+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris Imzalamasi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Börtecine
    Devamlı Üye

    Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris Imzalamasi








    Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris Imzalamasi

    Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris Imzalamasi hakkında bilgi

    Muaviye’nin Irak’a gelisi, zaten bir arada zor duran Hz. Hasan’in ordusunun maneviyatini daha da bozmustur. Çünkü bu ordu yukarida da vurgulamaya çalistigimiz gibi bir birine düsman ve aralarinda bir çok savas meydana gelmis olan farkli kümelerden olusuyordu. Kûfeli askerlerin bu özelligini gayet iyi bilen Muaviye, Irak’a gelir gelmez bu orduyu dagitmanin yollarini aramaya basladi. Buna Hz. Hasan’in öncü kuvvetleri komutani Ubeydullah b. Abbas ile baslamayi uygun buldu ve kendisini yarisi pesin, yarisi Kûfe’de ödenmek üzere 1.000.000 dirhem karsiliginda saflarina katmayi basardi.[1] Yakubî, Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarina sekiz bin kisilik bir grup ile katildigini söylemektedir.[2] Isfehanî ise tek basina ve gece gizlice katildigini, sabahleyin ordunun sabah namazina kalktiginda kendilerine imamlik yapmak üzere onu aradiklarini ve bulamadiklarini, bunun sonucunda da Muaviye’ye katildigini anladiklarini, daha sonra kendilerine Kays b. Sa’d’in namaz kildirdigini belirtmektedir.[3] Ubeydullah’in Muaviye’nin ordusuna katilmasi Hz. Hasan’in ordusundaki çözülmeyi hizlandirmistir. Ubeydullah, Hz. Hasan’in yakin akrabasiydi, Hz. Ali’nin amcasinin ogluydu. Yakin akrabasinin Hasan’a ihanet edip saf degistirmesi, gönülsüz olarak bu mücadelede yer almis olan, fakat kaçmanin yolunu arayan kitle üzerinde etkili olmus, Muaviye’nin saflarina katilmalarina neden olmustur. Ya’kubî’nin Ubeydullah ile 8000 kisinin Muaviye’ye katildigini söylemesi de bu çözülme ile alakalidir. Kaynaklar Kays ile beraber 4000 kisinin kaldigini söylemektedirler. Öncü kuvvetlerinin tamami ise yukarida da ifade ettigimiz gibi 12.000 kisi idi. Dolayisiyla Muaviye’ye 8000 kisi katilmis olmaktadir ki bu Ya’kubî’yi dogrulayan bir rakamdir.

    Ubeydullah’in Muaviye’nin saflarina katilmasiyla Hz. Hasan’in ordusunun öncü kuvvetlerinin basina Kays b. Sa’d geçmisti. Kays, ordusunun hizli bir sekilde dagildigini görmüs, bunun önüne geçmek için [4] Ubeydullah’i ihanetle suçlamis agir hakaretlerde bulunmustur.[5] Ancak Kays’in bu girisimleri hiçbir ise yaramamistir. Irak ordusunda Muaviye’nin bekledigi çözülme hizla sürmektedir. Kays’in ordusunda bulunan sadece siradan askerler degil, Kûfe’nin ileri gelenleri de Muaviye’ye giderek ona biat etmislerdir. Hatta bunlardan bazisi temsil ettikleri kabileler adina biat etmekteydiler.[6] Kûfe’deki durum da savas alanindan çok farkli degildi. Meclisî, savasa gitmeyip Kûfe’de kalan insanlarin da Muaviye’ye mektuplar yazarak onu sehre davet ettigini söylemektedir.[7] Dolayisiyla Hz. Hasan sadece ordusunun üzerindeki kontrolünü yitirmekle kalmamis, ayni zamanda Kûfe’yi de yitirmisti. Zaten bunu anlamasi da çok fazla sürmeyecektir.

