+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Türklerin Savaştaki Stratejileri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Zühre
    Devamlı Üye

    Türklerin Savaştaki Stratejileri








    Türklerin Savaştaki Stratejileri nelerdir

    Bizans İmparatoru Maurice, İskit halkının karakterinden söz ederken bunlardan “sadece Türkler ve Avarların askerî bir sisteme sahip” olduklarından bahsederek bunların içerisinde de yalnızca Türklerin kendilerini savaş için hazırladıklarını belirtir.

    Bozkır ikliminde yaşayan bir millet olan Türkler için bu sert iklim şartları, coğrafî faktörler, Orta Asya’daki diğer boy ve milletler arasındaki mücadeleler zorlu bir hayat tarzını gerektiriyordu. Bu çetin şartlar Türklerin savaşcı olarak yetişmesine sebep olmuş ve tarihte de “ordu-millet” olarak tanınmaları sonucunu doğurmuştur. Soğuk ve sert iklim şartlarında yaşayan insanlar, zor şartlara kolaylıkla alışabilirler. Maurice’in açıklamalarına göre de, Türkler, “her türlü yokluk ve kıtlığa, sıcağa ve soğuğa dayanıklıydılar”.

    Maurice’in bu ifadeleri, Ammianus’un Hunlar hakkında yazmış olduğu karakteristik özelliklerle benzerlik göstermektedir. Bizans tarih yazarlarında, özellikle Maurice’in diğer milletler hakkındaki izahlarında, ırkî özellikler bakımından birbirine benzeyen toplulukları veya milletleri aynı kategoride değerlendirmek adeta bir gelenek haline gelmiştir.

    Mesalâ Maurice, bir yandan kuzeybatı ülkelerinin insanları olan Lombartlar, Franklar ve bunlara benzeyen diğer milletleri (ki Tacitus’un Almanlar hakkında yazdıkları da Maurice’in Lombartlar ve Franklarla ilgili olarak söylediklerine benzemektedir) aynı grupta tanımlarken; Türkler (Göktürkler), Avarlar ve Karadeniz’in kuzeyindeki diğer bazı toplulukları da İskit olarak ifade etmiş ve bunların benzeyen özelliklerini de genelleştirmiştir.

    Türklerin savaşa yatkın bir millet olmasının tek sebebi, tabii şartlar değildi elbette. Onların millî tabiatlarından kaynaklanan “bağımsızlıklarına olan düşkünlükleri” ve ayrı ayrı boylar halinde yaşama istekleri, birbirinin üstünlüğünü kabul etmeyen, fakat birbirine komşu olarak yaşayan boylar arasındaki mücadeleleri arttırmıştı. Bütün bu boylar arasında her biri lider olma sevdasına düşmüş ve bu mücadeleler Çin entrikaları ile körüklenerek Türk toplulukları arasındaki iç savaşlar yıllarca sürdürülmüştür.

    Kendi aralarında bir araya gelmelerini engelleyen bir durum olarak ortaya çıkan “baş olma sevdası”nın üstesinden gelinemediği halde Türkler bir de Çin’i hakimiyet altına almaya çalışmışlar ancak bu konuda uzun süreli bir başarı sağlayamamışlardı. İşte bütün bu karakteristik özellikler ve çevre şartları Türklerin her an savaşa hazır olmalarını gerektiriyordu.

    Böyle sert bir iklimde Türklerin savaşlarda ve ulaşımda en büyük yardımcısı atlardı. Maurice’e göre, Türk “Çocukları 3-4 yaşlarından itibaren koyun sırtında ata binme talimi yapar, erkek ve kız çocuklar daha sonra at üzerinde alıştırmalarına devam ederek erken yaşta iyi at binicileri olurlardı. Böylece yetişkin olduklarında büyük bir ustalıkla ata binerler, atı üzerinde yer, içer, uyur ve bütün günlerini geçirirlerdi. Hunlarda olduğu gibi Göktürkler de adeta yürümekte güçlük çekerlerdi”.

    Türklerde atın toplum hayatında oynadığı rol hakkında elbette söylenecek çok şey vardır. Öncelikle Türkler, tabiatla mücadele ederken ona hakim olmayı sağlayacak en uygun vasıtaları da kullanmışlardı. Bunların da en başında geleni at idi. Yaşadıkları çevreye uygun hayat standardını ve tarzını at sayesinde geliştiren Türkler “atlı-göçebe medeniyet”i oluşturmuşlardır. Ancak konumuz itibariyle burada özellikle Bizans yazarlarının görüşlerine yer vereceğimizden atın Türk toplumundaki yerini detaylı bir şekilde ele almayacağız.

    Maurice, Türklerin, kişi başına birkaç at olmak üzere savaş meydanına çok sayıda atı getirerek hem yiyecek ihtiyaçlarını karşıladıklarını ve hem de düşmana kalabalık bir ordunun kendilerine doğru geldiği hissini vererek hasımları arasında korku oluşturmaya çalıştıklarını anlatmaktadır.10 Türkler, Romalılar ve İranlılar gibi siper kazmazlardı. Atlarını çadırlarının yanına birbirine yakın bir şekilde bağlayıp sıralayarak savaş başlayıncaya kadar bu şekilde korunurlardı. Savaş meydanına getirilen atlar, özel zırhlarla örtülü olduklarından bir Türk askeri için onlar, savaş anında bir kalkan vazifesi gören bir koruyucuydu.

    Savaş aleti olarak Türkler, zırh, kılıç, ok ve yay kullanırlardı. Diğer alanlarda olduğu gibi savaş aletlerinin yapımında da Türkler arasında demir önemli bir madendi. Türkler, Bizans elçilik heyetine ticaret yapmak amacıyla demir sunduklarından, Menandros, karşılaşmış oldukları diğer milletler içerisinde Türkleri demir madenleri ile tanımıştı.








  2. Betul
    Devamlı Üye





    Eski Türkler karakteristik olarak savaş kimliklerini kazanmışlardı.Bu yüzden kurdukları ordu ve kullandıkları silahlar diğer yani başka kavimlere örnek olmuştur.




+ Yorum Gönder