+ Yorum Gönder
Coğrafya ve Ülkeler Coğrafyası Forumunda Ab ülkelerinin Türkiye'ye Bakışı Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Ab ülkelerinin Türkiye'ye Bakışı Nedir








    ab ülkelerinin türkiye'ye bakışı nedir kısaca







  2. FERAY
    Devamlı Üye





    Ab ülkelerinin Türkiye'ye Bakışı Hakkında Bilgi


    Ticari alanda AB ile işbirliği büyük ölçüde sıkıntısız sürerken, AB üyeliği meselesinde Türkiye dikenli bir yoldan geçirilmektedir. 1999 yılında “aday ülke” statüsü verilmesine ve 2005 yılında üyelik müzakerelerine resmen başlanılmasına rağmen halen kayda değer bir ilerleme sağlanılamadı.



    Son zamanlarda özellikle Kıbrıs sorunu öne sürülse de, asıl mesele Türkiye'nin AB üyeliği hususunda AB genelinde ortak bir görüşün hakim olmamasıdır. Zira Avusturya başta olmak üzere Fransa, Almanya, Danimarka, Hollanda ve Lüksemburg halkının çoğunluğu Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı çıkmaktadır. Buna karşın İngiltere, İsveç, Finlandiya, İtalya ve İrlanda gibi ülkelerin halkının çoğunluğu Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmaktadır. Romanya ve Bulgaristan gibi demokrasi ve hukuk devleti kimliği gelişmemiş ülkeler ve ciddi ekonomik sorunlarla mücadele eden Portekiz ve Yunanistan gibi ülkeler AB'ye tereddütsüz dahil edilirken Türkiye'ye reva görülen çifte standart AB'nin nesnelliğine zarar vermektedir.

    Avrupa Parlamentosunda milletvekili dağılımı ülkelerin nüfusuna göre orantılıdır. Nüfusu 7,5 milyon olan Bulgaristan veya 19 milyonla Romanya'nın üyeliği AB'nin mevcut güç dengesini pek etkilemeyeceği biliniyordu. Buna karşılık Türkiye'nin AB üyesi olması durumunda 75 milyon nüfusu ile AB içinde mevcut güç dengelerini derinden değiştirecek, Almanya ve Fransa ile eşit söz hakkına sahip 3. güç olacaktır. Ayrıca diğer ülkelerin de aldığı gibi ciddi miktarda kalkınma desteği alacaktır. Bu hususlar Türkiye'nin AB'ye üyelik prosedürünü olumsuz şekilde etkilemektedir.

    Bu bağlamda 2006/2007 yılında T.C. Viyana Büyükelçiliğinin Avusturya'da yaptırdığı bir anket de tartışmalara farklı bir boyut kazandırmıştır. Söz konusu ankete göre Türkiye Cumhuriyeti AB üyeliği için tüm kriterleri yerine getirse ve Türkiye'den AB'ye iş göçü olmasa bile Avusturya halkının büyük çoğunluğu Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıyor. Fransa, Hollanda veya Almanya da böyle bir anketin yaptırılması halinde başka bir netice çıkmayacaktır.

    Türkiye karşıtlığın temelindeki “makyavelist” düşünce

    Halk arasında mevcut olan Türkiye karşıtlığı siyasilerin kışkırtıcı ifadelerinin neticesi mi, yoksa halkın ön yargılı Türkiye karşıtı tutumu önceden vardı da siyasiler mi bu durumdan siyasi rant elde etmek için malum ifadeleri sarf ettikleri Türkiye açısından fark etmiyor. Mevcut ön yargının Fransa ve Almanya gibi ülkelerde muhafazakar siyasetçiler tarafından Türkiye'nin AB üyeliğine karşı iç siyaset malzemesi yapılması ve istismar edilmesi hiç şaşırtıcı değil. Bunun son örneği Fransa'da sergilendi. Hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili genel seçimlerinin arefesine giren Fransa 2012 yılında zor bir sınavdan geçmekte ve beklenmedik gelişmelere gebedir.