    Öte taraftan Ibn A’sem el-Kûfî’nin de belirttigi gibi Kays b. Sa’d, bütün gayretlerine ragmen, ordusunun yasadigi çözülmenin önüne geçmeyi basaramayinca durumu Hz. Hasan’a bildirdi.[8] Kays’dan gelen mektup, Hz. Hasan’in moralini daha da bozdu ve Kûfelilere asagidaki konusmayi yapti:

    “Ey Iraklilar babam Ali’yi savasa ve tahkime zorlayanlar sizlerdiniz. Sonra ona muhalefet edenler (yine) sizler oldunuz. Sonra bana geldiniz. Muaviye gelince ileri gelenleriniz ona biat ettiler. Beni kendim ve dinim hususunda aldatmayiniz”[9] Ibn A’sam’a göre ise konusmanin metni su sekildedir: “Ey Iraklilar siz benimle ne yapmak istiyorsunuz. Iste Kays’in mektubu, sizin ileri gelenlerinizin Muaviye’ye katildiklarini yaziyor. Vallahi bu sizin tek kötülügünüz degildir. Babami tahkime zorlayanlar [yine] sizlerdiniz. Bunu kabul edince de ona muhalefet ettiniz. Sizi Muaviye ile ikinci kez savasmaya çagirinca buna yanasmadiniz. Sonra ona, Allah’in kendisine uygun gördügü sey oldu. Sonra bana itaat edip isyan etmeyeceginize dair biat edenler yine sizlerdiniz. Biatinizi aldim ve bu amaçla hareket ettim, bu hareketimde neyi amaçladigimi Allah bilir. Olan yine sizden oldu. Ey Iraklilar sizden çektigim yeter. Bana dinim hususunda eziyet etmeyiniz. Ben Müslüman bir kimseyim. Hilafeti Muaviye’ye birakiyorum”.[10]

    Bu konusmanin içeriginden Hz. Hasan’in içinde bulundugu haleti ruhiyenin ipuçlarini yakalamamiz mümkündür. Yine yukaridaki ifadeler Hz. Hasan’in Sabât’ta yaptigi konusmanin sadece bir ihtimali dile getirdigini göstermektedir.

    Öte taraftan Ubeydullah’i kendi tarafina çeken Muaviye, Hz. Hasan’in ordusuna son darbeyi vurmak için Busr b. Ebî’l-Ertât komutasinda bir orduyu Kays b. Sa’d’in üzerine sevk etmisti.[11] Kays ile Busr arasinda meydana gelen savasta, Busr büyük bir yenilgiye ugramakla kalmamis, Samlilardan pek çok kimse öldürülmüstü.[12] Bunun üzerine Muaviye, Ubeydullah b. Abbas’i saflarina kattigi metotla, Kays’i da kendisine baglamak istedi ve ona da Ubeydullah’a yaptigi teklifin aynisini yapti. Ancak Kays, bu teklifi kabul etmeyip, siddetle reddetti.[13] Kays’i kendi tarafina çekmeyi basaramayan Muaviye, onun komutasindaki 4000 kisilik kuvveti büyük bir ordu ile kusatti.

    Dineverî, Muaviye’nin Kays b. Sa’d’i kusattigi esnada, Abdullah b. Âmir’in de Medain’de bulunan Hz. Hasan’i kusattigini, Hz. Hasan’in kusatmayi yarmak amaciyla harekete geçmek istedigini, ancak askerlerini savasa gönderemedigini ve onlarin isteksizligini gördükten sonra da Abdullah b. Âmir’e, Muaviye ile sulh yapmak istedigini belirttigini aktarmaktadir.[14] Bagdadî ise Hz. Hasan’in bütün bu olanlara ragmen bu zor karari yalniz basina vermedigini ordusunun ileri gelenleri ile istisarede bulunduktan sonra Muaviye ile baris yapmanin hem kendisi ve hem de askerleri için daha dogru olacagi neticesine vardigini ve onunla anlasmak için harekete geçtigini söylemektedir.[15] Ibnu’l-Esîr, Bagdadî’nin belirttigi bu istisareyi aktarmakta ve Hz. Hasan’in arkadaslarina asagidaki konusmayi yaptigini söylemektedir:

