+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türk kültürü Forumunda Türklerde at kültürü Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Türklerde at kültürü








    Türklerde at kültürü

    Gök Türk Yazıtları’nda adları sık sık geçen Kurıkanlar, Baykal gölünün batısında yaşarlardı. Kurıkanlar’dan kalmış kaya resimleri arasında Gök Türk yazısı ile yazılmış Türkçe yazıtların bulunması, Kurıkanlar’ın bir Türk boyu olduğunu göstermektedir. Gök Türklerin de küzeyinde bulunuyorlardı. Çin kaynakları, Kurıkanlar’ın çok büyük ve güçlü olan, boyunları deve boynuna benzeyen atlarının bulunduğunu yazarlar. Kurıkanlar’dan kalmış kaya resimlerinde de uzun boyunlu güzel atların bulunması Çin kaynaklarını desteklemektedir. Kurıkan kaya resimlerinde atların yeleleri tarak ağzına benzer bir biçimde kesilerek süslenmiş, boyunlarına da bir püskül asılmıştır. Bu tarak biçimindeki at yeleleri Altaylar’daki Gök Türk, Kırgız çevrelerinde bulunduğu gibi, Hunlar’ı temsil eden Çin kabartmalarındaki at yelelerinde de bulunur. Türkler, atın yelelerine astıkları bu süslere bonçuk, monçuk (boncuk) derlerdi.

    Kurıkan kaya resimlerinde, atların bazılarının kuyrukları düğümlenmiştir. At kuyruğunu bağlama geleneği Türkler’e özgüdür. Alp Arslan da, Malazgirt Meydan Savaşı’nda atının kuyruğunu bağlamıştı. Türkler, at kuyruğunu iple bükme ya da bağlamaya sırtlamak derlerdi. Harezmşahlar döneminde yazılmış Türkçe sözlüklerde “tügdi atnın kuyrugın” şeklinde deyimlere rastlanır. At kuyruğunu bağlama geleneği Kırgızlar’da, Hunlar’ı temsil eden Ho-Chü-P’ing dikilitaşında, Çin ressamı Han-Kan’ın yapmış olduğu bir Hun portresinde ve sair Türk boylarında da görülür. Bu gelenek daha sonra Moğollar’a da geçmiştir.

    Kurıkan Türkleri’nin kaya resimlerimlerinde atlara bazan üç kişinin bindiği görülür. Birden çok kişinin ata binmesi adeti öteki Türk boylarında da vardı. Türkler, at üzerine ikinci bir kişinin binmesi için ayrılan yere sugarsuk, atın arkasına binene de köçük derlerdi.

    Uygur Türklerin de mülkiyet at renklerine göre düzenlenirdi. Peçenek Türklerinde de benzer biçimde, boylar atların renkleriyle vurgulanır.

    TÜRK ORDUSUNDA AT

    Hun Türkleri, binicilik ve savaş eğitimlerine daha çocukken başlar;

    önce koyuna, sonra taya, en sonra da ata binilerek süvarilik öğrenilirdi. 4-6. yüzyıl Roma ve Batı kaynaklarına göre “Daha yeni yürümeğe başlayan Hun çocuğunun yanında eyerlenmiş bir at hazır bulunurdu”, “Hunlar at üstünde yerler, içerler, konuşurlar, alış-veriş yaparlar, uyurlardı”,

    “At başka kavimleri yalnızca sırtında taşır, ama Hunlar at üstünde ikamet ederlerdi”.

    7-10. yüzyıl Bizans kaynaklarına göre “Türkler sanki at üstünde doğmuşlardır, sanki yerde yürümesini bilmezler”.

    Çin kaynaklarına göre, en iyi at eğiticisi olan Asya Hunları, kimsenin dokunamadığı yaban atlarını yakalayıp evcilleştirirlerdi.
    Hun, Gök-Türk, Selçuklu, Türk-Moğol ve Osmanlı kaganlıkları (=imparatorlukları) at üzerinde yaşayarak ve savaşarak kurulmuştur. Türkler yaşın (=şimşek) gibi hızlı atlarıyla kolaylıkla fetihler yapar, uzak-yakın ülkeleri ele geçirirlerdi. Ağır zırhlı orduları baskın ve ani saldırılarla şaşkına çevirir, girişimi daima elde bulundurarak düşman saflarını bozar, sonunda da yok etme saldırısını başlatırlardı. Bu durum, zaferin az bir kayıpla kazanılmasını sağlardı. Bundan ötürü Ortaçağ kaynakları, Türk savaşçılarının “kasırga gibi birdenbire görünüp, kuşlar gibi uzaklaştıklarını” şaşkınlıkla tasvir etmişlerdir.

