+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Ceviz Kabuğu Masalı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Ceviz Kabuğu Masalı








    Ceviz Kabuğu

    Yeşil alanı ile ünlü olan Sağlık Köyü,yine horozların sesleri ile güne uyanmıştı.Cıvıl cıvıl kuş şakırtıları,ara sıra kişneyen atların seslerine karışıyordu.Köyün ortasından akan dere bu büyülü görüntüyü tamamlayan bir fon gibi duruyordu.
    Köyün sakinleri çoktan kalkmış ve kahvaltılarını yapmıştı.Yavaş yavaş evlerinden çıkmaya başlayan köy sakinleri,bahçelerine doğru yol almaya başlamıştı.Sağlık Köyü,civarın en yeşil köyüydü.Ancak asıl önemli olan köyün yetiştirdiği cevizlerin çok değerli ve çok güzel olmasıydı.Öyle ki,köyün cevizleri tüm yurtta tutulmuş ve hatta dış ülkeler de köyün cevizlerine talip olmuştu.Bu nedenlerden dolayı köylü rahat ve zengin bir hayat sürmekteydi.
    Köyün görüntüsüne uygun bir şekilde yeşile boyalı ve demirden yapılmış bir kapıdan yaşı 60 civarında olduğu tahmin edilen birisi çıkar.Ak sakalı ile adeta masallarda anlatılan yaşlı kişileri andıran bu kişinin çıkmasından yaklaşık yarım dakika sonra yaşı 13 olduğu rahatça tahmin edilen bir çocuk çıkar.Yaşlı adamın yanına gelerek elini tutar ve konuşmaya başlar:
    -Dedeciğim,haydi geç kalmadan bahçemize gidelim.
    Torununun bu işgüzarlığı dedenin hoşuna gider ve gülümseyerek konuşur:
    -Ahmet,senin çalışkanlığını görünce babanı hatırlıyorum.Baban da çok çalışır ve hiç boş durmazdı.Buralar ona dar geldi,Almanya’da daha çok çalışıp daha çok kazanacağını düşündü.Bu nedenden dolayı da onu buralarda tutamadım.
    Dede ve torun kah konuşarak kah susarak yollarına devam ederler.Yolun sağında ve solunda yer alan bahçelerde çalışan ve ara sıra birbiri ile şakalaşan insanlar dikkati çekmekteydi.Dedenin,köylü tarafından sevildiği belli oluyordu.Geçtikleri her bahçeden dedeye iltifatlar yağdırılmakta ve çay içmeye davet edilmekteydi.Dede ile torun kendi bahçelerine geldiklerinde güneş tam tepeye dikilmiş ve ortalığı sıcağı ile kavuruyordu.Bir şeyler yemeleri gerektiğini düşünen dede torununa seslenir:
    -Ahmet,öncelikli olarak bir şeyler yiyelim,işimize ondan sonra başlayalım.
    -Peki dedeciğim,sen nasıl istersen…
    Getirmiş oldukları çıkınlarını açarlar ve yiyeceklerini çıkarırlar.Yavaş yavaş yiyeceklerinden yemeye başlarlar,bir taraftan da ayranlarını yudumlarlar.Ağaçların altında yemek yemenin tadı da bir başka oluyordu.Ahmet bunu dile getirmeden edemedi:
    -Dedeciğim,bu yeşillikler altında karnımızı doyuruyoruz ya,bu bana müthiş bir haz veriyor…
    -İşin güzel tarafı,şehirlerde yaşayan insanlar bizim bu yaptığımızı senede bir kaç defa yapıyor ve buna piknik adını veriyorlar.Bizim köylü insanlarımız ise bu yaptığımız şeyi küçümsemekte ve her zaman ki olağan bir olay olduğunu söylemekteler.İnsanlar ceviz kabuğunu doldurmayacak şeylerden zevk almasını unuturlarsa,ceviz kabuğunu doldurmayacak şeylerden hır çıkartmayı öğrenirler.
    Ahmet,dedesinin bu konuşmasından bir şey anlamamış ve düşünmeye başlamıştı.Torununun çok zeki olduğunu bilen dede ise hiç konuşmadan torununu gözlemeye başlamıştı.Yaklaşık beş dakika sonra Ahmet konuşur:
    -Dedeciğim,anladığım kadarıyla insanların küçük şeylerden mutlu olması gerektiğini ve küçük şeyleri büyütmeyerek kavga etmemesi gerektiğini ifade ediyorsunuz…Doğru anlamış mıyım?
    -Doğru anlamışsın.Ahmet,insanlar küçük şeylerden mutlu olsalardı bugünkü gibi çevre kirlenmesi olmazdı,kutuplardaki buzullar erimezdi.Küçük şeylere kızmasalardı boşanan aileler olmazdı,ülkeler biraz kazanç için diğer ülkelere saldırmazdı.Ama insanlar ne yapıyorsa kendilerine yapıyorlar.Bizler bu Dünya’nın variscileri değiliz,sadece bu Dünya’yı torunlarımızdan emanet aldık ve emaneti sahipleri olan sizlere düzgün bir şekilde bırakmak zorundayız.
    Dedesinin konuşmaları Ahmet’i çok etkilemişti ve onu birkaç dakika düşünceye dalmaya itmişti.Sonunda dedesine dönerek konuşmaya başlar:
    -Dedeciğim,ben ceviz kabuğunu doldurmayacak güzelliklerden mutlu olacağım ve ceviz kabuğunu doldurmayacak çirkinlikleri göz ardı edeceğim.
    Torununun bu güzel sözü dedeyi duygulandırmıştı ve torununa dönerek:
    -Torunum,umarım diğer insanlar da senin gibi düşünür ve bu Dünya’yı temiz ve düzgün bir şekilde torunlarına bırakmaları gerektiğini anlarlar…İşte bu duygu ceviz kabuğunu defalarca dolduracak kadar büyük bir duygudur.







