+ Yorum Gönder
Türk Dili ve Kullanımı ve Türk Edebiyatı Forumunda Divan Edebiyatında Hikaye Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Divan Edebiyatında Hikaye Hakkında Bilgi








    divan edebiyatında hikaye hakkında bilgi kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Divan Edebiyatında Hikaye

    Türk Edebiyatına hikaye ve roman tarzı tam ve batılı anlamda girmeden önce edebiyatımızda bunların yerini tutacak bazı unsurlar mevcuttu.

    Türk Edebiyatı divan Edebiyatı, şiiri, halk şiiri ve bunların yanında halk hikayeciliği ile Leyla ile Mecnun, Hüsn-ü Aşk gibi klasik hikayeler ile gelişmesini sürdürdü. Divan edebiyatının ifade şekli nazımdır. O yüzden Divan edebiyatının büyük yekününü şiir oluşturur. Klasik hikayelerin yani muayyen (Leyla vü Mecnun) gibi hikayelerin hemen hepsi de nazımdır. Daha önce başkaları tarafından kaleme alınmıştır. Divan edebiyatını oluşturan bu nazım hikayeler birer mesnevi niteliğinde idi. Yani şekil mesnevi, konular belli idi. İşlenen konular daha önce bir çok defa yazılmış konular, hikayeler çeşitli şair ve muharrirler tarafından her asırda işlenmiş olan başlıca hikayeler şunlardır; Yusuf ile Züleyha, Leyla vü Mecnûn, Hüsrev ü Şirin, Vamık ı Azra, Gül ü Bülbül, Hüsn ü Aşk vb…

    Arap kökenli bir hikaye olan Leylâ vü Mecnun pek çok şair tarafından ele alınmış, işlenmiş. Bunların başlıcaları; Fuzûli, Nevâi, Hamdi, Behişti, Hayalî, Revâni, Mahvî, Neşati, vs’ dir. Yalnız Fuzuli’ nin hikayesinin kendine mahsus bir orjinalliği vardır.

    Kanosunu Kur’an-ı Kerimden alan Ahsen-i Kısas hikayelerin en güzeli olan Yusuf ile Seliha hikayesini de birçok şair işlemiştir. Bunların başlıcaları; Hamdi, Kadı Sinan, Zihni,Âli, Dari, Nevaî, İbn-i Kemal, Behişti, Ahmeti Seyyad Hamza, Hatai vs’ dir.

    Divan edebiyatı hikayesinin başlıca iki kural etrafında gelişmesi belki de batılı manada hikayeciliğin gelişmesine engel olmuştur
    . Bu iki kural manzum ve mesnevi şeklinde olmasıdır. Konuların da muayyen olması ayrı bir engeldir.

    Bunun yanında Divan edebiyatında nesir halinde hikayede yok değildir. Hamselerde manzum hikayelerin yanında nesir şeklinde hikayeler de bulunurdu. Bunlarda genellikle dini konuları işleyen tasavvufi, ahlaki ve öğretici alegorik hikayelerdir. Bu nesir şeklindeki hikayeler her ne kadar nesir şeklinde ise de seçilerle dolu simetrik cümleler olduğu için yine mesnevilere yakındı. Ancak doğrudan dini konuları tasavvufi konuları işleyenler, ögüt, nasihat niteliğinde olduğu için halk diline daha yakın ve sadedir. Çünkü muhatap halk ve öğretme amacı güdüldüğü için seçilerden kaçılması ve halk diline yaklaşılmıştır. Buna mukabil edebi ve estetik endişe ile yazılanlarda, özellikle son asırlardaki hikayelerde bu sadelikten uzaklaşıldığı görülür.

    Anadolu’ da uzun kış gecelerinde köy odalarında meclislerde ve kıraathanelerde anlatılan masallar ve halk hikayelerinin yanında Tanzimata yakın dönemlerde özellikle matbaanın kurulmasından sonra İstanbul halk hikayeciliği dediğimiz hikaye tarzı gelişmeye başlamıştır.

    Bu bahsettiğimiz hikayeler batılı anlamda birer hikaye olmamasına rağmen döneminde halkın hikaye ihtiyacını karşılayan unsurlar olmuştur. Hatta meclislerde toplantılarda hararetle okunarak dinlenmiş, dinletilmiş ve zevk alınmıştır. Herhalde bizim hikaye kaynağımız bunlardır demek yanlış olmasa gerektir.





+ Yorum Gönder