+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Küfeyi Taşıyan Adam Masalı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Küfeyi Taşıyan Adam Masalı








    Küfeyi Taşıyan Adam Hikayesi..


    Zaman ahir zaman Üç yüz yıldır uyuyan mağaradakiler Onlar içinde biri var ki; 0 uyumuyor, uyuyamıyor Sırtında bir mukaddes emanet; küfe. Küfede yumurtalar Kimisi çatlamış, kimisi çatla-maya hazır, kimisinden civcivler başını çıkarmış şaşkın şaşkın zalim zamanı seyretmektelerArtık mağaradakiler yakaza (uyku ile uyanıldık arası) halinde Mağara dı-şında fırtınalar. Kar diz boyu Devam ediyor tipi Mağara da sakin değil hani
    Küfeyi taşıyan adam hüzünlü Tedirgin Yumurtaları koruma, bakımı- görümü adına Omuzlarında ağır bir yük izi kalır mantığıyla çamurlar atı-lan bir bedeni Sanki dünyayı taşıyor beli Mağaradakilere ve mağara dı-şına uzanıyor dostluk ve diyalog eli
    Yumurtalar olanlardan bihaber Yumurtalar rahat Yumurtalar küfeyi ta-şıyan adamın sıcaklığı ve şefkatiyle gelişiyor, gün sayıyor..
    Mağaradakiler yıllardır süregelen mezelletin, yaşanan hadiselerin toka-dıyla sere serpeler Uyku ve uykunun sersemliği ile yaka paçalar Uykunun bitişi baharın başlangıcı. Çiçeklerin, bin bir nağme ile öten kuşların cıvıltıla-rının müjdecisi
    Küfeyi taşıyan adam belinde ve omuzundaki ağır yüke, zamanın çıldırtı-cılığına rağmen mağara ve dışındakilerin duymayı özledikleri, hasret kaldık-ları ezgiyi/türküyü onlara okuyor Okuyor ama; düşünceler mahmur, kalp-lerin balansı iğdiş edilmiş Fırtına mağaradakilerle alaylı Duyuyorlar bel-ki. Belki de hissediyorlar Yürekler zamanın buhranında rikkatli Fırtına he-veslileri dikkatli
    Uyanmayı/baharı bekleyip gün saymak sabır işi Küfeyi taşıyan adam “Hel mim mezit” abidesi. Bahara gurbet türküsünün yanık sesi Gürül gürül hizmetlerin fer veren nefesi Öte yandan fırtına ekip, fırtına biçenler aksi-yona, harekete ket vuran insan halesi
    Küfedeki yumurtalar ısınıyor, ısınacak, günü gelince çatlayacak Gün ışığına ne civanmertler çıkacak. Cıvıl cıvıl mağara, dışarıdaki güneşli günle-rin, gök kuşağının, yemyeşil kırların habercisi olacak Kim bilir, milyonlarca bülbül hangi nağmeleriyle yeryüzünü çınlatacak.. Bin bir fedakarlıkla, sabır küpünün çeperlerini zorlayarak, her hadisede, her yenilen tokatta “kahrın da hoş, lütfün da hoş” diyerek çekilen sıkıntılar küfeyi taşıyan adamı hatır-latacak Eski fırtına heveslileri çevresinde olacak “Bir yiğit öldü, göm-düler karşı bayıra” diyen inleyen. hüznü mağaradakilere metafizik gerilim olan, basireti gelecek adına ümide ışık veren, varlığı saadet asrını hatırlatan misal
    Başkaları belki ama, küfeyi taşıyan adam unutulmayacak







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Tuğla örgülü depo görünümlü binaların yanından hızla koşarak, çıkmaz olduğu daha ilk girişte belli olan sokağa girdiğinde, onu takip eden aracın farlarını çok açıkça görüyordu. Tel örgüye doğru bir hamle yaptı ama kapı iki yerinden kalın zincirle kilitlenmişti. Üzerinden atlamak geldi aklına ama takiptekiler iyice yaklaşmış, araçtan inmiş, yüzlerindeki sırtlan gülümsemesi ile biri elindeki zinciri sallıyor, diğeri sopayı avucuna avucuna zarifçe değdirip bırakıyordu…


    Fonda bir aksiyon müziği… Adam yutkundu… Birazdan hayatta yemediği dayağı yiyecekti… Belki ihtiyacı olan buydu belki daha sağlıklı düşünebilecekti dayağını yedikten sonra… Ellerinde dayak enstrümanı olan kişiler yutkunan adama giriştiler. Ama öyle böyle değil… Allah ne verdiyse tabir edileninden… Aradan saatler geçtikten sonra yutkunan adam biraz doğruldu. Gün ışıyor, sokak köpeği üzerine işiyordu… Etrafa saçılmış dişlerini avucuna toplayıp, doğrulmaya çalıştıysa da ilk seferinde başaramadı…