    “Andolsun, Samlilar hakkindaki kanaatimiz eskisi gibi devam ediyor ve hiçbir süphe ve pismanlik duymus degiliz. Samlilar ile selamet ve sabirla çarpisip duruyoruz. Ancak sonunda selamet büyük bir düsmanliga dönüsecektir. Bu sabir da zaten [simdiden]eleme dönüstü. Çünkü sizler Siffin savasina giderken dininizi dünyanizin önüne almis bulunuyordunuz. Bunun arkasindan siz öldürülen iki kisi arasinda kaldiniz. Bir kesim Siffin’de öldürüldü ve siz onlarin da intikamini almaya çalisiyorsunuz. Geri kalanlariniz ise zaten kaçip gitmistir. Aglayanlariniza gelince; onlar da bize isyan etmis durumdadir. Biliniz ki Muaviye bizi hiçbir izzet, seref ve adalet yönü bulunmayan bir hususa çagirmistir. Eger ölümü tercih edecek olursaniz hemen Muaviye’nin bu teklifini kesinlikle reddeder ve onu Allah’in hükmü ve kiliçlarinizin agziyla muhakeme ederiz. Eger dünya hayatini tercih edecek olursaniz bu hususta rizanizi aliriz”



    Hz. Hasan’in bu konusmasi üzerine orada bulunanlarin hepsinin bir agizdan, hayatta kalmak istediklerini bagirdiklari rivayet edilmektedir.[16] Bu konusma sonrasinda oradakilerin verdigi cevaplar da Hz. Hasan’in arkasindaki destegi tamamen yitirdigini, baris disinda yapacagi bir seyinin kalmadigini ortaya koymaktadir.

    Hz. Hasan’in arkasindaki destegi yitirdigi için hilafeti Muaviye’ye devretmek zorunda kaldigini bize gösteren baska veriler de bulunmaktadir. Sadece Sünnî kaynaklar degil Siî kaynaklar da Hasan’in hilafeti devretmesinin en önemli nedeninin, arkasindaki destegi yitirmis olmasi gerçegi oldugunda hem fikirdirler. Örnegin Siî dünyanin en önemli bilginlerinden biri olan Müfid, Hz. Hasan’in etrafinda hemen hemen hiç kimsenin kalmadigini, tam bu esnada Muaviye’nin kendisine baris teklif ettigini söylerken,[17] Tabersî de buna katilmaktadir.[18] Yine bir baska Siî müellif olan Meclisî de hilafet devrinin temel nedeninin güç kaybi oldugunu vurgulamakta ve asagidaki haberi aktarmaktadir: Hz. Hasan kusatma altinda iken “Zeyd b. Vehb el-Cüheynî, kendisine bundan sonra ne yapmayi düsündügünü sordugunda cevabi söyle olmustur:

    Vallahi Muaviye’nin benim için bu insanlardan daha hayirli oldugunu düsünüyorum. Bu insanlar benim taraftarim olduklarini söylüyorlar, fakat beni öldürmek istiyorlar, malimi yagmaliyorlar. Vallahi Muaviye’den kendim ve ailem için bir güvence alip, canimizi ve malimizi kurtarmam savasmamdan daha hayirlidir. Vallahi Muaviye ile savasacak olursam, bunlar beni bogazimdan tutarak kendisine teslim edeceklerdir.”[19]

    Yillar sonra Medine’ye gelenler Hz. Hasan’i, iktidari Muaviye terk ettigi için elestirince onun baris antlasmasinin gerekçesi olarak “Kûfelilerin savasmak istememeleri”ni zikretmesi[20] söz konusu antlasmasinin yegane nedeninin güç kaybi oldugunu açik bir sekilde ortaya koymaktadir.

    Ibn Miskeveyh, Hz. Hasan’in arkasindaki destegi yitirmesi kadar Kûfe’de kalanlara da güvenmemesini gerekçe olarak zikretmektedir. Ona göre; Hz. Hasan, hilafeti Muaviye’ye teslim etmeden kisa bir süre önce ordusuna yapmis oldugu asagidaki konusma da bunu ortaya koymaktadir. “Ey Iraklilar! Sizden gördügüm üç sey beni yaralamistir. Babami öldürmeniz, beni yaralamaniz ve malimi zorla gasp etmeniz”[21]

