+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türklerde yaşam Forumunda Antakya Hakkında Tarihten Bilgiler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. dafu-1905
    Devamlı Üye

    Antakya Hakkında Tarihten Bilgiler








    Tarih Öncesi ve Helenistik Dönem


    Antakya civarının tarihi, şehrin kuruluşuna göre çok daha eskidir. Değişik kaynaklarda belirtildiğine göre, Tell-Açana höyüğündeki kazılar Kalkolitik Çağdan (İ.Ö.5000-4000) itibaren yörenin yerleşim için kullanıldığını göstermektedir. Anadolu'yu Filistin ve Suriye'ye bağlayan yol üzerinde, Mezopotamya'yı Doğu Akdeniz'e bağlayan noktalardan biri olması nedeniyle Hatay'ın eski bir yol güzergahı olduğu çok açıktır. Burası Hitit ve Eski Mısır İmparatorluklarının sınırlarını oluşturan bölgenin eşiğindeydi.
    Makedonyalı Büyük İskender'in doğuya doğru fetihlerini sürdürürken Pers Kralı Darius (Codomannus)'la yaptığı savaşlardan birinin İ.Ö.333 yılında Issus yakınlarında, bugünkü Payas İlçesinde, Pinarus nehri (bugünkü Deliçay) üzerinde gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Bunun hemen ardından Gaugamela denilen yerdeki savaşta Büyük İskender'in ordusunun galip gelmesinden sonra İskender, Fenike topraklarını elde etmek amacıyla Asi (Orontes) boyunca güneye ilerledi. Suriye ve Mezopotamya bölgesi Makedonyalıların eline geçti. Ancak Büyük İskender'in M.Ö.323 yılında Babil'deyken ölmesinin ardından fethedilen topraklar İskender'in komutanları arasında bölündü. Suriye ve Mezopotamya bölgesi üzerindeki güç savaşı Seleucus Nicator'un lehine sonuçlandı(M.Ö.301). Öncelikle Seleucus Krallığının başkenti olarak, Akdeniz kenarında bir liman olduğundan Seleucia Pieria (bugünkü Samandağ, Çevlik) seçilmişti. Seleucus, yendiği rakibi Antigonus (Monophtalmus)'un bugünkü Antakya'nın 5 km. kadar kuzeyindeki yönetim merkezi Antigonia'yı yıkarak halkını kendi adıyla kurduğu bu yeni başkente (Seleucia) naklettirdi. Ancak Mezopotamya civarı ve güney Suriye'nin kontrol edilebilmesi açısından ve Seleucia'nın denizden gelecek saldırılara açık olması nedeniyle yeni bir kent, Antiocheia kuruldu.

    Antakya'nın iyilik tanrıçası Tyche, Vatikan Müzeleri



    Antakya'ya bağlı Küçükdalyan Belediyesinde, Sen Pier (Saint Pierre) Kilisesi: Hıristiyanlık tarihinde önemli yeri vardır


    Bu kent, yendiği rakibinin Antigonia'sıyla aynı yerde değildi, daha güneyde Silpius Dağı eteğinde ve Orontes (Asi) kenarında idi (M.Ö.300). Antakya'nın Seleucus Krallığı'nın başkenti olması Seleucus Nicator'un ölümünden sonra oğlu Antiochus Soter(M.Ö.281-261) zamanında olmuştur.