    Yere oturdu. İki elini başının arasına alıp, acısına mı, düştüğü duruma mı ağladığını anlamaya çalıştı. Üzerine işeyen köpek bile acımış olsa ki haline yüzünü yalamaya başladı. Kollarına aldı köpeği. Sıkıca sarılarak, hıçkıra hıçkıra ağladı. Bir gözü tamamen kapalıydı. Etrafına bakmaya çalıştı… Dayak yedikten sonra yağmur yağmış, üzerinden akan kanları oluğa doğru süpürmüştü. Elbisesi paramparçaydı. Kaburgaları, ellerinin üzeri ve özellikle yüzü ateş gibi yanıyordu. Kafasının arkasından ılık ılık kan akıyordu hala… Bir hamle daha yaptı kalkabilmek adına. Demin yüzünü yalayan köpek, biraz uazklaşmış, sanki acıyan gözlerle ona bakıyordu. Elini pantalonunun arka cebine attı. Cebi yırtılmamıştı. Cüzdanı ve içindekiler duruyordu. Yola çıkıp bir taksi çevirebileceği geldi aklına. Yavaş hareketlerle yol doğru yürümeye başladı. Kulakları çınlıyordu. Sanki çok yüksek sesle müzik çalınan bir gece klübünden henüz çıkmış gibi hissediyordu. Acı ile karışık gülümsedi. Yola vardığında liman bölgesinde olduğunu hatırladı. Bu saatte ne taksi ne otobüs hiçbirşey geçmezdi buralardan… biraz daha yürümenin iyi olacağını düşündü. Bir bacağı oldukça aksıyordu. Takip edildiğini hissettiğin ise içini bir ürperti almıştı. Ani bir dönüşle arkasına baktığında, üzerine işedikten sonra tanıştıkları köpeğin olduğunu anlayınca içi biraz rahatlamıştı. Biraz daha yürümeye karar verdi. İleride bir otobüs durağı olduğunu anımsıyordu. Fakat bu hızla çok süreceği belli idi. Kararlı adımlar atmak istedi fakat acısı çok fazlaydı. Arada kesik kesik öksürüyor, bu kasılmalar ona fazlasıyla acı çektiriyordu. Neden sonra otobüs durağına geldi ve banka oturdu. Başı dönüyordu. Görüntüler bulanıklaşıyordu… Ağzına patlamış kaşından akan kan tadı geliyordu… Bir anda kendinden geçiverdi.

    Gözünü açtığında, bembeyaz bir odadaydı. Yatar vaziyette, acılarından arınmış ve hafiflemiş gibiydi. kolunu bacağını kaldıracak hali yoktu ama içinde garip bir huzur vardı. Biraz susamış hissediyordu kendini. Odada kendinden başka kimse yoktu. Duvarların beyazı göz alıcı bir beyazdı. Etrafta hiç ses yoktu. Tıpkı kıyafetleri gibi… etrafa bakmaya çalıştı. Birden içi huzur doldu. Emniyetli bir yerde olduğunu hissetti. O huzurla tekrar kendinden geçti. Kendine geldiğinde, yeşil önlük giymiş doktor kılıklı birini baş ucunda gördü. Konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Doktor kılıklı olan bakışlarındaki güvenle onu yorulmaması konusunda uyardı.

    Gözünü açtığında, bir tekerlekli sandalyeye oturmuş, yemyeşil çimlerin üzerinde, bi sürü hasta kılıklı insanların, birileri ile yürüyüş yaptığı bir manzara ile karşılaştı. Yanında, orta yaşlı bir hemşire vardı. Sessizce ve kendi kendine kitap okuyordu. “Merhaba” dedi hem hemşireye hem hayata. Gülümseyerek cevap verdi hemşire… Ona aylardır bu hastanede bakıldığını anlattı. O gece ile ilgili neleri hatırladığını sordu… Adam herşeyi detayları ile hatırladığı halde cevap vermedi ama ne zaman çıkabileceğini sordu. Yakında diye cevap verdi hemşire…

    Aradan uzun zaman geçmesine rağmen, sebebini sadece adamın bildiği ilginç bir gece yaşanmıştı. Adam o günden sonra hiç kimseyle çok uzun cümleler kurmadı… Yalnız bir adam olarak olarak hayatına devam etti. Kimdi? ne için? neciydi? hiç bilineme





+ Yorum Gönder