    Eski Türkler’in atlı birlikleri, çağımızın zırhlı birlikleri gücündeydi.

    Büyük çoğunluğu okçu atlılardan kurulu Türk orduları, atın sağladığı hız ile ağır ve kütle muharebesi yapan yabancı ordular karşısında üstünlük kazanırlardı. Bozkır savaş yönteminin iki önemli özelliği vardı: sahte geri çekilme ve pusu. Yani kaçarmış gibi geri çekilerek, düşmanı çember içine almak için pusu kurulmuş yere çekmek. Kurt Oyunu ya da Türk yurdunun eski adından ötürü Turan Taktiği adı verilen bu savaş oyununun temel faktörü at ve atın sağladığı süratti. Atın sağlamış olduğu sürat olmasa bu taktik uygulanamazdı. Türkler, Bozkır döneminde ve daha sonra da (1071 Malazgirt, 1369 Niğbolu, 1526 Mohaç, Kurtuluş Savaşı’ndaki bir çok çarpışma vb) bu taktiği büyük bir beceri ile uygulamışlardır.

    Türk atlıları, savaş alanında atların renklerine göre belli kanatlarda yer alırlardı. MÖ 201′de Çin imparatoru Kao-ti’yi kuşatan Motun’un (Mete) savaş düzeni de böyle idi ve doğuda boz atlılar, batıda kır atlılar, küzeyde yağız atlılar, güneyde doru atlılar yer almıştı. Savaşa girecek atların kuyruklarının kesilmesi de eski Türkler’de yaygın bir gelenekti. Çetin savaşlara girmek üzere hazırlanan savaşçılar atlarının kuyruklarını kesip tuğ yaparak kendilerinin fedai olduklarını ilan ederlerdi; savaşçı savaşta ölürse, kesilmiş olan atının kuyruğu mezarına dikilirdi. Zafer için Tanrı’ya yapılan eski at kurbanlarının bir tür devamı olan bu gelenek, daha sonraları atın kuyruğunu düğümleme biçiminde devam etmiş, Osmanlılarca da uygulanmıştır. Ayrıca aynı gelenek (savaşa giden savaşçının atının kuyruğunu düğümlemesi) Kuzey Amerika Kızılderililerinde de vardı.

    Eski Türkler de kutsal Türk sancağı tuğ idi. Türk devletinin ve bağımsızlığının simgesi olan tuğ’un başına at kuyrukları bağlanırdı. Tuğ dört bölümden oluşurdu: 1.süslenmiş tuğ direği 2.direğin başına bağlanmış at kuyrukları 3.tuğ başı (direğin başına konulur ve kuyrukların bağ yerini gizlerdi) 4.tuğ başının üzerine konulan kurt başı.

    ESKİ TÜRK DİNİ ve MİTOLOJİSİNDE AT

    Eski Türkler’de Gök Tanrı ve atalara kurban olarak hayvan kesilirdi. Kurban, hayvanın erkeğinden olurdu. Dede Korkut Kitabı’nda yiğitler koyundan koç, deveden buğra, attan aygır kırdırırlar yani kestirirler. En geçerli kurban olan at iskeletlerine Bozkır Türk boylarından kalma sinlerde (mezarlarda) rastlanır. Bundan ötürü Asya Hun, Gök-Türk, Avrupa Hun ve Avrupa Avarları’nın mezarlarında bol oranda at iskeleti bulunmuştur. Çin kaynakları Hun kağanının her yıl dağda, göğe at kurban ettiğinden söz ederler. Bu kurban törenlerinde özellikle ak at kullanılırdı. Gök Tanrı’ya kurban verme işlemleri Proto-Türk ve Hun dönemlerinde olduğu gibi, Gök Türk döneminde de sürmüştür.
    Atın kurban edilmesi İbn Fadlan’ın seyahatnamesinde de anlatılır. Kesilmiş ağaçlar üzerinde mezarın başına asılan at, ölünün uçmağa (=cennete) giderken bineceği attır. Müslümanlık döneminde de kimi Türk hükümdarları atıyla birlikte gömülmüş ya da atının tek başına gömülmesi için -tıpkı islam öncesi dönemde olduğu gibi- mezar yapılmıştır.

