+ Yorum Gönder
Tiyatro ve Skeç Arşivi ve Tiyatro Metinleri Forumunda Güzel Ahlak Ile Ilgili Tiyatro Örneği Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Güzel Ahlak Ile Ilgili Tiyatro Örneği








    Arkadaşlar bana acil güzel ahlak ilgili tiyatro lazım uzun olursa sevinirim lütfen yardımcı olun







  2. HaKHaN
    Özel Üye





    Güzel Ahlak Ile Ilgili Tiyatro Örneği

    BİR ADAM YARATMAK

    Kendisini yakından tanıyanlar takdir edecektir ki Üstad Necip Fazıl, tek yönü olan bir şahsiyet değildir. O’nun Sanatkârlık, fikir adamlığı, aksiyonerlik gibi yönlerine ek olarak, hayatının belli dönemlerinde ve özellikle de son kısmında öne çıkan, gönül adamlığı gibi, tanıyanına malum bir yanı da mevcuttur. Tek başına pekçok alanda yetkin olmayı başaran, tek başına birkaç insan olan Üstad’ın, neredeyse tamamı haricî olan çeşitli sebeplerden dolayı sadece sanatkârlık yönü öne çıkarılmakta, bu yönünü de, yine muhtelif sebeplerle, şairliği temsil etmektedir. Biz bu çalışmamızda, onun sanatkar mizacının farklı bir cephesini temsil eden bir başucu eserinden bahsedeceğiz: “Bir Adam Yaratmak” isimli tiyatro eserinden…


