+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Sokak, Kedileri ve İnsanları İçin BLUES Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Sokak, Kedileri ve İnsanları İçin BLUES








    Sokak, Kedileri ve İnsanları İçin BLUES

    Hep o mavi kapının dışında kaldı düşler. Kapı maviliğinden utandı, kızardı, bozardı. Kapı bir gün terk etti maviliğini. Mavi bir süre bocaladı, bunaldı, boşluğa düşüp aktı. Uzunca boş gezindi

    Gökyüzündeki maviliğinden izinsiz ayrıldığı için aforoz edilmişti. Oraya bir daha dönüşü olamazdı. Denizin maviliği ise sözdeydi zaten. Bazen de gözdeydi. Hiç mi güveni olmamıştı bizim Mavi’nin denize Deniz yosun kokan tuzlu, kumlu sularını bir sürü renge kiraya vermişti Onlarla iyi bir kapı komşuluğu yapamamış, ayrılmıştı Denizden. Bir ara Denize geri dönmeyi aklından geçirmiş fakat ürkmüştü bu düşüncesinden. Gece maviliği de yapamazdı. Çünkü hayatının büyük bir kısmı gece maviliğinde geçmişti. Gece maviliği onu eritmiş, zedelemişti. Hatta üstünde taşıdığı grimsi, koyu mavi lekeler gece maviliğinin bıraktığı kötü hatıralarıydılar.
    Mavi, barların ve meyhanelerin kucak açtığı caddede aylak aylak dolaşırken, kendini birden şark usulü döşenmiş bir alkol-hanenin gıcırtılı sandalyesinin üstünde bulmuştu. İçine sis dolmuş rakı bardağını ağzına götürdüğü sırada, buğulu gözleri duvarda asılı duran kilimin püsküllerine takılmıştı. Gözleriyle kilimin püsküllerini saymaya başladığı sırada onunla ilgili (daha dün yaşamış gibi) her şeyi hatırlayıverdi. Oysa çok uzun bir süre geçmişti aradan. Gençtiler o zamanlar, heyecanlıydılar.
    Kilimin püsküllerine bakışında bir değişiklik olmamıştı.

    Onunla ne zaman tanıştığını, ona nasıl aşık olduğunu, onun ellerini, gözlerini, sözlerini, titreyişlerini, heyecanlandırdığı her anı, o her anın kokusunun burnunda tüttüğü günleri, geceleri, haftaları, ayları, yılları, asırları, o günlerin acısını, o gecelerin sancısını, o haftaların coşkusunu, o ayların aykırılıklarını, o yılların yılanlığını, o asırların çığlıklarını hatırlayıverdi.

    Unutmak ne mümkün, dedi kendi kendine. Bir iç çekti, gözleri güldü.
    Bir an sandalyenin gıcırtısı kesildi. Akrep ısırığı bir şamar hisseti ensesinde, bir de ----- ve ------ bir ses doldu kulaklarına:
    -Moruk ya, ne düşünüyorsun böyle kara? Yakışır mı yani bir Mavi’nin kara düşünmesi? He..He..He.Hı?

    Sandalyenin gıcırtısı kulağının zarlarını törpülemeye devam etti, yelkovan kuşu kanatlarını çırpmadan uçtu. Püsküller kilimde kaldı.
    “Ananı” düşünüyorum, diye yanıtlayacaktı, sustu. Derin bir iç çekti, buğulu gözleri iyice soldu

    Mavi’nin başına, yaptığı küçük el şakasından haz almış, ağzındaki salyaları sağa sola püskürterek gülen Türk Mavi’si yani Turkuvaz dikilmişti. Mavi’nin eski bir dostuydu Turkuvaz.

    Tokalaşma, sarılma, öpüşme seremonisinin ardından, Mavi, Turkuvaz’ı masasına davet etti. Alkolle soluyan nefeslerle eski günleri yâd ettiler. Ara Renkler’den konuşuldu. Ana Renkler’in kulakları çınlatıldı Turkuvaz hiç değişmemişti Mavi’ye göre. Eskisi gibiydi. Eskisi gibi idealistti Bütün mavilerin mavi gibi bir bayrak altında birleşmelerinin gerekli olduğunu iddia ediyordu hâlâ Oysa, Turkuvaz Prusya’ya gitmişti bir keresinde. Prusya mavileri aynı ülkede yaşamalarına rağmen her biri ayrı tondaydılar. Turkuvaz’ın aklı bir türlü ermemişti bu işe, ama o yine de mavilerin yek vücut olup, aynı bayrak altında toplanmasını ilke edinmişti bir kere
    Uzayan omurgasız sohbet arasında Turkuvaz’ın gözünden kaçmamıştı bizim Mavi’nin sersefil, perişan, dalgın ve sıkıntılı hali

    Bir ağabey edasıyla cebinden kâğıdı yıpranmış bir kartvizit çıkarıp bizim Mavi’ye uzatarak, “Ben bir süre kartta yazılı atölyedeyim Mavi Dönemi’ni yaşayan bir ressamın resminde yardımcı renk olarak görev yapıyorum, istersen sana orada bir iş bulurum Ressamla oldukça yakınım, beni kırmaz”

    Uzun zaman olmuştu, bizim Mavi hiçbir tuvalde görev almamıştı. Oysa ilk gençlik yıllarında ressamların tablolarını ışıl ışıl aydınlatıyordu bizim Mavi Sayısız natürmortlara, peyzajlara, nü'lere, portrelere adını vermişti. “Mavi gözlü çıplak” “Mavi Sakallı Dev Adam”, “Mavi Yolculuk” gibi tablolardı bunlar.