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye






    Ceviz Ağacı

    Bahçemizde çok sayıda meyve ağacı vardı. İkişer tane dut, kiraz, armut, elma birer tane ayva, erik ve ceviz ağacının yanı sıra çok sayıda selvi ağacı ve gül vardı Selvi ağaçları göğe doğru uzanırken, güller yere yakındı Babam bahçe işlerinden anlayan birisiydi Ağaçların dizilişindeki mesafeyi nizami ayarladığından, dalları birbirine değmiyordu. Güllerin bahçeye yayılışı ise nakış oyası gibiydi. Bir de sultan söğüdü ağacımız vardı dalları aşağı doğru sarkıyordu İnce dallarını koparıp, kafamıza şapka yapardık. Güneşten koruduğu gibi serinde tutardı

    Babam ağaçlarla çocuğu gibi ilgilenirdi. Diplerini kazımasından tutun dallarını budamasına kadar bir ahenk içerisinde yapardı. Bahçeyi satın aldığında çakıl taşları ve diz boyu otların kapladığı bir ören iken yoldan geçenlerin hayranlıklarını gizleyemedikleri muhteşem bir bahçeye dönüştürmüştü. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur atasözüne en güzel örnekti

    Bizim hikâyemiz ceviz ağacıyla Babam ceviz ağacını bahçeyi satın aldığı gün dikmiş. Babamın, ceviz ağacının küçücük kökünü toprağa girdirdiğindeki heyecanının hep taze kaldığını annem anlatmıştı Babam yaptığı işlerden haz alırdı. O minnacık fidanı toprakla buluşmasından, gelişmesine ve büyümesine şahit olmuştu. Fidanı, bir deli poyrazın hışmına uğramadan, bir çocuğun tutup çekmesinden ya da başıboş kalmış bir keçiden korumuştu. Bu meşakkatli yolculuğun ardından ceviz ağacıda hediye olarak ilk meyvelerini sunmuştu. Babam için cevizin ilk meyvesinin alınmasının önemi ise cevizi toprakla buluştururken yaşadığı heyecanı hala korumasıydı

    Bizim çocukluğumuz bu cevizin üstünde geçti Mahallenin çocuklarıyla saklambaç oynarken üzerine çıkar yapraklarının arkasına saklanırdık. Ceviz ağacının dalları gevşek olduğundan bazen düştüğümüz olurdu ama gidip de büyüklerimize söylemezdik çok acı çekmemize rağmen Yollarımız genelde toprak olduğundan çıkan çakıllar ve küçük kaya parçalarına takılıp düştük derdik. Yol güzergâhını takip eden arktaki sudan da üzerimizi siler ve elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonrada eve giderdik. Bu arktaki suyla bahçelerimizi de sulardık Her yıl bu arkın temizlenmesi bütün mahallece yapılırdı. Eğer temizlenmemiş olsa içine bir yıl boyunca dolan çakıllar ve ayrık otlarından dolayı işlevini yapamaz hale gelirdi

