+ Yorum Gönder
Türk Dili ve Kullanımı ve Türkçe Dersi Forumunda Olay Yazıları Düşünce Yazıları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Olay Yazıları Düşünce Yazıları








    olay yazıları düşünce yazıları

    olay ve düşünce yazı örneği







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Olay Yazıları Düşünce Yazıları

    Düşünce Yazısı Nedir

    Toplumu, bilimsel, siyasal, sanatsal ya da sosyal bir konu üzerinde
    düşündürmeyi, tartıştırmayı, bu yolla gerçeklere ulaştırmayı, heber vermeyi
    amaçlayan yazı türlerine düşünce yazıları denir. Düşünce yazılarının çoğu
    duygusal boyutlu değildir, gözlem ya da deneyime dayalı yazılardır. Yazarın
    sanatlı anlatım kaygısı yoktur. Genellikle gazetelerden tanıdığımız yazı
    türleridir. Haber, makale, fıkra, eleştiri, deneme, şöyleşi, röportaj, gezi,
    günlük, anı, incleme, biyografi, otobiyografi, bibliyografi türündeki yazılar
    düşünce yazıları arasında yer alırlar.

    Düşünce Yazısı Türleri


    Düşünce yazıları şunlardır;
    Makale, Eleştiri, Fıkra, Deneme, Haber, Söyleşi,
    Röportaj, Mülakat, Anı, Günlük, İnceleme, Biyografi, Otobiyografi, Bibliyografya
    ve Mektup.

    1. Makale


    Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği ortaya koymak, bir tezi kanıtlamak
    veya bir düşünceyi savunmak amacıyla kaleme alınan ve temel ögesi fikir olan
    yazılara makale denir.

    Makaleler, gazetelerde veya dergilerde yayınlanır.
    Gazete makaleleri çoğunlukla günlük olaylarla ilgili olur ve gazetenin siyasî
    anlayışını da yansıtır. Gazetenin ilk sayfasında yayınlanan baş makalede (veya
    baş yazı) baş muharrir (veya baş yazar), aktüel konuyla ilgili olarak ortaya
    attığı fikrini okuyucularına ispatlamaya çalışır, onların da kendisi gibi
    düşünmesini amaçlar.

    Dergilerde yayınlanan bilimsel makalelerin aktüel
    olma şartı yoktur. Bilim adamlarının kendi alanlarıyla ilgili olarak yaptıkları
    araştırmalar ve bu araştırmalardan elde ettikleri sonuçlar bilimsel bir üslûpla
    yazılır. Makaleler; bilim, fen, spor, politika, ekonomi, kültür, sanat gibi
    çeşitli konularda yazıldığı için her makalenin edebî özellik göstermesi
    beklenmez. Önemli olan ortaya atılan fikrin ispatıdır.

    Bilimsel
    makalelerin yayınladığı hakemli dergiler, dergiye gönderilecek makaleler için
    yayın ilkeleri ve bazı standartlar belirleyebilirler.

    2. Fıkra


    Bir yazarın herhangi bir konu hakkındaki kişisel görüş, anlayış ve düşüncelerini
    kanıtlama gereği duymadan hoş bir üslûpla yazdığı, kısa fikir yazılarına fıkra
    denir.

    Gazete fıkrası (edebî fıkra) ve mizahî fıkra olmak üzere iki
    çeşit fıkra vardır. Gazete fıkraları, genellikle gazetenin belli bir köşesinde
    yazarı için ayrılan yerde bir köşe başlığı altında yayınlanır. Gazete
    fıkralarında seçilen konu, çoğunluğu ilgilendirmeli ve aktüel olmalıdır. Sürekli
    olarak aynı konuları işleyen bir yazı okuyucuyu sıkar.

    Fıkra yazarı
    tarafsız olmalı, herkesin anlayabileceği açık bir üslûpla az ve öz yazmalı,
    yazısını etkili bir sonuçla bitirmelidir. Fıkra yazarları bu niteliklerde iyi
    bir fıkra yazabilmek için bol bol fıkra okurlar, yurt ve dünya basınını yakından
    takip ederler; politika, kültür, sanat, ekonomi, turizm gibi etkinlikleri
    yakından izlerler, kendilerini sürekli olarak geliştirirler.

    Mizahî

    fıkralar ise kendi içlerinde Nasrettin Hoca Fıkraları, Bektaşî fıkraları,
    Kayserili fıkraları, Karadenizli fıkraları, doktor fıkraları gibi başlıklarda
    gruplandırılabilir. Bu tür fıkraların bir kısmında güldürürken düşündürme ön
    plâna çıkar.