    Roma'dan Haçlılar'a Kadar

    . Haçlılar Dönemi
    1071 Malazgirt zaferinden sonra büyük bir hızla hakimiyet altına aldıkları Anadolu'yu, Türkler'den temizleyerek Bizans'a geri vermek, mukaddes toprakları tekrar Hıristiyan alemine kazandırmak, Hıristiyan hacıların ve seyyahların Kudüs'e gidişlerindeki Selçuklu engelini kaldırmak ve Türklerin kontrolü altına girmiş olan ticaret yollarınıda tekrar eski Hıristiyan hakimiyetini sağlamak gibi çeşitli amaçlar güden ve Papa Urbanus II'nin 27 Kasım 1095 tarihinde Clermont Konsil'inde yaptığı çağrı üzerine organize edilen Haçlı Seferlerinin birincisinde, binlerce atlı ve piyadeden oluşan büyük bir haçlı ordusu, 1096 yazı ile 1097 sohbaharı arasında Anadolu'yu geçti. Haçlılar, 1097 yılı Ekim ayında Antakya Valisi Yağı Siyan'ın hakimiyet bölgesine girerek, 20 Ekim 1097'de Maraş ve Haleb'ten gelen yolların birleştiği Asi Irmağı üzerinde iki muhteşem kule ile korunan Demir Köprü'yü ge çtiler. Ertesi gün, Haçlı liderlerinden Bohemond komutasındaki 4000 atlıdan oluşan öncü Haçlı birliği, 21 Ekim 1097'de Antakya surları önüne gelerek, St. Paul Kapısı karşısına yerleşti. Altın sarısı, yeşil, kırmızı ve diğer renkteki kalkanların erguvan ve altın sarısı bayrakları altında, çelik pulları parlayan zırhlar ve miğferler giymiş 300.000 silahlı olmak üzere, toplam olarak yaklaşık 600.000 kişiden oluşan muazzam ordu, 22 Ekim 1097'de Antakya surları önünde çadırlarını kurdular.
    Ortalama 5 km. uzunlukta ve bir buçuk kilometre genişlikteki bir düzlüğü baştan başa kaplayan büyüklüğü içinde evleri, çarşıları, Silpius Dağı eteklerindeki zengin villaları ve sarayları ile Seleucoslar zamanında yapılıp Bizans döneminde onarılarak tahkim edilen ve tepelerin zirvelerini takip ederek Asi'ye kadar inen, 360 kule ile desteklenmiş 12 km. uzunluğunda bir zincir gibi kenti çepeçevre saran muazzam surları ile zaptedilmesi imkansız gibi görünen Doğunun Kraliçesi Antakya, Haçlıların hayranlık ve saygı duydukları bir şehir olarak önlerinde durmakta idi. Kentin bu muhteşem görünümü, Haçlıların dini duygularını bir kez daha coşturdu. Hz. İsa'ya inananlara ilk kez Hıristiyan adının verildiği bu kent, Hıristiyanlığa hizmet etmiş çok sayıda şehit, aziz ve alemi bağrına basmış ve bu inanç uğruna çok sayıda mucizeye sahne olmuştu. Kentin ana giriş kapıları, Halep yönünde St. Paul Kapısı, Daphne (Harbiye) ve Lazkiye yönünde St. George Kapısı, İskenderun ve St. Simeon (Samandağ veya Süveydiye) yönünde Asi üzerindeki tahkim edilmiş bir köprüden sonra geçilen Köprü Kapısı idi. Köprü Kapısının kuzeydoğusunda yer alan Dük Kapısı ile bunun doğusundaki Köpek Kapısı, kente açılan diğer kapılardı. Haçlılar, St. Paul Kapısı ile Dük ve Köpek kapılarının karşısına yenleşip, kenti önceleri sadece kuzey ve kuzeydoğu yönünden kuşatacak şekilde dağıldılar.
    Bu dağılımda Tarento Kontu Bohemond St. Paul Kapısı'nın karşısındaki alana yerleşirken, Normandie dükü Robert ile Flandre kontu Robert onun sağında yer aldılar. Toulouse kontu Raymond ile Le Puy Piskoposu Adhmar de Monteil ve Lorraine dükü Godfroi de Bouillon, Köpek Kapısı ile Dük Kapısı karşısından, Asi'nin batıya dönerek surlara yaklaştığı alanda birliklerini konuşlandırlar. Haçlı ordusunun geri kalan bölümü, Bohemond'un arkasında ihtiyat kuvvet olarak beklemekteydi.
