+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Dünya Barışı ve Doğu Türkistan Sorunu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Dünya Barışı ve Doğu Türkistan Sorunu








    Dünya Barışı ve Doğu Türkistan Sorunu

    Dünya Barışı ve Doğu Türkistan


    Dogu Turkistan Sorunu.jpg

    Türkiye-Çin İlişkilerinde Doğu Türkistan Sorunu

    21. Yüzyıl Dünya Barışı ve Doğu Türkistan Sorunu


    Türkiye-Çin İlişkilerinde Doğu Türkistan Sorunu

    Türkiye-Çin ilişkilerinin başlangıcı 1925 yılına dayanmaktadır. 1929 yılında Türkiye Nanking’de ilk diplomatik misyonunu açmıştır. Sonrasında gelişen ilişkiler Çin’in 30 Temmuz 1940 tarihinde İstanbul’da Konsolosluk açmak için başvurmasıyla bir adım ileri taşınmıştır. Ancak bununla birlikte Asya coğrafyasını devamlı olarak geri planda görme eğiliminde olduğu söylenebilecek olan Türkiye’nin 1938 yılından sonra Türkistan coğrafyasındaki insanları tanımak, onlara kendini anlatmak adına herhangi bir çaba içinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu hazırlıksızlık Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Batı Türkistan’da bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerine karşı doğru politikaların oluşturulmasının önüne geçmiştir. Türkiye yıllarca Asya’ya ait kapsamlı bir politika üretememiş, Asya’nın giderek artan önemini Batı merkezli bir yaklaşımla ikinci planda görme yanlışlığına düşmüştür.
    Tarihi ve kültürel bağlarından dolayı Türkiye’nin konumu, diğer devletlerle kıyaslandığında kendisine bazı üstünlükler kazandırmaktadır. Coğrafi konumu, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinin taşıdığı önem, Türkiye’yi bölge ile yakından ilgilenmek zorunda bırakmaktadır. 1998 yılı sonunda Uygurların 18 ülkedeki 40 lideri Ankara’da bir araya gelip bağımsızlığın savunulması için Doğu Türkistan Milli Merkezi’ni oluşturmuştur. Bu yapılanma Doğu Türkistan’ın bağımsızlığının şiddet içermeyen yollarla sağlanmasını, tüm direniş organizasyonlarının bu merkez etrafında toplanmasını amaçlamaktadır.
    Çin Devlet Başkanı Ziang Zemin Nisan 2000 tarihindeki Türkiye ziyaretinde iki ülkenin de ulusal birlik, sınırsal bütünlük, terörizm, bölücülük ve kökten dincilik konularında sıkıntılar yaşadığını belirtmiştir. 17 Şubat 2001 tarihinde Türkiye ile Çin arasında “sınır ötesi suçlara karşı işbirliği” antlaşmasının imzalanması ile sonuçlanan görüşmelerde Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri konusunun terörizme karşı mücadele kapsamında gözden geçirildiği belirtilmiştir.