    Bütün bu gerçeklere ragmen kimi tarih yazicilari olaya tamamen dinî bir veche kazandirmaya çalismaktadirlar. Örnegin; Ibn Arabî Müslümanlar arasinda bir savasin meydana gelmemesi için Hz. Hasan’in, hilafeti Muaviye’ye devrettigini söyledikten sonra, Hz. Peygamber’in “Benim bu oglum seyyiddir. Allah bununla iki Müslüman kitlenin arasini bulacaktir. ” dedigini aktarmakta ve onun bu gaybî habere binaen savasmak istemedigini ve bu yüzden Muaviye ile baristigini söylemektedir. Kalkasandî de bu anlasma ile Hz. Peygamberin bir mucizesinin gerçeklestigini söylemekte,[22] söz konusu hadise atifta bulunmaktadir.[23] Ancak yukarida da ifade etmeye çalistigimiz gibi eger Hz. Hasan gerçekten böyle bir hadisi bildigini ve bu hadis ile amel edip bunun sonucu olarak, Muaviye ile savasmak niyetinde olmadigini kabul etsek, savas için asker toplamasini, askerlerini Muaviye’nin üzerine göndermesini, hatta bu iki ordu arasinda savasa meydan vermesini ve bu savasta bazi insanlarin ölümüne sebep olmasini izah edemeyiz. Bize göre; Hz. Hasan’i temize çikarmak için ortaya atilmis olan bu iddia dogru olmus olsaydi, onun Kûfe’den hiç hareket etmeksizin hilafeti Muaviye’ye devretmesi gerekirdi. Nitekim, Hz. Hasan’in ta Medain’e kadar gelip hilafeti burada Muaviye’ye teslim etmesinin hiçbir mantiki gerekçesi bulunmamaktadir. Yine Kûfelilere hitaben yapmis oldugu konusmalar bizim bu kanaatimizi hakli çikarmaktadir. Hz. Hasan basindan beri vurgulamaya çalistigimiz gibi son derece zeki, akli basinda ve gelecegi görebilen bir devlet adami idi. Binlerce insanin ölümüne veya eziyet ve sikinti çekmesine engel olmak için hilafeti Kûfe’de Muaviye’ye teslim etmek ona en uygun düsen tavir olacakti. Evet Hz. Hasan hilafeti Muaviye’ye devretme niyetinde olmadigi ve onunla savasi düsündügü gibi bunda basarili olabilecegi ümidi de tasiyordu. Ama sartlar onu baris masasina oturmak zorunda birakmistir.



    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Belâzûrî, Ensâb, III, 284; Yakubî, Tarih, II, 214; Taberî, VI, 79; Isfehanî, Mekâtil, 65; Kesî, Ricâl, I-II, (thk. Es-Seyid Mehdî er-Reaî), Kum 1404, I, 330; Isterabadî (Kesî’nin Ricâl’i ile bir arada), I, 269. Nuveyrî Ubeydullah b. Abbas’in Hasan’in Muaviye ile sulh yapma niyetinde oldugunu anlayinca kendisi için bir takim menfaatler elde etmek amaciyla Muaviye’nin saflarina katildigini söylemektedir. XX, 289.

    [2] Bkz. Yakubî, Tarih, II, 214

    [3] Bkz. Isfehanî, Mekâtil, 65

    [4] Ibn Sa’d, VI, 53; Yakubî, Tarih, II, 214; Isfehanî, Mekâtil, 73; Kesî, 330; Nuveyrî, XX, 289; Isterabadî, I, 269

    [5] Belâzûrî, Ensâb, III, 284

    [6] Halid b. Muammer, Rebîa kabilesi adina, Affâf b. Sureyhbil, Temîm kabilesi adina Muaviye’ye biat ettiler.Bkz. Belâzûrî, Ensâb, III,284-285. Ayrica bkz. Müfid, 172

    [7] Bkz. Meclisî, 44, 43

    [8] Bkz. Ibn A’sem, IV, 157

    [9] Belâzûrî, Ensâb, III, 285

    [10] Ibn A’sam, III/IV, 391

    [11] Belâzûrî, Ensâb, III, 284

    [12] Belâzûrî, Ensâb, III, 284; Isfehanî, Mekâtil, 73

    [13] Belâzûrî, Ensâb, III,284; Yakubî, Tarih, II, 214; Taberî, VI, 79; Isfehanî, Mekâtil, 74

