+ Yorum Gönder
Türk Dili ve Kullanımı ve Türk Edebiyatı Forumunda Divan Edebiyatında Hiciv şairleri Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Divan Edebiyatında Hiciv şairleri Hakkında Bilgi








    divan edebiyatında hiciv şairleri hakkında bilgi kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Divan Edebiyatında Hiciv Şairleri

    Âşık figani
    Edebiyat tarihimizde "Figani" ismiyle anılan epeyce şairimiz vardır(Bir önceki yazımızda, Sadrazam Ibrahim Paşa hakkında bir hiciv şiiri yazması sebebiyle öldürülen, divan edebiyatı şairi Figani' den bahsetmiştik) Burada bahsedeceğimiz Figani, 1814 yılında doğan Gerede' li Halk Ozanı Âşık Figani'dir.

    Figani, Anadolu' nun yanısıra, Arabistan ve Irak'ta diyar diyar gezmiş, Ozanlık mesleğini buralarda icra etmiş, sözünü esirgemeyen, lafını herkese karşı çekinmeden söyleyebilen yaratılışa sahip bir şairimizdir.

    Bir gün, Gerede'de Kör Ağa adıyla bilinen hatırısayılır bir kişiye kızmış; çarşıda bulduğu gözleri kör bir köpeğin boynuna ip bağlayarak, Ağanın önünden geçerken, köpeğe, elindeki ekmek parçalarını atmış ve; "Kör köpek, Gerede' yi yedin doymadın, Bolu' yu yedin doymadın, bu ekmeği de yesen doymazsın, gözünü toprak doyursun" diyerek ona hakaret etmişti

    Figani, halka zulmeden kişilere karşı, sokak ortasında:

    Fukaranın kalbine her kim dokuna Dokunsun sinesi Allah'ın okuna diye bağırarak beddüa edebilen bir şairdir.

    Ziya Paşa

    Ziya Paşa, 1829 yıllarında doğmuştur. Güçlü bir şair olmasının yanısıra, başta saray katipliği olmak üzere; müfettişlik, mutasarrıflık ve vekillik gibi devlet kademelerinde görev yapmış bir devlet adamıdır.

    Ancak o, bütün görevlerini, şairliğine feda etmiş; memurluğuna son verilmesi pahasına, devleti eleştirmekten ve yeni bir yönetim şekli arayışından vazgeçmemiştir.

    Onun bu tutumu, devleti aleyhine çevirmiş, bu sebeple Ziya Paşa, ülkesini bırakıp Avrupa'ya kaçmak zorunda kalmıştır.

    Avrupa'da bulunduğu yıllarda, Namık Kemal'in başyazarlık yaptığı Hürriyet gazetesinde yazılar yazmış, bu yazılarla fikirlerini aktarma fırsatı bulmuştu.

    Yazılarından birinde Osmanlı Sadrazamı Ali Paşa'ya ağır bir hakarette bulunan Ziya Paşa, Osmanlı Hükümetinin müracatıyla, Ingiliz Devleti tarafından tutuklanıp, Ingiliz mahkemelerine sevkedilmiştir.

    Sadrazam Ali Paşa'nın vefatından sonra, Ziya Paşa, Padişah Sultan Abdülaziz'den affını istemiş, Padişah'ın onu affetmesi üzerine tekrar yurda gelerek memuriyetine devam etmiştir


    Ziya Paşa'nın, toplumdaki aksaklıkları, bozuklukları dile getirdiği uzunca bir şiiri vardır. Şu beyitler, onun bu şiirinden alınmıştır:

    Bed asla necâbet mi verir hiç üniforma

    Zerduş palan ursan eşek yine eşektir.


    (Aslı bozuk olan kişiye, elbisesinin kıymetli olması üstünlük sağlamaz, zira, eşeğe altından palan yaptırsan, o yine eşektir)

    Erbab-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar, Rencide olur, dîde-i huffaş ziyâdan. (yarasanın gözü ışıktan rahatsız oldugu gibi, marifet sahibi olan bir kimseyi, kendisinde eksiklik olan kişi sevmez)

    Namık Kemal

    1840 yıllarında doğmuş olan Namık Kemal, Ziya Paşa gibi bir devlet memuru olmakla beraber, yönetime karşı başlattıkları mücadelede birlikte hareket etmişlerdir.

