+ Yorum Gönder
Türk Dili ve Kullanımı ve Türk Edebiyatı Forumunda Divan Edebiyatında Güzellik Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Divan Edebiyatında Güzellik Nedir








    divan edebiyatında güzellik nedir kısaca







  2. Diyar
    Yeni Üye





    Divan Edebiyatında Güzellik

    Geleneksel olan her zaman kendisine has bir içkinliğe, kendisine has bir derinliğe sahiptir. Geleneksel olanda şekilsel anlamda çok yönlülük, mana bağlamında sonsuz bir derinlik, daha da ötesi her şeyiyle hem dışrak hem de içrek bir yapıya sahip olma söz konusudur.
    Mesele, sanata irca edildiğinde, (sanatın doğasının da gereği olarak) bu çok yönlülük daha bir derinleşmekte, daha bir artmaktadır. Eflatun’dan, Plotinus’a İbn-i Arabi’den Mevlana’ya değin geleneğin büyük yolcularında ve Veda’lardan1 Upanishad’lara2 değin geleneğin hakim olduğu büyük anlatılarda, hep bu derinlik söz konusudur3. İşte oluşum ve icra şekli itibariyle, geleneğin farklı bir yorumu olan Divan edebiyatı’nda da bahsedildiği anlamıyla görünenin ötesinde bir derinlik ve çok yönlülük vardır.

    Bu söz konusu çok yönlülük, daha onun isminden başlar.
    Şöyle ki Divan edebiyatı’na ad olan “divan” sözcüğü dahi birkaç mana ihtiva etmektedir. Bu sözcükle kast edilen en başta şairlerin şiirlerini belli bir nizama göre tertip ettikleri “divan” adlı kitaplardır. Beri yanda divan edebiyatının ürünleri genellikle şiir meclislerinde ve divanlar üzerinde oturularak paylaşıldığı için, “divan” sözcüğü bu edebiyata ad olmuştur. Bunun da ötesinde, Divan edebiyatı eserleri genellikle saraydaki o merkezi divanda veya küçük yerleşim yerlerindeki şehzadelerin, beylerin ve diğer büyüklerin görüşme meclisi olan taşra divanlarında okunup paylaşıldığından dolayı, bu mekanların adı icra edilen sanata da isim olmuştur. Mesele bir de tasavvufi bir yoruma tabi tutulursa: Divan halin arz edildiği veya hesabın görüldüğü meclistir. Şair de yazdığı şiirle bir yönüyle kendisini Yaratıcı’nın divanına çıkarmıştır. Şair, eserine divan adını koymakla kendisini O’na arz ettiğini böylelikle O’ndan ya ödül beklediğini veya yaptığı bir kusuru varsa onun bedelini ödemek için hazır durduğunu ifade etmektedir. Yani “divan” sözcüğünün meseleye isim olması, bu gelenekteki tevazünün da bir gereğidir. Divan edebiyatında aynı zamanda “kendini övme” geleneği de olabildiği için, şair eserine “divan” demekle tevazünün yanında bir de övgüyü yerleştirmektedir. Şair, bu ismi kullanmakla aynı zamanda “Benim şiirlerim veya asırlar boyunca yapılan bu edebiyat, her şeyin hükmünün verildiği divanlar gibidir; eserlerimizi o divanlar gibi düşünebilirsiniz. Hatta bir şeyin yeterli veya yetersiz olduğunu anlamak isteyen, o şeyi bu divana getirsin ve onu bu divanda yine bu divanla karşılaştırsın. Bu eser adeta bir ölçüdür. Bu eser adeta padişahın halkın karşısına çıkma lütfünde bulunduğu bir saray divanı gibidir. Kaldı ki bu eser o kadar iddialıdır ki Yaratıcının huzuruna dahi çıkarılırsa herhangi bir ceza görmeyecektir; zira ceza görmesinden korkan eserini Yaratıcının divanına çıkarmaz” demektedir. Toparlarsak, “divan” sözcüğü hem kitabın ismi, hem şiir meclislerindeki kanepelerin ismi, hem saraylardaki toplantı salonlarının ismi, hem de kararların verildiği muhakeme ortamlarının ismidir ve bu sözcük edebi bir döneme isim olurken hem tevazuya, hem övgüye, hem tasavvufa, hem dönemin sosyal yapısına hem mekanlara ve daha nice manalara değişik göndermelerde bulunmaktadır.





+ Yorum Gönder