    Şimdilik, Köprü Kapısı ile St. George Kapısı'nı serbest bırakan Haçlılar, kendilerine takviye gelecek şekilde olan İskenderun ve St. Simeon limanına bağlantı sağlayan ve Türklerin, Asi'nin karşı tarafı ile ilişkisini kontrol altında tutacak bir Sal Köprü inşa ettiler ve Türklerin hurüc hareketleri ile zaman zaman sur dışına çıkarak Haçlı kampına verebilecekleri zararı azaltacak tedbirleri almaya başladılar.
    Bu ciddi tehdit karşısında, elindeki 20.000 piyade ve 7.000 atlı ile Antakya'yı savunma durumunda olan kentin valisi Yağı-Siyan bir yandan surları tamir ve tahkim ettirip nüfuzlu Hıristiyanları kent dışına çıkarırken, diğer yandan, başta metbuu Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Berkyaruk olmak üzere Haleb Meliki Rıdvan, Şam Meliki Dukak, Diyarbekin Artuklularından Sökmen, Sumeysat Emiri İlgazioğlu Süleyman ile civarlardaki diğer melik, emir ve Türkmen beylerine Antakya'ya yardıma gelmeleri için çağrıda bulundu.
    Aralık 1097 ortalarında, Şam Meliki Dukak, Atabeğ Tuğtekin ve Yağı-Siyan'ın oğlu Şems üd-devle'nin katılımıyla oluşan bir ordu, Antakya'ya yardıma gelirken Haçlılar tarfından bozguna uğratıldı ve Hama'ya geri çekilmeye mecbur kaldı. Şubat 1098'de Diyarbekir Artuklularından Sökmen ve Hama emiri komutasındaki ikinci bir kurtarma ordusu da Haçlılar tarafından geri püskürtüldü.
    Yağı-Siyan'ın yardım çağrısına en güçlü cevabı Musul Emiri Kerboğa vermiş ve daha sonraları (Mayıs 1098 başında) büyük bir kuvvet ile Antakya'ya doğru hareket etmiş ve kenti, Haçlıların eline geçmesinden sonra kuşatmıştır.
    Antakya kuşatması sırasında, gerek birliklerin yorgun olması ve gerekse son derece iyi tahkim edilmiş surlara saldırmak için yeterli malzeme ve techizata sahip olmamaları nedeniyle ağır kayıplar verebilecekleri ihtimali karşısında kente hücum etmekte tereddüt eden Haçlılar'ın bu kararsızlığını değerlendiren Yağı-Siyan'ın zaman zaman yaptığı hurüc hareketlerinde verdikleri zayiat yanında hızlı tükettikleri erzakın bitmesi ile başlayan açlıkla mücadele ederek geçirdikleri zor günlerde ağır kayıplar verdiler. Bu olaylar sonucu Haçlı mevcudunun yedide biri açlıktan öldü.
    Kuşatmanın ilk günlerinde kendileri ve hayvanları için aylarca yetecek kadar yiyecek stokları bulunan Haçlılar, akılsızca tükettikleri bu erzakın kısa süre içinde bitmesi ile büyük bir kıtlık içine düştüler. Kuşatmanın üçüncü ayından sonra açlığın pençesinde kıvranmaya başlayan Haçlılar, bitki kökleri, çeşitli otlar, sürüngenler, at, eşek, deve, köpek ve fareleri yiyerek açlıklarını bastırmaya çalışırken, giderek artan kıtlık karşısında ölü Müslüman askerlerin gömülü naaşlarını çıkarıp yemişlerdir.
    Açlık ve yoksulluk bütün acımasızlığı ile Haçlı kampını kasıp kavururken, Haçlılar arasında bulunan ve her gün kente giderek Haçlıların planları, sıkıntıları ve ümitsizlikleri hakkında bilgiler veren Suriyelilere göz dağı vermek amacıyla, Haçlıların yaptıkları akıl almaz vahşetin hangi noktaya vardığı, Guillaume de Tyr'den naklen öğrenilen bilgilere göre özet olarak şöyledir: "Bir akşam üzeri Bohemond'un emri ile hapisten çıkarılan esir Türklerden birkaçı kazığa geçirilerek, hemen orada yakılan büyük bir ateşte akşam yemeği için hazırlanan bir et gibi kızartılmış ve Haçlı liderlerinin ortak kararı gereğince bundan sonra kampta yakalanacak Türklere ve casuslara bu şekilde davranılarak, Haçlı liderlerine ve askerlere yenecek et olarak kullanılacağı, aynı akibete uğramak istemeyenlerin kamptan uzak durmaları ihtarı yapılmıştır. Bu tüyler ürpertici olaya şahit olanların anlattıkları kısa sürede doğunun bütün kentlerine yayılmış ve oralardaki halkı dehşet içinde bırakmıştır.








