca kolonilerine, aynen diğer hayvanlarda ve insanlarda görüldüğü gibi Yüce Yaratıcı (cc) tarafından bahşedilen çöp toplama alışkanlığı verilmiştir. Filizlenmekte olan tohumlar ve filizler, bu çöplerin arasına yerleştirilmiş olmaktan faydalanabilirler. Organik atıklar, bitkilerin gelişiminde kritik rolü olabilecek çok miktarda besin ihtiva ederler. Organik maddelerin seviyesi, azot, potasyum ve fosfor karınca yuvalarında ve çevrelerindeki topraklarda daha fazladır. Böylece insanoğlunun ancak zekâsıyla çözebildiği bitki çimlenmesi ve gelişmesine ait birçok problemin çözümü, hiçbir şeyden haberi olmayan bitkinin ayağına kadar, yine herşeyden habersiz karıncalarla getirilmiş olur.

    8. Karınca yuvasının içindeki ve çevresindeki toprağın diğer fizikî özellikleri de, aynca filizlenmelerdeki başarı şansını artırarak, bitkinin hayatta kalmasına yardımcı olur. Üzerinde gezindiğimiz toprak içinde bizim farkında olmadığımız, karıncalar ile bazı bitkiler arasındaki bu sırlı ve her iki tarafın da faydasına olan alış verişteki hassas ve mükemmel mekanizma, hem toprağı, hem karıncaları, hem de bitkileri çok iyi tanıyan ve onlara sözü geçen sonsuz bir Kudret'in eserinden başka birşey olabilir mi?











  2. Nesrin
    Devamlı Üye





    Karincalar dünyanin en çalişkan ve en güçlü canlilarindan biridir. Bu hayavalar doğaya bir çok yararlari dokunmaktadir. Ancak yararlari gibi zararlari da dokunmaktadir. Neyse karincalarin doğaya yararlarindan biri tohumlari taşimalaridir.




+ Yorum Gönder