    [14] Dineverî, 218

    [15] Bkz. Bagdadî, Tarih, I, 139

    [16] Bkz. Ibnu’l-Esîr, Tarih, III, 414

    [17] Müfid, 173

    [18] Bkz. Ebû Mansûr Ahmed b. Ali b. Ebî Talib et-Tabersî, (ö.6.yy), el-Ihticâc, I/II, (thk. Muhammed Bakir el-Musevî el-Horasanî), Beyrut 1981, 289

    [19] Meclisî, 44/20

    [20] Bkz. Dineverî, 221

    [21] Bkz. Ibn Miskeveyh er-Razi,(421/1030), Tecâribu'l-Ümem, I-II, (thk. Ebû'l-Kasim Imamî), Tahran, 1987, I, 388

    [22] Kalkasandî, Meâsiru’l-Inâfe, 108

    [23] Demircan “Hz. Hasan’in ümmetin selameti mülahazasiyla hilafeti Muaviye’ye teslim etmesinin hakikat payi tasidigini söyledikten sonra, bu nedenin tek basina hadiseyi açiklamak için yeterli olmadigini da ilave etmektedir. Bkz. Demircan, 69

    Kaynak:İslam Tarihi








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Hz. Hasan’in Muaviye ile Baris Imzalamasi

    Hz. Hasan’in Hilafete Getirilisi



    Hz. Ali ile Hz. Fatima’in ilk çocugu olan Hz. Hasan, Medine’de 625 tarihinde dogdu. Taberistan’in ve Kuzey Afrika’nin fethinde bulundu. Hz. Osman’in asiler tarafindan kusatildigi dönemde, kardesi Hüseyin ile beraber, onu korumak amaciyla kapisinda nöbet beklemesi disinda, babasinin hilafetine kadar hiçbir siyasî hadisede yer almadi. Hz. Ali döneminde ise Hz. Aise’nin ordusuna karsi savasmak üzere, asker toplamak amaciyla, Kûfe’ye, ünlü sahabi Ammâr b. Yâsir ile beraber gönderildi.[1] Babasinin hilafeti döneminde cereyan eden savaslarin tamamina istirak etti.

    Hz. Ali’nin vefatindan sonra hilafete getirilen Hz. Hasan’in seçilis biçimi ile Hz. Ebubekir’in göreve getirilisi arasinda bir benzerlik bulunmaktadir. Bir farkla ki Hz. Ebubekir’in hilafete gelisinde Ensarin, Sa’d b. Ubâde’yi halife seçmek amaciyla, daha önce bir takim hazirliklar yaptigi anlasilmaktadir.[2] Bu durum sahabenin tamamen hazirliksiz olmadigini, en azindan bir kisminin Hz. Peygamberin hastaligi esnasinda, onun vefat edecegi gerçekligine kendisini hazirladigini ortaya koymaktadir.

    Hz. Hasan’a gelince; Kûfelilerin Hz. Ali’den sonra kimin halife olacagi hususunda hiçbir hazirlik yapmadiklari anlasilmaktadir. Çünkü Hz. Ali’nin sehit edilmesi ani bir gelismedir. Kûfeliler bu duruma tamamen hazirliksiz yakalanmislardir. Ancak Hz. Ali’nin yaralanmasi ile beraber kimin halife olacaginin tartisilmaya baslandigini görmekteyiz. Tartisma Hz. Ali’ye kadar getirilmis, kendisinden sonra halifelik yapacak bir sahsi tayin etmesi istenmistir.[3] Hz. Hasan disinda, kaynaklarimiz tarafindan zikredilmemis olmasina ragmen, baska adaylar da bulunmus olmalidir. Babasinin vefatindan iki gün sonra kendisine biat edilmis olmasi bu ihtimali kuvvetlendirmektedir.[4] Ancak Hz. Hasan, bu adaylar arasindan siyrilip ön plana çikmistir. Onun ön plana çikmasinin bir takim nedenleri olmalidir. Kendisini hilafete tasimada önceki basarilarinin rolünün olmadigini biliyoruz. Zira daha önce hilafete gelebilecek kadar büyük bir basari elde edemedigi gibi katildigi savaslarda da kayda deger bir varlik gösterememistir. Nitekim hilafeti onun hakki olarak görenler de kendisine böyle bir basari atfetmemektedirler. Dolayisiyla Hz. Hasan’i hilafete tasiyan nedenleri baska yerde aramak gerekmektedir.