    (Şeref – Mansur[Hüsrev'in arkadaşı, muharrir/Trr] – Hüsrev)
    (Mansur paravananın yanı başında durur. Oradan gözleriyle takip eder. Şeref hızla Hüsrev’e yaklaşır. Ellerini uzatıp bir şeyler anlatmak ister gibi durur. Hüsrev’in elindeki gazeteyi gorur. Hüsrev, gazeteyi elinden bırakır. Şeref, Hüsrev’in halinden ürkmüştür. Birşey söyleyemez.)
    HÜSREV – Ne yüzle geliyorsunuz buraya Şeref Bey?
    ŞEREF – Teessürünüzü söylediler. Geldim. Neden bu infial? İzah eder misiniz?
    HÜSREV – Anlamıyor musunuz?
    ŞEREF – Anlamıyorum. Gazetede bugün çıkan şeylerden müteessir olduğunuzu tahmin ediyorum. Fakat hakkınız var mı?
    HÜSREV – Demek hakkım yok!
    ŞEREF – Elbette yok. Sizin gibi, herkesin tanıdığı, herkesin sevdiği bir insan, ne kadar alâka çeker bilirsiniz. Biz de öğrendiğimizi yazdık.
    HÜSREV – (Kendisine gelmeğe çalışarak) Ben hiç bir okuyucu tasavvur edemem ki, başkasının bu türlü mahremiyetine tecessüs duyacak kadar ruh iffetinden sıyrılmış olsun. İftira etmeyin müşterilerinize!
    ŞEREF – Okuyucu budur.
    HÜSREV – Hayır, okuyucu bu değildir. Siz busunuz. Bir kere okuyucuyu tanımıyorsunuz. Yüzünü, biçimini, isteklerini bilmiyorsunuz. Onun seciyesi üstündeki kıyasları, kendinizde arıyor ve buluyorsunuz.
    ŞEREF – Farzedelim ki, böyle.
    HÜSREV – Böyle olunca mesuliyeti üzerine alacak kadar benlik ve haysiyet sahibi olmanız lâzım.
    ŞEREF – (İrkilerek) Hüsrev Bey, çok ileriye gidiyorsunuz. Sizi mazur görüyorum. Çünkü…
    HÜSREV – Çünkü?
    ŞEREF – Hastasınız.
    HÜSREV – Güzel, belki hastayım. Yalnız şu anda beni hasta bilmeyin! Bu sözlerde hazmedilemiyecek bir şey buluyorsanız, onları sıhhatli bir adamdan, sıhhatli bir dakikasında çıkmış farzedin!
    ŞEREF – Hüsrev Bey, rica ederim.
    HÜSREV – Evet. Öyle farzedin! Mukabelenizi çok merak ediyorum. Hiç olmazsa mukabelenizde biraz şeref görmeğe muhtacım.
    ŞEREF – (Bir adım geri çekilir. Mendiliyle terini siliyormuş gibi alnını uğuşturur) Hareketinize şimdi mukebele etmiyeceğim. Her şeyden evvel gösterin bana, suç bu hareketin neresinde?
    HÜSREV – (Nefret dolu gözlerle, Şerefi uzun uzadıya tartar) Bir adam ki, içinin cehenneminde yanıyor; herkesin malik olduğu en basit müdafaa silâhlarını, maskelerini kaybetmiştir. Bu adamı, şunun bunun keyfini gıcıklamak için teşhir etmekte suç yok mu?
    ŞEREF – Niçin olsun? Demek ki, herkes bu adamla alâkadar!
    HÜSREV – Herkesin bu adamla alâkası, onda yalnız kendisine ait bir taraf, manevî bir fert hak ve mülkiyeti bırakmaz demek?
    ŞEREF – Cemiyetin malı olan insanlar, şüphesiz ki biraz şahıs mülkiyetlerinden feda ederler.
    HÜSREV – Bu fedakârlık belki herkesle müşterek, dış çizgilere aittir. Onların ferdiyetlerindeki en mahrem maktaları herkese göstermekten sizi alıkoyan hiçbir duygunuz yok mu?
    ŞEREF – Yok!
    HÜSREV – (Sol elinin parmaklarıyle yüzünü taraklar. Suratı çatlayacak gibi) Yalnız bu tarzınız beni çıldırtabilir. Ben demek kimseyle müşterek ölçüsü kalmamış bir zavallıyım. Demek ben bu toprağın üstünde yaşamıyorum. Demek ki benim beynim, kimsede olmayan bir takım vehim nebatları yetiştiren bir hastalık tarlası! Allah’ım! Ya ben bir deliyim, ya karşımdaki adam insanın bakamıyacağı kadar düşkün bir yaratılış!
    ŞEREF – Hüsrev Bey, siz hakikaten delisiniz ve yavaş yavaş bana mazur bir insan olduğunuzu unutturacaksınız!
    (Paravananın yanındaki Mansur, nefretle Şerefe bakar. Bir iki adım yaklaşır. Hüsrev omuzları hafifçe bükük Şerefe karşı.)
    HÜSREV – Ah, keşke unutturabilsem! Kuzum, bana bir kere daha söyleyin! Duygu cevherinden bu kadar nasipsiz olmayı kavrıyamıyorum. Bir insan hayat ve hususiyetinde, yabancı gözlere göstermiyeceğiniz sizce hiçbir nokta yok mu? Bunu görmekten ve göstermekten sizi alıkoyan hiçbir ulvî sansür yok mu sizde?