    Yaz sonuna doğru cevizlerin toplanmasına sıra geldiğinde mahallenin çocukları arasında bayram havası eserdi. Ulaşamadığımız cevizleri uzun çubuklarla indirirdik aşağıya. Cevizlerin çırpılmasından sonra yere düşenleri teker teker toplar çuvala bırakırdık. Çocukluk aklı, dalından kopup düşen cevizlere bazen kafa bazen de vole vururduk. Kafamızın balon gibi şiştiği de olurdu. Büyüklerimizden azar işitmemiz bir yana kulaklarımızda çekilmez değildi. Bu toplanan cevizlerin kabuklarını soyduktan sonra kuruması için dama sererdik. Güneş ışınlarını gördükçe kurumaya başlardı Ara sıra karıştırırdık ki her yerine güneş ışınları değsin diye

    Cevizler kuruduktan sonra annem komşulara, akrabalara da dağıtırdı. Komşu ve akraba hakkını gözetirdi. Üzüm pekmezini kaynatır, ceviz içini iğne ile ipe dizer, kaynamış üzüm pekmezine batırıp çıkarır ve çamaşır ipine nota gibi dizdikten sonra kurumasını beklerdi. Kuruduktan sonra kışlık çerezimiz hazırdı. Katıksız, doğaldı. Sağlık açısından da bire birdi. Diğer meyve ağaçlarının da hakkını vermeliyiz. Onlarında meyvelerini kurutur, kışın yerdik

    Aradan yıllar geçti. Baba yadigârı ağaçlara gözüm gibi bakıyordum. O çocukluk günlerimi hatırlatan ceviz ağacı tek dostumdu. Eskileri onunla yâd ediyordum Sıkıntılarımı onunla paylaşıyordum. Ben beni bildim bileli onunla beraberdim Gayrı saklımız yoktu. Bir gün askerdeki ağabeyimden bir mektup geldi

    “Kardeş, askerlik için biriktirmiş olduğum param bitti. Arkadaşlardan borç aldım. Yüzüm kalmadı onlardan borç istemeye, acilen paraya ihtiyacım var. Ne yap et, bul buluştur parayı gönder. Ağabeyime demedim, desem bile göndermeyeceğini biliyorum. Allah’a emanet ol”

    Ne yapacağımı şaşırıp kalmıştım. Ben kendi geçimimi zor sağlıyordum zaten. Çoğu zaman aç yattığım bile oluyordu. Bir çay ocağında çay servisi yapıyordum. Karın tokluğuna çalışıyordum. Ağabeyimin istediği paranın miktarı çoktu. Bulmam imkânsızdı. Kimden isteyebilirdim ki, istesem bile kim verirdi ki?

    Çay ocağında birkaç müşterinin oturduğu bir masaya servis yapıyordum. Konuşmalarına kulak misafiri oldum.

    -Bana ceviz ağacı lazım. Satmak isteyenler varsa iyi para vereceğim. Sizi de görürüm.

    Birden, aklımda şimşekler çaktı. “Olamaz! Nasıl böyle bir şey düşünebilirdim en yakın dostum hakkında.”

    Vardığım bütün kapılardan elim boş döndü. Maalesef, tek çarem kalmıştı.

    Ceviz ağacının yanına vardım. Durumu anlattım. Başka çaremin olmadığını tekrarlayıp durdum. Bir yandan da gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Yapraklarından bir su damlacığı elime düştü. Ayrılacağımızı anlamış olacak ki, o da ağlıyordu sanki Sımsıkı gövdesine sarıldım saatlerce

    Adamı buldum. Gelip cevize baktı. Verdiği fiyat işimi görüyordu, önemli olan da buydu. Yeğenim, ağabeyime haber vermiş. Bir solukla geldi. Tüccara:

    -Çocuk mu kandırıyorsun? İstersen bedavaya versin.

    -Keyfiniz bilir.

    Diyerek gitti. Giderken yanındaki adamına:

    -Mecbur satacak. Paraya ihtiyacı var. İhtiyacı olmasa cevizi satar mı? Tecrübe konuşuyor. Kaç kişinin cevizini böyle ucuza satın aldım.

    -Senden korkulur patron.

    Ağabeyim alış verişimize çomak sokmuştu.

    -Ucuza kapatacaktı. Bu fiyata satılır mı? Madem satacaksın. Tüccarın verdiğinden fazlasını vereyim, bana sat.

