+ Yorum Gönder
Tiyatro ve Skeç Arşivi ve Tiyatro Metinleri Forumunda Ziller Çalacak Ile Ilgili Tiyatro Örneği Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Ziller Çalacak Ile Ilgili Tiyatro Örneği








    lütfen bana video lazım ziller çalacak ile ilgili tiyatro Örneği lazım lütfen acil







  2. HaKHaN
    Özel Üye





    Ziller çalacak Ile Ilgili Tiyatro


    Eylül nihayet gelmiş, okulların açılmasına iki gün kalmıştı. Dedemin emekli maaşı olmasa, ne yapardık derim hep! Hı, yetiyor muydu? Üç okuyan kız ve iki yaşlı insana; hayır! Yeter miydi hiç? Su, elektrik, telefon, ev masrafı ve biz! Yarı aç, yarı tok geçinmek zorundaydık, ay sonunu getirebilmek için. Anneannem şükreder, ben şükretmezdim. “Bana ne!” derdim: - Ayşe’nin dört tekerlekli bisikleti var, benim niye yok? Olmaz öyle şey, çalarım ben de!

    Anneannem:
    - Yapma Mihri can, on üç yaşındasın. Artık genç kız oldun. Beni âleme rezil mi edeceksin, edepsiz! Dese de ben omzumu silkeleyip;”bana ne!” derdim.
    Anneannem, alışmıştı artık benim şımarıklığıma. O ne dese de, nafile! Ben yine de bildiğimi okur, gider yapardım. Beni bildiği için, hemen gider, Hanım teyzeye bisikleti saklamasını tembih ederdi.

    Evimiz, mütevazılıkten çok; asırlar öncesinden kalmış bir iki geyikli duvar halısı, köşe bucak şişmiş, tahtakurularının delik deşik ettiği tahta yer döşemesi olan üç kuşağa yuva olmuş bir evdi.

    Anneannemin cevizden yapılmış, neredeyse kırk, kırk beş yıllık eski ama sağlam yatağın başında sızlanıyorum:
    - Ya anneanne, okulum açıldı açılacak, sen daha uyu!
    Anneannem sabahın altısında korkuyla sıçramıştı yataktan. Bana:
    - Kızım n’oldu? Kardeşlerine bir şey mi oldu yoksa? Söylesene!
    Ben yine aynı yüzsüzlükle :
    - Ya yok, ne kardeşi! Ben sana kitaplarım, okulum diyorum, sen ne sayıklıyorsun?

    Anneannemin uykusu iyice kaçmıştı. Yataktan ıhlayarak doğrulmaya çalıştı. Bir yandan da benimle sayıştırıyordu:
    - Allah iyiliğini versin Mihri can! Bunun için mi uyandırdın beni? Koca kız oldun hala aklın beş karış havada. Saat daha altı kızım. Bu saatte mi söyler insan! Yüreğime iniyordu az daha!
    Ben “öf, pöf “ yaparak, onun ayağa kalkmasına yardım ettim. Sonra da yine mızmızlanmaya başladım:
    - Ya sen bugün para almayacak mısın bankadan?
    - Eeee,
    - Esi git al da, sonra defterlerimizi alalım. Acele et! Hadi.
    - Kızım çekiştirme, tamam anladık. Önce sen bir koşu git, fırından ekmek al iki tane!
    - Veresiye mi gene?
    - Ya başka?
    - Bana ne, hem o gözü pörtlek adam beni tersledi dün. Aslında bilirdim ben ona ne yapacağımı ama dua etsin acelem vardı. Gitmem ben oraya ,”veresiye vermem” diyor, adam!

    Anneannem içli bir “ah” çekti. Sonra dedemin o tarafa bakarak “şükür yarabbi” dedi. Ben yine bir şey anlamamıştım.”peh” dedim sadece, sonra o bana dönerek:

    - Ebe kuzum! Sen de âlemsin, fırıncıya söyle yine versin. Bugün parayı aldığımda veririm, sen de götürürsün.
    - Aman, o kadarcık parayı nasıl her şeye yetireceksin sanki?