    Sia, Hz. Hasan’i hilafete tasiyan nedenin ilahî oldugu kanisindadir. Onlara göre Hz. Hasan, babasindan sonraki imam olarak Tanri tarafindan belirlenmistir. Dolayisiyla Hz. Ali, Tanrinin bu emrine dayanarak, oglunu kendisinden sonraki imam olarak açiklamis ve halkin ona biat etmesini emretmistir. Bu hadiseden sonra da Kûfeliler, Hz. Hasan’a biat etmislerdir. Siî müellif Kuleynî, bu olayi anlatirken, söyle demektedir: “Ali (as) hasta oldugu zaman onun yerine namazi oglu Hasan kildirdi. Imam Ali kitabini ve silahini ona vererek onu kendi yerine imam tayin etti ve söyle dedi: “Yavrum! Allah Resulü benden sonra seni vasi tayin etmem ve kitabim ile silahimi sana vermemi emretti. Peygamber beni kendisine vasi tayin edip kitabini ve silahini verdigi gibi, benim de seni vasi tayin etmemi ve ömrünün sonlarina dogru bunlari kardesin Hüseyin’e vermeni buyurmami emretti ”[5] Isbatu’l-Vasiyye adli eserde de Hz. Ali’nin on iki oglunu bir araya toplattigini, kendilerine Hasan ve Hüseyin’i vasi tayin ettigini söyledigini, bundan sonra da Hz. Hasan’a biat edildigini aktarmaktadir.[6] Ibn A’sem Hz. Ali’nin vefatindan sonra Kûfeliler “önce Hasan’in, arkasindan da Hüseyin’in imam olmasini kabul ettiler”[7] demektedir. Ancak Siî kaynaklar disindan gelen rivayetler Hz. Hasan’in bu sekilde veliaht olarak atandigina dair yeterli bilgi sunmamaktadir. Aksine tarafsiz rivayetlerin büyük bir kismi Hz. Ali’ye kendisinden sonra kimi halife tayin edeceginin soruldugunu, onun da hiçbir beyanda bulunmadigini aktarmaktadir. Örnegin Islam Tarihinin önemli kaynaklarindan biri olan Belâzûrî tarafindan aktarilan Cündeb b. Abdullah’in Hz. Ali’ye geldigi ve oglu Hasan’i halife seçmek istediklerini, bu konudaki fikrini sordugunu, Hz. Ali’nin de “size emretmeyecegim gibi sizi bundan da alikoymam”[8] rivayeti bunlardan sadece birisidir.

    Öyle anlasiliyor ki Hz. Ali kendisinden sonraki halifeyi belirlemek istememistir. Nitekim kendisine bu talepte bulunanlara Hz. Peygamberi örnek almak istedigini ifade ederek hiç kimseyi halife olarak zikretmeyecegini söylemistir.[9] Bilindigi gibi Hz. Peygamber de kendisinden sonra hiç kimseyi halife tayin etmemis, ümmeti kendi halifesini tayin hususunda özgür birakmisti. Hz. Ebûbekir ve Ömer ise kendilerinden sonraki halifeyi bir sekilde belirlemislerdi. Hz. Ömer, Hz. Osman’in halife seçildigi sûrâ’yi belirlerken oglunu da dahil etmis, fakat seçilemeyecegini sart kosmustu. Iste Hz. Ali bu hadiseye de vurgu yaparak Hasan’i halife olarak belirlemeyecegini, hilafetine de engel olmayacagini açiklamisti. Adnan Demircan’in da belirttigi gibi belki de Hz. Ali, açik bir sekilde dile getirmemis olsa da, oglunun halife olmasini istemistir. En azindan oglunun da diger insanlar kadar hak sahibi oldugunu düsünmüs olmalidir.[10] Zaten Abdullah b. Cündeb’in kendisiyle görüsmesinden hemen sonra oglunu çagirip nasihatlerde bulunmasi da halife seçilecegini bekledigini göstermektedir.[11]