    Çin’in İran, Ermenistan ve Kıbrıs’a yaklaşımları ve Orta Doğu ile Orta Asya’ya yönelik politikalarının Türkiye’ye etkileri ve Doğu Türkistan sorununa bakışı Türkiye’de gündeme gelmeyen ve tartışılmayan temel konular olarak göze çarpmaktadır. Bazı Çinli stratejistler Türkiye’nin “Adriyatik Denizinden Çin Seddi’ne Kadar Türk Dünyası” yaklaşımı sergilediğini ve Pantürkizm’den tarih boyunca vazgeçmediğini belirtmektedir. Bu stratejistlere göre Türkiye hala Doğu Türkistan bölücülerini korumaya ve yardım etmeye devam etmektedir.[7]
    Türkiye-Çin İlişkisinde Doğu Türkistan’ın Yeri
    Bir ülkenin dış politikası içi politikasının dış uzantısıdır. Aynı zamanda dış politika tamamen milli çıkarlarını korumakla vazifelidir. Yani dış politikanın ölçüsü milli menfaattir. Yukarıda değindiğim gibi, Türkiye’nin Çin ile olan ilişkileri daha çok Çin’e yaramıştır. Siyasî ilişkilerinde Türkiye’nin beklentileri karşılanılmaz iken, Çin ise Doğu Türkistan meselesinde Türkiye’den belli başarıları elde etmiştir. Ekonomik ve ticarî ilişkilerinde hep Türkiye’nin aleyhine gelişmiştir. Bu durum, aslında Türkiye’nin Çin’e değil, Çin’in daha çok Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Uluslararası dengeli ilişkilerinde Türkiye daha çok aktif konumdadır. Türkiye’nin jeostratejik konumu, Orta Asya ile olan bağı ve Doğu Türkistanlılar ile koparması zor olan ilişkisi Türkiye’nin dış politikasında stratejik üstünlüğünü yaratmaktadır. Ancak, gelecekte Çin Asya’da en büyük ülke olmaya adaydır. Çin’in küresel bir güç olması inandırıcı olmasa bile, bölgesel bir güç olmaya açıktır. Çin, şu anda 6. ekonomik güç ülkesidir (ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, Çin, İtalyan), 4. ekonomik güç bölgesi (Amerika, AB, Asya-Pasifik, Çin), BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi, gelişmekte olan ülkelerin başında olan ülke ve Asya-Pasifik’te büyük rolü olan ülkedir. Bu bağlamda Doğu-Batı’yı bağlayan en önemli jeostratejik konumda olan Türkiye dünyanın dört tarafına yönlenmeli ve Çin ile de Doğu’daki ülkelerin biri olarak ilişkilerini geliştirmelidir. Türkiye küresel olarak ABD ve AB ile ilişkisini geliştirmelidir; Bölgesel olarak Türkiye’nin çıkar bölgesi olan Balkan, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya ile ilgilenmelidir. Sonra da Türkiye’nin çıkar bölgesi ile direkt ilgisi olan Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, İran ve Mısır gibi ülkelerle ilgilenmelidir. Özellikle Çin ile olan ilişkisinde en büyük temas noktası Doğu Türkistan olmalıdır. Bu açından Doğu Türkistan ile ilgilenmeli ve stratejik yönünde Doğu Türkistan iki ülkenin köprü olma rolünü dikkate almalıdır. Bu durumda, ileri yönelik Çin ve Doğu Türkistan politikasının oluşturulması gerekmektedir.[8]