    ŞEREF – Yok, demiştim.
    HÜSREV – Bir insan hakkında, ne olsa yazar mısınız gazetenizde?
    ŞEREF – Yazarım.
    HÜSREV – Bunu yaparken teşhir ettiğiniz insanla içinizde müşterek bir merkez, bir hassasiyet ve bir perdiyet merkezi, kanamaz mı?
    ŞEREF – Hüsrev Bey! Ben edebiyattan anlamam. Ben gazeteciyim. Bir ticarethanenin sahibiyim. Ticarethanenin vazifesi budur, ben vazifemi yaptım.
    HÜSREV – Demek bu duygu, sizce edebiyat!
    ŞEREF – Ben ticarethanemin kanunlarına bağlıyım. Vazifeme engel olacak başka hiçbir şeyi tanımam.
    HÜSREV – Başka hiçbir şeyi tanımaz mısınız? Yalvarıyorum, bir kez daha söyleyin.
    ŞEREF – Tanımam.
    HÜSREV – Gizlilik, örtünme ihtiyacı, kendi kendinize sahiplik gibi hiçbir manevî kıymet?
    ŞEREF – Boyuna tanımam, diyorum.
    HÜSREV – Ya deminki kıymetler şahsınıza bağlı olursa?
    ŞEREF – İcabında onları da yazarım. Elverir ki doğru şeyler olsun.
    HÜSREV – Doğru ha? Benim için yazdığınız şeylerin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?
    ŞEREF – Selma’nın not defterinden. Onu karım bulmuş. Bana verdi, ben de neşrettim.
    HÜSREV – Neşir fikrini de karınız mı verdi acaba?
    ŞEREF – Evet, o verdi. Hatta ısrarla teklif etti.
    HÜSREV – Yalnız beni herkese değil, karınızı da bana teşhir ediyorsunuz. Bu kadar mesuliyet hassasından mahrumsunuz.
    ŞEREF – Veren karımsa, neşreden de benim!
    HÜSREV – Ve daha ne olsa neşredersiniz. Sizi bundan alıkoyacak hiçbir duygunuz yok. Öyle mi?
    ŞEREF – Cevap vermemeyi tercih ediyorum Hüsrev Bey.
    HÜSREV – Hatta kendinize ait olsa da neşirde mahzur görmezsiniz.
    ŞEREF – Fakat Hüsrev Bey!
    HÜSREV – Söyleyin, bu kadarcık olsun söyleyin! Kendinize ait olsa da neşirde tereddüt etmez misiniz?
    ŞEREF – Ne olursa olsun!
    HÜSREV – Ya bir erkeğin bütün ağırlıklarını çeken mukaddes temeli berhava edecek kadar müthiş olursa?
    ŞEREF – Bunlar… Kelimeler…
    (Hüsrev yerinden fırlayıverir. İç odayı salondan ayıran perdenin önüne zıplar. Geçidin sağında iki taraftan da görünen kordonu yakalayıp bir hamlede çeker. Ânî olarak iç oda bütün eşyasıyla görünür. Perdenin tam açıldığı yerde ve ortada, elinde çantasıyla bir heykel gibi dimdik Zeynep durmaktadır. )
    SEKİZİNCİ SAHNE (Zeynep – Evvelkiler)
    (Şeref neye uğradığını şaşırmış, karısına bakmakta. Mansur utancından sağ eliyle gözlerini kapatmıştır.)
    HÜSREV – (Sağ elinde kordon. Sol elini Şerefe uzatmış) Karınız metresimdir. Bunu da yazın!
    (Odadakiler donmuş, yerli yerinde. Zeynep olduğu yerde kaskatı, gözleri Hüsrev’de. Hüsrev perdenin kenarında, yarı eğilmiş Şerefe doğru. Şeref karısına karşı bitkin ve şaşkın. Mansur elini yüzünden çeker ve heyecanla bakınır. Bir kaç saniye geçer Şerefte bir kımıldanış başlar.)
    ŞEREF – (Hüsrev’e dönerek) Bu hareketinizi size çok pahalı ödeteceğim, Hüsrev Bey!
    HÜSREV – Bugün ödettiğiniz gibi…
    ŞEREF – Hayır! Bu defa sizi lâyık olduğunuz yere, tımarhaneye tıktıracağım.
    HÜSREV – Ah, bunu sizden beklerim.
    ŞEREF – Sade benden beklemeyin! Dostunuz akliyeci Nevzat’ın da fikri bu. Hattâ işlettiği hususî tımarhane için iyi bir reklâm olacağınıza da emin. Demin gördüm, şu dakikada annenize tımarhanesini gezdiriyor. îyi bir yer olduğunu kabul ettirmek için.

    Not: Bu eser, 1977 yılında Yücel Çakmaklı tarafından filme aktarılmış ve Üstad’ın da beğenilerini kazanan bu yapım TRT’de yayınlanmıştır.






+ Yorum Gönder


edep ve guzel ahlakla ilgili tiyatro rolleri,  güzel ahlaklailgili skeç,  güzel ahlak ilgili drama,  ahlak ile ilgili tiyatro oyunları,  edep ve guzrl ahlakla ilgili 4 kisilik tiyatro,  ahlakla ilgili tiyatro