    Türklerle ilgili birçok efsane ve destanda at, sahibinin yakın arkadaşı, zafer ortağı ve en değerli varlığı olarak geçer. At, Türk kozmolojisine göre su unsurunun hayvan biçimli timsalidir. Su kökenli atlar denilen sudan çıkan kanatlı atları anlatan efsaneler bu unsurla ilgilidir. Ayrıca, ak atların üzerinde beneklerin bulunması da uğurlu sayılmakta olup yine bu unsurla ilişkilidir. Başka bir efsanevi at ise gök kökenli atlardır. Bu atlar kanatlı olarak düşünülmüşlerdir. Atla ilgili mitolojik motifler İslamlıktan sonra da devam etmiştir. Hz. Muhammed’i Miraca çıkaran Burak, Kur’an da betimlenmemesine karşın, insan yüzlü ve gövdesi benekli bir at biçiminde tasvir edilmiştir.

    Türk destanlarında at en önemli unsurlardan biridir. Bir çok destanda at, alp’ın (alp= kahraman, yiğit,) hem bu dünyada silah arkadaşı olduğu için, hem de öldükten sonra öteki dünyada yoldaşı olacağı için ayrı ve eşsiz bir değer taşır. Türkler atların denizden çıkan, dağdan inen ya da gökten, yelden, mağaradan gelen kutsal aygırlardan türediğine de inanırlardı. Çin kaynaklarında Hunların Asya’nın en güzel, en uzun koşan atlarını yetiştirdikleri kaydedilmiştir. Cins atına binen Motun (Mete) Han’a kimse yetişemezdi. Kırgız Türklerinin destan kahramanı olan Manas’ın ak-kula donlu, soylu güzel atına da kimse yetişemezdi. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un çocukluğu “At sürüleri güder, ata biner idi” sözleri ile övülüyordu. Oğuz Kağan, ilk kahramanlığını da at sürülerini ve halkı yiyen canavarı öldürerek göstermişti. Yine Buz Dağı’na kaçan atını bulup getiren bir beğ’e Karluk adını vermiş, onu beğlere baş yapmıştı. Böylece Karluk Türklerinin ad alışında da bir at rol almış oluyordu.

    Eski Türkler’in at’a verdikleri önem atasözü ve deyimlerine de yansımıştı;

    “Yayan erin umudu olmaz”,

    “At işler, er öğünür”,

    “At, Türk’ün kanadıdır”,

    “Türk, çadırda doğar, at üstünde ölür”,

    “At ölümü, er ölümü, olmasın”,

    “Kuş kanadı ile, er atı ile”,

    “Atı kuyruklu olanın sözü buyruklu olur” sözlerini sık sık söylerlerdi.

    Bir Türkmen atasözünde ise şöyle denilir:

    “Sabah kalk atanı (=babanı) gör, atandan sonra atını gör”.

    Savaşlarda atlar binicisine göre giydirilir ve zırhla donatılırdı. Savaştan önce at yarışları düzenlenir, savaş sonrasında at en değerli ganimetlerden sayılırdı. Kahramanlar aygıra binerlerdi. Çünkü Türk atlarının aygırları makbuldü. Aygır olmayan atı Türkler iğdiş ederlerdi. Böylece atlar daha dayanıklı olurdu.
    Alpların ölümünde at onların vefalı bir arkadaşı ve yoldaşıdır. Manas’ın ilk ölümünde atı yas tutmuş, yemeden içmeden kesilmiştir. Manas Destanı’nda, Almam Bet Kalmuklar’ca öldürülünce atı Sarıala, savaş alanında yelesinden ve kuyruğundan ayrıldığı, zayıfladığı halde, perişan durumuna bakmadan, sahibinin ölüsünü düşmana bırakmayıp Talas’a getirir.







  2. Meryem
    Bayan Üye





    klasik bir söz vardır türklerde at avrat ve silah derler üçüde türklerde kutsaldır atın sütü dahi içilir kımız denilen içecektir




+ Yorum Gönder


eski türk kültürü