+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Yaşam Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Yaşam Nedir








    Yaşam nedir ..?



    Gökyüzünde dünyayı yaşarken sonsuz özgürlüğümle birlikte, yaşamı arıyordum ne olduğunu bilemeden Bir su damlasıydım, güneşin ışıklarında renklerle oynayan, karanlıklarda yıldızlarla konuşan Mutluydum rüzgarla birlikte maviliğe savrulurken, mutluydum kuşlarla kanat çırparken, mutluydum gökkuşağı olup renkleri saçarken

    Takılmışken bir bulutun peşine, görürdüm yaşayanları yeryüzünde Hepsi zamanla koşar gibi, hep bir şeylerin peşinde Bazen bir kuşun kanadına karışır, uçardım onunla, rüzgâra karşı çığlıklarla birlikte.

    Yaşamı sorardım kuşlara, nedir diye? Özgürlük derlerdi bana Göklerde özgürce kanat çırpabilmek, rüzgâra baş kaldırmak. Ama yağmur yağdığında özgürlükleri elinden alınır, ağırlaşan kanatları daha fazla çırpınamazdı damlalar karşısında Sığınırken bir kaya kovuğuna, özgürlüklerini teslim ederlerdi yağmura, sessizce
    Karıştım bir gün yağmur damlalarının arasına, gücü hissedebilmek için Toprağa karışmak istedim, çoğalmak istedim, azgın bir nehir olup akmak istedim, deniz olmak istedim, yaşamı bulmak istedim, yaşam olmak istedim Terk ettim gökyüzünü güneşe veda edemeden Altımda gittikçe büyüyen yeryüzü beni kendine doğru hızla çekerken daha da büyüdüm, çoğaldım. Koşmaya başladım bir an önce toprağa kavuşabilmek için. Yaşamı hissedebilmek için Yaşam olabilmek için

    Toprağa ilk dokunuş, ilk sarılış Sıcaktı toprak, gökyüzünün olamadığı kadar Beni sarmaladı şefkatle, beni içine aldı sevgiyle
    Sevdim onu Seviyorum dedim yaşamayı seninle birlikteToprağın
    derinliklerinde, karanlık sıcaklıklarda güveni hissettim Zaman
    geçtikçe büyüdüm, çoğaldım Yerimde duramaz hale geldim

    Güneşi özledim Yıldızlara merhaba demek istedim Terk ettim
    toprağı. Sıcaklığını, şefkatini. Bir sabah çiçekler açarken gökyüzünü
    gördüm yeniden Öylesine mavi, öylesine sınırsız, öylesine özgür

    Aktım, gittikçe büyüyerek Beni sarmalayan toprağa dokunarak
    aktım Nereye gittiğimi bilemeden Sadece yaşamı öğrenebilmek için aktım Benimle çiçekler açtı ağaçlar da, topraktan otlar fışkırdı delicesine Ben onlara yaşamı sunarken, cevap veremediler bana
    yaşam nedir diye sorduğumda Büyümek istedim Daha hızlı akmak, denize kavuşmak istedim Aktım gökyüzünün görünmediği ıssız ormanların arasından, yıllardır kımıldamaktan korkan taşları peşimde sürükleyerek, başkaldırırcasına Başakların rüzgârla dans ettiği ovalara geldiğimde duruldum Onları seyredebilmek için yavaşladım Sordum uçuşan kelebeklere yaşamı Rüzgarla dans mı diye?.. Cevap vermediler bana Denizi aradım uzaklarda, görebilmek için köpürdüm, taştım ona bir önce dokunabilmek için.

    Sonra bir sabah, daha güneş ışıklarını serpmeye başlamamışken dünyaya, uzaklarda maviliği gördüm Gördüm orada canlılığı, başkaldırmışlığı, hasreti Kavuşmak istedim bir an önce, sarılmak istedim Koynuna girmek istedim bir sevgili gibi Yaşamı istedim ondan Dokunduğumda denize, balıklar kaçtı benden, suyum karıştı denize Bir oldum onunla

    Ufacık bir damlaydım, bulut oldum, toprak oldum, deniz oldum,
    okyanus oldum. Kapladım dünyayı canlılığımla. Dalgalarla oynarken derinliklere karıştım Derinliğin sessizliğinde güzellikleri buldum Yaşam gizlenmiş güzellikler midir diye sordum denize? Cevap alamadım İnsan olmak istedim Yaşamın ne olduğunu öğrenirim diye