  2. dafu-1905
    Devamlı Üye






    Osmanlı Dönemi

    . Osmanlılar Dönemi (1516-1918)

    Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar, dört asır Osmanlı hakimiyetinde kalan Antakya, bu süre içinde Haleb vilayetinin, Haleb Merkez Sancağına bağlı bir kaza merkezi olarak yönetildi. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX, yüzyıla ait umumi salnamelerle Haleb Vilayeti salnamelerdeki kayıtlara göre, imparatorluğun çöküşüne kadar, herhangi bir değişiklik olmadan bu statüyü muhafaza ettiği anlaşılmaktadır. İstanbul'a uzak oluşu yanında Mısır'ın fethinden sonra bölgedeki askeri önemini yitirmiş olmasına ilaveten Ortadoğu'daki büyük geçiş yolları dışında kalmış olması gibi zaman içinde değişen koşullar nedeniyle Osmanlı Devleti için önemsiz ve bu sebeple ihmal edilmiş küçük bir kasaba olarak asırlarca kendi halinde yaşamıştır. Seleucus krallarına başkentlik yapmış, Roma çağındaki ihtişamı dillere destan olmuş, imparatorluğun üç büyük metropolünden biri olarak imparatorların gözdesi olan ve bir zamanlar 'Doğunun Kraliçesi' lakabıyla anılmış olan Antakya'ya, Kanuni Sultan Süleyman, İran'a yapmış olduğu birinci sefer (Sefer-i Irakeyn) dönüşünde uğramıştır. 24 Kasım 1536'da vardığı Haleb'de sekiz gün kalarak kentteki cami, kale ve türbe gibi yerleri ziyaret eden Kanuni, Aralık ayının beşinci günü Antakya'ya gelmiş ve burada bir gece kaldıktan sonra ertesi gün İstanbul'a dönüş yolunda, İskenderun üzerinden Adana istikametinde yoluna devam etmiştir. Mısır'ın Osmanlı hakimiyetine girmesinden sonra bu ülkeye giden her kafile muhakkak surette Antakya'da konaklar, ondan sonra yoluna devam ederdi. Ayrıca Hac yolunda olması nedeniyle hacılar için de bir uğrak yeri idi. Sadrazam Moralı Hasan Paşa H. 1115/M1703- 1704 yılında hacılar için Antakya'da bir cami, bir imaret, bir mektep ve bir de hamam vakfetmiştir. Türkiye Diyanet Vakfı yayını olan İslam Ansiklopedisi'nin Antakya maddesinde kentin özellikle XVI. yüzyül olmak üzere Osmanlı dönemindeki nüfusu, mahalleleri, umumi yapıları, ekonomik hayatı ve esnafı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.
    XVI. yüzyılda Haleb vilayeti sayımları içinde Antakya: 1527'de 1006 hane (evli), 131 mücerret (bekar), 1537'de 1196 (evli), 265 mücerret (bekar), 1552'de 1087 hane (evli), 395 mücerret (bekar, 1570'de 1074 hane (evli), 287 mücerret (bekar(x), 1589'da 1064 hane (evli), 511 mücerret (bekar) nüfusa sahipti. Bu nüfus yirmi iki ile yirmi dört mahallede oturmakta idi. Bunlar arasında Debbüs (dörtayak), Haraccı Bekir ve Hallabünnemle (Basaliye) mahalleleri Osmanlı fethinden sonra kurulanlardır. sur içinde yer alan mahalleler içinde XVI. yüzyılda en kalabalık olanları Habibünneccar (Keşkekoğlu), Cülahan, Dörtayak, Kanavat ve 1552'den sonra ismine rastlanmayan Haraccı Bekir mahalleleriydi.
    XVI. yüzyılda Antakya'da Meydan Hamamı, Beyseri Hamamı ve Mehmed Paşa Vakfı olan bir diğer hamam ile içinde 101, dışında iki dükkanı olan bir berdesten, Dörtayak mahallesinde alt katında yirmi sekiz, üst katında yirmi iki oda ve iki dükkan bulunan bir han vardı. Cafer Ağa Vakfı olan han-ı Sebil, yolcu ve devlet görevlilerinin kaldığı o devir içinde oldukça lüks bir konaklama yeri idi.
    XVII. yüzyılın sonlarında Antakya'da vakıfları yirmi sekize ulaşan cami ve mescidler arasında Habib Neccar Cami ve zaviyesi ile Cami-i Kebir, en büyük yapılardı. Diğerleri mahalle ismini taşıyan mescidlerdi. Ayrıca Kapıağası Cafer Ağa Muallimhanesi, Farisiye Medresesi, Mağribiye Zaviyesi vardı. 1710 yılında yapılan bir sayımda çeşitli mesleklere mensup 1161 esnaf ve buna ilaveten 2332 erkek nüfus tespit edilmiştir. 1838'de Antakya'nın nüfusu 6.000 idi.