    Doğu Türkistan’ın Stratejik Konumu

    1884 yılında işgal edilen Doğu Türkistan Xinjiang (Sınır Bölgesi) adıyla Çin’in iç sömürge bölge hâline dönüşmesiyle, 200 yıldan bu yana Doğu Türkistanlılar bağımsız olmak için sürekli mücadele etmişler ve bağımsız devletleri kurmalarına rağmen (Yakup Bek Devleti, 1933’teki Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti, 1944’teki Doğu Türkistan Cumhuriyeti) bu devletler kısa ömürlü olmuş ve nihaî başarı kazanamamışlardır. Tarihte Doğu Türkistan’da meydana gelen olaylar dolaylı ve dolaysız hep uluslararası güç dengelerin değişimi ile alakalı olduğu için Çin hükümetleri Doğu Türkistan’ın bağımsızlık faaliyetlerini şiddetle bastırmıştır. Bunların sebebi de bölgenin fevkalâde stratejik konumu ve Çin çıkarlarıdır.
    Mançur İmparatorluğu’nun komutanı Zuo Zongtang’ın dediği gibi, “Vücuttu korumak için Moğolistan ve Doğu Türkistan gibi kolları muhafaza edilmeli”, yoksa Doğu Türkistan’ı kaybetmekle Çin’in güvenliği tamamen tehdit altına girecektir. 19. yüzyılda Rusya, İngiltere ve Çin’in Orta Asya’daki çıkar mücadelesinin sonucunda şekil verilen Doğu Türkistan’ın coğrafi özelliği, Çin açısından savunma ve hücum etme gibi askerî ve güvenlik yönünde fevkalade kolaylıklar sağlanmaktadır. Jeostratejik konusunda önemli olan Doğu Türkistan, bağımsız olma veya Çin dışında bir başka gücün idaresine girdiği takdirde Çin’i her alanda doğrudan tehdit edebilir. 19. yüzyıldan 20. yüzyılın ortasına kadar Çin’i düşman gören Ruslar, İngilizler ve Japonlar hep bu bölge ile uğraşmışlar ve bölge değişik güçlerin mücadele meydanı haline gelmişti.
    Pekin hükümetince “Xinjiang tarihten bu yana Çin toprağının bir parçasıdır” denilen Doğu Türkistan, siyasî bakımdan Pekin’e bağlıdır; Ancak, tarih, dil, din, etnik ve diğer gelenekleri Orta Asya Türk ve Müslüman topluluklara bir bütündür. Bu bağlamda Doğu Türkistan Çin’i hem Orta Asya’ya bağlayan, hem de Orta Asya’dan ayıran stratejik bir köprü ve sınır bölge özelliğini taşımaktadır. Çin’in kuzeybatı bölgesini oluşturan ve 1,68 milyon kare büyüklüğüyle Çin toprağının 1/6 km²’sini teşkil eden bu bölge, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerle sınırı vardır ve komşu ülke nüfuslarının çoğu Müslüman’dır. Doğu Türkistan’ın sınırı Çin’in toplam sınırının ¼’ini teşkil etmektedir ve Çin’in sınır komşusu en çok olan bölgesi niteliklerini göstermektedir. Bu nedenle Orta Asya’da meydana gelen herhangi bir kargaşa ve çatışmalar doğrudan Doğu Türkistan’ı etkilemektedir, aynı zamanda Çin’in siyasî, ekonomik ve güvenliğini de tehdit edebilmektedir.
    Pekin’in resmi rakamlara göre, şu anda Çin’in ihtiyaç duyduğu petrol ve doğalgazın %25’ni ithalat yoluyla talebini karşılamaktadır. 2010 yılında ise bu ihtiyaç % 45 oranına yükselecektir. Bu durum, enerji konusunda yurtdışına bağımlı olan Çin’in ekonomik büyümesini ciddi tehdit altına bırakmaktadır. Üstelik Ortadoğu’dan Hin Okyanusu ile Pasifik Denizi’nden geçerek Çin’e uzanan “enerji yolu” Hindistan ve ABD kontrol altındadır. Çin’in bu iki ülke arsında herhangi bir pürüz meydana geldiği takdirde Çin’in enerji yolunun kesilme risklerini arttırmaktadır. Yer üstü ve yer altı ham madde zenginliği ile bilinen Doğu Türkistan, Çin’in enerji talebinin bir kısmını karşılayabilmekle birlikte Orta Asya ve Hazar havzasına uzanan bölgedeki enerjinin Çin’e taşıması konusunda önemli stratejik yerini almaktadır.Bu anlamda Doğu Türkistan, Çin’in ekonomik güvenliğini sağlayan önemli faktörlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Çin, Doğu Türkistan’ı kaybettiği takdirde hem Pekin’in Orta Asya ve Kafkasya’dan enerji aktarma yönündeki stratejik plânı boşa gidecek, hem de ülkenin ekonomik güvenliği riskine girecektir.
    Ancak Soğuk Savaş sonrası Doğu Türkistanlıların akrabası olan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız olması, dünyanın yeni bir düzen arayışı ve ekonomi ile teknoloji alanındaki küreselleşme süreci Doğu Türkistanlılar için yeni bir fırsat yaratmıştır. Küreselleşme ile birlikte demokrasi, insan hakları ve çevrenin korunması gibi değerler, Doğu Türkistanlılar için yeni bir mücadele zemini hazırlatmıştır. Doğu Türkistan sorunu artık Çin’in iç işi olmaktan çıkmış gözükmekte ve uluslararası bir sorun hâline dönüşmektedir.[9]