    Hz. Ali’in vefatindan iki gün sonra halk yeni halifeyi seçmek üzere Kûfe Cuma mescidinde toplandi.[12] O ana kadar da halifenin kim olacagi hususunda halk arasinda bir ittifak bulunmuyordu. Bunu bilen Kays b. Sa’d b. Ubâde el-Ensârî, mescitte bir konusma yaparak, babasinin faziletlerini ve Hz. Hasan’in meziyetlerini zikretmis, ona biat etmeleri hususunda Kûfelilere telkinlerde bulunmus ve hiç zaman kaybetmeden kendisine biat eden ilk kisi olmustur. Onun biat etmesiyle Kûfeliler de biat etmeye baslamislardi.[13] Dönemin ileri gelenlerinden biri olarak kabul edilen Kays b. Sa’d b. Ubâde’yi Hz. Hasan’a biat hususunda bu denli acele ettiren neden ise Kûfe’nin yapisinda aranmalidir. Zira Kûfe çok farkli etnik unsurlari barindiran bir kent idi.[14] Hilafet tartismalari ile, bu etnik unsurlarin karsi karsiya gelebilecegi endisesinin Kays’i acele ettirmis olmasi yüksek bir ihtimaldir. Böylece Kays’in, gerek Kuzey Araplari gerekse de Güney Araplari tarafindan kabul edilebilecek birine biat ederek, Kûfelilerin birbirlerine girmesini, bir iç savasin patlak vermesini engelledigini söylemek mümkündür.

    Siî temayüllü olan Isfehanî, Hz. Hasan’a ilk biat edenin Abdullah b. Abbas oldugunu söylemektedir.[15] Ancak Abdullah b. Abbas, Hz. Ali’nin Basra valisi idi ve o anda Kûfe’de olmayip görevinin basinda bulunuyordu.[16] Zaten Isfehanî Hz. Hasan’a ilk biat eden sahsin Abdullah b. Abbas oldugunu söyledikten sonra Muaviye tarafindan Hz. Hasan’in hakimiyetinde bulunan kentlere casuslarin gönderildigini, Kûfe’ye gönderilen casusun Hz. Hasan, Basra’ya gönderilen casusun da Basra valisi Abdullah b. Abbas tarafindan yakalanarak idam edildigini belirtmektedir.[17] Böylece Isfehanî de daha önce verdigi bilgiyi yanlislamakta, Abdullah b. Abbas’in o tarihte Basra’da oldugunu kabullenmektedir. Ibn A’sem’in de Abdullah b. Abbas’in Basra’dan Hz. Hasan’a mektup yazip, Muaviye ile savasa devam etmesini tavsiye ettigini söylemesi de[18] Abdullah’in, Hz. Hasan’a biat ettigi tarihte Kûfe’de olmadigi gerçegini ortaya koymaktadir.

    Burada üzerinde durulmasi gereken bir baska husus ise Hz. Hasan’a yapilan biatin sekli ile ilgilidir. Kaynaklar bu konuda birbiri ile çelisen iki ayri rivayet kümesi zikretmektedirler. Birinci rivayet kümesi Kûfelilerin, Hz. Hasan’a, Muaviye ile savasmasi sarti ile biat etmek istedigini ve Hz. Hasan’in Kur’an ve Sünnet yeter diyerek bunu reddettigini belirtmektedir.[19] Kaynaklarimizda bunlarin kimlikleri ile ilgili net bilgiler verilmese de savas hususunda bu kadar istekli olan bu grubun Haricîler oldugu kanaatindeyiz. Eger Hz. Hasan’a biat etmis olanlarin tamami, “Muaviye ile savasmak” sartyla onun hilafetini taniyacaklarini ileri sürmüs olsalardi, biraz sonra anlatmaya çalisacagimiz süreçte, savas hususunda bu kadar gevsek davranmaz ve savasmamak için bu kadar mücadele etmezler, aksine Muaviye ile canla basla savasirlardi. Oysaki hadiseler Kûfelilerin ne kadar isteksiz olduklarini, savastan ziyade barisi düsündüklerini ortaya koymaktadir.