    ALINTIDIR..

    Wikipedi'ye teşekkür ederim..





  3. dafu-1905
    Devamlı Üye
    Cumhuriyet Dönemi
    Hatay'ın anavatan Türkiye'ye katılması öncesinde, 2 Eylül 1938 tarihinde 10 aylık bir süre varlığını sürdüren Hatay Devleti kuruldu. Toprakları, Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) belgelerinde İskenderun Sancağı olarak yer alan bölgeydi. 16 Haziran 1939'da TBMM'nde alınan kararla Türkiye ile Hatay Devleti arasındaki sınır çizgisi kaldırılarak geçersiz kılındı. 23 Temmuz 1939'da ise anavatana katılma, son Fransız kıtasının kışladan çıkmasıyla ve Fransız kıtasının da yeraldığı törenle kışlaya Türk bayrağı çekilmesiyle tamamlanmış oldu.

    Coğrafya


    Antakya'nın içinden gecen Asi Nehri


    Anadolu'nun güneyinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınır vilayetlerinden biri olan Hatay ilinin yönetim merkezi Antakya, 36 10' kuzey enlemi ve 36 06' doğu boylamı ile yurdumuzun en güneyinde yer alan kent niteliğindeki yerleşme merkezidir.
    Akdeniz iklim bölgesinin doğu ucunda, kıyıdan 22 km. kadar içerde olar kentin denizden yüksekliği yaklaşık 80 m.dir. Kuzeyde Amanos Dağları ile güneyde Kel Dağ (Cebel-i Akra) arasında kalan Aşağı Asi Vadisi'nin başlangıcında, Kel Dağı'nın kuzeydoğusunda, 440 m. rakımlı Habib-i Neccar Dağı'nın eteklerindedir. Kentin kuzeydoğusuna doğru gelişen ve Hatay çöküntü alanının ortasında yer alan Amik Ovası, zirai potansiyeli çok yüksek kalın bir alüvoyal toprak tabakası ile kaplı olup, aynı zamanda ilin en büyük toprak düzlüğünü oluşturur.
    Tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle kentin adeta simgesi olan ve eteklerinde Antakya'nın kurulu olduğu Habib Neccar Dağı, kenti güneybatı-kuzeydoğu istikametinde sınırlayan bir dizi tepelerin oluşturduğu doğal bir engeldir.
    Antik Çağdaki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı'nı da içine alan Keldağ sırası, altyapı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerin oluşturduğu, üst kısımlarda ise bazalt ve kalkerin hakim olduğu jeolojik bir yapıya sahiptir. Habib Neccar'ın kuzeybatı yamaçları, genç fayların dik basamaklar oluşturduğu parçalanmış, arızalı yüzeyler halindedir.