    Namık Kemal, yazdığı Vatan Yahut Silistre isimli eserinden dolayı, yönetimin tepkisini çekmiş, bu sebeple tutuklanmış ve daha sonra sürgün edilmiştir

    38 ay sürgün hayatı yaşayan Namık Kemal, Sultan Abdülaziz'in yönetim karşıtları tarafından tahttan indirilip, yerine Sultan 5. Murat'ın getirilmesi ve daha sonra onun da tahttan indirilip, Sultan Abdülhamid'in tahta oturtulması üzerine, affedilmiş ve tekrar Istanbul'a dönmüştür.

    Fakat Namık Kemal, Kendisini affedip sürgün hayatına son veren Sultan Abdulhamid'i, adeta, tahttan indirmekle tehdit etmiş; Sultan Abdülaziz'in ve Sultan 5. Murat'ın tahttan indirilmesi olayını hatırlatarak: "iki defa tekrarlanan bir şey, üçüncü defa da tekrarlanır" manasına gelen, "eş'şey'ü, lâ yüsennâ illâ vekad yüselles" mısrasını söylemiş ve tekrar sürgün cezasına çarptırılmıştır

    Namık Kemal'in şu beyti meşhurdur:

    Zalimin muîni dünyada, erbab-ı delâlettir

    Köpektir zevk alan sayyâd-ı bî insafa hizmetten

    (zalimin yardımcısı olan kişi alçaktırÇünkü insafsız bir avcıya hizmet etmekten yalnızca köpekler zevk alır)

    Şair Eşref

    1847 yıllarında doğan Şair Eşref, çeşitli yerlerde vali yardımcılığı ve kaymakamlık görevlerinde bulunmuştur.

    Kaymakamlık görevinde bulunduğu sırada, siyasi suç işlediği gerekçesiyle, görevinden alınıp Istanbul'a getirilmiştir.

    Evinde zararlı evrak bulundurmak suçundandan tutuklanıp mahküm edilen Şair Eşref, tahliye edildikten sonra, Mısır'a kaçmış, burada değişik dergiler ve kitaplar yayımlamıştır.

    Türk Edebiyatı'nın büyük hiciv şairi olarak bilinen Şair Eşref'in en meşhur kıtaları şunlardır:

    Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için

    Gelmesin, reddeylerim billahi öz kardeşimi,

    Gözlerim ebnâ-yı âdemden o kadar yıldı ki,

    Istemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı


    (gözüm insanlardan o kadar yıldı ki, kabrimi ziyaret etmek için öz kardeşim dahi gelse kovarım. Ben insanlardan fatiha dahi istemem, yeterki mezar taşımı çalmasınlar)

    Millete erbâbı mansıptan biri eşek demiş,

    Reddedilmez böyle bir söz, amma ki pek can sıkar

    Olsa da millet eşek, eşek diyen bilmez mi ki:

    Sadrazamlarla vâliler de milletten çıkar

    (makam sahibi bir kişi, millete eşek demiş, bu söz reddedilmez ama, cansıkarMillet eşek olsa dahi, eşek diyen kişi bilmez mi ki; sadrazamlarla valiler de milletin içinden çıkar)

    Tevfik Fikret


    1867 yıllarında Istanbul'da doğan Fikret, devlet memurluğu, öğretmenlik gibi görevlerde bulunmuş, çeşitli gazete ve dergilerde yazarlık ve başyazarlık yapmıştır

    Sultan 2. Abdülhamid'in uğradığı su-i kast olayında, kendi devletine kasdeden yabancı güçleri alkışlamaktan çekinmemiş ve Sultan Abdulhamid'i öldürmek isteyenleri şu şiiriyle kutlayıp, Padışah'ın bu olaydan zarar görmemesinden dolayı duyduğu üzüntüyü ifade etmiştir:

    Ey şanlı avcı, tuzağı beyhude kurmadın,

    Attınfakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!