    Aynı toprak gibi sıcak ve karanlık bu yer bana güven verdi, huzur
    verdi Zaman geçtikçe, yerime sığamaz hale geldim Güneşe
    sarılmak istedim Yıldızları görmek, denizle konuşmak istedim
    Yaşamı insanlara sormak istedim Işıkla tekrar kavuştuğumda
    özgürlüğümü hissettim yeniden Küçük bir su damlasıyken
    gezdiğim gökyüzünü yeniden görebilmek mutluluk verdi

    Büyüdüm zamanla Diğer insanlarla birlikte, zamanla birlikte Sordum insanlara yaşam nedir diye?.. Cevap veremediler Bir gün aşık oldum birisine, neden diye sormadan kendime Bir kuş gibi özgürce, bir nehir gibi delicesine akarak, bir deniz gibi sınırsızca sevdim birisini


    O zaman anladım ki; YAŞAM SEVGİDİR

    SADECE SEVGİ.








  2. Ziyaretçi





    en güzel hikayeler

    Sadakat

    Babaannem, şu uzun, uzunca ömründe bir defasına bari denizi görmemiş ve bu görmedi,göremedi meselesi sabah bilmez kış gecelerinde eğlenceli muhabbetiydi evimizinDeniz şöyle,deniz böyle,ah o deniz, ne deniz, acayip bir şey yahuİnsan ne yapıp ne etmeli,ömründe bir defa bari gidip denizi görmeliOysa nerde deniz,nerde bizim köy! Hani kuş uçmaz,kervan geçmez diyorlar ya , Deliorman'ın tâ göbeği Sonra bizim buralarda, kalûbelâdan beri kadın aş evini, ocağını bilir, gezi nesinedir derler.. Derler de, babaannemin gene çıkınında lâfı bol, şöyle bir tutturdu mu,işte bin dokuz yüz kırk dörtlerde Urus buaralar gelip köylerde tekezeseler kurulunca,milletin malı mülkü bir yere yığılıp mirî malı olunca, mirî malı gene denizdir yemeyen domuzdur, çalanı çırpanı, vurguncusu tilkide pire gibi çoğalınca, yüksek yüksek binalar kurulup zina kaldırımlara inince, yuların ipi zebanilerin eline geçince,deniz denen o şeyin içine erkek merkek, kadın madın çırıl çıplak,eşkâre girme modası çıkınca, şu dünya işleri ters ters dönüp, geri geri tepince, kıyamet alâmetleri bir bir görünüp şöyle böyle kapılara dayandı diye, dinlene dinlene anlatıp durdukça ve işin acı yanı, dinleyicileri günden güne azaldıkça,onu da, denizi görme tutkusu öyle bir yakaladı,pir yakaladıHastalanıp yatakta kaldğı günlerde bile, ikide bir,"ay çocuklar,şu deniz denilen şeyi ölmeden vallahi bir görsem, bu fani dünyadan her nasibimi almış kadar olacağım,açık gitmeyecek gözlerim" diye mızmızlanmaya başladı
    Bu yıl deniz boyunda bir geziye çıktık,beraberimizde onu da aldık. "aman çocuklar,bu yaşta ,neyime benim denizsizin hiç başka yapacak işiniz yokmuş gibi, uydunuz şeytana.. ." diye şakalaşıp durdu yolculuk esnasında,ama denizi görünce:
    - Uuuuu bu da ne?- diyerek şaştı kaldı
    Sözde lâfı bol köyün masalcı Gülsüm ninesiydi,hayranlığını, anlatamadıklarını hemen de baştan savma,gelişi güzel bir uzunca "uuuu" ile geçiştiriverdi ve devam etti:
    - Deniz eee! Deniz dedikleri buymuş deseneHer zaman hep böyle mi bu deniz? Ne çok su AllahımRahmetinin ucu bucağı yok TanrımDalgalara bakıver.Kıpır kıpır Bir yerlerden çıkıp aceleleri varmış gibi can havli ile geliyorlar Ne acayip şey Yarabbim