    11 Eylül Sonrası Doğu Türkistan ve Çin’in Asimilasyon Politikaları








  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırılar ve sonrasında yaşanan gelişmeler Batılı zihinlerde yeni bir “düşman” yaratmış ve birçok Batılı için İslam dini terörü çağrıştırır hale gelmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında Irak ve Afganistan’a yapılan müdahaleler ve sonrasında ABD tarafından özellikle Afganistan’da başlatılan “Radikal İslamcı Terörist” avı sonrasında bazı Uygur Türklerinin de Guantanamo’da tutulması Çin’in eline bulunmaz bir fırsat verdi ve Doğu Türkistan’da yükselen her türlü itiraz sesi batılılarla aynı telden suçlamalarla Radikal İslamcı Terörist” suçlamasıyla kesildi.
    11 Eylül sonrasında Çin farklı politika uygulamalarına da girişmiştir. Bir taraftan Uygur teşkilatları (özellikle yurtdışındaki) El Kaide ve Taliban gibi terör örgütleri ile ilişkili gösterilmeye çalışılmış ve hatta bazıları da ABD tarafından terör örgütü listesine alınmıştı. Çin BM ve diğer küresel kuruluşlardaki ağırlığını da kullanmaktaydı. İçeride ise Uygur çocuklar “Şincan Sınıfı” adlı bir program çerçevesinde Çin’in iç bölgelerine götürülerek asimle edilmeye başlanmıştır.
    Çin bu bölgede Çin etnik nüfusunu artırmak ve bölgedeki nüfus hâkimiyetini ele geçirmek için uzun zamandır iki yönlü politikalar izlemektedir. Bir yandan bölgeye yoğun bir Çin nüfusu göçü gerçekleştirirken özellikle de 2003 yılından beri “İşgücü fazlasını başka bölgelere yönlendirme” politikası çerçevesinde buradaki Uygur Türkleri (özellikle genç nüfus götürülmektedir) Çin’in iç bölgelerine taşınarak genel nüfus içerisinde eritilmek istenmektedir.
    Çin’in uyguladığı bu asimilasyon politikası ile genç Uygur nüfusunun iş bulma vaadi ile Çin’in iç bölgelerine taşınması ve Çin genel nüfusu içerisinde asimile edilmesidir. Özellikle 16-25 yaş arası Uygur kızlarını Doğu Türkistan’dan alıp daha iyi eğitim, daha iyi iş imkânı adı altında, Çin’in iç bölgelerine götürülmesi asimilasyon politikalarının en göze çarpanı olmuştur. 1 Haziran 2006’dan itibaren uygulanan bu politika ile 240 bin Uygur kızı Çin’in iç bölgelerine taşınmıştır. Çin’in bu program çerçevesinde 1 milyon Uyur kızını Çin’in diğer bölgelerine götürmeği hedeflediği bildirilmektedir.[10]
    5 Temmuz Olayları
    5 Temmuz gecesi Urimçi’de meydana gelen olaylar kısa sürede Doğu Türkistan Özerk Bölgesi’ndeki diğer şehirlere yayılmış bölgede meydana gelen olaylar bir kez daha uluslar arası toplumun ve Türk kamuoyunun dikkatini bölgeye çevirmiştir. Meydana gelen olaylarda Çin resmi ajansı Şinhua, 184 kişinin hayatını kaybettiğini ve 1000’den fazla yaralının olduğunu duyurmuştur. 16 Ancak gerek uluslararası kaynaklar gerek Uygur diasporası ölü ve yaralı sayısının çok daha fazla olduğunu ifade etmiştir. Örneğin Dünya Uygur Kurultayı sözcüsü Dolkun İsa BBC’ye verdiği mülakatta yerel kaynaklardan aldıkları bilgiler doğrultusunda ölü sayısının 600’den fazla olduğunu açıklamıştır. Bununla birlikte Şinhua olaylarla ilgili olarak on yıllardır görülmeyen ölçüde kanlı etnik çatışmaların meydana geldiğini duyurmuştur. Çıkan olayların 1989’daki Tiananmen olaylarından sonra meydana gelen en kanlı olaylar olduğu bağımsız kaynaklar tarafından ifade edilmiştir. Çin kaynakları olayların 25 Haziran’da Guangdong’da18 bir fabrikada çıkan kavgada 2 Uygur’un öldürülmesi üzerine başladığını bildirmiştir. Uygurlar, Urumçi’deki olayların Guangdong’ta meydana gelen olayların Çin hükümeti tarafından yeterince araştırılmaması ve faillerinin bulunamaması üzerine şiddete başvurulmadan protesto edilmek istendiğini ancak Çin polisinin sert müdahalesinin olayların büyümesinin sebebi olduğunu ifade etmişlerdir.[11]
    Uygur Özerk bölgesinin merkezi Urumçi'de yaşananlar büyük bir insanlık dramıdır.. Olayların asıl sebebi Çin’in 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal etmesini müteakip Türkler üzerinde ciddi bir asimilasyon politikası uygulamasıdır. Doğu Türkistan’da 60 yıldır Uygur Türklerinin özgürlüklerini kısıtlayarak sindirmeye ve susturmaya çalışan Çin’in asimilasyon çalışmaları her sahada aralıksız devam etmiştir.
    Türkleri binlerce yıldan beri yaşadıkları anavatan topraklarında azınlık konumuna düşüren Çin hükümeti, amacına ulaşmak için haklı seslere, duruşlara, eylemlere karşı da acımasız yöntemlere başvurmaktadır. Doğu Türkistan’ı haksız yere işgal eden ve topraklarının bağımsızlığı için mücadele edenlere karşı faşist, acımasız bir politika uygulayan Çinliler, çocuk, kadın, yaşlı demeden Türkleri katletmişlerdir.
    Bugün Doğu Türkistan'da yaşananlar göstermiştir ki, Çin’in hedefi Türkleri ve Türklüğü Doğu Türkistan’dan silmektir. Buna karşı dünyanın tepkisiz kalması çok doğal bir olay gibi görülmektedir. Çünkü günümüz dünyasında güçlüler her zaman güçsüzü ezmekte ve bunun kılıfını da mutlaka bulmaktadırlar.[12]