    Tüccarı kovmasının sebebi cevizi kendi almakmış meğer. Senin gibi birisinden başka ne beklenirdi.

    Başka çarem kalmamıştı. Eli kolu bağlanmış bir insan ne yapabilirdi. Mecburen ceviz ağacını ağabeyime sattım. Ceviz ağacının kesilişi ile benim yere yığılmam bir olmuştu. Kendime geldiğimde ceviz ağacının dallarını yerden topluyorlardı. Geçmiş gözümün önünden film şeridi gibi aktı.

    Ceviz ağacının kesilmesine ne kadar üzüldüğümü kelimelerle anlatmam mümkün değil. Canımdan bir parça koptu sanki Beni daha derinden yaralayan ise ağabeyimin tutumu Askerdeki sanki kendi kardeşi değildi. Ağabeyime göndermek için istediğim paradan daha fazlasını cevizi alırken ödemesine ne demeli? Hani paran yoktu? Yalancı

    Uzun yıllar geçmişti. Beni görenler tanımamışlardı. Oysa ben yarıya yakınını tanımıştım. Bahçemizi görmek için acele ettiğimden hiç birine kendimi tanıtmadım. Beni görenler yabancı biri diye mırıldanıyorlardı. Adımlarımı bahçemize doğru hızlı hızlı atarken heyecan kapladı bütün benliğimi Kalbim göğsümü dövmeye başlamıştı. Gözlerime inanamadım. Tek ayakta kalan evimiz çökmüş, harabeye dönmüştü. Bahçemizin ortasından yol açılmış, ikiye bölünmüştü. Sonradan öğrendim ki belediye istimlâk etmiş. Hava hafiften kararmaya başlamıştı. Birden harabe evimizden donuk bir ışık yayıldı. Evimizin iki odası yıkılmamıştı ama her an kepebilirdi. İçeriden yaşlı bir adam çıktı. Beni görmüştü.

    -Haylazlar, defolun. Bir daha burada görürsem ayaklarınızı kırarım.

    Beni çocuk sanmıştı. Çocuklarında rahatsız ettiği belliydi.

    -Burada mı kalıyorsunuz?

    Adam sinirlendi.

    -Sana ne!

    Adamı sakinleştirmezsem elindeki bastonla her an kafama vurabilirdi.

    -Amcacığım, kimseye zarar verme niyetinde değilim. Belki yardımım dokunur.

    Adam, bir ‘oof’ çekti

    -Güldürme beni evlat! Çocukları bile terk edip giden birine kim yardım eder?

    Adam bayağı dertliydi.

    -Demek evlatların seni bu harabeye bıraktılar. Ne kadar merhametsizlermiş İnsan babasına bunu yapar mı?

    Adamın yanına yaklaştım. Kör bir ışık bizi göz göze getirdi. Aman, Allah’ım! Bu büyük ağabeyimdi. Ben onu tanıdım ama o beni tanıyamamıştı. Oysa şu an dünyanın en mutlu insanı olmam gerekirken, en üzgünüydüm. Bize yapmadığını bırakmayan, evinden kovan ve en önemlisi de cevizimi kesendi

    -Senin mi burası?

    -Hayır. Keşke ev kafama uçsa da ölsem

    -Niçin?

    -Uzun hikaye. Bu evin sahipleri benim kardeşlerim

    -Kardeşinin evi seninde evin sayılır

    -Beni burada görseler bir saniye koymazlar

    -Burada değiller galiba?

    -Keşke burada olsalar da onlardan özür dilesem. Helallik alsam. Onlara ettiğimi çekiyorum.

    -Ne yaptın ki?

    Sinirlendi birden:

    -Amma da soru soruyorsun. Daha kim olduğunu bile bilmiyorum
    -Tüccarım. Burada bir ceviz ağacı varmış, onu satın almaya geldim

    Dediğimde gözleri fal taşı gibi açıldı

    -Sen

    Beni tanımıştı. Saatlerce sustu Bende konuşmadım

    Evi söktürüp yenisini yaptırdım. Birde hizmetçi tuttum, kendisine bakması için
    İyiliğe iyilik herkesin işi kötülüğe iyilik er kişinin işi

    Yetimlere, yoksullara, yaşlılara, akrabalara, darda kalmışlara yardım etmekte dinimizin emri

    Bir haber geldi. Ağabeyim elindeki küçük bir ceviz fidanını bahçemize dikerken yığılıp kalmış







+ Yorum Gönder