    Sonra ezber bildiği, fakat içeriklerini anlamadığı o güzelim arapça dualarını hafif bir sesle,huşu içinde okuyarak, yavaş yavaş aşağılara indiYaşı seksenlerde seyretse de, hep daha yardımsız yürüyebiliyordu. Kıyıya vardı, kumsala oturdu.Tek tek ayakkaplarını, çoraplarını ağır ağır çıkardı. Önce ellerini,sonra ayaklarını suya batırdı. Usulluca yüzüne bir avuç su serpti.Bir müddet böyle kalakaldı.Kendikendine söylenerek ayağa kalktı. Şalvarının paçalarını dizlerine kadar çekti,çıplak ayaklarıyla birkaç adım ilerledi Her halde bugünkü gezi için özel olarak seçtiği,ama gelişi güzel bağlanmış, kenarları oyalı, kahverengi çemberinin altında, biraz dağınık, beyaz sümek rengi saçlarını meltem hafifçe okşarken,çocuklar kadar saf ve mutlu bir gülümseyişle dönüp ardına baktı.Orada,her zaman iftiharla,yakındakiler işitsin diye, etrafı çınlattığı "tosunlarımçakırlarım benim bir tanelerim" diye yüksek sesle haykırdığı ,o koskocaman delikanlı, ikiz torunları olan bizlerdik Arkamızda Varna,önümüzde yakomazlı bir ufukla haşır neşir dalgaların gizemli denizine demir atmış birkaç vapur,tepemizde martıların kavgacı çığlıkları vardı
    Çıplak ayakları hep daha denizde,birkaç adım geri çıktı, bizi yanına çağırdı.
    -Beni iyi dinleyin, diyerek konuşmaya başladı Şu deniz dediğinizi gördüm sayılır artıkBaştan başa,boydan boya su.Su, su ve sudan başka bir şey değil Kim ne anlatırsa anlatsın,sadece suyun acayip bir sesi var, var ama o kadar da acayip değil,tıpkı bizim Kurt Yolları'ndaki Koca Orman'da ulu meşe ağaçlarının yaprak ışıltısı gibi vışşş, vışşş, vışşş Nesi var, biraz daha serin bunun buraları , daha nefes açıcı,sebildir,dermanı boldur böyle şeylerin Şimdi anlıyorum gençlerin yaz günleri neden denize kaçtığını Ne bilmiyorlar, neler bilmiyorlar!
    Hep böyle, abartılıdır babaannemin anlatmaları.Rastgele mi köyün akıl kumkuması,ünü etrafa yayılmış taşmış,masalcı Gülsüm annesiydi
    - Çocuklar, dedi,koca köyden alıp beni tâ buralara getirdiniz,zahmet ettiniz Muradınız neyse, nasıl desem,her şey pek alâ da,şu
    Biraz durakladı, birşeyleri hatırlamak istercesine sağ elini alnına götürdü ve onun değilmiş gibi derinlerden gelen üzüntülü bir sesle :
    - Ehhh, ba çocuklar, dedeniz sağ oluverseydi ya şimdi hep beraber baksaydık denize,dediZavallı birşey göremeden göçüp gitti bu dünyadanElli yaşlarında var yoktu
    Belki yine bugüne mahsus özel olarak kınalamış, isyan eder gibi ellerini havaya kaldırdı, denizin üstüne, çok ötelere sallayarak:
    - Dedeniz çok kibardı,dediCamiye, cumaya giderken hep temiz gömlek ister,yakasına gül takardı.Burma sarığını al nar çiçeği fesine ağır ağır usulûnce sarar, tesbihi şöyle tutardı rahmetli
    Durakladı , bize görünmemek için yüzünü öbür tarafa çevirdi ve gözpınarlarına çökmüş o ufacık,fersiz, solgun deniz mavisi gözlerinden birkaç damla gözyaşının neden öyle ansızın dökülüp, buruşmuş yanaklarından usul usul süzüldüğünü, Karadeniz'in dur durak, ölüm nedir bilmeyen hınzırım dalgalarına karışıp, nasıl akıp gittiğini, bir sır değil ama ikiz kardeşimle başbaşa oturup konuşamadık bir türlü


    Galip Sertel




+ Yorum Gönder