    Anneannem yüzüme öyle bir bakış atmıştı ki, o anda fırlayarak doğruca fırının yolunu tuttum.

    O gün; defterlerimi, kitaplarımı almıştım. Ama eksik olan çok şey vardı. Senem’i de okula yazdırdığımız için, anneannemin bankadan aldığı paranın büyük bir kısmını okula vermiştik. Geriye kalanı ise borçlara dağıtınca, elde avuçta bir şey kalmamıştı. Bunu bile bile ben yine mızmızlanmaya başlamıştım. Kitap ve defterlerin dışını kaplayacak cilt yoktu. Anneannem, Saliha’ya, komşuya gidip gazete getirmesini söylediğinde ise feryadı koparmıştım:

    - Ya anneanne senin kafan basmıyor mu? Hoca böyle gazeteden kitaplarınızı kaplamayın diyor. Hem gazeteyle kimse kitaplarını kaplamıyor ki!

    Ben feryat figan ederken, Saliha büyük bir sevinçle koşup komşudan gazete alıp gelmişti bile. Ben böyle durumlarda bana destek çıksın diye o kadar tembih etmiştim oysa:
    - Abla ya! Ayıp ama senin yaptığın. Bak anneannem biz üzülmeyelim diye neler yapıyor. Sense kalkmış ağlıyorsun.

    Saliha daha lafını bitirmeden ben ona bir çimdik atmıştım. Saliha ağlayarak köşesine çekilince, üzülüp sızlanmayı kestim. O gün sırf Saliha’yı güldürebilmek, barışmak için yapmadığım maskaralık kalmamıştı. Defterlerimizi de gazeteyle kaplamıştık.

    Okula başlayalı bir ay kadar olmuştu. Sınavlar, sözlüler derken kitaplarımın içine gömülmüştüm. Hayatta tek idealim, okumaktı. Belki de o yaşta düşündüğüm tek doğru buydu. Okumak! Okuyup adam olmak! Ama hangi mesleği seçeceğime hala karar vermiş değildim. Sayısalım pekiyi değildi. Ama edebiyatım son derece mükemmeldi. Türkçe öğretmenim bana hep;”diyorum ki Mihri can, senin şu hırçın ve sert karakterinin altına gizlenmiş yumuşaklığı çıkarabilsen, senden çok iyi edebiyatçı olur hani! “ derdi. Aslında düşünüyorum da, belki de ilk o cümleler kurcalamıştı kimyamı…

    Okulda herkesin gezindiği bir tayfası vardı. Bense bağımsız gezmeyi tercih ederdim. Aslında bir başıma kalmamın tek sebebi, özgürlüğüme düşkünlüğüm değildi tabi. Asi ve hırçın tavırlarımla herkesin bucak bucak kaçtığı, sevilmeyen biri haline gelmiştim. Onların bana bir ucube gibi bakmamaları için, kendime devamlı farklı bir kılıf uyduruyordum. Kafamda her zaman uygulamaya hazır bir planım vardı. Biri ne zaman canımı sıksa, acil durum alarmı verirdim ve hücuma geçerdim. Ben özümde kötü bir insan değildim, ama bana ters olan kim olursa olsun ezip geçerdim. Bana zarar vermeyenlerle işim olmazdı. Ben sadece, benim zaaflarımdan yararlanan; korkak ve uyanık yaşayan asalak tiplere tüylerimi kabartırdım. Bu da kendimi ezdirmediğimi gösteren farklı bir yöntemimdi.



    Emine TANIRGAN





  3. Ziyaretçi
    çook güzel bir ödev olmuş .yardımcı oldunuz




  4. Ziyaretçi
    çok güzel olmuşta çokta Uzun olmuş ödevimede yardiımcı oldu teşekürler

+ Yorum Gönder