    İklim

    Antakya ve civarında Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu nedenle kentte yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ancak, kıyı şeridi ile dağların arka kısımları ve yükseltisi fazla olan yerler arasında iklim koşullarındaki bölgesel farklar nedeniyle Antakya'daki iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla biraz farklılık gösterir. Bu nedenle sıcaklık, kıyılarda yüksek değerlerde kalır. Yazların, kıyı şeridine kıyasla daha serin geçmesinin bir nedeni de en sıcak ortalamaların kaydedildiği ayların aynı zamanda, Antakya'da rüzgarın en hızlı estiği ve en çok esme sayısına ulaştığı aylar oluşudur.

    Asi Nehri

    Kuzey yönünde yaklaşık 30 km. boyunca Türkiye-Suriye sınırını oluşturacak şekilde akan Asi Nehri, Türkiye topraklarına girdikten sonra batıya döner ve bugün kurutulmuş olan Amik Gölü'nün ayağı Küçük Asi ile birleştikten sonra güneydoğu doğrultusuna yönelir ve Samandağ'ın güneyinde Akdeniz'e dökülür. Antik Çağ'ın Orontes'i olan Asi'nin kaynağı, Lübnan Dağları'dır. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan veren ve Antakya'yı asırlar boyu Akdeniz'e bir su yolu ile bağlanmış olan Asi Nehri'nin bugün akıttığı ortalama su miktarı, kentin içinde 5.04 m3/sn.dir. Antakya içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı, yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğindedir.
    Eski Antakya, Asi Nehri ile Habib Neccar Dağı arasında kalan doğu kısmıdır. Asi üzerinde, şehrin iki yakasını bağlayan bir dizi köprü vardır. Eski köprülerden biri olan, Amik Gölü'nün kurutulması projesi çerçevesinde, Asi'nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı'ndan beri ayakta duran ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında dönemin belediye başkanı tarafından hunharca ve acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.

    Bağlı beldeler

    Avsuyu, Çekmece, Dursunlu, Ekinci, Gümüşgöze, Güzelburç, Harbiye, Karaali, Karlısu, Kuzeytepe, Küçükdalyan, Maşuklu, Narlıca, Odabaşı, Ovakent, Serinyol, Subaşı, Şenköy, Toygarlı, Turunçlu, Yeşilpınar, Tavla, Toygarlı

    Bağlı köyler

    Açıkdere, Akcurun, Akçaova, Alaattin, Alahan, Alazı, Anayazı, Apaydın, Arpahan, Aşağı oba, Aşağı okçular, Bahçeköy, Balıklıdere, Ballıöz, Bitiren, Bostancık, Bokşin, Bozhüyük, Bozlu, Büyükdalyan, Çardaklı, Çatbaşı, Çayır, Dağdüzü, Değirmenyolu, Demirköprü, Derince, Dikmece, Doğanköy, Döver, Gökçegöz, Güldüren, Güneysöğüt, Günyazı, Hanyolu, Hasanlı, Karşıyaka, Kisecik, Koçören, Kuruyer, Madenboyu, Mansurlu, Maraşboğazı, Melekli, Meydancık, Oğlakören, Orhanlı, Paşaköy, Saçaklı, Samankaya, Saraycık, Sinanlı, Sofular, Soğuksu, Suvatlı, Tahtaköprü, Tanışma, Turfanda, Uzunalıç, Üçgedik, üzümdalı köyü, Yaylacık, Yeşilova, Yoncakaya, Yukarıokçular, Zülüflühan, Yakuplu, Kulaç, Gözluçukur, Esenbağ, Tokaçlı