    3. Sohbet


    Bir yazarın, kişisel görüş ve düşüncelerini fazla derinleştirmeden, muhatabıyla
    konuşuyormuş hissini verecek bir üslûpla makale plânında yazdığı fikir yazısına
    sohbet (söyleşi) denir.

    Sohbet, makaleden üslûp yönüyle ayrılır.
    Çoğunlukla, günlük konuların işlendiği sohbet yazılarında senli benli bir
    anlatım yolu seçilir, hatıralardan, halk fıkralarından, nüktelerden, özlü
    sözlerden yararlanılır.

    4. Deneme

    Bir yazarın kendi isteğine göre seçtiği herhangi bir konuda kesin yargılara
    varmadan, kişisel düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi bir üslûpla
    kaleme aldığı yazılara deneme denir.

    Deneme yazarı okuyucuyu hesaba
    katmaz. Konusunu dilediği şekilde seçer, dilediği tarzda işler. Diğer fikir
    yazılarından farklı olarak denemelerde aşk, dostluk, iyilik, güzellik, ahlâk,
    sevinç, kültür, yiğitlik gibi daha çok soyut konuların işlendiği görülür.
    Deneme, tek bir yazı olabildiği gibi bir çok konuları işleyen yazıların bir
    araya toplandığı bir kitap biçiminde de olabilir.

    5. Eleştiri

    Eleştiri, bir sanat veya düşünce eserinin (şiirin, tiyatronun, hikâyenin,
    romanın, resmin, heykelin, filmin) zayıf ve güçlü yönleri göz önünde
    bulundurularak gerçek değerini belirleme amacıyla yapılan inceleme sonucunun
    anlatıldığı yazıdır. Eleştiriye konu olan eser yalın bir dille
    tanıtılır.

    Eleştirmen eserin gerçek değerini, güçlü ve zayıf yönlerini,
    özünü ve önemini belirtir; yeni eserler için sanatçılara kılavuzluk eder. Hem
    sanatçıya hem de okuyucuya karşı sorumluluğu olan eleştirmen, aynı zamanda
    okuyucu (veya izleyici) ile sanatçıyı birbirine yaklaştırır. Bir şiirin
    eleştirisini yapan kişi şair olmayabilir, ama bu türün bütün özelliklerini çok
    iyi bilmeli, başka örneklerle karşılaştırarak şiirin gerçek değerini taraf
    tutmadan, peşin hükümlerde bulunmadan belirleyebilmelidir.

    Eleştirmen
    hangi sanat eserini eleştirecekse o sanat dalının gerektirdiği birikime sahip
    olmalıdır. Bu birikim; o alana ait geniş bilgiye ve kültüre sahip olmakla, dünün
    ve bugünün sanat meselelerini çok iyi bilmekle, başka milletlerin de önemli
    sanat eserlerini ve sanatçılarını etraflıca tanımakla sağlanabilir. Bu yüzden,
    eleştiri yazmak kolay bir iş değildir.

    “Edebî eserlerin okuyucu üzerinde
    bıraktığı tesirlerden, intibalardan yola çıkılarak yapılan tenkitlere izlenimci
    (empresyonist) tenkit; edebî eserle*rin muhteva, yapı ve üslûpları üzerinde
    tarafsız olarak yapılan tenkitlere de ilmî (bilimsel) tenkit denir.”

    Düşünce Yazısı Örnekleri

    DOĞRU İLE YALAN
    Her doğruyu söylemeye gelmezmiş, birtakım doğruları
    yaymamak, çokluktan, kamudan gizlemek gerekmiş Peki ama, bir doğruyu
    söylemek, gizlemek, yayılmasını önlemeğe çalışmak o doğrunun yerinde duran
    yalanı sürdürmek demektir. Yalanın yalan olduğunu bilerek sürmesine bırakmaya
    hakkınız var mıdır? Bu yalanlar kutsalmış, onlara dokunmaya gelmezmiş Bir
    şeyin yalan olduğunu anladık mı kutsallığına inanmıyoruz demektir; bunun için
    "kutsal yalan" sözü bir şeyin hem köşeli hem de yuvarlak, hem katı hem de
    biçimsiz olduğunu söylemek gibi bir saçmadır. Ama duygularını birer düşünce
    saymaktan çekinmeyenler böyle saçmalarla kolayca bağdaşabiliyor.

