+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Keloğlan ve Sihirli Taş Masalı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Keloğlan ve Sihirli Taş Masalı








    Keloğlan ve Sihirli Taş
    Bir varmış, bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu "Keloğlum,keleş oğlum" diye severmiş.
    Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş. Belki bir kaç balık yakalarım. Anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz" diye düşünüyormuş.


    Irmağın kenarına gelip oltasını salmış. Öğleye doğru kocaman bir balık tutmuş. Pulları gümüş gibi parlak, gözleri cam gibi aydınlık, güzel mi güzel bir balıkmış bu
    Keloğlan balığın pullarını kazımış, karnını yarıp temizlemek istemiş. Bir de ne görsün! Balığın karnı içinde kocaman bir tas durmuyor mu? Keloğlan bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın. "Hem balığı götürürüm anama, hem tası" demiş.


    Tası su ile doldurup balığı yıkamak istemiş. Birden inanılmayacak bir şey olmuş. Tastan boşalttığı sular altın olarak akıyormuş yere. Keloğlan çok şaşırmış. Bir kaç kere denemiş, hep altın akıyormuş tastan. "Bu, sihirli bir tas galiba. Hemen anama haber vereyim" demiş. Evlerine koşmuş.


    Sihirli tasa küpler dolusu suyu doldurup doldurup boşaltmış. Suyu boşalan küplere de altınları biriktirmiş. Artık ülke hükümdarı bile onun yanında fakir sayılırmış
    Keloğlan günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış.


    Gereksiz masraflara, lüzumsuz harcamalara girişmiş. "Oğlum bu işin sonu kötü olabilir" diye öğüt vermeye çalışan anasını bile dinlememiş.

    "Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim" diyormuş.


    Keloğlan'ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona duyduğu sevgiyi azaltmış.

    Herkes "Eski hali bundan daha iyiydi. Gözünü hırs bürüdü Keloğlan'ın" demeye başlamış.


    Keloğlan bir gün daha çok altın elde etmek için, sihirli tasını eline alıp ırmağın kenarına gelmiş. "Suyu tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım. " demiş. Gurur ve kibirle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Daha hızlı daha hızlı daldırmaya başlamış tası. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş. Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için hızla akan ırmakta nerdeyse boğulacakmış. Binbir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken,biriktirdiği altınları da hırsızlar çalıp götürmüşler.


    Artık tası bulmanın da imkanı kalmadığından ağlaya ağlaya annesinin yanına dönmüş. Başına gelenleri anlatmış. Yaşlı kadın:

    - Üzülme yavrum, demiş. Hay'dan gelen Hû'ya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun."

    Keloğlan bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş.