    Kültür



    Türkiye'nin kültür başkenti olan Antakya, Türkiye Cumhuriyeti'nin en kozmopolit kentlerinden birisidir. Çok uzun bir süre boyunca bir arada yaşamayı öğrenmiş, etnik kökenleri, dinleri farklı birçok topluluğa ev sahipliği yapan bu kent UNESCO barış kenti seçilmiştir. Çokkültürlü yapısını tarih boyunca korumuş olan ilde aynı ulusa mensup birden fazla dini cemaat bulunmaktadır. En büyük nüfusa sahip Alevi Araplar ve Sünni Türklerin yanında, Alevi Türkler, az da olsa Sünni Araplar, Hristiyan Ortodoks ve Hristiyan Protestan Araplar, Maruni Araplar, Ermeniler, Yahudiler ve diğer küçük topluluklar Hatay'ın çokkültürlü yapısının dinamiklerini oluştururlar.

    • 'Hıristiyanlık' isminin ilk kez burada verildiği şehir olan Antakya'da bulunan St.Pierre Kilisesi Hıristiyanlığın en önemli tarihi kiliselerindendir. Kilise aynı zamanda Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmekte ve her yıl burada 29 Haziran günü Katolik Kilisesince ayin düzenlenmektedir.


    • Tarihi ve turistik mekanlar açısından da zengin olan ilde dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonunu barındıran Hatay Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.


    • Her yıl 21-23 Temmuz tarihleri arasında kentte Uluslararası Antakya Turizm ve Sanat Festivali yapılmaktadır.

    Meşhur yemekler

    • Antakya'ya gidilince yenmesi gerekenler peynirli künefe başta olmak üzere, biberli ya da katıklı ekmek,oruk (içli köfte ), dürüm kebap ve mutlaka humus, bakla ezmesi, surke, aşur, çiğ köfte, kaytaz böreği, maklube, kebse, abu gannuc(babagannuc), lahmacun

    ALINTIDIR..

    Wikipedi'ye teşekkür ederim..





  4. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Antakya Hakkında Tarihten Bilgiler

    Antakya Hakkında Bilgiler

    Dağları ve Amik Ovasının başlıca zenginlik kaynağı olması nedeniyle, komşularının tutkularını kamçılıyarak zaman zaman, saldırılara uğrayan Hatay'ın, en eski yerlileri "Prototigris"lerdir. Bütün insanlığın ilk uygarlık tohumlarını atan bu ulus, üçüncü binin ilk yarısında Akatlı, Sargon ve torunu Naramsın'ın yönetimi altına girdi. Akatlar’dan sonra, ikinci binden az önce, Subar (Hiri) lar göç ettiler. Bu Devletler din ve budun biriliğiyle birleşmiş siyasal topluluklardır. Bunlardan biride merkezi Halep'te bulunana Yamhat Krallığıdır.

    M.Ö. XVII. yy'ın sonuna doğru beliren siyasi olayların en önemlisi: İsos (İskenderun) Körfezi yönüne akın eden Etilerin, Huri olan Halep ve Kargamış krallarını yönetimi altına almalarıdır. Bu ara Mısır’daki Hiksos egemenliği de son buldu. Mısırlılar M.Ö. XVI. yy’da önce Filistin’e sonra Suriye, Asi nehri vadisine, en son Fırat kıyılarına dek yaptıkları akınlarla, Mitanmi (Huri) lerin güçlerini kırdılar.

    Oysa Mısır Kralı (Totmosis III.) ün ölümüyle, Halep ve buna bağlı devletler baş kaldırdılar. Mısırlılar bu ayaklanmayı önleyemediklerinden, Suriye’den çekilmek zorunda kaldılar. Mitanmiler bu üstünlüğe dayanarak, Fırat sınırından, Asi Vadisine dek, bütün devletlerle birlikte, İndu-Aryan ailesinden Savşatar’ı başlarına geçirdiler. Ancak, uzun sürmedi, yeniden Etiler ve Mısırlıların egemenliğine girdiler.