    Birtakım
    doğruların gizlenmesi gerektiğini ileri sürmek eski kibarlık, asillik
    (aristocratie) -aristokrat- düşüncenin bir kalıntısıdır. Bir yanda büyükler,
    kibarlar, damarlarında mavi kan akanlar var, onlar doğruları bilirler, onların
    bilmesinden bir kötülük gelmez; ama küçüklere, kibar olmayanlara, kölelere sakın
    açmayın! Öyledir kişioğlu: kendisi için ille birtakım ayrıcalıklar ister.
    Eski acunun kibarlığı, aristokratlığı yıkıldı ama onun yerine aydınlar
    türedi

    Bir kişi olarak ilk ödevimiz, yalan olduğunu anladığımız
    düşüncelerden benzerlerimizi yani bütün kişileri kurtarmaya çalışmaktır. "Ben
    bunun yalan olduğunu biliyorum, ben buna inanmıyorum, ama kamunun bu bağlar
    altında kalması, onun anlamaması daha iyi olur." diyen kimse, öğrendiği anladığı
    doğrulara layık olmayan kimsedir. İnandığı bir şey yoktur onun: Bir şeyin ne
    doğru olduğunu düşünür, ne de yalan olduğunu. Ancak kendisini düşünür, büyük
    görmek için bir yol arar.

    Her doğru söylenebilir, her doğru
    söylenmelidir, yoksa çevremizi aldatıyoruz, çevremize yalan yayıyoruz
    demektir.

    İÇİMİZDEKİ GÜZELLİKLER

    Gönlümüzün güzelliği sevgi ise, beynimizin
    güzelliği de düşünebilme yeteneğimizdir. O yeteneği her an, her dakika
    kullanalım. Unutmayalım ki düşünen insan, özgür insandır.

    Kişi
    düşünebiliyorsa pek çok sorununu çözümleyecek, pek çok şeyi bilecektir. Herkesi
    dinleyin. Annenizi, babanızı, arkadaşlarınızıdinleyin. Sonra da düşünün ve
    sorular sorun Neden? Nasıl? Nerede?

    Sonra da oturup kararlarınızı
    kendiniz alın. Kararları yalnız aldığınız zaman, eziyetler de güçlükler de
    sonuçta bütünüyle size aittir artık. Karar alırken sorumluluk almayı da bilin.
    İşte bu, büyümek ve olgunlaşmaktır; özgür insan olma yolunda atılan ilk
    adımdır.

    Büyüklerinizle, yaşıtlarınızla, kendinizden küçüklerle konuşun,
    tartışın. Konuşarak pek çok şey öğrenildiği gibi, pek çok sorun da
    çözümlenebilir. Toplumumuzda, bu tür konuşma pek yaygın değil ne yazık ki! Ya
    susuyor, ya bağırıyoruz. Konuşmayıbilmiyoruz. Sizler bunu
    değiştirin.

    İçimizin bir başka güzelliği de iyimserliktir. Yüreğinizin
    ibresi hep iyimserlikten yana olsun.

    Asırlardır kötümserler, köşelerinden
    dünyanın kötüye gittiğinin doksan dokuz nedenini sayarlarken iyimserler epey yol
    almış; pek çok iş başarmışlardır. En azından denemişlerdir.

    Zaten yapılan
    araştırmalar, başarılı olanların üstün zekalılardan çok, sıradan ama olumlu ve
    iyimser kişiler olduğunu ortaya koyuyor.

    İçimizdeki güzellikler arasında
    neşenin yeri bambaşkadır. Hele gençliğinizin getirdiği neşe ve kahkahaları sakın
    kısıtlamayın. Bazı kişilerin "Sırıtıp durma!" gibi bilgece (!) uyarılarına
    aldırmayın. Tam tersine daha çok gülün. Bol bol kahkaha atın. Sorunlarınıza bile
    gülerek bakabilirseniz yükünüz anında hafifleyecektir.

    Güldürü dergileri,
    neden bu kadar çok okunuyor sanıyorsunuz?

    Onca sorunun, çevre
    kirliliğinin, savaşların, ölümlerin, çıkarcılığın, cahilliğin yer aldığı
    dünyamızda sevgi, iyimserlik ve neşeye her zamankinden fazla gereksinmemiz var.
    Bu nedenle hayatınızı daha güzel yaşamak istiyorsanız, önce içinizdeki
    güzellikleri geliştirin, ortaya çıkarın.