    Taberî, Kays b. Sa’d b. Ubâde’nin de Muaviye ile savasmak sarti ile biat etmek istedigini, ancak Hz. Hasan’in bu sarti kabul etmedigini söylemektedir.[20] Fakat hadiseyi Kûfeli tarihçi Avvâne b. el-Hakem’den (ö.148) den aktaran Belâzûrî, Kays’in sartli biat ettigine dair bir bilgi aktarmamaktadir.[21] Zaten Kays’in sartli biat etmek istemesi olayin akisi ile uyumlu degildir.

    Ikinci rivayet kümesi ise Hz. Hasan’in barisi saglamak veya kendisine bir takim çikarlar elde etmek amaciyla hilafete gelmek istedigini, hilafete seçilirken “baris yaptigi ile baris, savas yaptigi ile savas yapmak” sarti ile biat aldigini, [22] böylece hilafeti Muaviye’ye devretmek için hazirlik yaptigini söylemektedir. Nitekim bu rivayetler Hz. Hasan’in Muaviye ile savasma niyetinde olmadigini, tek amacinin kendisine bir takim çikarlar sagladiktan sonra hilafeti Muaviye’ye teslim etmek oldugunu belirten Zührî kanaliyla gelmektedir.[23] O bu kurgusunu, söz konusu sahislar arasinda hiçbir hadise meydana gelmemiscesine, Hasan’in Muaviye’ye yazarak ondan bir takim seyler talep ettigini, bunlarin verilmesi durumunda biat edebilecegini söyledigi iddiasi ile tamamlamaktadir.[24]

    Zühri Emevî yanlisi bir tarihçidir. Nitekim bu hanedan ile yakin iliskileri bulunmakta idi. Abdulmelik b. Mervan fetva hususunda ona basvururdu.[25] Emevî halifesi Hisam döneminde ise bu hanedaninin neredeyse bir parçasi haline gelmis, onlardan hiç ayrilmamistir. Bu dönemde halifenin çocuklarinin da hocaligini yapmistir.[26] Dolayisiyla Zührî tarafindan aktarilan bu rivayetin Hisam dönemindeki Imam Zeyd b. Ali hareketiyle de yakin iliskisinin bulunma olasiligini göz ardi etmemek gerekir. Bilindigi gibi Hisam b. Abdulmelik’e isyan eden Zeyd b. Ali döneminde de bir takim ekonomik nedenler gündeme gelmis ve Zeyd b. Ali hadisesi bu ekonomik sorunlardan dolayi patlak vermis idi.[27] Hz. Hasan’in hilafeti para karsiliginda sattigini söyleyen yukaridaki rivayetler, ayni zamanda Zeyd b. Ali’yi karalamak için kullanilmis olmalidir. Böylece bu ailenin öteden beri para düskünü oldugu, ilkelerinin bulunmadigi ima edilerek, Zeyd b. Ali’yi halkin gözünden düsürme amaciyla ileri sürülmüs olmasi muhtemeldir. Bu rivayetler ayni zamanda Hz. Hasan’in böyle bir sart ileri sürdügünde, biat etmekte olan halkin tereddüt geçirdigini, Muaviye ile anlasmak niyetinde oldugundan süphelendiklerini ve bu tutumunu kinadiklarini aktarmaktadir.[28] Fakat biraz sonra aktaracagimiz hadiselerden de açik bir sekilde anlasilacagi gibi Kûfeliler hiç de bu kanaatde degillerdi. Aksine onlar savasmayi istemiyorlardi.



    Kendisine h. 40 yilinin Ramazan ayinda biat edilen Hz. Hasan’in halife olarak ilk icraati babasinin katili olan Abdurrahman b. Mülcem’e kisas uygulamasi oldu.[29] Rivayetler Hz. Hasan’in bu ilk sinavini hiç de iyi vermedigini aktarmaktadir. Zira bu rivayetlerin önemli bir kismi Abdurrahman b. Mülcem’in iskence ile öldürüldügü hususunda hemen hemen ittifak halindedir. Bunlardan kimisi ise Ibn Mülcem’e müsle yapildigini; yani önce elleri, sonra ayaklari, arkasindan kulaklari ve burnu kesildikten sonra öldürüldügünü söylemektedir.[30]





+ Yorum Gönder