    Siyasal düşüncenin tartışmalı isimlerinden Floranslı yazar Niccolò Machiavelli'nin kaleme aldığı politika hakkındaki "De Principatibus" isimli kitabında yer alan ve “makyavelist düşünce” teriminin temelini oluşturan prensipler, yayınlanmasının üzerinden 500 yıl geçmesine rağmen, güncel siyasette halen geçerliliğini korumaktadır. Bu bağlamda eğer bir siyasetçinin amacı iktidarı elde etmek ise, “amaçlar araçları meşru kılar” mantığı ile o kişi tüm imkanlarını seferber edecektir. Türkiye'nin AB üyeliğine dönersek, AB halkında Türkiye karşıtı ön yargı ve endişeler mevcut ise, siyasetçilerin bu durumu kendi siyasi çıkarlarına kullanmalarına şaşırmamak gerekir. Elbette böyle bir tutum “Türk'ün Türk'den başka dostu yoktur” anlamına da gelmez.

    Türkiye karşıtlığı ile tanınan Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy Türkiye'nin AB üyeliğini savunmanın kendisine daha fazla siyasi avantaj sağlayacağı kanaatine varsa Türkiye taraftarı bir duruş sergileyeceğinden kimse şüphe etmesin. Zira Sarkozy'nin ana hedefi iktidarda kalmak ve şahsına siyasi çıkar sağlamak, kuru kuruya Türkiye düşmanlığı yapmak değildir.

    Machiavelli'nin eserinde gösterdiği örnek, dönemin önemli askeri lideri Cesare Borgia, bugünün makyavelist siyaset anlayışını çok net tarif etmektedir. Borgia, zalim bir komutanı isyan çıkaran bir şehre göndererek, katliam yolu ile isyanı bastırmasını ister. İsyan bastırıldıktan sonra Borgia halkın kendisine kin beslemesini önlemek için komutanını halkın huzurunda idamla cezalandırır. Böylece halk komutanın cezalandırılmasından memnun kalır, Borgia’ya karşı da korku ile karışık saygı duyulur. Günümüze dönersek, Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy tarafından Élysée sarayında devletin zirvesinde onore edilen, yıllarca AB ile iyi ilişkiler içinde işbirliği yapan zalim Gaddafi'nin düşürülüp Fransız istihbaratının da desteği ile sığınağı tespit edildikten sonra, tutuklanıp Adalete teslim edilmek yerine, kameralar önünde katledilmesi İnternet sitelerinde halen mevcut. AB politikasında makyavelist düşüncenin mevcudiyetini “yanlış veya doğru, adil veya haksız” kavramlarla tanımlamaya çalışmak bir fayda getirmez. Zira AB bir hayır kurumu değil, menfaat gereği kendi dışpolitikasını uygulamaktadır.

    Ön yargılar ile mücadele şart

    AB'yi samimiyetsizlikle suçlayan Türkiye AB'nin siyasi mekanizmasını analiz edip iyi anlaması ve ilişkileri Avrupa'nın bakış açışıyla değerlendirmesi gerekir. Bilhassa AB halkının ön yargılarına karşı sistematik mücadele başlatılması ve Türkiye'nin olası üyeliğinin AB'ye nasıl katkı sağlayacağı iyi vurgulanması azami önem taşımaktadır. Ayrıca Türkiye'deki son on yıl içinde demokrasiye, hukuk devletine ve kişisel özgürlüğe yönelik olumlu değişimlere bakılırsa AB'nin daha önceki Türkiye'ye yönelik eleştirileri ve talepleri sadece “Türkiye düşmanlığından” ibaret olmadığını da kabul etmemiz gerekiyor artık.

    Dr. Hasan Şeker
    Heidelberger Forum für Politik und Wissenschaft e.V.

    ALINTI





+ Yorum Gönder