    Sevinin, düşünün, konuşun,
    iyimser olun ve doyasıya gülün!

    KİTAPLIK VE OKUMA


    Evde bulunduğum zaman hayatım daha çok kitaplığımda
    geçer; oradan ev işlerini yönetmek imkanını da bulurum. Giriş kapısının hemen
    üstündeyim; hem bahçeyi, kümesi, avluyu görürüm, hem de evimin öteki bölümleri
    içinde sayılırım. Hiçbir düzene uymadan, hiçbir amaç gütmeden bir bu kitabı, bir
    şu kitabı karıştırırım; zaman olur hayal kurarım, zaman olur kurduğum hayalleri
    ya kendim yazarım ya da bir aşağı bir yukarı dolaşarak başkasına
    yazdırırım.

    Kitaplığım bir kulenin üçüncü katındadır; birinci katta
    tapınak, ikinci katta da yalnız kalayım diye sık sık yattığım bir oda ile
    eklentileri, kitaplığın üstünde ise büyük bir sandık odası vardır. Eskiden
    kitaplık, evimin lüzumsuz yeriymiş. Bense hayatımın çoğu günlerini, günlerimin
    de çoğu saatlerini burada geçiriyorum.

    Kitaplığım yusyuvarlak bir oda;
    masamla sandalyemi alacak kadar yer var; bir bakışta kitaplarımın tümünü birden
    görebileceğim şekilde düzenlenmiş beş raflı dolaplar çember halinde duvarları
    kaplar. Odanın, on altı adım çapında boşluğa bakan çok geniş ve çok güzel
    manzaralı üç penceresi var. Kışın daha az bulunurum bu odada; çünkü adından da
    anlaşılacağı gibi evim bir tepenin üstündedir; hiçbir odası da bu oda kadar yer
    almaz; bir gayret sarfetmemi gerektirdiği, ıssız bir yerde olduğu için hoşuma
    gider; böylece, hem çalışmamın verimli olmasını sağlar, hem de topluluktan beni
    uzak tutar. Oturduğum yer, böyle bir yer işte; orada tam bir egemenlik kurmaya,
    yalnız orasını karımdan da çocuklarımdan da, toplum hayatının geleneklerinden de
    uzak tutmaya çalışırım. Başka nerde olursa olsun egemenliğim sözde kalır:
    aslında zaten şüpheli bir egemenliktir bu. Evinde kendi kendisiyle başbaşa
    kalacak, kendi kendine övgüler söyleyecek, şundan bundan kaçıp gizlenecek bir
    yeri olmayan kişi benim gözümde zavallının biridir. Gösterişe düştün olanların
    bu huyları çok pahalıya oturur onlara; Pazar yerlerindeki heykellere benzerler
    de ondan: "Büyük başın derdi büyük olur".

    Gençken gösteriş olsun diye
    okurdum; sonradan, biraz da kendimi yetiştirmek için okumaya incelemeye
    başladım; şimdi ise vakit geçirmek, oyalanmak için yapıyorum bu işi; çıkarımı
    sağlamak aklımdan bile geçmedi. Kitaba karşı içimde, beni paradan çıkartan aşırı
    bir sevgi vardı; yalnız kendi ihtiyacımı karşılamak için değil, üç adım uzaktaki
    çevremi doldurmak, süslemek içindi bu sevgi; bir hayli oluyor, onu da
    bıraktım.

    Seçmesini bilen için kitabın çok hoş meziyetleri vardır; ama
    her nimet bir zahmet karşılığıdır; bu zevk de ötekiler gibi belli ve arık
    değildir; kendisine öz, çok ağır yükleri vardır; okudukça ruh gelişir, ama
    kalıp, benim hiçbir zaman yüzüstü bırakmadığım kalıp, hareketsiz kalır, yıkılır,
    ezilir büzülür. İhtiyarlığa yöneldiğim şu anda fazla okumak kadar zararlı,
    kaçınılması bunun kadar gerekli bir şey bilmiyorum ben.





  3. Ziyaretçi
    teşekkürler güzel ama sadece düşünce yazıları var. doğrusu ben sikede olay yazılarının nerede olduğunu bulamadım. bilen söylerse memnun olurum




+ Yorum Gönder


olay yazısı örnekleri,  düşünce yazısı örnekleri,  düşünce yazısına örnekler,  örnek olay yazıları,  olay ve düşünce yazıları,  yazı türleri olay yazıları ve düşünce yazıları ve ornekleri