    O günden sonra da Sihirli Tası bir daha hiç anmamış.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    kelolan11.jpg
    Çocuk ve Keloğlan
    Merhaba Sevgili oğlum,
    Okumaya olan hevesin çok erken yaşta başladı. Okuma aşkın bak şöyle oldu. Sen Keloğlan masalları dinlemiştin. Keloğlanın maceraları senin daha 3 yaşında kafana yer etmiş.Bir gün işten gelince gazetemi okumaktayken yanıma gelerek “ Baba bana Keloğlan masalları okusana” dedin.Ben bu hevesin üzerine şaşırmış ve sana “ Bizim evde Keloğlan masalı yok ki” demiştim.Ama sen yılmamış ve okuma yazma bilmemene rağmen, kitaplığımdan kocaman bir kitabı getirerek “ Bak baba bu Keloğlan masalları değil mi ? “ demiştin.Bunun üzerine ben ve evdekiler hem şaşırmış hem de sevinmişlerdi.
    Canım oğlum,
    Daha o yaşta senin gönlünde Kahraman olarak Keloğlan yer etmişti. Nerede bir başı kel insan görsen onlar ile Keloğlan’ı özleştirmekteydin. Televizyonda seyrettiğin Keloğlan ile hayatta gördüğün kel olanların bir masal ile gerçek hayatta farklı şeyler olduğunu da zamanla sende anladın.
    Canım oğlum,
    O kitabı getirince bende kafadan bir masal anlatmaya başladım. Şöyle masal “ Keloğlan padişahın kızına aşık olmuş. Peri kızı Cankız’ ı babasından istemeye gitmiş. Padişah Keloğlan’a demiş ‘Git saçını berber Hasan’a kestir gel, ben uzun saçlı oğlana kız vermem’ demiş.” Ben bunu okuyunca sen hemen itiraz ederek “ Olur mu baba Keloğlan nasıl saçını kestirir? Zaten O’nun saçı yok ki” demiştin .Ben bunun üzerine gülmekten ve senin zekana şaşmaktan başka şey yapamamıştım.
    Canım oğlum, İşte böyle.Sen Keloğlan masalları dinleye dinleye böyle zeki insan olunacağını öğrendin daha 3 yaşında. İnsanlar masal dinleye dinleye masal ile gerçek arasındaki farkı düşüne düşüne daha mantıklı olmanın , daha güzel şeyler yapmanın sevincini yaşarlar her zaman.
    Canım oğlum,
    Baktım sen atmasyon, yani kafadan atılarak konuşulan Keloğlan masallarına pek inanmamaktasın bende ertesi gün hemen kırtasiyeden bir “ Keloğlan Masalları” kitabı alarak sana okumaya başladım. Böylece sen Keloğlan masallarını yazılı kaynaklarından duyarak daha çok dinlemeye ve daha çok bilgi sahibi olmaya başladın ve bu baba olarak beni son derece mutlu etti.Her akşam yatarken sana Keloğlan masalları okumaya başladım.
    Canım oğlum,
    Ben sana Keloğlan Masalları” okurken aynı zamanda da masalların olduğu kitaptaki resimleri sana göstererek masalları kafanda canlandırarak düşünce gücün geliştirmeye yardımcı olmaya baktım. Böylece uzmanların “ Çocuğunuzu kitapla okul öncesi tanıştırın” önerisini de yerine getirmiş oldum. Bende okumaya babamın eve aldığı gazetelerdeki resimlere bakarak başladım.Sonra okuma yazma öğrenince bunları okuyarak kendimi geliştirmeye baktım. Bir hayli de kendimi geliştirdim zamanla işte .
    Canım oğlum,
    Ben her ne kadar sana masal okusam da , okuduklarımın seni tatmin etmediğini, senin illa da kendin okumak isteğini de fark ettim. Zamanla bizlere harfleri sora sora , onları akılında tuta tuta okumayı kendi kendine öğrenmeye başladın ve hayatın okumaktan geçtiğini fark etmenin mutluluğunu yaşadın.
    Canım oğlum,
    Masallar siz çocukları sadece eğlendirmek ve hoşça vakit geçirmeniz için yazılmış değiller. Sizler masalları okurken aynı zamanda düşünmek ve onlar üzerine kafa yormak ve onların yaşantısında , insanlara verdikleri dersleri iyi anlamak ve anladıklarınızı yaşamanız lazım.
    Canım oğlum,
    Keloğlan kadar kurnaz ve akıllı olmaya , kendi haklarını savunmaya bak.Nasrettin Hoca gibi bilgi ile dol ki , anlattıkların fıkralar ve konuşmalarda hep nükte ve ders verici duygular olsun.İnsanlar senin hayatından, anlattıklarından sevgini ve bilgini alsınlar ve faydalansınlar. Başkalarına faydalı olmayan insanlarda hayır olmaz bunu sakın unutma.
    Canım oğlum,
    Sen hiç Keloğlan’ın ve Nasrettin Hoca’nın halkımız tarafından neden bu kadar çok sevildiğini düşündün mü ? Bunların sevilmesinin sebebi hem halkımızın içinden çıkması hem de kendileri gibi kurnaz, akıllı olayları kendi lehlerine döndürmesini bilen , bilge, konuşunca nüktedan olan ve çevresine bilgi saçan insanlar olmalarından kaynaklanmaktadırlar. Eğer insanlarımız onlardaki bu özellikleri dikkatle inceler ve düşünürlerse Nasrettin Hoca ve Keloğlan’ın neden bu kadar sevildiğini hemen anlayacaklardır. Tıpkı senin anladığın gibi.
    Canım oğlum,
    Hayat bir aynadır. Bizler hayata ne verirsek hayatta bize aynısı ile karşılık verecektir.Biz bilgi ile doldukça , sevgi ile doldukça çevremizde belki bilgi ve sevginin önemini anlamayan insanlar çok olsa da uzaklarda bizlerin sevgisine sevgi ile , bilgisine de bilgi ile cevap veren çok olacaktır. Senin hayran olduğun Keloğlan bile sevdiğine kavuşmak , bilgi edinmek için dereler tepeler aşar , kılıktan kılığa girer “İlim Çin’de Bile olsa gidip alınız “ düsturuna uyar ve bunu yaparken de çevresine neşe saçar.Zorluklardan asla yılmaz, her zorluktan sonra bir kolaylık olacağına inanır ve hayata bu gözle bakar mutluluğa da , sevgiye de , bilgiye de , sevdiği kıza da her zaman bu zorluklardan sonra ulaşır. Keloğlanın bize hayatta verdiği dersleri iyi almak lazım.
    Canım oğlum,
    İnsanların çoğu , çocuklarımız rahat etsin diye onlara ev , araba alırlar.Onlarda buna şükredecek yerde, “Nasıl olsa sevimiz, arabamız ve annemiz var , çalışmadan da rahat yaşıyoruz” diyerek sıkıntıya fazla girmeden mala güvenerek, anne ve babaya güvenerek rahat yaşamaya bakarlar. Halbuki anne ve baba çocuklarına Keloğlan masalları anlatarak okumayı seven akrabalarını sık sık ziyaret ederek, onların okumasına ne kadar hayran kaldıklarını anlatsalar, çocukları da okuyarak zorlukları kendileri aşabilirler.
    Canım oğlum,
    İşte bu aşamada Keloğlanın verdiği dersler, Nasrettin Hocanın espri ile süslenmiş nüktedanlıkları her zaman bizlere örnek teşkil etmeli ve hayata o gözle bakmayı da öğrenmeliyiz.
    Canım oğlum,
    Keloğlan Kitapları okuyunca, bir süre sonra hayatta Keloğlan dışında da kahramanlarımız olduğunu ve Keloğlan’ın aslında olmadığını insanların çocukları eğitmek için masallar türettiklerini, bunu da çocukların zekasının gelişmesi için birer araç olarak gördüklerini anlamış olmalısın
    Canım oğlum,
    Hayatta sana Keloğlan kadar akıllı olman, Nasrettin Hoca kadar bilge olman ile sevgi ile bilgi ile insanlara vereceğin değer ile aslında kendi değerini bulacağını ve zamanla insanlara vereceğin bilgi ve sevginin sana tekrar sevgi ilgi ve mutluluk olarak döneceğini göreceksin
    Hayatta her şeyin gönlüne göre olmasını temenni ederim
    Selam ve sevgilerimle






+ Yorum Gönder


keloğlan,  kelolan,  keloğlan masalları özeti,  hikaye özetleri,  keloğlan hikaye özeti,  keloglan