    M.Ö. 1314’te Halep ve Mukisliler, Etilerle birleşerek Mısırlıları yendiler. Böylece 140 yıl süren eti egemenliği, batıdan gelen denizci ulusun baskınıyla son buldu (M.Ö. 1190’da). Eti İmparatorluğunun düşüşünden sonra, güneyde kurulan Eti Prensliklerinden, Hatay yöresindekiler birleşerek, Hatina adını alıp Kanula’yı (Çatal-Höyük) kendilerine merkez seçtiler. M.Ö. 841’e dek bağımsızlıklarını sürdürdüler. Sonra Asuri egemenliğine girdiler. Asurlardan sonra da, Yeni Babil’in bir il beyliği ve M.Ö. 538’de Pers Kralı Dara, Büyük İskender’le İsos’ta yaptığı savaşta yenilerek Fırat’a dek çekildi. Fırat boylarında ikinci bir savaşta yine yenildi ve İskender’in egemenliği altına girdi.

    İskenderi’in ölümünden sonra bölge generallerince yöneltilmeye başladı. Generallerden Antigan ile Babil Satrabı Seleucos arasında, İsos’ta ortaya çıkan savaşta, Seleucos üstün geldi ve bir zafer alayı ile Antakya üzerinden, Samandağı’na (şimdi ki Kapısuyu – Mağaracık) giderek (Seleucos) kentini kurdu. Daha sonra hükümet merkezi olarak seçilecek bölge için, Grek sömürgeleri arasında anlaşmazlık çıktı. Bunlardan bir kısmı Antakya yöresinde olması umulan (Antigonya)’yı bazılarıda bugünkü Antakya’nın bulunduğu yeri istiyorlardı. Sonunda, Silifius (Habib-Nacar) Dağı eteklerinde, kentin kurulması karalaştırıldı. M.Ö. 300’de kent kurularak, Seleucos’un babasının adına mal edilip ANTİOCH adı verildi.

    Tarihte önemli bir yer tutan Antakya kenti, ilk kralı Seleucos 1. Nicator (M.Ö. 281) dan başlayarak, Roma İmparatorluğuna katılma tarihi olan M.Ö. 64 yılına dek, komşu devletlerden İran, Mısır ve Romalıların kötü propagandaları yüzünden, iç savaşta kurtulamadı. Büyük Antioch III. Zamanında yurt huzura kavuştu. Ancak, Romalılarla yapılan savaştaki yenilgisi üzerine, yurt parçalandı, iki oğlu arasında taht için acıklı durumlar ortaya çıktı. Bu olay sürüp giderken, M.Ö. 148’de bir yer sarsıntısıyla Antakya yıkıldı. Babasının yerine, Antioch IV. Epiphane, kenti yeniden kurdu. M.Ö. 148 ve 138’de ikinci kez kral olan Demetrius II. Nicator, rakipleri ile durmadan uğraştı. Sonunda Part’ların araya girmeleriyle yönetimi son buldu. Yerine Leğit’lerin yardımıyla, Antiochus VII. Evegete geçti. Antioch VII ile evlenen Cleopatra Thea Hanedan arasındaki olaylara katıldı. Bu taht kavgası sonunda Demetrius II. Nicator yeniden tahta geçerek, karısıyla Antiochus’u yurttan uzaklaştırdı. Bir yönden de Ptoleme Evergete’den yardım istedi. O da Zebina’yı gönderdi. Sonunda Demetrius öldü Zebina’da yenilgiye uğratıldı. Bunun üzerine Cleopatra Thea’nın oğlu ve Tryphon’un kocası olan Antiochus VIII. Grypus M.Ö. 125’te tahta geçirildi.

    Seleucides Hanedanlığın zamanında Trypon Defnede Diana heykelinin ayakları ucunda Cleopatra Thea’yu boğarak öldürttü. Bu çirkin karışıklıklar sonunda, Antakya kapıları M.Ö. 83’te Ermeni Kralı Tigrane’a açıldı. O da karıklığı önleyemedi, Romalılar Seleucides Hanedanının son kralı olan Antiochus XIII. Asiaticus (M.Ö. 69) tahta geçirildi. En sonunda M.Ö. 64’te bütün yurdu Pompei, Roma’nın bir eyaleti olarak imparatorluğa kattı.


+ Yorum Gönder