    İlerleyen yaşlarında “Estetik kaygı” diye bir ruhsal rahatsızlık baş göstermiş, rahatsızlığı ciddi bir hastalığa dönüşmüş, sonunda tüm kaygılarını yitirmiş, bu yüzden de hemen hemen hiçbir ressamın resminde “Mavi Leke” olarak bile görev alamamıştı.

    Sızdığı yerden uyanıp kendine geldiğinde cebindeki kartvizitin ağırlığını hissetti. Sağ elini ceketinin sol cebine sokup, kuş tüyü hafifliğindeki kartviziti ağır bir taşı tutuyormuş gibi tuttu. Bir süre kararsızlıkla kartvizite baktı. Turkuvaz ve onunla geçirdiği o yorucu alkollü gece gözlerinin önünden geçti.

    İçindeki ses, ona yalnız olmadığı hissini veriyordu. Ona kulak verdi. Dinlemek için özel bir çaba harcamadı. Çünkü sürekli içindeki sesin direktiflerine uyup, ona göre hareket ediyordu (ya da başkasının sesi). Ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Sanki attığı uzun çığlıklar sonucunda sesini yitirmiş, hiç konuşamıyor gibiydi. O yüzden kendi sesinden çok içindeki sesle yaşıyordu. İçindeki ses ona hiçbir zaman ihanet etmemişti.
    Ses ona “git” diyordu. Elindeki adrese git ve sana ait olan, sana ayrılmış olan yeri bul, diyordu

    Elindeki kartvizitle ressamın adresini bulmakta güçlük çekmemişti. Bir önceki gecenin yorgunluğu ve düşüncelerindeki kararsızlığın verdiği bitkinlikle atölye kapısının zilini çaldı. İçindeki ses kapının ağzında susmuş, Mavi hiçbir heyecan duymuyordu Yine birileri tarafından hunharca kullanılacağı için Birkaç saniye sonra kapının ardında neler yaşanacağı hiç umurunda değildi.

    Ressamları iyi tanırdı. Nasıl ki şairler duygu girdaplarına kapıldıklarında iç huzurlarını bulabilmek için sözcüklere tutunuyorlarsa, ressamlar da renklere tutunuyorlardı.

    Coşkulu bir ses kapıyı açtı. Bizim Mavi' yi karşısında gören ses, kendini önce hüzne sonra hüsrana bıraktı. Sesin sahibi Mavi Dönemi’ni yaşayan ressamın sesinden başkası değildi. Mavi, ressam tarafından içeri buyur edildi.

    Buruk bir sesle, “Turkuvaz’ın bahsettiği dost siz olmalısınız” dedi ressam
    Mavi, ressamın kendi hakkındaki olumsuz düşüncelerini gözlerinden okur gibiydi

    Ressam ayrıntılar dışında bitmiş olan resmini gösterdi. Mavi, resmin üzerinde görevini başındaki Turkuaz’ı gördü. Turkuvaz kendini yaptığı işe öylesine kaptırmıştı ki ciddiyetini hiç bozmadı. İşini özenle yapıyordu. Mavi’yle bir ara göz göze gelen Turkuvaz kaçınık bir tebessümle Mavi’yi selamladı. Resmin üzerindeki diğer renkler Mavi’yi hiç önemsemediler.
    Ressam bizim Mavi’yi gözü tutmadığı halde Turkuvaz’ı kırmamak için yaptığı resimde Mavi’ye de küçük bir yer ayırmıştı. “Resmim küçük ayrıntıları dışında bitmiş sayılır, tuvaldeki yerinize geçebilirsiniz, daha fazla vakit kaybetmeyelim” dedi ressam. Mavi tedirgin, şaşkın, ürkek, istemsiz bir ifadeyle resimdeki yerinin neresi olduğunu sordu. “Bakın” dedi ressam, “resimdeki şu siluette küçük kapıyı görüyor musunuz? İşte sizin yeriniz orası. O kapının sizin gibi silik, şey yani flu bir maviye ihtiyacı var. Diğer nesnelerin renklerinin ön plana çıkabilmesi için”

    Mavi, ressama söyleyecek hiçbir şey bulamadı, kaderine boyun eğerek resimdeki yerini aldı. Yerine geçtiğinde düşleri çalınmış bir kapının varlığını hissetti. Düşleri çalınmış da olsa gerçek hayattaki kapılar gibi pas yeniği ve rutubetli olmadığını gördü Kapı, ressamın izin verdiği ölçüde çökük omuzlu varlığıyla Mavi’nin kulağına usulca eğilerek şu dizeleri fısıldadı:

    Sana hangi müziğin tınısından seslensem?
    Hangi şiirin dizesinden ulaşsam?
    Bir aşk öyküm var, onun içtenliğini sunsam
    Yok yok en iyisi bir gülücük yollasam sana
    Onu yüreğine yapıştırsan
    Ve küsmeyeceğini söyle-sen bana
    Heybemize koysak yaşamı
    Ya da avuç avuç eksek
    Eksek ve beklesek baharı
    Bahar da gelmez ise kışı ya da yazı
    Üzülmeyeceğini söyle-sen bana
    Mutlaka, ama mutlaka bir mevsim
    çalar kapımızı


    Bülent Karaköse







  2. IŞILAY
    Devamlı Üye





    Bülent Karaköse



    blentkarakse.jpg




+ Yorum Gönder


sokak kedileri özeti