    Tevfik Fikret'in en önemli şiiri, Hân-ı Yağma (yağma Sofrası) isimli hiciv şiiridir. Şu bölüm, bu şiirden alınmıştır:

    Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın gider ayak,

    Yarın, bakarsınız, söner bugün çatırdayan ocak,

    Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,

    Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak

    Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı pür-nevâ sizin,

    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

    Rıza Tevfik Bölükbaşı

    1869 yılında Edirne'de doğan Rıza Tevfik, Ittihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri arasında yer alarak, Edirne milletvekili olmuştur. Daha sonra, bu cemiyetle (partiyle) arası açılması üzerine, Hürriyet ve Itilaf Partisi'ne geçmiş ve Tevfik Paşa kabinesinde Milli Eğitim Bakanı olmuştur.

    Daha önceleri Sultan 2. Abdülhamid'e karşı faaliyet yürütenlerle beraber hareket eden Rıza Tevfik, onun ölümünden sonra, (tabir caizse, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış) ona karşı yaptıklarından dolayı utanç duymuş ve "Sultan Hamid'in Ruhundan Istimdat" isimli şiiriyle onun ölüsünden özür dilemiştir(Bu şiirin bir bölümü için, sayfa (19) ' e bakınız)

    Şu kıta, onun hicviyelerinden biridir:

    Düşmanın Sitemi yürekler ezer,

    Insan bu kahr ile canından bezer,

    Gülşende yabancı köpekler gezer,

    Erler meydanında insan kalmamış

    Mehmet Akif Ersoy

    1873 yılında Istanbul'da doğan Mehmet Akif Ersoy, istiklal marşı şairimizdir.

    Istiklal mücadelesi sırasıda Anadolu'yu baştan başa dolaşarak vaazlar veren Mehmet Akif, böylece halkı işgalcilere karşı bilinçlendirmek ve onları direniş için azimlendirmek maksadıyla gayret sarfetmiştir.

    Sırat-ı Mustakim ve Sebilurreşad dergilerini çıkaran Mehmet Akif, 1920 yılında Burdur milletvekili olmuş ve bu görevini 1923'e kadar sürdürmüştür.

    Müslümanların hurafelerden arınmaları ve içerisinde bulundukları durumdan kurtulmaları için tek çıkar yolun Islam'a sarılmak olduğuna inanan Akif, hayatı boyunca Islam için çalışıp mücadele etmiş, Milli Mücadeleden sonra inanç ve ideallerine aykırı gördüğü uygulamalar nedeniyle, çok sevdiği vatanını terk edip yurt dışına çıkmıştır.
    Şiirlerinden bazıları:



    Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne

    Acırım tükrüğe billahi, tükürsem yüzüne

    Düşürdün milletin en kahraman evladını ye'se

    Ne mel'unsun ki, rahmetler okuttun rûh-i iblise

    ***

    Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere,

    Tükürün, onlara alkış dağıtan kahpelere

    Tükürün, ehli salibin o hayasız yüzüne,

    Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne

    Medeniyet denilen maskara mahluku görün,

    Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün

    Hele îlanı zamanında şu mel'un harbın,

    "Bize efkâr-ı ûmumiyesi lazım garbın,

    O da, Allah'ı bırakmakla olur" herzesini,

    Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini

    Susturan abtalın idrakine bol bol tükürün!

    ***


    Eyvah!..Beş on kafirin imanına kandık,

    Bir uykuya daldık ki, cehennemde uyandık

    ***

    Bir kızarmaz çehre bulmuşsun ya, ey câni, bürün

    Hem bütün dünyayı ifsât et, hem de muslih görün

    ***

    Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan,

    Hey sıkılmaz, ağlamazsan bari gülmekten utan

    ***


    Ötmeyin nâfile, baykuş gibi karşımda, susun!

    -"Mürtecîsin be imam!.." -"mürtecîyim, hamdolsun"





+ Yorum Gönder