    Sonuç olarak; Birleşmiş Milletler'in soykırım için yaptığı tanım, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'daki duruma tam olarak uymaktadır. Buna rağmen Doğu Türkistanlılar, Birleşmiş Milletler'in koruyucu şemsiyesi altına girememektedir. Birleşmiş Milletler'e yapılan tüm başvurular geri çevrilmektedir. Doğu Türkistanlı Müslümanlar, halen Çin baskısı altındadır ve dünya bu zulme göz yummaktadır. Binlerce siyasi tutuklu vardır ve bazıları hapishanelerde "kaybolmuş" durumdadır. Tutuklulara işkence yapılması ise artık sıradan bir olay haline gelmiştir.
    Doğu Türkistan'daki bu vahşeti engellemek için, öncelikle Doğu Türkistan gerçeğini dünyaya duyurmak ve Çin'in bu konuda geri adım atmasını sağlayacak bir uluslararası yaptırım sağlamak gerekmektedir. Çünkü Doğu Türkistan'daki vahşetin en garip yönü, dünyada hemen hiç bilinmemesi ve anılmamasıdır. Çin, kapalı kapılar ardında katliam yapmaktadır ve mazlum Doğu Türkistan halkı dünyaya sesini duyurma imkânlarına sahip değildir. Dünya insanlarının dünya barışının tesisi için elbirliğiyle Doğu Türkistan davasına sahip çıkması zorunludur.




+ Yorum Gönder


dogu türkistan,  doğu türkistan